Yûnus Suresi (1-2-3)
...Saim Yusuf - 10 Ekim 2008

1-) Eliyf Lâââm Ra* tilke ayatül Kitabil Hakiym;

Elif, Lâm, Ra... İşte bunlar Kitab’ı Hakiym’in (hikmet dolu Kitab’ın) ayetleridir.

SAFİ YORUM:
Elif, Lam, Ra…İşte bunlar!? Bunlar neler?.. Elif, Lam, Ra’dan inzal olan her şey!..
Düşündüğün, gördüğün, duyduğun … her şey birer ayettir!..
İşte bunlar, Hakiym olan Kitab’ın ayetleridir!?...
İşte bunlar, tek bir KİTAB’ın/BİLGİ’nin/İLİM’in Hakimiyeti/hükmü altındadırlar!...
Hiçbir şey; diğerinden ayrı, bağımsız, tek başına değildir!...
Her şey, tek bir Kitabın/ilmin/sistemin hükmü altında olan ayetlerdir!...
Her şey, failden çok  fiildir; girdiden çok çıktıdır; yani RAB değil ABD’dır!..
Her şey, varlıktan çok oluştur; başlangıçtan çok sonuçtur; yani HAK değil halkdır!..
BEN HAKK’ım diyen, bilincinde “her şeyi” silmiş erendir, ELİF’te eriyendir!..
Sadece ELİF, BEN der; sadece ELİF, HAKK’tır; sadece ELİF, HAKİYM’dir!..
Hiç bir ayet BEN diyemez; RAb/RAhman/RAhiym’den RAsul(irsal) oluyorken!..
Her şey, her an RAb’den irsal olmaktadır; LAM/Alim/İlim ile; yani ELİF ile!..
Hani nerde özgür irade; nerede RAB’siz, LAM’sız, ELİF’siz SİZ???

2-) Ekâne linNasi aceben en evhayna ila Racülin minhüm en enzirin Nase ve beşşirilleziyne amenu
enne lehüm kademe sıdkın ınde Rabbihim* kalel kafirune inne haza le sahırun mübiyn;


İnsanlar için şaşılacak bir şey mi oldu: “insanları uyar ve iman edenlere de kendileri için Rableri katında Kadem-i Sıdk (sıdk kıdemi-makamı, sıddıklık mertebesi) olduğunu müjdele” diye içlerinden bir rical’e vahyetmemiz?.. Kafirler: “Muhakkak ki bu (Adam) apaçık bir büyücüdür”dedi.

SAFİ YORUM:
İnsanlar için şaşılacak bir şey mi oldu?..Açıkladıklarımıza şaşırdınız mı?..
Varlık daha başka türlü nasıl var olabilir?..Başka türlüsü mümkün değil!..
Kainatın varlığı, çalışma sistemi; Kitabın/Rabbın/Alim’in, Elif/TEK olduğunun ve O’nun Hakimiyetinin ayetidir/işaretidir!...

Bunda şaşılacak bir şey yok; aksi halde kainat ve siz olmazdınız!..
Asıl şaşılacak şey, her şeyin birbirinden ayrı, bağımsız varlıklarının ve iradelerinin olduğunu zan etmek ve iddia etmektir!..

“İnsanları uyar” diyor ve biz de uyarmaya çalışıyoruz; uyanması dilenenlere!...
“İman edenlere de kendileri için Rableri katında Kadem-i Sıdk (sıdk kıdemi-makamı, sıddıklık mertebesi) olduğunu müjdele” diyor!?

“Ey iman edenler, Rabbinizin katında sıdk makamı var” müjdemi aldınız mı, anladınız mı, bilincinizi bu istikamette düzenleyerek yaşadınız mı?..
Ancak iman edenler yani Kitab’ı OKU’yanlar, Bilgi’yi açığa çıkaranlar, “Rabbin katındaki sıdk mertebesi” bilgisini açığa çıkaranlar müjdelenmiş, gerçeğe ermiş, huzura kavuşmuş olanlardır!..

