Seyredenler
Onu eski kitaplar içine gömülmüş vaziyette tanımıştım. Yıllar yüzüne çentikler atmış, çile göz altında torbalara dönüşmüştü. Alış verişe gelen gençlerle sohbet eder, hiç kimsenin düşünemeyeceği kadar uç fikirleri en can alıcı misallerle destekleyerek dile dökerdi. Muhalifti. Her şeye, insanlara, topluma, hayata, alışılmışlık adına ne varsa hepsine muhalif!..
Vaktiyle bir fakültede öğretim üyeliği de yapmış Vahdet Bey. Üniversite anfisi dar gelince kendini çarşıya atmış. Ticaret dediği de el yazmaları, klasikler, fikir eserleri ve romanlardan oluşan ufacık bir kitapçı dükkanı. Yaşayacak kadar kazandığı mütevazı bir mekan.
Akşamüstü uğruyorum yanına. Burnuna doğru indirdiği gözlüğün üstünden bakarak buyur ediyor. Piknik tüpüne yeni çay koymuş. Çarşı yavaş yavaş boşalıp kepenkler inerken bardakları titiz bir ev hanımı özeni ile hazırlıyor. Cildi parçalanmış, sayfaları koptu kopacak haldeki el yazmasını bir kenara bırakırken muhabbeti açıyor:
- Eeee anlat bakalım. Neler düşünüyor, neler tefekkür ediyorsun?..
Hiç işte, ne olsun diyorum, gayret ediyoruz.
- Vardır bir şeyler vardır, dökül bakalım diyor alüminyum demlikte kaynatıp tavşan kanı hale getirdiği çayı dökerken.
- Bir söz duydum…
- Ne duydun?... Sözleri tekrarlamakla Hakikate erileceğini sanmak!... Ahhh siz gençler!.. Klişelerden ne zaman kurtulacaksınız bilmem ki?..
- Hemen bozma ama Vahdet Bey! Bozarsan söylemem ben de…
Gülümsüyor.
- Bütün çocuklar gibi, hem istekli hem nazlısın. Buyur, buyur, neymiş bakalım o söz?..
- Geçenlerde bir dostum ortaya attı… Hayata bakışta üç tip algı varmış:
1- Allah’ta Seyir 2- Allah’ı Seyir 3- Allah’tan Seyir. Ne demek bunlar, anlayamadım.
Çayından bir yudum aldıktan sonra:
- Ne olacak bunu öğrenirsen? Benden kopya çekip, başka yerlerde kendi malın gibi satacaksın öyle mi?..
Bozuluyorum biraz ama belli etmemeye çalışıyorum.
- İlim ne sizin ne benim malım! Allah İlmi; kopya sonuna kadar caiz bu yolda!…
Gevrek bir kahkaha patlatıyor. “Uyanıksın, minareyi çalmakla kalmıyor kılıfı da hemen giydiriyorsun” diyor ellerini ensesinde birleştirip ardına yaslanırken. Ve başlıyor anlatmaya:
- Keşke Hakikat, keşke Vahdet Yolu naklettiğin sözler gibi kolay olsa… Bak evlat; geçenlerde bizim dükkanın önünde trafik kazası oldu. Her iki arabanın sürücüsü de kavgaya tutuştular. Esnaflar koştu ayırmak için.
Allah’ta Seyir edenler kavga edenlerdi. Onlara göre karşıdaki suçluydu ve zararı öteki açmıştı. Ağızlarına geleni söylediler birbirlerine… Sistem içindeki oluşumlara kapılarak değerlendirme yapanlar; kâr-zarar, acı-tatlı, soğuk-sıcak, vuran-vurulan görenler Allah’ta Seyredenler. Yani senin gibi tasavvuf dedikoducularının avam dedikleri kesim…
- Tasavvuf dedikodusu mu?.. Çok ağır kaçmadı mı?.
Sırtımı sıvazlıyor, “Kızma canım, takıldım sana, dedikodu ile başlar bu işler, sonra da su akar yatağını bulur” dedikten sonra devam ediyor:
- Kaza yapanları sakinleştirmeye gelenler oldu. Akl-ı selim sahibi bazıları; yapmayın ayıptır
değmez kardeşim dediler. Bir kısmı, cana geleceğine mala gelsin, sağlık olsun dediler. Hatta
kaderinizmiş diye teselliye çalışanlar da oldu. Bunlar da Allah’ı seyredenler. Kabullenip, öylece değerlendirmeye çalışanlar. Tam değerlendirdikleri söylenemez ama yine de gayret ediyorlar.
