Hayır !... Yakında Bileceksiniz ...
...Saim Yusuf - 21 Nisan 2008

İlim yaşamak içindir; yarışmak için değil
TEK’liği yaşatmaya çalışan, ilmin önünde eğil!...
İlim kendin bilmektir; her bilgi ilim değil
Seni senden kurtaracak; ilmin önünde eğil!...

HAKİKAT bilgisi, sanma kuru bir söz değil
HAK’kı görerek her şeyde; halkın önünde eğil!...
Bilimsel gerçekler, felsefe yapmak için değil
ALLAH’ın varlığı ile var olan; Adem’in önünde eğil!...


Saim YUSUF

TEKÂSÜR SÛRESİ
SÛRE HAKKINDA ÖZET BİLGİ
Tekasür Sûresi’nin, Mekke-i Mükerreme’de 16.sırada nazıl olduğu meşhur rivayettir... 8 ayettir... Adını, ilk ayetindeki “et-Tekasür” (çokluk övünüşü, çoğaltma yarışı; çokluk, kesret) den alır...

Tekasür Sûresinde: Tekasür’ün yani çokluk kuruntusunun, beşduyu dünyasının aldatıcılığı...
Gerçeğe ancak “yakiyn” ile muttali olunduğu... Vefat’tan önce görmenin yolu ve perdeleyen dünyamız...
Yakiyn mertebeleri... gibi önemli konular açıklanmaktadır...
(Hasan GÜLER-B Meal)

Hatalar bizden… İsabet kaynaktan… Kusurlar af ola… Eksiklikler tamamlana…

AYETLERİN MÂNÂSI

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

1-) Elhakümüt tekasürü;
Tekasür (çokluk, mal ve neseb itibarıyla çokluk övünüşü, çokluk kuruntusu; beşeri dünyanız; hayal) sizi aldadıp meşgul etti/oyaladı,

SAFİ YORUM:

Bu iki ayeti ilk anda, yüzeysel olarak, şu şekilde yorumlarız:
Çokluğa, kişi adedine, kafa sayısın vb.  aldandınız… Hatta mezarlıktakileri/ölülerinizi dahi bu çoğunluğa kattınız… Çoğunluğun yaptığını doğru kabul ettiniz… Doğrunun ölçüsünü çoğunluk olarak atadınız…

Hem çokluğunuz ile övündünüz; hem çoğunluğa uydunuz… Çokluğunuz ile övündünüz…Biz çoğunluğuz, dünyanın dört bir yanına yayılmışız, kalabalığız, güçlüyüz dediniz… Dünyaya yalnız geldiğinizi ve dünyadan yalnız gideceğinizi görmezden geldiniz… Çoğunluğa uydunuz… Çoğunluğu hangi anlayış, hal, yaşantı olarak bulduysanız, “çoğunluğun yaptığı doğrudur” diyerek onlara uydunuz, aldandınız, oyalandınız… Çoğunluğun örf, adet, şartlanma, değer yargılarına vb. uydunuz…

2-) Hatta zürtümülmekabir;
Hatta mezarlıkları ziyaret ettiniz.

SAFİ YORUM:

Kabirdekilerinizle/ölmüşlerinizle/atalarınızın çokluğu ile bile övündünüz, atalarınıza uydunuz… ”Bizim tarihimiz çok eski; soyumuz, sopumuz çok derin; namımız, şanımız çok yüce; ecdadımız çok zengin, çok güçlü; atalarımız neler neler yapmışlar…” diyerek atalarınızla övündünüz… Sizinde atalarınız gibi ölümü tadıp kendi hesabınızı vereceğinizi görmezden geldiniz… Atalarınızı hangi anlayış, hal ve yaşayış üzerinde bulduysanız, “atalarımızın yaptığı doğrudur” diyerek onlara uydunuz, aldandınız, oyalandınız…

