Nahl: 98-100: “Kurân’ı (hakikatını, Rahmân’ın zikrini) kırâat ettiğin vakit, şeytan-ı raciym’den
(tard edilmiş şeytan’dan, B- sırrıyla) Allah’a sığın... Doğrusu onun (şeytan’ın) iman eden ve rablerine tevekkül edenler üzerinde bir sultası/hakimiyeti/tutanağı yoktur... Onun (vehmi nefsin, alt bilincin) sultası ancak kendisini veli (dost) edinenler ve (Bi-) onu (şeytanı) (Allah’a) ortak koşanlar (ona bir varlık, güç, kuvve atfedenler) üzerindedir (demek ki, istiaze yapılması, yani <euzü>nün OKUnması şart!?)”...
…
… Hz.Rasûlullah s.a.v.’in terkisine bir bineğe binen kimse, Hz.Rasûlullah’ın kendisine şöyle dediğini rivâyet eder: “Sen üzerinde iken bineğin olan hayvan tökezleyecek olursa, sakın ‘Kahrolasıca şeytan (sen yaptın!)’ deme... Çünkü o (şeytan) bir ev kadar oluncaya kadar büyüdükçe büyür ve kendi kuvveti ile yaptığını söyler... Fakat şöyle de: ‘BismillahirRahmânirRahıym’... Muhakkak ki o (şeytan) sinek kadar oluncaya kadar küçülür!”...
Hasan GÜLER-B Meal
EUZÜ BİLLAHİ MİNEŞ ŞEYTANİR RACIYM;
Euzu; sığınmak!?...
İçinden çıktığın bir şeye mi?... Dışında olduğun bir şeye mi?... Sığınanı, sığılanı ayrı yerde bir şey mi?...
Sığınanı, sığılanı başka başka bir şey mi?.. Sığınılan; sığınanı kendinden dışarı atmış, uzaklaştırmış bir şey mi?. Sığınan; sığılandan kopmuş, parçalanmış bir şey mi?.. Nasıl sığınma, ne zaman sığınma, nereye sığınma?...
Hatalar bizden… İsabet kaynaktan…
EUZU;
Sığınmak, sığıntısı olduğun yeri hatırlamak… Sığınmışlığını fark etmek… Sığınılanı bilince, sığınandan vazgeçmek… Sığınılana ermek, sığınılanda erimek… Hiç olmak; koruyacak varlık, korunacak varlık kalmamak! Sığınmakla, varlığından kurtulmak... Varlığından kurtularak, sığınmış olmak...Asidin içine düşüp, asit olmak… Ateşlere girip, ateş olmak…Yanıp yanıp kavrulmak…
EUZU BİLLAHİ;
Özündeki ALLAH’a sığınmak… Sınırsız-sonsuz-teke sığınmak… HEP olana sığınmak… Bu sığınmayla kendini de, karşındakini de hiç görmek… Saldıranı da, korunanı da sığınılanda yok etmek… Öze yönelmek, dışarıdaki var sanılanlardan kurtulmak… Derine dalmak, yüzeydeki dalgalardan arınmak… Sığınmak VAR’lık ile yok olmak… Sığınmak, HEP’lik ile hiç olmak… Sığınmak; birimsel varlığından, cehenneminden kurtulmak… Sığınmak; korunası varlığından, kurtularak korunmak… En büyük koruma; korunacak varlığı olmamak.. Korunmak bu gerçeği anlamak… Varlığının verdiği yükten kurtulmak… Hafifleyip yükseklere kanat açmak… Her şeyi geride bırakmak, gökyüzünde uçmak… Böylece korunmaktan kurtulmak, varlığından kurtularak korunmak…