Müminin karşıtı kafirdir; kafir örtendir; o halde mümin açığa çıkarandır!..
OKU’nası KİTAP/farkına varılıp, idrak edilesi, hissedilesi ve gereği yaşanası BİLGİ; bir ayetler zinciri olan kainat kitabında da sürekli olarak yayın yapmaktadır!..

Kafir bilinci bu BİLGİ yayınına örtülü/kapalı olan; mümin ise açık/alıcı olandır!..
Bu yüzden kafirin gözü vardır, görmez, kulağı vardır duymaz… akletmez, bilinci örtülüdür!..Varlığı parça parça görür, duyar, düşünür; TEK’i nasıl BİLsin?!

İman edenler; yani TEK’(Elif)lik Bilgi’sini bilincinde açığa çıkaranlar; Rablerinin indinden mevcudata baktıklarında; mevcudatın ve içindekilerin, Rabbin varlığına ve iradesine bağlı olduklarını/sadık olduklarının şuuruna varırlar!..
Çünkü her şey Rabbin varlığı ile var olup, Rabbin varlığı dışında varlık ve irade yoktur!..Abd oluştur, fiildir, sonuçtur, üründür; Rab değildir, fail değildir, baş değildir!..

Her şey boyutsal ve yüzeysel olarak birbiriyle fark etmese de iletişim, bağlantı halindedir; çünkü her şey TEK/ELİF’tendir!..Aksi düşünülemez!..

Bilim/holografik gerçeklik/kuantum fiziği de bunu dillendirir, öz akıl sahiplerine!..
Her noktada her şey vardır; zerre küllün aynasıdır; mevcudat başka türlü var olamaz!..
“Noktadaki Kudret”le noktalar değişir, görüntü olur, görüntü değişir film olur!..Hareket, görüntü, ses… bu değişimlerle TEK’in bu ilminden OLUŞ’ur!..

Her noktada tüm olmasaydı, değişim nasıl sağlanır da, mevcudat var algılanabilirdi; varlık TEK ve HEP olmasaydı mevcudat var olmazdı, o zaman Rab(özelliği) olmazdı!..
O halde mevcudat algılanıyor, demek ki değişim var Rab var, değişim her noktada gözleniyor, o halde her noktada hep var yani ALLAH var!..

“Kafirler: “Muhakkak ki bu (Adam) apaçık bir büyücüdür”dedi.” Diyor!?
Kafirler bu TEK’lik bilgisini, her noktada tüme ait her şeyin olduğu, her noktanın birbiri ile bağlantılı olup iletişimde olduğu bilgisini, kendi bilinçlerine örttüler!..Kafirler mevcudatı birbirinden ayrı, parça, bağımsız varlıklardan oluşmuş çokluk olarak gördüler!..

Eğer gerçek onların düşündüğü gibi olsaydı, kainat, değişim, hareket, dönüşüm… olmazdı!..Kainat bir büyücünün oluşu değildir!..Varlıkta böyle bir büyüye yer yoktur!..

Kafirlerin bu düşünceleri akıldan uzak, büyülenmiş, yani kopuk, bütünsellikten uzak bir bilincin ürünüdür!..Kafirlerin düşünceleri gerçek değildir, gerçek olması imkansızdır!..Bilinci örtülü olan kafirden de, bu tür büyülü yani kopuk, bağlantısız, mantıksız şuur ürünü fikirler açığa çıkar!..

Kainat her noktada sınırsızlığı ile var olan sonsuz ALLAH’ın Rab özelliğinin oluşudur!..Varlık sınırsız-sonsuz-TEK ise; parçalık, ayrılık, cüzi varlık, cüzi iradeden bahsedilemez!..

Tabi ki bu gerçeğe ancak; Rabbin katından varlığa bakıp, sıdk mertebesinde yaşayıp, her şeyin Rabbi olan ALLAH’a varlıkları ve fiilleri ile sadık kaldıklarını aklen ve hissen fark eden, bu bilgiyi açığa çıkaran ve gereğiyle yaşayan iman edenler ererler!..İşte onlardır, müjdeye kavuşan, müjdeler olmuştur onlara!...

