Vech'in Seyri !..
...Saim Yusuf - 17 Haziran 2008


RUM SURESİ-30)
Feekım vecheke liddiyni haniyfa* fıtratAllahilletiy fetaren Nase aleyha* la tebdiyle li halkıllah* zâliked diynül kayyimü, ve lâkinne ekseranNasi la ya`lemun;
Vechini Haniyf olarak (bir tanrıya tapınmaksızın, Allah’a şirk koşmaksızın) o Tek Diyn’e doğrult...
O Allah Fıtratı’na ki, insanları onun üzerine yaratmıştır... Allah yaratışına tebdil (
bedel) yoktur...
İşte bu, Diyn-i Kayyım’dır (
hep payidar, daim geçerli Sistem’dir)... Fakat insanların ekseriyeti bilmezler.
(Hasan GÜLER/B Meal)
Her şey, her an vechini/bilinç yüzünü, yani şuurunu; O tek Diyn’e doğrultmuştur…
O tek Diyn ALLAH’ın Fıtratı’dır… ALLAH insanları; Fıtrat’ı üzerine yaratmıştır…
ALLAH’tan başka varlık yoktur ki; başkasının fıtratı üzerine yaratsın; elbette ALLAH kendi FITRAT’ı üzere yaratacaktır… O halde; ALLAH’ın yaratışına bedel yoktur…
Yani; vech/şuur haniyf olarak o tek diyn olan ALLAH’ın Fıtratıyla insan yaratılır; başka şekilde var olamaz!... Maddeyi,  atomu, enerjiyi (Arz) var algılatan; vech/bilinç/şuurdur(Sema)…

Hatalar bizden… İsabet kaynaktan…

Vechler yoktur, VECH vardır; nefsler yoktur, NEFS vardır; varlıklar yoktur, VARLIK vardır; fıtratlar yoktur; FATIR vardır; dinler yoktur, DİYN(yaratış sistemi) vardır; haniyfler yoktur, HANİYF vardır… VECH varlığını ALLAH’tan, ALLAH’ın FITRAT’ından alır… VECH vardır, yaratılmaz; insan yaratılır, var sanılır… VECH insanı var sandırır; yani insan, VECH’in üzerine yaratılır…

VECH haniyftir; istese de bir tanrıya tapamaz, ALLAH’a şirk koşamaz…VECH haniyftir; parçalara ayrılmaz, parçalardan oluşmaz!... VECH haniyftir; ALLAH’ındır, ALLAH’ın FITRAT’ından/özelliğindendir!... VECH haniyftir; ALLAH’a, FITRAT’ına tabidir!... VECH’in aslı ALLAH’tır!... İnsan ise hayaldir; ismi vardır, kendi yok, Adem’dir; VECH’in üstünde görünür, aynadaki görüntüdür; VECH’in gölgesidir… İşte bu daim geçerli sistemdir… Fakat insanların ekseriyeti/çoğunluğu bilmezler…


KURÂN-I KERÎM "B" MEÂLİ (İniş Sırası) 2 - BAKARA SÛRESİ

112-) Bela men esleme vechehu Lillahi ve huve muhsinun felehu ecruhu ‘ınde Rabbihi, ve la havfün aleyhim ve la hüm yahzenun;
Hayır (iş onların sandığı gibi değil), Kim muhsin olarak (varlığının Hakka ait olduğu müşahadesiyle) vechini (aşikar olan varlığını) Allah’a teslim ederse (fena-i tam olursa; Zaten “vechin” O’nun Esmasının belli bir zuhurundan başka bir şey değildir), işte onun ecri Rabbi indindedir... Onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar.

SAFİ YORUM:
“Hayır, kim Muhsin olarak vechini ALLAH’a teslim ederse, işte onun ecri Rabbi indindedir…Onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar.”