MİNEŞ ŞEYTANİR RACİYM;
ŞEYTAN; aldatan, kandıran, uzaklaştıran… Şeytan, insanın düşmanı.İnsan, ünsiyetten yakınlık manasında… Şeytan, o halde uzaklık anlamında… İnsan, ALLAH’a yakıyn…İnsan “her şey ALLAH’a yakıyndir”, der… Şeytan “her şey ALLAH’tan uzaktır”, der… RACİYM; recmedilmiş, taşlanmış, yani uzaklaştırılmış… Şeytan recmedilmiş… Şeytan uzaklaştırılmış… Şeytan ALLAH’tan uzaklaştırılmış… Yani uzaklık düşüncesi, ALLAH’a uzak… Yani ALLAH her şeye yakıyn… Çünkü, sadece ALLAH var… Olamaz ki, kendinden uzak… Uzaklık ALLAH’a çok uzak… ALLAH kendine çok yakıyn… Bize şah damarımızdan daha yakın; nereye dönsek O’nun Vech’i; ALLAH çok yakıyn…
BİSMİLLAHİR RAHMÂNİR RAHIYM;
Özümdeki ismi ALLAH olan, Rahman ve Rahiym… Gerçek varlık, ismi ALLAH; ismi ALLAH olan yapı/vücud, sınırsız ve sonsuz… Böyle bir varlığa sığınmak… Elbette sınırlı bir varlığa sığınmak gibi değil… Bu varlığa sığınan, kendine ait varlığının olmadığını bilir… Var olan varlığının ise, hayal olduğunu bilir… Gerçek varlığın ALLAH olduğunu bilir… Allah’ın ise sınırlanamayacağını bilir… Var algılanan, sadece ALLAH’ın ilmidir… Çünkü ALLAH denen varlık, sınırsız-sonsuzdur… Sınırsız-sonsuz, ancak hayalde sınırlı-sonlu olur… Gerçekte ise ALLAH, hep sınırsız-sonsuzdur…
***
Yukarıdaki bakış açımızla Seyyidül İstiğfara yönelim ve kapasitemiz yettiği, bize açılan kadarıyla onu nasıl değerlendirmemiz gerektiğini açıklayalım… Öncelikle istiğfar bizde; benlik/birimselliği içinden dışına atmak, kurtulmak, rahatlamak gibi çağrışımlar yapmaktadır…
Okunuşu: Allahümme ente rabbiy lâ ilâhe illâ ente halâkteniy ve ene abdüke ve ene alâ ahdike ve va’dike mesteta’tü, eûzü bike min şerri mâ sana’tü, ebûuleke binı’metike aleyye, ve ebûu bizenbiy fağfir liy zünûbî, feinnehu lâ yağfirüzzünûbe illâ ente birahmetike yâ erhamerrâhımiyn.
Anlamı: Allâhım! Rabbim sensin, TANRI yoktur. Yanlız sen varsın, beni sen yarattın, şüphesiz senin kulunum ve gücüm yettiği kadar sana verdiğim ahdü vaad üzere sâbitim. (Allâhım) işlediğim kusurların şerrinden sana sığınırım, bana ihsan buyurduğun ni’metini zât-ı ulûhiyyetine îtiraf ederim. Günâhımı da îtiraf ederim. Binâenaleyh günahlarımı bağışla. Çünkü günâhları bağışlamak sana aittir.
Bilgi:
Muhammed Mustafa Efendimiz buyuruyor ki: "Bu Seyyid-ül İstiğfar’ı kim inanarak ve idrâk ederek, karşılığını Allâh’tan bekliyerek, gündüz okursa ve gece olmadan önce ölürse cennete gider. Ve gene, kim gece okur da, sabah olmadan evvel ölürse o da cennet ehlinden olur."