3-) İnne Rabbekümullahulleziy halekas Semavati vel Arda fiy sitteti eyyamin sümmesteva alel Arşi yüdebbirul emr* ma min şefiy’in illâ min ba`di izniHİ, zâlikümullahu Rabbuküm fa`buduHU, efela tezekkerun;

Muhakkak Rabbiniz O Allah’dır ki, Semavat ve Arz’ı altı günde halketti, sonra Arş’a istiva etti (Allah’ın istiva ettiği Arş?), Emr’i tedbir ediyor (mertebesine indiriyor)... Onun izninden sonra müstesna, hiçbir kimse şefaatçı olamaz... İşte budur Rabbiniz olan Allah... O halde O’na kulluk edin... Hala tezekkür etmiyor musunuz (bu özellikler kendinizde) ?.

SAFİ YORUM:
Bir çokları holografik gerçeklik ile imandan ikana geçiş yaptılar!.. Holografik gerçeklik ALLAH manasına bir açıklama getiriyordu!..Hz.Muhammed(sav) “zerre küllün aynasıdır” derken; bilim “holografik evren” ile bu gerçeği dillendiriyor; bizleri ALLAH ismine/manasına biraz daha yaklaştırıyordu!..

Kül her zerrede vardır, kül kendisini zerre olarak yansıtandır; ismi/manası ALLAH olan sınırsız-sonsuzluk her noktada mevcuttur; kendisini kainat ve içindekiler olarak yansıtandır!..Sınırsızlık-sonsuzluk anlamında olan ALLAH manalı, HU ile işaret edilen yapı/vücud, özellikleri ile Rab’lık işlevinde olup, oluşumlarını kainat adı altında yansıtmaktadır, kendinden kendine!..

Holografik gerçeklik bilimin İhlas Suresi’dir; ALLAH manasını gerçekten iman edenlere açtığı için!..İmanı kuru bir söz, taraftarlık olan için ise; holografik gerçeklik bir tür büyü gibi gelebilir!..Kafir örten demektir; örten örttüğünü kendinden uzaklaştırmış, inkar etmiş olur!..

Lafla ne mümin, ne de kafir olunmaz, ALLAH manasının peşine düşenin, insanları bölme amacına alet edilen, bu ayrımlarla işi olmaz!..Tanrıyı inkar edip, holografik gerçeklik üzeri bir varlığa/bir sisteme inananların kiliseler tarafından kafir ilan edilmesi ibrete değerdir!..Benzer olaylar diğer dini inanışlarda da gözlemlenmektedir!..
“Muhakkak Rabbiniz O Allah’dır ki, Semavat ve Arz’ı altı günde halketti” diyor!?

Zaman, mekan algısı sonucu oluşur!..Sizin bedeninizin kapladığı bir alan vardır; siz yerinizi değiştirdiğinizde, aradaki yer değişimleri sıralar ve zaman kavramı oluşturursunuz!..Zaman/an dördüncü boyut olarak değerlendirilir; en, boy, derinlik, zaman!..

Halbuki bizim aslında altı boyutumuz vardır ve bu altı boyutumuz bizde algıladığımız zaman algısını oluşturuz!..Bu altı boyut; üst, alt, sağ, sol, ön, arka!..Bu altı boyut/yön algısı sonucu her yöne hareketimiz söz konusudur!..

Holografik gerçekliğin/ ALLAH manasının gereği Rab işlevi ile; Semavatımız/bilincimiz ve Arzımızla/bedenimiz altı yönün oluşturduğu bir zaman/an içinde yaratılmış olunmaktayız!..

Bu yaratım her an devam etmekte ve biz her an kendimizi bu altı yöne bağlı zaman içinde bulmaktayız!.. Semavatımız/bilincimiz ve Arzımız/bedenimiz bu altı yönün oluşturduğu mekan ve zaman kavramı içinde Rabbin Hakimiyetine/hükmüne uymakta/sadık kalmakta ve mevcudatı var algılamakta!..