O halde; bir kişi her hangi bir sebepten dolayı, korku/çekinme ve hüzün/üzüntü duyuyorsa, o kişi “Muhsin olarak vechini ALLAH’a teslim etmemiştir… O kişi Muhsin olarak vechini ALLAH’a teslim etmediği için; Rabbi’nin indinden ecrini “korku ve hüzün” olarak almaktadır, dünyada da ahirette de…  Korku ve hüzünün kaynağı; kimileri için malını/parasını kaybetme, kimileri için canını/sağlığını kaybetme, kimileri için yakınlarını/sevdiklerini kaybetme, kimileri için makamını/işini ve şanını/şöhretini… kaybetmedir…

Bir insan için “en önemli organı beyin; en önemli kuvvesi akıl; en önemli rızkı TEK’lik ilmidir”… O halde insan, beynini; aklını kullanarak, TEK’lik ilmiyle doldurmalıdır… Bak ayet “Hayır” ile başlıyor!... Yani bu iş; Müslüman, Hıristiyan, Musevi… meselesi değil; ÖZ’den gelen TEK’lik meselesi!...

İSLAM; TEK’e dönük, mutlak ve doğal teslimiyet sisteminin adıdır”… Evren içre evrenler “SINIRSIZ-SONSUZ-TEK”ten var algılanırlar; gerçek var olan TEK’dir… ”ALLAH TEK’DİR, VARLIK TEK; DİN TEK’DİR, SİSTEM TEK; KİTAP TEK’DİR, RASUL TEK!!!” Ayetin devamında “kim Muhsin olarak vechini ALLAH’a teslim ederse” sözü; “kim kendisine ihsan edilmiş yüzünün/bilinç varlığının ALLAH’a teslim olduğunu, ALLAH’ın varlığı ile var olduğunu anlarsa; vechlerin değil, tek bir VECH’in var olup, ALLAH’ın bu tek olan VECH’ini fark ederse” manasına geliyor…
Yani; ayrı ayrı vechler, bilinç varlıklar yok; tek bir VECH var; O’da “Alemlerin Rabbi ALİYM olan ALLAH’tır”…  

İşte onun ecri Rabbi indindedir” sözüyle “varlığa birimsellikle değil, Rabbin indinden bakılması (kaldır benini aradan, ortaya çıksın Yaradan), birimsellikten kurtulması, tüm varlıkta Rabbin hükmünün geçtiği, ecir/karşılk olarak her an açığa çıkanların yaratıcısının Rab olduğu” açıklanmaktadır…

Yani bir sıralamadan bahsedilecekse oluş Rab’den kula doğrudur; Rabbin indindekiler kul adı altında açığa çıkaktadır… Rabbin küllü iradesi; kul adı altında cüzi irade olarak belirir… Gerçekte ise; “alemlerin Rabbi MÜRİYD olan ALLAH” vardır…

Onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar” sözünü girişte bir nebze açıkladık… Algılananın ayrı ayrı yüzlerin/bilinç varlıklar olmayıp, ALLAH’ın VECH’inin olduğu; bu TEK VECH’te de Rabbin hükmünün geçtiğini bilende; korku ve hüzün olmaz!... TEK’liğe erende birimsel varlık olmaz, sahiplenme duygusu olmaz, kaybetme korkusu olmaz, benlik olmaz, hüzün olmaz… TEK’liğe eren HUZUR’dadır, huzur halindedir, üzüntü ve sevincin ötesindedir, teslimiyettedir, YORUMSUZ SEYİR’dedir!… ”GERÇEK DOST”u bilen her an DOST iledir!... DOST’tan korkmaz, DOST’dan incinmez!...

KURÂN-I KERÎM "B" MEÂLİ (İniş Sırası) 2 - BAKARA SÛRESİ

115-) Ve Lillahil meşriku vel mağribü feeynema tüvellu fesemme VECHULLAH * innAllahe Vasi’un ‘Aliym;

Maşrik (doğu, doğma yeri) de mağrib (batı, batma yeri) de Allah’ındır (O’nun Esması’nın açığa çıkışıdır) (2:107)... O halde nereye dönerseniz Allah’ın vechi oradadır... Muhakkak ki Allah Vasi’dir, Aliym’dir.

