Tasavvufun ana gayesi Hiçlige ulasmak. Hiçlik bir okyanus; hakikat yolcuları ona akan ırmaklar…Iste bu akısta yasanacak bazı halleri Mehmet DOGRAMACI tecrübe imbiginden süzerek canlı sahnelerle önümüze getiriyor.
Seyir Defteri e-kitabımızın ilk bölümü BASKASI OLMA ana baslıgı altında Kendini Tanıma
olgusuna ayrılmıs. Adeta bu bölüm “Kendini bilen Rabbini bilir” hadisinin yasanarak açıklanması…
Bu bölümde özellikle rehber ihtiyacına, rehberle kurulacak bagın usullerine, yasanacak hallere dikkat çekilmis.
Ikinci Bölüm KENDINDE KALMA HIÇLIGE KOS baslıgı altında, kendini tanımanın; Rabbini
tanımanın asıl gaye için yeterli olmayacagı, esas öze ermek için Rabbul Alemiyni tanımak
gerektigi vurgulanıyor. Rabbul Alemiyni tanımanın bir diger ismi Hiçlige ulasmak.
Iste tüm bu asamalardaki seyirleri öz, canlı, güncel misallerle okuyacaksınız.
BAŞKASI OLMA KENDİN OL !
“ Baskası olma, kendin ol, böyle çok daha güzelsin! “
Mega star Tarkan’ın sarkısı. Beste Sezen Aksu’ya ait. Sanat elestirisi yapmak için
atmadım baslıgı! Böylesine saygın ve ibadet askı ile takip edilen bir siteyi magazinle isgal
edecek degilim! Konu baska. Dogal bir ihtiyaçtan ve kiside olusturdugu durumlardan
bahsedecegim.
Aldıgım pek çok mailin ortak istegine cevap vermekle birlikte bazı tehlikelere de dikkat çekecegim. Bu konudaki görüslerim bana aittir ve yasanmıs tecrübelerden süzülmüstür.
( Yasamadıgımı, hissetmedigimi yazmadım! Hissederek, düsünerek yazdıklarımı ise sahnesahne yasattı Rabbim, hamd olsun, sükürler olsun! )
Maillerdeki ortak istek su sorularla açıga çıkıyor;
- Hakikat yolunda kendimize nasıl bir rehber buluruz ?..
- Kimlerle görüssek, kimi takip etsek ?..
- Filancayı ziyaret edip baglansak mı ?..
- Rehbere en kolay nasıl ulasırız ?..
Bunlar ilim ve feyiz arayısı içindeki kiside olusabilecek dogal istekler, içten sorular. Bu
arayısı bir sartlanma yada geleneksel tutku olarak görmüyor, ruhun samimi talebi
sayıyorum.
Her seye ragmen geçmis yıllarda “ Rehbersiz olmaz, illa usta lazım “ diye yazılar kaleme
alan, tahliller yapan da benim! Bunu biliyorum. Peki simdi fikrim degisti mi? Hayır. Ama
açmam gerekenler var, onları paylasayım:
Dostlar!
Egitim; ögretmenden, sanat; ustadan, teknik; antrenörden alınır. Bu sünnetullah!
Degismez ve dogal. Kimsenin itirazı olmadıgı gibi benim de itirazım yok! Ancaaaakkkk!
Gelelim simdi ancak kısmına ve enine boyuna degerlendirelim.
Sevdiginiz birini yakından tanıma istegi çok dogal. Imkan bulursanız gidin, görün,
dinleyin, feyz alın, dua isteyin. Zararı yok faydası var. Içiniz rahatlar, gönlünüz genisler.
Kapı açarsa zaman zaman görüslerine de bas vurun. Sorular yöneltin, anlayısından
pırıltılar yakalayın! Sayet çok sevmisseniz bir süre yorumsuz dinleyin, okuyun, takip edin!
Ilmi almanın ve kolayca sindirmenin en etkin yoludur yorumsuz, yargısız takip etmek.
Rehber konusunda uzunca arayıslara girmis, pek çok ziyaretler yapmıs, epey çiçek
dolanmıs, ama sonunda kendi kovanında, kendi balını üretmeye karar vererek uzlete çekilmis biri olarak teknemde yogrulanı maddeler halinde özetleyecegim. Söyledigim gibi,
dısarıdan seyirle, kitâbî, teorik bilgilerle degil, bizzat yasanan degerlendirmeler bunlar:
1- HER REHBER BELLI BIR MESREP ÜZEREDIR :
Burçlar nasıl muhtelif ise Hakikat
Yolunun rehberleri de çesitli karakterleri yansıtırlar. Kiminin yolu sevgi, kimininki ask,
kimininki ilim, kimininki çile, riyazat. Hepsi nev-i sahsına münhasır! Okudugunuz,
dinlediginiz, ziyaret ettiginiz hiçbir rehberi, digerine kıyaslamayın. Mevlevi yolundan
Naksilik, Halvetiden Kadirilik beklemek insanın hem kendine hem çevresine
zulmetmesidir. Göörüseceginiz ustaları, mesreplerini dikkate alarak, Hos görerek, Bir
görerek, Hak görerek izleyin.