Atalarınız, ağalarınız, yaşayanınız, ölüleriniz; çokluğunuz ile övündünüz, çoğunluğa uydunuz, sayıya aldandınız, çoklukla meşgul oldunuz, çoğunlukla oyalandınız… Çoğunluğun, atalarınızın yaptığını doğru kabul ettiniz… Çoğunluk, atalarınız ya yanlış yolda iseler; onlar ya doğruyu bilmeyen, sapmış kişiler ise, ya onlarda sizin gibi yanlış yolda inat eden atalarıyla, çoğunluğa uymuş iseler…

3-) Kella sevfe ta`lemun;
Hayır!... Yakında (vefat) bileceksiniz.

SAFİ YORUM:

Çoğunluk ve atalar anlayışı; doğruya ulaşmanın bir şartı, kuralı, gereği, göstergesi… değildir… Doğru, güzel, iyi olan ALLAH’ın bildirdikleridir… Çünkü ALLAH’ın bildirdikleri evrensel olup; tüm zaman, coğrafya, insanlığa uyacak esnekliğe, genişliğe, kolaylığa, güzelliğe sahip…; hepsi vahiy, şaşmaz akıl ürünü ilkelerdir… Çoğunluğun ve ataların bildirdikleri ise; zamana ve oluşa yenik düşen, çözümden çok sorun olmuş, ilaçtan çok zehir olmuş… ekseriyeti benlik ürünü fikirlerdir…Bunun böyle olduğunu yakında, ölümü tattığınızda bileceksiniz; bu anlayışınızın ve yaşantınızın getirisi olan boyuta ereceksiniz…

“Hayır!... Yakında bileceksiniz.” ayeti yukarıdaki şekilde yorumlanacağı gibi ayrıca şu şekilde dahi yorumlanabilir:

 “Hayır!...”
ifadesi; ilk iki ayetten daha başka manalın da çıkarılabileceğini söylüyor…”Hayır” ifadesinden sonra “yakında bileceksiniz” diyor… O halde bizde bilmek için gerçeğe yaklaşalım…Bu “yakın” sözünü mesafe ve zaman kavramları içine sokmadan; “gerçeğe yakınlaşmak” olarak değerlendirelim…Bakın o halde hangi gerçeklere kavuşacağız…

Kabri; mezarlık ve mezarlıktaki ölülerin hali olarak değil;
“gerçeği kendimize yaklaştırarak”, kabri bedenimiz olarak görelim… O halde; beden kabirdir… Kendini et-kemik bedenden ibaret bir varlık sandın… Kendine bedensel bir mekan ve zaman biçtin… Beden kabrine kendini hapsettin… Bedenin ihtiyaçları için yaşadın; bol bol yedin, içtin, yattın, gezdin, tozdun, eğlendin… Çoğunluğu da bu halde gördün; çoğunluğa uydun, aldandın, bu boş işlerle meşgul oldun, oyalandın… Hayatını, enerjini, zamanını… boş, yanlış işerde harcadın, israf ettin, iflas edenlerden oldun…


4-) Sümme kella sevfe ta`lemun;
Sonra (yine) hayır, yakında bileceksiniz.

SAFİ YORUM:

Ölümü tadıp bedeni kullanamaz hale geldiğinizde, bedeninizin çürüyüp yok olduğunu gördüğünüzde, ruh bedeninizin gücünün zayıflığını göreceksiniz… Et-kemik bedene dönük yaşantının ruh-dalga bedeninizi zayıflattığını bileceksiniz… Size din adı altında yapılan seslenişin, sizin et-kemik beden kaydından, şartlarından, hapsinden… kurtulup; ruh-dalga bedeni güçlendirmek, o boyuta hazırlanmak için olduğunu o zaman bileceksiniz… Et-kemik beden olmayıp yok olmayacağınızı; ruh-dalga bedenle ölüm ötesinde hayatın devam ettiğini; bunun gereğini yaşayarak ruh enerjilerini güçlendirenlerin kazançlı çıktığını bileceksiniz…
“Sonra (yine) hayır, yakında bileceksiniz.” ayetini yukarıdaki şekilde yorumlayabileceğimiz gibi, şu şekilde de yorumlayabiliriz:
Birinci ve ikinci ayetlerde daha başka manalarda var!.. Gerçek manaya ermek için yaklaş; derinleş… Bu ayetlere daha içsel olarak yönel… O halde; benliğin, nefsin senin kabrin…Benlik denen kabre hapsoldun… Benliğin doğrultusunda hayat sürdün… İnsanların benliğini yüceltmesi, övmesi, gururunu okşamaları, iltifatları, takdirleri vb. hoşuna gitti… Şan, şöhret, nam, mevki, güç, en büyük vb. olmak için yaşadın… Benliğin, bencilliğin kabrin oldu… Çoğunluğunda benlikleri, egoları için yaşadıklarını gördün… Benlikleri için yaşayanlara uydun, aldandın, onların halleriyle hallendin, benlikle meşgul oldun, dünyada bu şekilde oyalandı…

5-) Kella lev ta`lemune ılmel yekıyn;
Hayır!.. Keşke ilmel yakıyn (olarak vefattan önce) bilseydiniz.

SAFİ YORUM:

ALLAH’ın “hayır” gibi tekrar ettiği sözlerde bile farklı anlamlar var… ALLAH aynı kelimeler ile bile farklı şeylere işaret ediyor; aynı şeyleri tekrar etmiyor… Çünkü ALLAH her an yeni bir oluştadır, ALLAH’ın işinde olmaz, sürekli yeni ve yenilenme vardır…
Hayır!... Gerçeğe daha fazla yaklaş!... Ayetleri daha derin düşün diyor… Yakıyn halini sağlayacak ilimle değerlendir… Öyle bir yakıyn olsun ki; ikilik kalksın TEKlik yaşansın… Çokluk kalksın BİRlik yaşansın… Yakıyn ilminin oluşturacağı, TEK BİR olan varlık anlayışı ile tefekkür et… Yakıyn bilgi ile yorumla… O halde; kabir denilen senin birimsel varlığındır… Kendine ALLAH’ın varlığı dışında verdiğin birimsel varlığın senin kabrin…ALLAH’ın varlığı dışında birimsel varlığını var sanma halin, senin kabrin… Sen kesitsel algılama araçların olan beş duyun ile kendini ve etrafındakileri var sanıyorsun... Sınırsız-sonsuz-tek-bütünü sınırlı-sonlu-çokluk-parça olarak algılıyorsun… Gerçek bilgi ile bilsen; sadece Ahad olan ALLAH’ın var olduğunu anlardın… Varlığın özüne doğru ilmen yolculuk yapsan, varlığın TEK olduğunu, varlıkta tek bir ilmin, tek bir kudretin, tek bir iradenin olduğunu bilirdin…

Varlıkta TEK’in hükmünün geçtiğini, varlıkta sistem, düzen, kanunların olduğunu gerçek manada kaosun olmadığını bilirdin… Çünkü ayrı ayrı varlıklar ve iradeler olsaydı varlıkta kaosun olup, varlığın çoktan yokluğa gömüleceğini anlardın… Evet, birimsel varlığın kabrindir, birimsel varlığın sana çokluk algısını oluşturur… Sende birimsel varlığına hapsolursan çokluk algısı ile; ben, sen kavgası içinde ömür sürerdin… Benim bedenim, benim mevkiim, benim evim, benim arabam, benim param vb. ben ve benimler içinde yaşar giderdin… Halbuki gerçeği, tekliği ilmel yakıyn bilsen TEK varlık görürdün… Benlikten bencillikten kurtulmaya çalışır, nefsin için kırmamaya, kızmamaya, öfkelenmemeye çalışır; yalan söylememeye, yanlış yapmamaya, aldatmamaya, çalmamaya çalışırdın…

Çoğunluğa değil, teke şahid olur, teklik bilinciyle yaşar, herkesi, her şeyi bir görür;
“kendine zarar vermeye çalışan varlık gibi” yaşam sürmezdin…Öyle değil mi?! Kendi kendini kandırmak, kendi kendine zarar vermek, kendi kendini aldatmak vb. normal bir durum mudur?! Bu davranışın elbet, insan için kendisine zarar oluşturucu sonucu olacaktır!...