SAFİ YORUM:
Doğu da ALLAH’ın, batı da ALLAH’ın; doğan da ALLAH’ın, batan da ALLAH’ın… Nereye dönersenin ALLAH’ın vechi oradadır… Yani ALLAH’ın vechi vardır; doğu, batı, doğan, batan sanılmaktadır… Birimsel benlikten dolayı, ALLAH’ın vechi doğu, batı, doğuyor, batıyor algılanmaktadır… Gerçekten; ALLAH Vasi’un Aliymdir… ALLAH’ın ilmi(Aliym) ile vechi var olup; vechi üzerinde karar sahibidir(Vasi)… ALLAH Aliym’inin eseri olan vechine Vasi’dir… Her şey bir an var olmakta(doğmakta), diğer an yok olmadadır(batmada)… Her şeyi var algılatan ALLAH’ın vechidir… Vech’de karar sahibi(Vasi) ALLAH’tır… Vech ALLAH’ın ilmi(Aliym) ile vardır… Yani her şey her an ALLAH’ın ilmi(Aliym) var olmakta; her şeyde her an ALLAH’ın kararı(Vasi) geçmektedir… Her an her şeyde ALLAH’ın dileği yerine gelmektedir…


KURÂN-I KERÎM "B" MEÂLİ (İniş Sırası) 2 - BAKARA SÛRESİ
144-) Kad nera tekallübe vechike fiys Semai, felenüvelliyenneke kıbleten terdaha* fevelli vecheke şatralMescidil Haram* ve haysü ma küntüm fevellu vucuheküm şatrehu, ve innelleziyne utülKitabe leya`lemune ennehülHakku min Rabbihim* ve mAllahu Biğafilin amma ya`melun;

Biz, vechinin Sema’da takallub ettiğini (habire dönüp durduğunu, halden hale dönüştüğünü) görmekteyiz... Artık seni, razı olacağın bir Kıble’ye elbette döndüreceğiz... O halde vechini hemen Mescid-i Haram tarafına döndür... Ve (siz ey tevhid ümmeti) nerede olsanız vechlerinizi O’nun tarafına çeviriniz... Muhakkak ki kendilerine Kitab verilenler elbette bilirler ki o (tahvil-i kıble), Rabblerinden bir Hak’dır... Allah onların amellerinden (Bi-) gafil değildir.


SAFİ YORUM:
Biz, vechinin Sema’da takallub ettiğini (habire dönüp durduğunu, halden hale dönüştüğünü) görmekteyiz...” sözüyle Vechin bilinçte farklı boyutlar olarak algılandığını anlatır… Örneğin varlığın bilinç, enerji, atom, madde boyutları olarak algılanmasıdır… Hatta bu sınırların altında, arasında, üstünde iç içe olan sınırsız-sonsuz boyutlar vardır… Zahir-batın, soyut-somut kavramları ise; görecelidir… Boyut kendisindeki varlığa göre somut ve zahir iken; diğerlerine göre soyut ve batın olmaktadır…

Artık seni, razı olacağın bir Kıble’ye elbette döndüreceğiz... O halde vechini hemen Mescid-i Haram tarafına döndür... Ve (siz ey tevhid ümmeti) nerede olsanız vechlerinizi O’nun tarafına çeviriniz...” sözü ile “her şey her an nerede olursa olsun vechleri/bilinçleri ile O’na dönüktür, O’nun varlığı ile vardır; Kıblesi, Mescid-i Haram’ı O’dur…” İhram olmuş secdesi(Mescid-i Haram)”, yöneldiği kıblesi, O’dur… “Muhakkak ki kendilerine Kitab verilenler elbette bilirler ki o (tahvil-i kıble), Rabblerinden bir Hak’dır... Allah onların amellerinden (Bi-) gafil değildir.”