2- SIZE ALLAH’I HATIRLATIYOR MU? :
Çok sorulur, “ Birinin hakikatten nasiplendigini
nasıl anlarız? “ Kolay; simasına baktıgınızda size Allah’ı hatırlatıyor ise, yazısı, sohbeti,
söylemi kalbinizde titresimler olusturuyor, bilincinizde simsekler çaktırıyorsa çekinmeyin.
Ama bunlar sizde olusmuyor da sırf birileri övüyor diye kendinizi zorlayarak, etki altında
takip ediyorsanız; yorulmayın, kendinizi zorlamayın. Zamana bırakın!
Dua; davettir, çekimdir. Size uygun mesrepli biri ya sahsen ya ilmen karsınıza bir gün
çıkar.Hiç süpheniz olmasın!
…
Fani dünyanın en büyük bahtiyarlıgı bir VELI kulun gözlerine çarpılmak, dilinden akan
billur kaynakla ruhu yıkamak, gönlünden yansıyan idrakle sükun bulmaktır. Bir veli kula
rastlamak duamız olsun!
(Ne zaman su konuda ehil bir zat karsıma çıksa da, takıldıgımseyin hakikatini anlatsa diye iç geçirsem; Rabbim o zatlara ulastırmıstır. Isteginiz güçlü ise ergeç olusur, merak etmeyin!)
…
Her veli rehber olabilir, ama her rehber veli olacak sartı yoktur! Ilmi yada gönlünüze tesir
edecek hali mevcut ise istifade etmeye bakınız.
Veliyi tanımak da ayrı bir kapasite ister. Çünkü onlar Allah’ın Kubbesi (beseriyet özellikleri) altında gizlenmislerdir. Bu nedenle, bana göre veli olan, size göre sıradan
gözükebilir. Bu tamamen kisinin o zatın temsil ettigi manaya yatkınlıgı ile alakalıdır.
Herkes nasibi olana kosar, daha dogrusu kos- tu- ru- lur !..
3- TEVAZU VE INSAN SEVGISI ANA ÖLÇÜ :
Celalli bazı istisnalar hariç, ilk arayacagınız
sey; tevazu ve insan sevgisi olsun! Gurur ve Ego tasavvuf yolunun bas mikropları.
Etiketi- kılıfı ne olursa olsun, gurur ve ego gördügünüz mahallerden kaçabildiginiz kadar
uzaklasınız.Mikroplu su içmektense bırakın cigeriniz yansın!..
4- REHBERLIK BAGI ÖMÜR BOYU MU ? :
Tarihi misaller açık. Usta- çırak iliskisi ömürlük
degildir. Sünnetullah; bir süre sonra çıragın kalfa, kalfanın usta olmak üzere ayrılmasını
gerekli kılar. Bu baglar, hayatın belli bir asamasında kopmaya mahkumdur.
Yunus, 40 sene odun tasır Taptuk Dergahına. Vakti gelince çok yapısmasına ragmen
Taptuk Yunus’u sefere çıkarmıs, iste o seferlerde Yunus’un hakiki özellikleri açıga çıkmıstır. Sefere çıkmasa belki de bizler bugün ondan feyizleniyor olamazdık.
Hz.Mevlana, Sems olmaksızın nefes bile alamayacagını düsünür önceleri. Sems kâh
seferlere çıkar, kâh çeker gider, kaçar. Sonunda da sehit edilir. Mevlana o ölümden
sonra bulur kendini, kendindekini ! Ölümde ve ayrılıkta isyan eden degil; “ O ölmüstürama Allah Bakidir “ diyen Ebubekir bilinci sahipleri yeni boyutlara kapı açarlar!
Rehberinize bebegin anneye baglanısı gibi baglanmanız ilim- hakikat sütü emmeniz için
elzem. Ne var ki; her süt emenin belli bir süre sonra sütten kesilmesi de elzem. Sütten
kesilmede inat etmek; enva-i çesit gıdadan, zengin vitamin depolarından mahrum
kalmak demektir! Sizde olan kulluk manalarının açıga çıkısı için; bir süre sonra kendiniz
olmak, ayaklarınız üzerine basmak durumundasınız. Tabii bu; anneye vefasızlık etmek;
bir kalemde silip atmak anlamına gelmiyor. Yollar ayrılsa da vefa ve sevgi ömürlük bir
borçtur!
5- REHBERE UYMAK; KÖR TAKLIT DEGILDIR :
Taklit; imanın en zayıf boyutu. Avam
boyutu. Ona muhtaç zayıf bilinçler öyle haz alıyorlarsa devam etsinler, ziyanı yok.