6-) Le terevünnelcahıyme;
Andolsun, Cahıym (cehennem)’i mutlaka görürdünüz.

SAFİ YORUM:

İlmel yakıyn olarak varlığa yönelseydiniz, varlığı TEK olarak bilseydiniz; çokluğun, birimsel varlıkların olmadığını, bunların Cahiym’de, cehennemde, ateşte, yani yoklukta olduklarını bilinç gözünüzle görürdünüz…ALLAH’ın varlığı dışında, kendine ait varlığı olan varlıklar yoktur…Mevcudat varlık kokusu almamıştır; mevcudat yoktur, ALLAH vardır;mevcudat ateştedir, yokluktadır; yok olarak vardır…

Azap birimsellikte; huzur bütünselliktedir… Acı çoklukta; mutluluk tekliktedir…
Tüm acıların, sıkıntıların, azapların vb. temelinde birimsel varlık kabulümüz neticesindeki sahiplik duygumuz yatmaktadır… Bu da bizim dünyadayken içine düştüğümüz Cahıym’imizdir, manevi cehennemimizdir, içimizde yanan ateşimizdir…

7-) Sümme leteravünneha aynel yekıyn;
Sonra yemin olsun onu (cehennem’i) mutlaka aynel yakıyn göreceksiniz.

SAFİ YORUM:

Sonra yani ilim yollu edindiğin bu bilgiyi, bilinç gözünle de göreceksiniz…Varlıkta ki, sistem, denge, düzen seni tek bir varlık, tek bir şuur, tek bir kudret, tek bir irade… anlayışına götürecektir… Ayrı ayrı varlıkların, şuurların, kudretlerin, iradelerin vb. olamayacağını anlayacaksın…

Mevcudat; ALLAH’ın ilminde ilmi suret olarak vardır; kendilerine ait varlıkları ateşte yani yokluktadır… Ayrıca kendinde ayrı bir birimsel varlık görenler manen ve madden bunun azabını tadacaklardır…Çünkü gerçekte birimsellik ve çokluk yoktur; bunda inat edenler birimselliğin ve çokluğun oluşturduğu acıları ölüm ötesinde de tadacaklardır…

8-) Sümme le tüs`elünne yevmeizin anin naıym;
Sonra andolsun o gün Naiym (ni’met)’den elbette sorulacaksınız.

SAFİ YORUM
:

Bu gerçekleri ilim ve hal yollu edindikten sonra; nimet olarak değerlendirilen maddi ve manevi her şeyin, kainatın, evren içre evrenlerin vb. ALLAH’ın varlığı ile var olduğunu anlayacaksın… Hiçbir şeyin kendine ait varlığının olmadığını bileceksin… Böylelikle Naiym, nimet cennetine kavuşacaksın… Nerede, ne zaman?... Her yerde, her an!...