Her boyut ve canlılarını bir kitap olarak düşünürsek; tüm boyutları birbirlerin Rabbi hükmünde olup; varlıklarını “HAK/gerçek varlık olan ALLAH”tan, “TEK vücud/yapıdan” alırlar… Gaflet halindekine bürünmüş olmasına rağmen; ALLAH onların amellerinden gafil değildir… Yani onların gafil halleri olarak değerlendirilen ameller bile; gaflet değil, aslında HAK’dır… ALLAH’ın işinde gaflete, tesadüfe, olasılığa yer yoktur… Her şey HAK’dır, gerçektir…


KURÂN-I KERÎM "B" MEÂLİ (İniş Sırası) 2 - BAKARA SÛRESİ
177-) Leysel birra en tüvellu vücuheküm kıbelel meşrikı vel mağribi ve lakinnel birra men amene Billahi vel yevmil ahıri vel Melaiketi vel Kitabi ven Nebîyyiyn* ve atelmale alâ hubbihı zevil kurba vel yetama vel mesakiyne vebnes sebiyli ves sailiyne ve fiyrrikab* ve ekamesSalate ve atezZekate vel mufune Bi ahdihim iza ahedu* vas Sabiriyne fiyl be`sai ved darrai ve hıynel be`s* ülaikelleziyne sadeku* ve ülaike hümül müttekun;

Vechlerinizi maşrik ve mağrib yönüne döndürmeniz BİRR (hakiki iyilik, gerçek tevhid) değildir... Fakat (asıl) BİRR (e eren), <B> sırrıyla Allah’a, ahir gün’e, melaike’ye, Kitab’a ve Nebîler’e iman eden; onun muhabbeti üzere malı akrabaya, yetimlere, miskinlere, yolun oğluna, isteyenlere ve kölelere veren; salatı ikame eden ve zekatı veren; ahidleştiğinde (B gerçeğince) ahdini tam yerine getirenler, sıkıntı/fakirlik, hastalık durumlarında, savaşta/öfkenin şiddetlendiği anda sabredenlerdir... İşte bilfiil sadık olanlar bunlardır... Ve işte korunanlar da bunlardır.


SAFİ YORUM:
Vechlerinizi/bilinç yüzlerinizi doğu-batıya/dışa-çevrenize döndürmeniz gerçek tevhid değildir… Çünkü vechler, doğu-batı yoktur; TEK(sınırsız-sonsuz) vardır… Gerçek tevhid; “algılanan bilinçlerin ve mekanların, özümüzdeki ALLAH’ın; ahir güne/boyuta-an’a, melaikeye/enerjiye, kitaba/dataya, (dalga-parçacık gibi) tüm eşleri/çiftleri oluşturan Nebiye bürünmesi” ile  var olduğuna iman etmektir, varlıktan böyle emin olmaktır… Bu imana eren, özünde muhabbeti bulan; gerçek akrabayı, yetimi, miskini, oğlu, isteyeni, köleyi özünde, kendinde bulur…

Salatı/şuursal arınış özünedir, zekatı/madden arınış özüne; ahdi özünedir; sabrı özüne… Sıkıntısı, fakirliği, hastalığı, savaşı, öfkesi, şiddeti özüyle, kendiyle… Dışındakine(doğu-batı) yaptığını sandığı her şey, aslında özünden özüne, kendisinden kendisine… O halde kendin için ne istiyorsan; dışın sandığına da aynısını ver; kendine yöneldiğin gibi ona da yönel; unutma ki başkasına yaptığını sandığını kendine yapmaktasın!... ”B sırrıyla” ALLAH’ın varlığı ile var olmaktasın!.. Böylelikle sadık olmakta ve korunmaktasın…


KURÂN-I KERÎM "B" MEÂLİ (İniş Sırası) 2 - BAKARA SÛRESİ
 
272-) Leyse aleyke hüdahüm ve lakinnAllahe yehdiy men yeşa`* ve ma tünfiku min hayrin felienfüsiküm* ve ma tünfikune illebtiğae vechillah* ve ma tünfiku min hayrin yüveffe ileyküm ve entüm la tuzlemun;

(Rasûlüm) onların hidayeti senin üzerine (bir borç) değildir... Fakat Allah dilediğine hidayet eder... Hayırdan ne infak ederseniz, ancak kendi nefsiniz içindir/kendi lehinizedir... (Nitekim) ancak vechullah’ı arzulayarak/vechullah için infak edersiniz... Hayırdan ne infak ederseniz, tamı tamına size ödenir; ve siz zulme uğratılmazsınız.