Hakikat Yolcusuna düsen; tahkik ve sorgulamadır! Bildirilen düstur, anlatılan ögreti ne
olursa olsun, inceleyiniz. Körü körüne kabulün kutsal kilitlenmislik (…) oldugunu hatırdan
çıkarmayınız!
6- SASMAZ ÖLÇÜ; RASÜLULLAH (SAV) TIR !
Bilgi kimden gelirse gelsin, ölçüyü kim
koyarsa koysun sasmaz terazi; Rasulullah’ tır. Efendimiz; hakikatin mihenk tasıdır! Altın
diye takdim edilen her seyi ziynet sanmayın. Ortalık imitasyon kaynıyor. Vurun mihenk
tasına. Altın mı bakır mı söylesin! Mihenge nasıl mı vuracagız? Hadis Külliyatı elimizde!
Islam Tarihi elimizde! Hepsinden önemlisi Kur’an-ı Kerim elimizde! Egilin, hangisi hakikat,
söylerler.
7- MERKEZE REHBERI OTURTMAK MI ?!
Ciddi yanlıslardan biri de hakikate kiminle
yönelinmis ise onu her konuda ve her durumda sasmaz ölçü saymak! Onun demedigi
bilgiye kulak tıkamak, benimsemedigi tavra sırt çevirmek!
Yukarıda dedik; her rehberin mesrebi vardır. Bazı boyutlara açık, bazılarına kapalıdır!
Görevi belli bir esmada, özel bir boyutadır! ( Bu tespit bana ait degil; Gavs-ı Azam (k.s) ınFUTUHU’L- GAYB eseri dikkatle okunursa göreceksiniz! Sayfa söylemeyecegim, basucu eseri olması gereken bu kitabı mutlaka okuyun! )
Hakikati sadece rehberin dediginden ibaret saymak; diger boyutlardan perdelenmektir!
Bütün mesrepleri cem eden Muhammedi Bilinç Sahibi Rehber milyonda bir çıkar! Ne
söylemeye çalısıyorum? Tasavvufsa gayeniz; MERKEZE RASULULLAHTAN BASKASINI
OTURTAMAZSINIZ !..
8- SEVMEK; HER HAL U KÂRDA HIKMET GÖRMEK MIDIR ?
Kalabalıklar halinde pek çok
insanı perdelilige çeken önemli yanlıslardan biri de bu. Sevdiginin, baglandıgının her
halinde hikmet görmek; öksürse keramet, aksırsa sifa ummak!
Karsınızdaki kim olursa olsun; beser oldugunu hatırdan çıkarmayın. Allame-i Cihan da
olsa beserdir. Beserî kusurları, yanlısları olacaktır. Bundan daha dogal ne var? Ama ne
acı ki; olusan sevgi bagı, olusan ilim alıs- verisi; izleyeni kör etmektedir. Günese fazlaca
bakan; bir süre sonra basını çevirse de her yanı karanlık sanır. Kör olmak istemiyorsanız
bakısta ve takipte ölçüyü kaçırmayın.
Günes araçtır, alemleri seyir için. Aracı amaç yaparsanız, asıl gayeden uzak düsersiniz.
Sems; Mevlana özündeki saklı kudreti açsın diye yollanan bir elçi idi. Mevlana kendini
Semsle fark etti. Bir süre sonra kendini Sems’te yitirmeye basladıgında alındı Sems.
Mevlana’nın ikinci ve esas dogumu Sems’in ölümünden sonradır.
9- NEREDE, NASIL ARAYALIM ?
Rehber isteyenlerin bir derdi de bu; nerede, nasıl
bulacagız? Arayısımız nasıl olacak?
Aksi bir sey söyleyecegim; niye arıyorsunuz ki ? Bırakın rehber sizi çagırsın! Çagırır mı,
çagırır! Delil mi? Rüstünüzü ispat edecek yasa gelince adresinize celp gelir ve askere
alınırsınız. O yasa geldiginizde komutanınız, kıtanız, teçhizatınız hazırdır! Illa sorulara
cevap bulacagız diye kapı kapı gezmeyin! Olgunlastıgınız gün, cevapların hangi
mahallerden size yansıdıgını hayretle görecek, beklediginizi yanı basınızda bulacaksınız!
(Konuyu bu sekli ile açan Sn. Sabri Tandogan’a tesekkürler . www.gonulsohbetleri.net )
Rehbere ulasmak illa yüz yüze gelmek, konusmak mıdır? Hayır. Veliler için zaman- mekan
kaydı var mı ? Düsünce ve ruh gücü için sınır var mı ? O halde ? Yüz yüze gelmeniz sart
degil. Allah Ehli birinin kitabını aldıgınızda yada onun hakikat çizgisini nakleden birini
dinlediginizde konusan kim ? O zatın ta kendisi! Kitapla muhatap oldugunuzda, yada
naklen dinlediginizde rehberle iletisim baslamıstır!