***
İnanmak, korktuğun için kabul etmek değildir!... İnanmak, rahata kavuşmak için anlaşma yapmak değildir!... İnanmak; şüpheyi saklayıp, gizlemek değildir!… İnanmak, aklı devre dışı bırakmak değildir!… İnanmak, takım tutar gibi din tutmak değildir!… İnanmak fanatiklik yapar gibi, insanlara zarar vermek değildir!… İnanmak; açıklananın her an, her yerde olduğunu kabul etmektir… İnanmak, olanda açıklananı görebilmektir… İnanmak, bu işin başka türlü olmasının imkanının olmadığını idrak etmektir… İnanmak, sadece ALLAH’ın var olduğunu ve dilediğini yaptığını bilmektir… İnanmak, varlığın başka şekilde var olamayacağını idrak etmek demektir… İnanmak, ALLAH’ın varlığının idrak edilemeyeceğini, varlığında başka şekilde var olamayacağını idrak etmektir… Sınırsız-sonsuz-tek olan ALLAH vardır ve her şeyi ilminde, ilmi suret olarak var etmiştir… İnanmak TEK’e ve KADER’ine teslim olduğunu bilmektir…
ALLAH’ın Mü’min ismiyle iman etmek… ALLAH Mü’min’dir… İman nurunun kaynağı ALLAH’tır… İman eden ve iman edilen ikilemine düşürmeyen bir iman; Mü’min… Her an ve her şeyde tüm açığa çıkardığı manalardan kesinlikle emin ve bunları kabul manasında amin olan iman; Mü’min… Müslim olmadan, her an’a ve her şeye teslim olmadan, razı olmadan, fenaya ermeden, Bakiyi bulmadan oluşmayacak iman; Mü’min…
Bu açıdan bakıldığında, inanç ve idrak birbirinden ayrılamaz bir bütündür!… İmansız idrak, idraksız iman olmaz!… Akılsız iman, imansız akıl olmaz!… Akıllı olmayan imanlı, imanlı olmayan akılı olamaz!… İmansız olan akılsız, akılsız olan imansızdır!… Akıl ve iman bir bütündür!… Varsa biri, gerçekte ikisi de vardır!… Yoksa biri, gerçekte ikisi de yoktur!… Akıl zeka değildir!… Aklı olan mesuldur, zeki olan değildir!… Yani her akıllı zeki iman eder, ama her akılsız zeki iman etmiş değildir!… Karşılığını ALLAH’tan bekleyerek OKU’mak!... Klasik manada mı anlayacağız?...
Bu manada bakarsan, bu istiğfarı başkasının karşısına geçip okuyan, ondan karşılık bekleyen var mı?... Yok!... Herkes zannınca, karşılığını ALLAH’tan bekleyerek okuyor… Karşılığını ALLAH’tan bekleyerek OKU’mak!... OKU’duğu şeyde karşılık olarak ALLAH’ı bulmak, demek!… Her an, her şeyde ALLAH’ı görmek demek!… Bulamadıysan, göremediysen, eremediysen demek ki; OKU’yamadın sen!...
Bulamadıysan ALLAH’ı, cennete kavuşamadın sen!... Onun için cehennem ateşiyle yanıyorsun sen!... "Gündüz okursa ve gece olmadan önce ölürse cennete gider. Ve gene, kim gece okur da, sabah olmadan evvel ölürse o da cennet ehlinden olur." Ne demek?...
Bu istiğfarı gündüz ve gece bir kere oku, gündüz ölürsen veya gece ölürsen cennetliksin mi demek?... Sistemde sihirli bir değnek mi var?... Büyük ikramiye dağıtan talih kuşu mu var?... Gözüne gireceğin bir tanrı mı var?... Yok!!!