- Anladım. Yani olayı ikilik görmek Allah’ta Seyir, Razı Olmak; Allah’ı Seyir diyebilir miyiz?
- Nasıl uyarsa gönlüne öyle tanımla. Özü anlamak için illa tanım lazımsa?..
Hayli Celalli!… Sinirlenmesin diye susuyorum. Elimdeki not kağıdını alıyor bir çırpıda.
- Kaldır şu kayıtları!.. Canımı sıkma, gönlünü aç, satırlar yıpranır, sadrına yaz.
Tamam diyorum. Minik kedisini okşayarak devam ediyor:
- Ne diyorduk?...Haaa şu kaza işi… Sonra sakinleşip beklemeye başladılar gelecek polisi.
İçeri çağırdım. Oturdular. Oradan buradan laf açtım. Ne iş yaptıklarını sordum. İkisi de inşaat sektöründe çalışıyormuş. Biri imalatçı diğeri, pazarlamacı. Birbirlerine kartlarını verdiler.
Konuştukça açıldılar. Muhabbetlerine destek verecek sözler ettim. Polisin gelmesine yakın ne oldu biliyor musun?
- Ne oldu?
- Birbirlerinden mal almak üzere sözleştiler.
Vahdet Bey, yerinden kalkıp pencereden dışarı bakıyor, hayret halinde uzaklara dalıyor.
- Böyledir işte… Kaza oldu, kavga ettiler, sakinleştiler, tanıştılar ve iş birliği kurmak üzere sözleştiler… Belki de güçlü bir dostluğun ilk temeli atıldı.
- Yani kaza onlar tanışsın, işbirliği yapsın diye mi oldu?...
- Offff… Offff… Delirtme insanı! Amma da kayıtlısın… Çık o kayıtlardan ya Huuu çık!..
Kükrüyor, bağırıyor… Susuyorum…
- Onlar tanışsın diye kaza olmuşmuş! Biz ne anlattık sen ne anlıyorsun?
- Tamam nolur kızma, hikmetlerinden biri bu değil mi?...
- Hikmetten bakmak!… Hikmetten bakarsan çok şey sayarsın. Kaza olur; dostlukları için dersin, hasta olursun sıhhatin kıymetini bilmek için dersin. Dersin de dersin…
- Nereden bakayım?
- Sen de haklısın. Hikmet kavranacak ki Kudreti görebilesin. Neydi senin şu 3. bakış?..
- Şeyyy, Allah’tan seyir…
- Haaa, tamam Allah’tan Seyir ne?..
- Bilmem ki, hikmet dedim kızdın. Ağzımı açacak halim mi kaldı?..
- Hızır, Musa yolculuğunu bilir misin?..
- Evet.
- Hızır bakışıdır Allah’tan Seyir… Musa’lar dayanamaz o seyre… Musa’lar hikmet arar!.. Senin gibi…
- İyi ama Hızır halini hayata, topluma uygulayacak olsak düzen, tertip kalmaz, kaos çıkar!..
- Haklısın belki, belki o yüzden birliktelikleri sürmedi. Musa döndü topluma Hızır döndü kendi boyutuna. Ama bir şeyi unutma; Musa Hızır’dan sonra Musa oldu!... Hızır bakışını anlamaya gayret ettikçe Musa oldu… Karşılaştığı, yaşadığı olaylarda Hızırca bakışı hatırladığı için tebliğinin hakkını verdi.
- O halde şunu anlıyorum; Hızırca yaşamak herkese göre değil ama Hızırca bakmak mümkün. Bu da Allah’tan Seyir, diyebilir miyiz?..
- Herkese göre olanla işim yok benim. Kendi halimi yaşarım, kendimle. Birilerine bir şey anlatmak derdim de yok. Sen anlat. Hızırca bakmak; Allah’tan Seyir diye işle herkese. Nasibi olan kovası kadar alır biliyorsun.
***
Akşam ezanı okunmaya başlıyor. Müsaade istiyorum. Vahdet Bey, poşet içindeki nevalesini ve gece okumak üzere hazırladığı kitap paketini kontrol edip, ortalığı toparlıyor. Vedalaşırken tekrar soruyorum:
- Üç seyirden hangisi bana kolaylaşır?...
- Ümit var ol, gönlüne hangisi yatarsa o kolaylaşsın inşallah… Yolda yürüyen elbet bir gün varacak menzile… Yeter ki yürüyüşte sebat et!..
2 bölüm |