10- ASIL OLAN TOHUMDUR; ÇIFTÇI DEGIL !
Bugday yetistirirken tarla önemli. Iklim,
yagıs, günes önemli. Çiftçi daha da önemli. Ama hepsinden önemlisi; tohum! Tohumda
cevher yoksa ne çiftçi, ne tarla, ne günes, ne de yagmur ürün çıkaramaz!
Rehber çiftçidir! Tohum sizsiniz! Ustanızı sevin, ama kendinizdeki cevheri unutmayın!
Sakın kendinizi yabana atmayın!
( Sn. Ö. Tugrul Inançer ve Sn. A. Mehmet Dumlu ’nuntuttugu ısıga tesekkürler. www.semazen.net www.halveti.net )
…
Beynini kiraya verme kardesim! Ruhunu kimseye ipotek etme! Her insan gibi sen çok özelsin! Kendi derinligine dogru yolculuga çık, maden orada! Bırak baskasını, kendini
kesfet! Sunu da unutma; karsılastıgın rehberler sendeki esmaların sahsileserek önüne
gelmesinden baska bir sey degil. Onun için yoluna çıkan bir usta, aykırı seyler de söylese
sakın dıslama. Dısladıgın; kendin olursun. Rehber sırt çevirmenle bir sey kaybetmez;
sadece sen bazı bakıs açılarına kendini kapatır, perdelenirsin o kadar!
***
Evet Dostlar! Bu hafta niçin böyle yazdım? Sorulara belki faydam olur diye. Bütün bunları
kaleme almısken tarzım ve bakısımla ilgili açıklama yapma geregi artık zaruret oldu:
Gönlüme doganları, tefekkürlerimi, okuyabildiklerimi paylasıyorum! Kalıplara sıgmayacak
kadar genis bir alanı kucaklama niyetindeyim. Kova burcuyum! Tek boyut ve düsünceyle
kısıtlanmayacak kadar özgürlügüme düskünüm !
Kâh Asr-ı Saadete ask dolu yürek ritimleri yazar, kâh hiç duymadıgınız tefekkür
egzersizleri karalarım. Kâh, içsel elestirilerle boyutlara dalar, kâh hiç derinligi yok
dedirtecek ölçüde satıhta yüzerim! Bana kolaylasan bu! Böyle bilinirse, idraki ve hazmı
daha kolay olur umarım.
…
Hiçbir kalıpla kayıtlanmadan biricik önder; Muhammed Mustafa (s.a.v) nınizindeyim!
Salavat Ona, âline ve ashabına olsun! Ümmet olmayı seref bilenlere Selam Olsun !
Rehber arayısında olanlara Rabbül Alemin hayırlı zatlar ve hakiki ilimlerle tecelli
buyursun!
Arayan; aradıgını bulana dek aramaktan vazgeçmedikçe, mutlaka bulacaktır!
Arayan samimi gönüllere selam olsun!..
KENDİNDE KALMA HİÇLİĞE KOŞ!
“ Baskası Olma “ baslıklı yazımızın ruhunu okuyamayıp ego ile baglantılı degerlendirenler
olmussa hemen söyleyelim; kendin olmakla egoist olmak arasında uçurumlar var!
Maksadımızı bir kere daha açıklayalım “ Baskası olma “ derken; “ Kendini bilen Rabbini bilir “ düsturunu isaret etmek istedigimizi bu ilme yatkın olanlar zaten anlamıstır.
Bir baska boyutuna girelim konunun. Rehberi yada rehberleri bulduk, yararlanıyoruz.
Okuyor, tefekkür ediyoruz. Tasavvufun ayrılmaz ögeleri dua, zikir, riyazet ve bir dizi çalısmaya devam ediyoruz. Yeterli mi? Degil. Niçin?..
Çünkü kendinde kalmak, terkip kalıpları içinde kısıtlı yasamaktır. Kendinizden geçip daha öze inmek durumundasınız. Sizden içre sizi bulmanız buna baglı. “ Kendinden geçen;kendine geçer “ seklinde harika bir vecize hatırlıyorum. Kendinizi bulduktan sonra
kendinizden geçeceksiniz, derununuzdaki hakiki kendinize varmak için! Siz “Hakiki Kendi “ kavramına “ Öz Ben “ , “ Evrensel Insani Çekirdek “ “ Muhammedi Maya “ da
diyebilirsiniz.
Daha ileriye sefer ederken neler yapmalı, nelere dikkat etmeli ? Karsımıza neler çıkabilir?
Gelismeler nasıl seyreder? Bunları tefekkür etmeden önce belirtelim:
Geçen hafta baslayan ve bir süre devam edecek olan bu seri; insanı sıfırdan alıp bir
anda tasavvufun zirvesi Hiçlige tasıyan formüller degil! Bir anda basamaklar çıkaracak
sifreler verdigimiz iddiasında degiliz. Tasavvufu; sınav basarmak yada üç bilinmeyenli
denklem çözmek gibi düsünmedigimiz için “ Alın size formül, uygulayın, erin ! “ gibi bir
söyleme yer yok anlayısımızda! Hem is o derece basit degil, hem biz yasanmıs
örneklerle, canlı misallerle uygulanabilir, kolaylasan bir idrakten yanayız!