SAFİ YORUM:
ALLAH dilediğine hidayet eder!..”. Sen, ben kimseye hidayet edemeyiz!... Eğer o kişi hidayet üzere yaratılmamışsa kimse ona bir şey yapamaz!... Ayrıca kimin hidayette olduğunu ALLAH’tan başka bilen de olamaz!... Hayır gibi görünen şer, şer gibi görünen hayır olabiliyorsa; hidayette görünen gaflette, gaflette görünen de hidayette olabilir, bilinmez!... Senin hidayete vesile oluyorum dediğin; asıl kendi hidayetine vesiledir!.. Ne infak edersen aynı cinsten döner sana gelir!... Malından infak eden mal bulur; ilimden infak eden ilim bulur; varlığından infak eden VAR’lık bulur!... O halde hidayet bulmayanlara kızma; kendin için hizmetten geri kalma!...

VECHULLAH için infak etmek”; vechlerin olmayıp VECH’in olduğunu; mevcudatın varlık kokusu almadığını, ALLAH’ın var olduğunu fark etmek; birimsel varlıktan geçmek, TEK’liği seyir etmektir… Birimsellik/benlik göstergesi tüm yaşayıştan arınmak, ölmeden önce ölmek; varlığı TEK, vechi TEK, nefsi TEK görmektir… SINIRSIZ-SONSUZ-TEK’lik bilinciyle  ile yaşayanda; sınırlı-sonlu-çokluğun oluşturduğu birimsel varlık anlayışın meydana getirdiği, benlik, sahiplik duygusu, kaybetme korkusu … olmaz…



KURÂN-I KERÎM "B" MEÂLİ (İniş Sırası) 3 - ÂL-U İMRÂN SÛRESİ
20-) Fein haccuke fe kul eslemtü vechiye Lillahi ve menittebean* ve kul lilleziyne utül Kitabe vel ümmiyyiyne eeslemtüm* fein eslemu fekadihtedev* ve in tevellev fe innema aleykel belağ* vAllahu Basıyr’un Bil ıbad;

(Rasûlüm) seninle munazaraya girerlerse de ki: (Ben) vechimi Allah’a teslim ettim (zaten vechim O’nun Esmasının bir açığa çıkışıdır; 18.ayette bahsedilen büyük şahadeti yapıp İslam oldum);ve bana tabi olanlar da”... Kendilerine Kitab verilenlere ve ümmilere: “Siz de teslim oldunuz mu/İslam oldunuz mu?” de... Eğer İslam olurlar ise hidayete ermiş olurlar... Şayet yüz çevirirlerse sana düşen yalnızca tebliğdir... Allah kullarını (B sırrınca; onların hakikatı olarak) Basıyr’dir.


SAFİ YORUM:
(BEN) VECHİMİ ALLAH’A TESLİM ETTİM;VE BANA TABİ OLANLAR DA”... KENDİLERİNE KİTAB VERİLENLERE VE ÜMMİLERE: “SİZ DE TESLİM OLDUNUZ MU/İSLAM OLDUNUZ MU?” DE...”

Yorumsuz Seyir” halindekilerin dayanağı olan bir çok ayetten birinde ise;  “kitap verilenlere ve ÜMMİ’lere” bir sesleniş var!… Kitabını OKU’yamayan ÜMMİ’ler; kendi iyilikleri için, kendi menfaatleri için, kendi hidayetleri için bu sese kulak versinler!... ALLAH’ın bizim teslimiyetimize, ALLAH’a teslim olduğumuzu O’na duyurmamamıza; varlıktaki doğal teslimiyet halinin farkında olduğumuzu dile getirmemize ALLAH’ın ihtiyacı yok!... Ama bizim; “her an her şeyin ALLAH’a teslim” olduğunu bilmemiz, kendi kendimize, başkalarına zarar vermememiz için, herkesi kendimize benzetmeye çalışmamız için, ağır yüklerin altına girmemiz için; bir konuda inatçı, ısrarcı, zorba olmamamız için; kendimizi tabu, ilah yapmamamız için; korku ve üzüntüye düşmememiz için; sözün kısası kendimiz için gereklidir…