Var olarak algılanan her şeyin ALLAH’ın zatı/varlığı), sıfatı
(özellikleri), esması(isimleri-manaları), efali(fiilleri)ile var olduğunu bileceksin… ALLAH’ın dilemesi ile ilminde yarattığı ilmi suret, mana terkibi olduğunu fark edeceksin…

Bu an bilinciyle, teklik bilinciyle, o boyuttan baktığında; sürekli olarak ALLAH’ın isimleriyle nimetlenmektesin… Her an bir önceki anda senden açığa çıkan manaların getirisiyle manalandırılıyorsun… Yani bir önceki anda senden açığa çıkan manalar sorgulanarak, bu manalar istikametinde senden yeni manalar açığa çıkmaktadır…

O halde sen şu an hangi bilinçle düşündüğüne, hallendiğine, yaşadığına bak!... Birimsellik bilinciyle mi,teklik bilinciyle mi yaşıyorsun?... Varlığı çokluk olarak görüp, sen, ben davası mı güdüyor; yoksa varlığı tek olarak değerlendiriyor, herkesi kendin olarak mı görüyorsun?... Birimsellikten kurtulup, tekliğe ermeye bak!... Varlığı tek bir vücud olarak gör; her şekle bürünebilen bir yapı… Dış görünüşünle insan gibi yaşa; ama içinden ALLAH gibi düşünmeye çalış…

Dışınla halkla olmaya çalış; ama içinde sürekli ALLAH’la ol!... Gördüğünde önce ALLAH’ı sonra, büründüğü şeyi gör…Gördüğünde önce HAK’kı; sonra halkı gör!... HAK’kı halkda gör; halkta HAK’kı gör!... Namazın, orucun, zekatın, kurbanın, haccın, hizmetin vb. daima birimselliğinden geçip, TEK’e yönelişin olsun... Halka hizmetin HAK’ka hizmetindir… Benliğini halka feda etmen, insanlık için kendinden geçmen HAK için yaşamaktır…

Görünüşte halk için benliğini feda etmekle, aslında benliğini HAK için feda etmiş olacaksın…

İlk noktamız olan birimsel varlıkla başlayan dairesel yolculuğumuz, fenafilah ile yarım turu, bakabillah ile tam turu tamamlayarak başlanılan noktada son bulmuş olacaktır… Aynı başlanılan noktaya varılacaksa bu yolculuk, boş bir uğraş mıdır?... Hayır, çünkü bu yolculuk sonunda ne o yolcu eski yolcu olacak, ne de o nokta eski nokta olacaktır… Yolcu da noktası da yenilenmiş olacaktır…

Kendine ait birimsel varlık kabulüyle başlıyan bu dairesel yolculuk, fenafillah ile kendine ait birimsel varlığının olmayışını anlamakla dairenin yarısı tamamlanacak… Dairenin diğer yarısı da varlığın ALLAH’ın varlığı ile var olduğu bilinciyle tamamlanacaktır…

İşte o zaman yer ne o eski yer, gök ne o eski gök olacaktır… Her şeyin ALLAH’ın dinine
(ALLAH’a teslim ) girdiği görülecektir…O gün(o an, yani her an) her şeyin aslına, ALLAH’a döndüğü görülecektir…

Bu hale gelen
“ALLAH diyecek, ötesini bırakacaktır”… ALLAH’ı görecek, ötesini görmeyecektir… Her an geçerli olan bu gerçeği ALLAH’ın bize de yaşatması dileğiyle, SELAM üzerimize olsun…

ALLAH MUİNİMİZ OLSUN… SELAMETLE…



O'nadır Dönüş

Allah Sizin Mevlanızdır

Allah Sizin Mevlanızdır 2

Kapıyı Çalan Aşk

Sevelim Sevilelim

Titreyen Kalpler
Uzaklık O'na Uzak


Harıl Harıl Koşanlar

Yakında Bileceksiniz


Allahın Nuru

Muhammed Ümmeti

Yaşayan Ölüler


İçimizdeki Dost

Okumayı Okumak


Noktadan Nükteye

Noktadan Nükteye 2

Yadsınamaz Din Gerçeği

Seven Gelsin
Besmelesiz Tevbe

Şirk Görme Mertebesi


Çocuk Saflığı 1.bölüm

Çocuk Saflığı 2.bölüm
Çocuk Saflığı 3.bölüm