O halde baslıgı niçin “ Hiçlige Kos “ seklinde seçtik? “ Hiçlige ulas “ demedik. Gayet açık,
kos dedik. Ulasmak nasip isi. Esas olan menzile varmak degil; yolda yürümektir. Hani
Ibrahim (as) a su tasıyan karınca: “ Suyu ulastıramasam da bu yolda oldugumu gösterir,bu ugurda ölürüm “ demis ya, tasavvuf da öyle! Yolda sebat edelim, menzile Allah Kerim.
(Aklınıza gelecektir, ulasmak nasip isi de yola girmek nasip isi degil mi?.. Evet o da öyle!Kaderinizde varsa yönelirsiniz, yoksa yönelttirmez!.. O halde tasavvufla istigal ediyor olmanınbile büyük bahtiyarlık oldugunu fark edelim ve tekrar tekrar sükredelim.)
Mertebeler konusuldukça, öneriler yapıldıkça sınıf geçer gibi hemen eriverdik sanmak bile
kayıttır. Sakın kayıt altına girmeyin. Pergelinizi daima yeni açılara, yeni turlara açık tutun.
Anlatmak istediklerimiz; Hiçlige giden yolda yasanan bazı seyirler. Bu seyirler de
tecrübeden süzülmüstür, geçen haftaki gibi. Ve yine açıktır müzakere etmeye, her
dökülen fikir gibi…
1- TASAVVUF; YASAM BIÇIMIDIR !
80 öncesinde entel barları vardı. Birileri oturur,
Marks’ı, Engels’i yada baska filozofları konusurdu. Felsefe lakırdıları ayrı bir keyif verirdi
insanlara.
Hobi yada düsünce jimnastigi diye bakıyorsanız tasavvufa, bu bakıstan biraz yukarı çıkın! Çünkü bu is oyuncak degil!.. Çay- pasta muhabbeti hiç degil.
Tasavvuf sadece okumak, yazmak yada sohbet dinlemekle biten bir sey de degil. Top
yekun bir bakıs açısı ve yasam anlayısı. O nedenle tasavvufa yönelmisseniz, hayatın her
alanında yasamak ve yasatmak durumundasınız. Uygulanmayan ilim yük, yasanmayan
idrak külfettir. Önce kendi nefsinizde yasamıyor sonra da dost gönüllerle
paylasmıyorsanız neyi niçin yaptıgınızı bir kere daha gözden geçirin.
2- SEYIR; 24 SAATTIR:
Öze yolculugun diger adı da seyir. Iç boyut (enfüs) kadar dıs
Taraf (afak) da seyir alanının içinde, beraberve bütün. Seyriniz daimidir. Her an bu bilinçte
olacaksınız. Ne demek istiyoruz?
Her gün HALIM esmaı çekiyorsunuz ama selam vereni paylıyor, görüslerinize aykırı
konusanı azarlıyorsunuz. Agzınızı açtınız mı diliniz jilet gibi kesiyor dinleyeni. Halimi niye çekiyorsunuz Allah Askına? Halim; uysallık- hos görü getirmiyorsa bu kadar gayret niye ?
Kırmızı ısıkta geçene direksiyonda homurdanıyorsunuz. Evde hanımınıza kral
kesiliyorsunuz. Yolda yürürken küçük dagları yaratmısçasına gururlusunuz. Bunlar uyuyor
mu tasavvufa?..
Seyir 24 saattir. Mümin; 24 saatini Allah’a ayarlayan kimsedir. Zaten baska türlü
olması da muhal. Çünkü her anımızın yegane Maliki kim ise Onun kuralları ile yasamak ve
düsünmek zorundayız.
3- KENDINI TANIMAK; ERMEK MIDIR ?
Rehber var. Kitap var. Çalısmalara devam
ediyorsunuz. Boyutlar, mertebeler konusuyorsunuz. Is bitti mi? Keske o kadarla bitse!
Yunus ne demis? Dervislik olsaydı taç ile hırka / Biz de alır idik otuza kırka.
Bir yerde de söyle demis: Bu yol uzundur / Menzili çoktur / Geçidi yoktur / Derin sular var!
Yol uzun. Nice bentler, nice geçitler, nice yamaçlar var ! Asıl is okuduklarını hazmetme
safhasında yasanıyor. Asıl sınav orada veriliyor. “ Bu yolda nice baslar gider de hiç soranolmaz “ , demis ya, sınav sahneleri geldiginde niceleri tası taragı toplayıp itaat semtinden
isyan varoslarına göçtüler. Nice ayaklar kaydı? Saglam basmak için neleri fark edelim ?
