The Mystery of Consciousness
 

Bilincin Esrarı

Friday, Jan. 19, 2007 By STEVEN PINKER

19 Ocak 2007 Cuma Yazan:Steven pınker

Illustration for TIME by Istvan Orosz

The young women had survived the car crash, after a fashion. In the five months since parts of her brain had been crushed, she could open her eyes but didn't respond to sights, sounds or jabs. In the jargon of neurology, she was judged to be in a persistent vegetative state. In crueler everyday language, she was a vegetable.

Genç kadınlar araba kazasından şöyle böyle kurtulmuşlardı. Beş ay içinde beyninin bazı kısımları ezilmiş olmasına rağmen, gözlerini açabiliyordu; fakat görüntülere, gürültülere veya iğnelere cevap veremedi. Nöroloji teknik dilinde, sürekli bitkisel hayat hükmünü giymişti. Bugünün acımasız diline göre de, o bir sebzeydi.

Mysteries of Conciousness

Beynin Esrarı

Sarah Scantlin is a living medical miracle. An accident injured her brain so severely she should have died, but 20 years later she has regained the ability to speak

Sarah Scantlin yaşayan tıbbi bir mucize. Bir kaza beynini o kadar derinden zedeledi ki, ölebilirdi; fakat 20 yıl sonra konuşma kabiliyetini tekrar kazandı.

Exercise Your Brain

Beyninizi Çalıştırın

Dr. Sanjay Gupta tells us how we can keep our memory as we age and even create new brain cells through mental and physical exercise.

So picture the astonishment of British and Belgian scientists as they scanned her brain using a kind of MRI that detects blood flow to active parts of the brain.

Dr. Sanjay Gupta bize yaşlandıkça hafızamızı nasıl koruyabileceğimizi ve hatta zihinsel ve fiziksel egzersizlerle yeni beyin hücreleri yaratabileceğimizi söylüyor. İngiliz ve Belçikalı bilim adamları MRI aracılığıyla Sarah'ın beynini taradıklarında filmde, beyninin aktif kısımlarında bir kan akışı olduğunu gördüler; hayrete düştüler.

When they recited sentences, the parts involved in language lit up. When they asked her to imagine visiting the rooms of her house, the parts involved in navigating space and recognizing places ramped up. And when they asked her to imagine playing tennis, the regions that trigger motion joined in. Indeed, her scans were barely different from those of healthy volunteers. The woman, it appears, had glimmerings of consciousness.

Cümleleri kendisine okuduklarında, dille ilgili olan kısımlar aydınlandı. Ona evindeki odaları ziyaret ettiğini hayal etmesini sorduklarında, beynindeki araştırma ve yerleri hatırlama kısmı harekete geçti. Ve ona tenis oynamasını hayal etmesini söylediklerinde, beyninde hareketi tetikleyen kısımlar devreye girdi. Sağlıklı gönüllülerden tabii ki onun yaraları apayrıydı. Kadın, göründüğü gibi, bilincin zayıf şekildeki parıltısına sahipti.

Try to comprehend what it is like to be that woman. Do you appreciate the words and caresses of your distraught family while racked with frustration at your inability to reassure them that they are getting through? Or do you drift in a haze, springing to life with a concrete thought when a voice prods you, only to slip back into blankness? If we could experience this existence, would we prefer it to death? And if these questions have answers, would they change our policies toward unresponsive patients--making the Terri Schiavo case look like child's play?

O kadın gibi olmayı kavramaya çalışın. Aklı başından gitmiş olan ailenizin sözleri ve okşamalarını takdir eder miydiniz; siz korku ve endişe içinde kendi işe yaramazlığınızla sarsılırken, onların bu yaptıkları sizi rahatlatır mıydı? Veya bir belirsizliğin içine dalıp; hayatı, bir sesin sizi dürttüğü somut bir düşünceyle doldurup, sonra tekrar boşluğa kaydınız mı? Eğer bu var oluşu deneyimleseydik, ölüme tercih eder miydik? Eğer bu soruların cevabı varsa, davranış biçimimizi Terri Schiavo davasının çocuk oyunu gibi görünmesini sağlayan, hareket edemeyen hastalara karşı değiştirir miydik?

The report of this unusual case last September was just the latest shock from a bracing new field, the science of consciousness. Questions once confined to theological speculations and late-night dorm-room bull sessions are now at the forefront of cognitive neuroscience. With some problems, a modicum of consensus has taken shape. With others, the puzzlement is so deep that they may never be resolved. Some of our deepest convictions about what it means to be human have been shaken.

Geçen Eylül ayında olan her zaman rastlanmayan bu olay, bilincin bilimindeki en son şoktu. Sorular önce tanrıbilimsel spekülasyonlar üzerinde yoğunlaştı ve gece geç saat yatakhanede yapılan spekülatif toplantılar şu anda, idrak edilmesi için nörobilimin önünde. Bazı problemlerle, ortak anlaşma biraz şekle girdi. Diğerleriyle, bulmaca o kadar derin ki, çözülemeyebilir. Bir insanın nasıl sarsılabileceğine ilişkin bazı kanaatlerimiz var.

It shouldn't be surprising that research on consciousness is alternately exhilarating and disturbing. No other topic is like it. As René Descartes noted, our own consciousness is the most indubitable thing there is. The major religions locate it in a soul that survives the body's death to receive its just deserts or to meld into a global mind. For each of us, consciousness is life itself, the reason Woody Allen said, "I don't want to achieve immortality through my work. I want to achieve it by not dying." And the conviction that other people can suffer and flourish as each of us does is the essence of empathy and the foundation of morality.

Bilincin araştırmasını aynı anda hem heyecan verici hem de rahatsız edici bulmak sürpriz olmamalı. Başka hiçbir konu onun gibi değil. Rene Descartes'in kaydettiği gibi, bizim kendi bilincimiz en çözülemeyen şey. Büyük dinler onu, bedenin ölümünde sağ kalan ruhunun içine tatlılarını alması veya küresel bir aklın içinde erimesi için koyuyorlar. Her birimiz için, bilinç hayatın ta kendisidir, Woody Allen şöyle söyledi: ‘' İşim yoluyla ölümsüzlüğü başarmak istemiyorum. Ölmemekle başarmak istiyorum.'' Diğer insanların da acı çekip, tekrar iyileşmesine hepimizin inancının olması empatinin kaynağı ve moralin dayanağıdır.

To make scientific headway in a topic as tangled as consciousness, it helps to clear away some red herrings. Consciousness surely does not depend on language. Babies, many animals and patients robbed of speech by brain damage are not insensate robots; they have reactions like ours that indicate that someone's home. Nor can consciousness be equated with self-awareness. At times we have all lost ourselves in music, exercise or sensual pleasure, but that is different from being knocked out cold.

Bilinç kadar karışık olan bir konuda bilimsel başlık yapmak, bazı karmaşık durumları ortadan kaldırmaya yardımcı olur. Bilinç tabii ki, dile dayanmaz. Beynindeki hasardan dolayı konuşamayan bebekler, birçok hayvan ve hastalar hiçbirşey hissetmeyen robotlar değiller; birinin evini belirtmek için onların da bizler gibi reaksiyonları var. Bilinç, kişisel farkındalıkla da denk tutulamaz. Bazı zamanlarda müzik, egzersiz veya bedensel zevklerin içerisinde kendimizi kaybederiz, fakat bu bilinci tamamen kaybetmeden farklıdır.