“Sonra Arş’a istiva etti (Allah’ın istiva ettiği Arş?), Emr’i tedbir ediyor (mertebesine indiriyor)... deniyor!..
“Sonra Arş’a istiva etti, Emr’i tedbir ediyor” yani ALLAH manalı HU(hüviyet), yapısını değiştiriyor da kainatı var ediyor değil!..Varlığını kainatmış gibi algılatıyor!.. Yani sergilenen bir ilim, inen bir Emr, algılanan bir oluş var!..Arş denen esma boyutu ile efal boyutu arasındaki sınırda (bakıştan kaynaklanan işlevsel sınır), esma terkiplerini yaratıyor!..

Böylelikle esmaları/isimleri/özellikleri sınırsız-sonsuz manası ALLAH olan HU denen varlık; Arşın altında boyutları ilmen geçerek(Emr’i tedbir ediyor) Semavatımıza/bilincimize ve bu oluşan bilincin algıladığı Arzımıza/bedenimize inmiş; kainatı var algılamış oluyoruz!.. Her şey ALLAH’la var!..

Arş sınırına kadar olan gerçek; Arştan sonrası hayal; Arş’tan sonra var olmaya başlayan mevcudat gerçekte varlık kokusu almamıştır, hayaldir, gölgedir, hologramdan yansımadır!..

Bu işleyen sistem gereğidir ki; “Onun izninden sonra müstesna, hiçbir kimse şefaatçı olamaz... “ Çünkü yaratım, oluşum bu şekilde oluşuyor!..Siz ve yaptıklarınız bu oluşumun birer ürünüsünüz!..Sizi de yaptıklarınızı da ALLAH yarattı!..

İşte budur Rabbiniz olan Allah... O halde O’na kulluk edin... Hala tezekkür etmiyor musunuz (bu özellikler kendinizde) ?.

 “İşte budur Rabbiniz olan ALLAH…”

Semavat/bilincimiz ve Arzımız/bedenimiz altı yönün(üst, alt, sağ, sol, ön, arka) algısı ve oluşumu içinde kendini zaman/an/gün kavramı içinde yaratılmış buluyor…Bu yaratma işlevi her an sürekli devam ediyor… Rab indinden bakıldığında, bu yaratış başı sonu olan, olmuş bitmiş bir iş değil; her an ve her zerrede devam ediyor!...  

ALLAH indinden bakıldığında ise; ALLAH’ın sınırsız-sonsuzluğu yanında her türlü yaratım sınırlı kaldığı için; her şey olmuş, bitmiş hükmünde…Ama biz ALLAH-Rab isimleri arasındaki mananın farkını idrak edemez, ALLAH ismi yerine Rab, Rab ismi yerine ALLAH ismini gelişigüzel kullanırsak, bu ince çizgiyi göremeyiz!… ALLAH ismi “sınırsız-sonsuz özellikli yapı/vücud” manasındadır…

Sınırsız-sonsuzluk manasını beş duyu kaydında olarak anlamaya çalışmayalım… Zaman ve mekan kaydını silen sınırsız-sonsuzluk manasında değil; sadece sınırsız-sonsuz manasında… Hiçbir an var olmamış zaman-mekan kavramsız; sınırsız-sonsuz anlamında… “La ilahe illallah/yok ilah, sadece ALLAH” tevhid kelimesini bu manada tefekkür edelim…

Sınırsızlık-sonsuzluk manasından dolayı ALLAH ismi de, tabidir ki diğer tüm isimleri içinde barındıracaktır…Bu gerçeğe işaretle “ALLAH genel bir isimdir, diğer tüm isimleri içine alır” denmiştir… Hiçbir isim nasıl ki kelimeleri farklı ise, manaları da farklı olup, birbirleri yerine kullanılamaz, aksi halde anlam bozulmaları meydana gelir…

Diğer tüm isimler de, sınırsızlık-sonsuzluk olan ALLAH manasını içinde barındırır… Ama her ismin/mananın sınırlı olarak açığa çıkmasıyla mevcudat yaratılmış/var olarak algılanmış olunur…Sınırsız-sonsuz manalı ALLAH indinden bakıldığında ise; yaratılmış olan kainat yok hükmündedir… Sınırsız-sonsuzluğun olduğu TEKlik mertebesinde, sınırlı-sonlu-çokluğa yer yoktur…