Simdi bunları açalım.
4- HER IDRAK; SAHNESIYLE GELECEK !
Okudunuz, anladınız, biliyorsunuz,
sevinçlisiniz. Is bununla bitiyor mu? Staj denen bir sey var degil mi? Okuyanın hayatın
içine salınması ve uygulama yapması. Meslek liseleri staj yapmayanı mezun etmiyor,
diploma vermiyor.
Tasavvufun stajı ne ve nasıl? Insan en iyi kendi yasadıgını anlatırmıs. Riya
saymayacagınıza emin oldugum için anlatayım: TEVEKKÜL yazdıgım hafta bazı imkanlar
elimden alındı. Dıslandım, darbe yedim. Önce kahrettim. Sonra zihnim aydı ve fark ettim;
arzuladıgım tevekkülün stajına alınmıstım. Duama icabet ediyordu Rabbim. Tevekkülü
bizzat yasatıyordu.
SABIR isledigim hafta sabretmem gereken acılar geldi önüme. RIZA dedigimde bir insanın
kolay sindiremeyecegi zor sahnelere itildim. Simdi hamd ediyorum her idraki yasatan
Rabbime. Simdi sükrediyorum staj asamalarını basamak basamak önüme serene!
Tasavvuf böyle bir sey dostlar! Okumakla, idrakle bitmiyor bir de staja alınıyorsunuz.
Ötede degil, en yakınınızda, en sevdiklerinizle yaptırılıyor size bu staj. Rasul- Nebilerin,
Evliyanın-bize göre- acı ve çile görünen sahneleri niçin yasadıgını anlayabildik mi? Ne derece büyük idrake, ne kadar yüksek mertebeye talipseniz o derece agır, zorlu sahneler
yasayacaksınız!
Felaket tellallıgı yapmıyorum. Niyetim içinizi karartmak degil. Ama realite bu! Sadece
benim gördügüm realite degil, buna Tasavvuf Tarihi sahit! (Idrak sahneleri konusunda genis, hayatın içinden örnekleri NASIL ÇALISIR? baslıklı
serimizde, sayfa altı penceresinden inceleyebilirsiniz.)
5- DUAYA DIKKAT :
Her dua kabul olunur. Kabul olunmayan dua yoktur. Biz
görmedigimiz için reddedildi sanırız. Kabul olunur, çünkü kabul olunmayacak dua size
ettirilmez!
Duada gözden kaçan seyler var. Yaptıgımız her dua; hesap etmedigimiz yönleri de çekerek önümüze gelir. Basit bir misal vereyim; genç kadın dua ediyor; “ Rabbim bana
saglıklı bir bebek ver! “ Bebek doguyor. Baslıyor sızlanmaya. “ Uykularım bölünüyor,
hayatım alt üst, isleri yetistiremiyorum, aman bu çok yaramaz! “ Kim istedi ? Sen!
Bebekse istedigin; onunla gelene katlanacaksın!
Dualarınızda aman buna dikkat edin. Ne istediginizin ve nelerle geleceginin farkında olun.
Evliyanın çilesi anlatıldıgında ahhh çekip ben de öyle olsam diyen bazılarına büyüklerin; “ Aklından bile geçirme “ demesinin hikmetini simdi anlıyorum.
Herkes ilmini konusur da yasamı baslayınca herkes dayanamaz! Konusmak her kisinin;
yasamak, hele bir de hakkını vermek er kisinin harcıdır! Bazı Allah Ehlinin, “ Isteksiz beklentisiz ol, sadece seyret “ demesini bir kez daha derin derin düsünmek lazım.
Buradan, dua etmeyin, duayı bırakın anlamı çıkmasın. Dua edelim. Nimetin özü, ibadetin
hası dua! Ne istedigimizi, isteklerimizin nelerle gelecegini biliyorsak, isteyebildigimiz
kadar isteyelim. Onun fazlına, hazinesine sınır mı var ?..
6- SABIR-SEYIR VE RIZA:
Idrakler sahnesi ile gelecek önünüze dedik. Mertebeler
havada yasanmayacak, sizde, evinizde, isyerinizde, dost çevrenizde yasanacak. Bunu iyi
anlayın.
Hangi mertebe ve bilinci istemisseniz; farkında olmadan senaryo yazıyorsunuz. Bilinciniz
net otursun diye idrak filmi çekilecek. Basrolde sizsiniz. Filmin güzel olması için acı da
sevinç de lazım degil mi?.. Sevgi de lazım nefret de. Yoksa tek düze, sıkıcı bir eser olur.
Idrakleri oturtacak, size mâl edecek o çekimde çevrenizden kimileri Erol Tas gaddarlıgını,
kimileri Hulusi Kentmen babacanlıgını üstlenecek. Kimileri nazlı gelin Hülya Koçyigit,
kimileri cadı kaynana Aliye Rona kesilecek.