Gündüz okuması; yani “varlıklar var” bilincindeyken, varlıkları var algılarken, varlıkları var sayarken, varlıklar ALLAH’ın varlığı ile var, ALLAH’ın varlığı dışında kendilerine ait varlıkları yok, diye düşünmesi…
Gece okuması; yani “varlıklar yok” bilincindeyken, varlıkları yok kabul ediyorken, varlıkları yok sayıyorken, varlığı mutlak yokluğa düşürmeden, varlığı sonsuz hiçliğe gömmeden, sadece ALLAH var, yalnız ALLAH var, sınırsız-sonsuz tek ALLAH var, diye düşünmesi…
Bu düşünceler içinde ölümü tatması, birimsellikten kurtulması… Yani ölmeden evvel ölmüş olması… Fenafillah’ta fena olup, Bekabillah’ta beka bulması… Birimsel varlığın getirdiği cehennem yaşantısından kurtulup; bütünsel varlığın getirdiği cennet yaşantısına kavuşması…
Ölmeden evvel ölenin varlığı yoktur ki, cehennem ateşi onu yaksın… Varlığından kurtulanın; isteği ve arzusu olmayanın kaybedeceği ve kazanacağı bir şeyi kalmamıştır… Onun hali teslimiyet ve selamettir… O her şeyde, her an teslimiyeti ve selameti görür… O ALLAH’tan razı, ALLAH’ta ondan razıdır…
Onun için, OKU’mak yaşamaktır… Amaç; kainat kitabında OKU’nanı, Mushaf kitapta OKU’yarak bulmaktır… Bunun içinde ALLAH’ı hiçbir düşünceyle sınırlamamak gerekir… İnsan gibi düşünen tanrı, melek gibi tanrı, noel baba gibi tanrı vb. düşüncelerden arınmak gerekir… Sınırsız-sonsuz tüm manalarının kombinasyonunu açığa çıkaracak varlık olan ALLAH, anlayışına ermek gerekir…
Çokları bu rıza lokmasını yutama!z… Yutanı da kızgın ateş yakama!z… Bu lokmayı yutunca sanma ateş söner, her yer bayrama döner!… Ateş yanar, yutanı yakmaz; bayram her zaman, yutmayan anlamaz!… Bu istiğfar duasını okuyunca hala cennete girmediysen, demek ki ölmedin, gece de-gündüz de ALLAH’ı bilmedin, karşılığı olan ALLAH’a ermedin, buna iman edip idrak etmedin!… Cennet sanıldığı gibi, oku-geçle kazanılacak kadar pek ucuz değil; cehennemde bilinen dar manasına, hapsedilecek kadar lüzumsuz değil!...
***
Allah’ım! Rabbim sensin(Ben dediğim ALLAH’ın isimlerinden oluşan bir esma terkibidir, ben bu esma terkibinin açığa çıkarmasıyla var olurum), tanrı/ilah yoktur(benim, Rabbim olan Allah dışında, bu esma terkibim dışında, kendime ait varlığım yoktur)… Yalnız sen varsın(o halde ayrı bir ben yok, esma terkiplerinin kaynağı Rab olan ALLAH, sınırsız-sonsuz-tek var), beni sen yarattın(Allah’ın Rab özelliğiyle, esmalarının terkibiyle, varlığının özellikleriyle var oldum), şüphesiz senin kulunum(şüphesiz esma terkibim olan, senin dilediğin manaları açığa çıkaracağım) ve gücüm yettiği kadar sana verdiğim ahdü vaad üzere sabitim(kapasitem, esma terkibim,mana grubum gereği benden manalar açığa çıkar, bunlarla sabitim, kapasitem üzerinde bende olmayan manalar benden açığa çıkmaz).(Allah’ım) işlediğim kusurların şerrinden sana sığınırım(sana sığınırım, sığındığım sen indinden baktığımda kusur ve şerrin silinmesi için, özden açığa çıkan esmalarımın düzenlenmesi ve dengelenmesi için), bana ihsan buyurduğun nimetini zat-ı uluhiyetine itiraf ederim(benden açığa çıkan her şey, özden açığa çıkan esmalar uluhiyet sahibi zatından kaynaklanır, esmalarımı düzenlemek ve dengelemek uluhiyetine kolaydır, zatının dilediğini yapmaya gücü yeter)… Günahımı da itiraf ederim(benlik, birimsel varlık algımda aynı şekildedir, zat-ı uluhiyetden kaynaklanır).Binaenaleyh günahlarımı bağışla(benlik, birimsel varlık anlayışından, ancak Allah’ın varlığı kurtarır, özden gelen esmaları ancak Allah düzenleyebilir). Çünkü günahları bağışlamak sana aittir(Allah’ın varlığını düşündüğümde birimsel varlığım ortadan kalkar, beni birimsel varlıktan kurtaracak dengeli esmalara ancak sen kavuşturursun).
ALLAH MUİNİMİZ OLSUN …. |