Arş sınırının üstü sınırsız-sonsuz isimlerin/manaların olduğu boyuttur… ALLAH’ın Arş’a istiva etmesi/yerleşmesi; esma/isimlerin/manaların/özelliklerin/kuvvelerin sınırsız-sonsuz(ALLAH) bir şekilde Arş’ta/özümüzün derinliklerinde yer aldığına işaret eder…Esmalar toptan, sınırsız-sonsuz olarak/ALLAH manalı olarak, Arş’ımızda mevcuttur…Ama sınırsız-sonsuz halleri ile algılanamamakta, orada yaratım olamamakta, orada mevcudat açığa çıkamamaktadır…

Orada sınırsız-sonsuzluk/ALLAH manası hüküm sürmektedir…Bu sınırsız-sonsuzluk ALLAH manası A’MA/BİLİNMEZLİK halini yaşatmaktadır…Arş’ın altına inildiğinde, sınırsız-sonsuz-teklikten sınırlı-sonlu çokluğa geçildiğinde, isimlerini/özelliklerini bilmektedir…”Bilmekliğimi istedim Ademi, bilinmekliğimi istedim Alemi yarattım”( ne zaman, sürekli olarak her an; nerede, zerreden küle her yerde) kutsi hadisi/arı, derinlikli, öz, güçlü söz bu gerçeğe işaret eder…

O halde “Rabbiniz ALLAH’tır” sözü; her an, her noktada yaratımda olan Rab işlevi, sınırsız-sonsuzluk manalı ALLAH’a yönlendirme yapar… Sınırsız-sonsuzluk manası içindeki Rab işlevine dikkatleri çeker…Ki bu Rab işlevi de Fatiha Süresinde; Rahman üzerinde çalışan Rahiym mekanizması ile, sınırsız-sonsuz özelikli vücud olan ALLAH üzerinde yapılan değerlendirme sonucu alemlerin var algılandığı vurgulanır…

“ElHamdu Lillahi Rabbil’Alemiyn”/Hamd Rabb’ül âlemiyn olan Allah’a mahsustur “  ““er RahmânirRahıym/ Rahmân’dır, Rahıym’dirSınırsızlık-sonsuz özellikli yapı üzerinde yapılan değerlendirme ile, yani sınırsız-sonsuz-teki sınırlı-sonlu-çokluk olarak algılatarak alemler yaratılmış olunuyor… Alemler(Semavat ve Arzlar); Rahman(Arş’ın üstüne istiva eden sınırsız-sonsuz esmalar)’dan Rahiym(Arş’ın altına inzal olan sınırlı-sonlu esma terkipleri üretimi)’e geçiş sağlayan Rab işlevi ile, bu şekilde ALLAH manası üzerinde yapılan bir değerlendirme sonucu var algılanıyor…

Yani “Hamdın ALLAH’a ait olmasının manası”, sınırsız-sonsuz özellikli yapıdaki, Rahman özellikleri üzerinde çalışan Rahiym mekanizması ile açığa çıkan Rab işlevi sonucu, sınırlı-sonlu-çokluk olan alemler olarak değerlendirilmesidir… Bundan dolayıdır ki; ALLAH’ın alemlere tasarrufu alemler suretiyle olmaktadır…

İşte budur Rabbiniz olan ALLAH; uzaklarda aramayın, geleceğe yollamayın… Gün denilen AN’dır; ahiriniz ALLAH’tır… Her şeyi AN’ınında ve ALLAH’ında ara!…En kısa zaman olan AN’daki sınırsız-sonsuzluğun yaşattığı HİÇliğe yönel, HU    !!! Bulan soranlara HİÇ bir şey anlatamayacak; onlarda SIR saklıyor sanacak…

“İşte budur Rabbiniz olan ALLAH…O halde O’na kulluk edin...”