Idrak filminizin setinde senaryodan kopup Erol Tas’a kızar, Aliye Rona’ya öfke kusar;
masum gelin Hülya’yı izlerken hıçkırıklarınıza mendil dayanmazsa, huzurdan
kovulursunuz bilmis olun! Ne demeye çalısıyorum?..
Okur kardesim mail atıyor: “ Isyerimde beni çekemeyen biri var, sürekli bunaltıyor, nasıldayanacagım? “ Bir digeri: “ Bu ilmi en yakınımla, esimle bile paylasamıyor, anlasamıyorum“ Bir baskası: “ Bu yola girdim gireli zorlu sınavlar veriyorum! Hiç mi nefes almayacagım? “ Maillerin hepsine ortak cevabım:
- Sikayet ettikleriniz lehinize çalısıyor, idrak filminiz olgunlassın diye! Onlara sevgi saçın,
onlara tesekkür edin! Hepsi sizin lehinize çalısıyor! Neden mi? Yeni idrakler için onları
sete çagıran sizsiniz! Kendinize gelin, davet ettiklerinizden sikayet ederek senaryodan
kopmayın!
Anladık mı?..
Hanımefendiler, Beyefendiler;
Havada yasanmayacak bu tasavvuf; bugün, burada,sizinle gelisecek! Gelismelerdeki
tavrınız ve bakısınız yükseleceginiz yada düseceginiz boyuta çekecek sizi.
Ilk boyut SABIR. Nedir sabır? Kisinin olaylarda henüz Iyi- Kötü, Bela- Nimet, Güzel- Çirkin gördügü boyut. Aleyhine sandıgı gelismelerin canını yaktıgı boyut. Tasavvufa yönelen
kisi; kötü, çirkin, aleyhime diye tanımladıgı seylerde sabrı seçecek. Yani beklemeyi,
tahammülü, “ Bunda da vardır bir hayır, hele acele etmemeliyim, görelim Mevlam neyler? “ demeyi.
Sabır istenen düzeye gelmek için yeterli mi? Hayır. Bir de SEYIR var! O ne? Lehte ve
aleyhte degerlendirmeden çıkıp “Faili Hakiki Allah, Ondan geleni nasıl ayrı- gayrı görürüm!“ demek ve yorumsuz takip etmek! Seyreden için bela- nimet arasındaki uçurum
kapanıyor, ikisi bir görülmeye yaklasılıyor.
Seyir yeterli mi?. Hayır, onun da üst boyutu var! O da RIZA! Ne gelirse razı, ne gelirse
mutlu olan! O kadar mutlu ki “ Çok sükür derdim var “ diye zil takıp oynayacak
neredeyse! Toplumun deli- kaçık- kafayı yemis diyecegi kadar kendinden geçmis; Hakka
yakin elde etmis kimse!
(Yakın çevreniz size “ Normalden uzaklasıyorsun, bir tuhafsın “ demeye baslamıssa sevinin !Korkmayın, dogru yoldasınız! Neden mi? Efendimize de MECNUN dendigini ayet söylüyor! ) Sevmis, Rabbul Alemiyne asık olmus kisi razı olan! Masukta kusur görmek yakısır mı
asıga? Rıza iste o! Uzun söze gerek yok.
***
Her madde aslında birkaç sayfalık makale konusu. Biz ipucunu verdik, maddelerden yola çıkıp ilerisini tefekkür ederek gelistirmek size ait. Bahsettigimiz noktaları ötelemeden,
kendi yasamınızda fark etmeye gayret ediniz.
Filmin bir karesindeki sevince, yada acıya kilitlenmeyip; senaryonun bir bütünhalinde yerli yerince isledigini fark edebilenlere; bütüne odaklanabilenlere selamolsun
7- ÜMMETIM, NIÇIN DEDI ?..
Islam Tarihi okurken dikkatinizi çekiyor degil mi, Efendimiz
(sav) kendinden çok insanlık için, ümmeti için duada bulunmus. Dogarken ümmetim, mi’
racta ümmetim, yasamı ümmetim bilinci içinde islemis. Bu bize neyi fısıldıyor?
Dua mı edeceksiniz? Önce kardesleriniz için isteyin, önce çevreniz için dileyin. Hatta öyle
bir insanlık ve dost canlısı olun ki; unutun kendinizi, baskalarına isteyin! Ya ben arada
kaynar gidersem diye muzipçe sordugunuzu duyar gibiyim. Hadis yetisiyor imdada: “Kardeslerine dua ederken kendini unutana Allah; onlara istediginin misli mislini lütfeder!“
Psikiyatrlar, tıp uzmanları sunun altını çiziyor: Sifayı çabuklastıran, ruhu zinde tutan
eylem; yardımlasma, dayanısma, hizmet, ve çevreye gayrettir!
Varlıkta Ondan gayrısı yoksa, baskaları dediklerimiz de en az bizim kadar biz degil mi?!