Dünyayı kendisine ve etrafındakilere cehennem edenin; cennet vaadine kanmayın!... Kendini deccalin cennetine atanların; içine düştükleri cehennemi görün!... Etrafındaki sınırlı çokluk ile övünenler tek başına kaldıklarında;  kendilerinden uzak olarak gördükleri sınırsız sonsuzluğu kaybettikleri için üzülecekler!...

Sağ gözü kör deccal; “TEK olan HAK’kı görmeyen bilinçtir!..” “Ben Vechimi ALLAH’a teslim ettim; ve bana tabi olanlar da” sözüyle “benim bilincim ve bilincimden açığa çıkanlar, bilinç ile var olanlar; ALLAH’a teslim olmuştur; zerreden küle her şey her an ALLAH’ın varlığı ve özellikleri ile vardır; ALLAH’ın varlığının özellikleri açığa çıkmada bilinçler olarak algılanır olmaktadır” deniyor…

“Kitap verilenler, ilmin açığa çıkardıkları; ümmiler ise o ana açığa çıkmayan, OKU’namayanlar; ya da algılanan(kitap verilenler) ve algılanamayanlar(ümmiler)dir… ”Bunlar da ALLAH’a teslimdir, ALLAH’ın varlığının özellikleri ile var olurlar… "

Siz de teslim oldunuz mu/İslam oldunuz mu?” sorusunun cevabı özde “evet” olmakla birlikte; gözde kişiye GÖRE değişir!... Çokları özde oldukları İSLAM’ı, gereği gibi gözde yaşayamıyor!... Gerçek iman İSLAM’dadır, teslimiyettedir!… İslam olmayanın imanı şüphelidir; iman ise şahit ister… İmanın şahadeti teslimiyettir, İslam’dır…

Şayet yüz çevirirlerse sana düşen yalnızca tebliğdir... Allah kullarını (B sırrınca; onların hakikatı olarak) Basıyr’dir.” sözüyle; teslimiyeti görmeyenlere karşı, teslim olanların takınması gereken tavır açıklanıyor, onların düştükleri hataya düşmemeleri, ısrarcı, inatçı, zorbacı, yasakçı, diktatör olmamaları için… Çünkü “ALLAH her an B sırrıyla”, özden gelir bir şekilde bürünmüş olarak kullarına Basıyr’dir/idraktir…

Yani; ALLAH’ın Basiyr/idrak özelliği belli kapasiteye, terkibe, ölçüye bürünerek kullardan açığa çıkmaktadır…”İslam’dan yüz çeviren kul da; kendinden açığa çıkan bu sınırlı idrak dolayısıyla bu haldedir… Sonuç olarak; “her noktada ALLAH’ın takdiri, hükmü, dileği yerine gelmektedir…”

Aşağıdaki Al-u İmran Suresi-18. ayetin yorumunu “Ete Kemiğe Büründüm…” adlı yazımızda yapmıştık…
18-) şehidallahu ennehu la ilahe illâ huve, vel Melaiketü ve ülül ılmi kaimen Bil kıst* la ilahe illâ huvel Aziyz’ül Hakiym;
Allah “La ilahe illa HU”ya, yani “o’ndan başka vücud yok”a şahid olmuştur... (Dolayısıyla çeşitli birim isimleri adı altında gene kendisi) Melaike ve kaimen Bil-Kıst (uluhiyyet hükümlerini kaim kılan,adil) olarak İLİM sahipleri de (bu şahadeti izhar etmiştir)... (Demek ki) Aziyz, Hakiym olan o’ndan başka ilah (vücud) yoktur.

ALLAH MUİNİMİZ OLSUN…

Saim Yusuf
saimyusuf@hotmail.com