İşte budur Rab işlevli sınırsız-sonsuz varlık; o halde siz HU denen yapıdan yansıyan abdsınız, sınırsız-sonsuz özellikli yapının yansıttığı holografik görüntüsünüz… Böyle bir sistem, oluşum, mekanizma, düzen var iken, birimin HU denen yapıya abd/kul olmaması düşünülebilinir mi?.. Düşünülemez!... Çünkü abd denen ürün, HU denen yapıdan/vücuddan yansımadan başka bir şey değildir… Abdın varlığı ve gerçekliği hayalden öteye geçemez…

İşte budur Rabbiniz olan ALLAH” sözünden sonra gelen “O halde O’na kulluk edin” sözünündeki kulluğu klasik manadaki kulluk manasında değerlendirmek yanılgı olur… Rab olan ALLAH’ın sınırsız-sonsuzluğunu kabul edip, peşinden O’nun EMR’ine karşı gelebilecek bir varlık tasavvur etmek çelişki olur… ALLAH’ın EMR’ini insanın sözlü emri gibi değerlendirme hatasına düşende bu tür çelişki de doğal olarak görülebilir…

ALLAH’ın EMR’ini anlamak için şu örneği verebiliriz: Yerçekimi ALLAH’ın bir EMR’i, Sünnetullah’ın bir kanunudur… Manyetik alanların çekim gücüyle yer merkezine doğru çekiliriz… OKU’yabilene, O’nun varlığı ile var olan yerçekimi kanunu hal lisanı ile “Bana kulluk edin” demektedir… Yani yerçekimi kanununa tabi olarak, o kural çevresinde yaşayın, mesela yüksek yerden atladığınızda yere doğru çekilin… Rab olan ALLAH’ın dili, sözü Sünnetullah’tır, kimseye göre değişimi olmayan, mazeret kabul etmeyen sistem kurallarıdır… Yani bu tür ayetlerle ALLAH klasik manada emir vermiyor; EMR’i altındaki sistemini duyuruyor, doğru yolun işaret levhalarını gösteriyor… ALLAH Rab özelliği dolayısı ile, her şeyin kendisine mutlak teslim halinde kulluk ettiğini, sisteminin abdiyet üzerine işlediğini açıklıyor… Mushaf olan Kur’an, OKU’nası kainat kitabı olan KUR’AN’daki bu kuralları bize açıklar, bizi “insan gibi düşünen ilah sanısından, ALLAH gibi düşünen insan anlayışına” taşımak ister…

“Hala tezekkür etmiyor musunuz (bu özellikler kendinizde) ?...

ÇOK ŞÜKÜR, İNŞAALLAH ediyoruz!!!


EK BÖLÜM

Yunus 4-)
İleyHİ merciuküm cemiy’a* va`dAllahi Hakka* inneHU yebdeül halka sümme yuıydühu li yecziyellezine amenu ve amilus salihati Bil kıst* velleziyne keferu lehüm şerabün min hamiymin ve azâbün eliymün Bima kânu yekfürun;

 
(Hepiniz) toptan dönüşünüz O’nadır… Allah’dan Hakk bir vaad’dır (bu)…Muhakkak ki O, halk’ı ibda’ eder (yaratmaya ilk başlar, halkı izhar eder), sonra iman edip salih amel işleyenleri Bil-kıst (uluhiyyet hükümlerine göre, B sırrınca) cezalandırmak (karşılığını oluşturmak) için onu (halkı) iade eder… Kafir (perdeli) olanlara gelince, kafirlik yapmaları (gerçeği reddetmeleri) yüzünden (B gerçeğince) onlara kaynar sudan bir şarap ve elim bir azab vardır.

***

SAFİ YORUM:
Hepinizin toptan dönüşü O vücudadır…Hepiniz O yapıdan algılanır oluyorsunuz… ALLAH manası gereği gerçekleşen bir durumdur bu!…O yapının ALLAH manalı özelliği dolayısı ile; zerrede külle ait tüm özellikler yer alır…

Holografik(ALLAH manalı) gerçeklilik(Hakk) gereği, hepiniz HU denen O hüviyetten(vücuddan/yapıdan) yansıyorsunuz…

Hepiniz, evren içre evrenlerdeki gelmiş, geçmiş, gelecek her şeyin merci yeri O yapıdır…ALLAH manalı O gerçek varlık yanı sıra; O’ndan ayrı, bağımsız ikinci bir gerçek varlığa yer yoktur…Gerçek/Hakk olan, ALLAH manalı HU/hüviyet O varlıktır…Gerçek şu ki; toptan hepiniz holografik özellikli O yapıdan yansıyan holografik görüntüden başka bir şey değilsiniz…
 
Toptan dönüşünüz O’nadır!?…Tüm zaman ve boyutlardaki her şey; toptan O’nun hologram özellikli yapısında yer alır…Her şey, holografik esas gereği toptan, her zerrede yer alır…HU/O denen kelime; holografik özellikli böyle bir yapıya/vücuda işaret eder…

Su içinde yüzüp, sudan haberi olmayan balık halinden kurtulabildik mi?… İçimiz-dışımız O’nunla doluyken, hala O’nu arayıp duruyor muyuz?…Şu an elinde holografik gerçeklikten büyük ilim mi var?… Bu ilmin kıymetini bildik mi?… Yoksa sıradan bir deney gözüyle görüp, ötesini tefekkür etmedik mi?…
 
Gerçekte O halkı(halkları değil!Herşeyi bir halk olarak görüyor!) yaratmaya ilk başlar!?…Gerçekte O ilk yaratımda bulunur!…O bir kere “OL” der…Ve yine O’nun varlığı ile; domino taşları misali diğer yaratımlar gerçekleşir…Sanki; domino taşları sistemine göre dizilmiş, ilk hareket uygulanmış, taşlar birbirini tetiklemiştir… Yani özlerinde, Bil kıst olan uluhiyet hükümlerinin çalıştığı Sünnetullah kanunları işler; ilk yaratımdan sonra, çalışan sistemden geri dönüşümlerle yeni yaratışlar vuku bulur…
 
Yaratımda açığa çıkacak tüm oluşumlar, holografik özellikli yapıda kodlanmış olarak mevcuttur…Sünnetullah denen sistem bunları tetikleyerek, bunların açığa çıkmasına, algılanır/zahir olmasına, yaratılmasına vesile olur… Elbette adalet, denge, kendinden yansıma üzerine kurulu, uluhiyet/ALLAH manası üzerine çalışan; bu sisteme inanıp, bu sisteme uygun islah edici amellerde bulunanlar mutlu olacaklar/oluyolar; bu sistemi bilinçlerine örtüp, bilinçlerini islah edici amelleri ihmal edenler de mutsuz olacaklar/oluyorlar…
 
Çünkü varlığı “ALLAH manalı HUviyet olan TEK bir VÜCUD” olarak değerlendirmenin sağlayacağı, iman denen halin getirisi olan, huzur halinin yerini hiç bir şey tutmayacaktır…Varlığı TEK vücud olarak gören, ayrı-gayrı kavramından kurtulacak, tüm korkularını yenecek, zararsız, faydalı bir hayat sürecektir…
 
Herkesi KENDİ gibi gören; herkese faydalı olamaya çalışacaktır… TEKliğin doğal sonucu olan KADER ile gerçekleşen, yaratımın gereği olan TAKDİR sisteminin işleyişini bilen biri olarak, hali teslimiyet ve rıza olacaktır…Bu kişi varlıkta kusur, eksik, yanlış… görmeyecek; eleştiriyi, kırıcılığı, kovuculuğu…bırakacaktır…
 
Bilinci bu bilgilere örtülü olan ise; kendini ayrı bir varlık olarak görecek, birimselliğin, bencilliğin…peşinden koşacak; kendine, çevresine zararı dokunacak, gerçek mutluluğu ve huzuru bulamayacaktır…

Yaşadığı hayat, için için yakan kaynar bir şaraba dönecek, bu elim azabı belki de çokları fark edemeyecektir… Dıştan görenler, olayın içini bilmeyenler, elinde şarap misali onun mutlu bir hayat yaşadığını sanarken; o yalancı şarap onun içini yakacaktır, o bunu bilmektedir, bu elim azabı sürekli tatmaktadır…

Saim YUSUF
saimyusuf@hotmail.com

. ana sayfa