Tabii fark edebilirsek! Bu anlamda baskaları için yasamak; kendimiz için yasamanın hakiki
boyutu olmasın? (...) Ümmetim algısının dua haricinde baska yansılamaları neler? Görelim:
8- MÜMIN OLMANIN AYRACI :
“Müminle Kafiri ayıran ana özellik; IMAN, Müminle
Münafıgı ayıran ana özellik; INFAK“ Büyüklerden birine ait bu vecize, hakiki müminin
ayrılmaz iki özelligine isaret ediyor. Imanı biliyoruz. Infak ne? Niçin münafıkla mümini
ayıracak kadar önemli? Infak; verebildigi kadar vermek demek. Sahip olduklarından bir
kısmını vermek, paylasabileceklerinden bir bölümü paylasmak degil, verebileceginin
azamisini vermek.
Günlük hayata bir bakın. Çay parası kabilinden sadakalar veririz. Modası geçmis elbiseyi
kapıcının çocuguna yollarız. Maldan % 2.5 vermekle zekat ikmal oldu sanırız. Dostum;
bunlar sıradan mümin için. Sen tasavvuf ehlisin! Senin için bunlar yeterli degil! Sen farklı
olacaksın. Vermen de farklı olacak. Örnek mi? Sahabe nasıl vermis bak:
(http://www.sufizmveinsan.com/sohbet/infak.html )
…
Hani meshur kıssadır dervis, yoldan gelen diger dervise sormus: “Sizin memlekette
sükür ve sabırdan anladıgınız nedir?“ Öteki cevaplamıs: “Bulunca sükreder, bulamazsak
sabrederiz! “Daha üst bilinçte olan dervis kükremis: “Horasan’ın köpekleri de öyle
yapar!..“ Bu söze alınan misafir dervis sormus: “Ya ne yapmamız lazım?“
Cevaplamıs: “Biz bulursak infak eder, dagıtırız; bulamazsak sükrederiz!..“
Anladık mı? Bilinçler nasıl boyut boyutsa; sadaka- zekat- bagıs kavramları da bilinç
seviyelerine göre artan bir ivme gösterir. Üst bilinçlere talipseniz, daha çok vereceksiniz.
9- NELER VERECEGIZ ?..
Vermek deyince sadece göze görünür, dise dokunur seyler
kastetmiyoruz. Zaten öyle bir kayıt da yok. Infak; sadece maddi olsaydı, zengin
olmayanların hayırdan nasibi olmazdı. Ne verebiliriz, öyle mi?
Sevgi veremez miyiz? Gönül veremez mıyız? Bir dertlinin derdini dinleyemez miyiz? Bir
hastayı ziyaret edip teskin edemez miyiz? Hiç olmazsa bir yetimin, bir öksüzün basını
oksayamaz mıyız? “Kardesine gülümsemen bile sadakadır“ buyuran Hz.Muhammed (as)
gibi bir Rasülümüz var. Yeter ki isteyin, verecek o kadar çok sey var ki!
Üniversite yıllarında edebiyatçı bir arkadasım; verme konusuna açılım getiren
denemesinde hala gözlerimi yasartan su tespitleri yapmıstı: “Insanlar, yakınlarını
ugurlar tren istasyonundan. Ben, ugurlayanı olmayan yolcuya el sallamak isterim…
Insanlar arkadaslarını ziyaret eder hastanede. Ben, ziyaretçisi gelmeyen hastaya gül
götürmek isterim… Insanlar dügününe gider dostlarının. Ben, gariban damatları, gelinleri
tebrik etmek isterim… “
Tasavvuf ehli; sıradan davranısları asandır. Daha fazla yazamayacagım. Herhalde
anlasıldı.
10- NIÇIN VERECEGIZ ?
Sevap hanemizi doldurmak için verecegiz desem, cevap ne
beni ne sizi tatmin eder. O halde niçin verecegiz?
Uzay aracı ateslendikten bir süre sonra yakıt tanklarının bir kısmını atar! Atmosferi
geçerken de kapsülün dıs yüzeyi tamamen yanar, parçalanır. Uzaya çıktıgında sadece
mekik kalır. Mekik haline geldiginde yörüngeye oturtacak istasyona kenetlenir. Ilk
ateslendigi gibi kalsa ne atmosferi geçmesi ne de istasyona kenetlenmesi mümkün
degildir.
Baskaları için vermiyorsunuz! Verdikçe yüklerinizden kurtuluyorsunuz farkında mısınız?
Insanın mal mülk sevmesi dogal. Para, esya sevmesi de. Ama bunların hepsi sahiplik
kokar! Sahiplik ise; yerçekimine; nefs kelepçesine baglar bizi. Sahiplikle açılamazsınız
Hakikat Semasına! Sahiplik; cehenneme çeker!
(http://www.sufizmveinsan.com/sohbet/malik.html)
Baglarınızı koparmak, yüklerinizden kurtulmak, kirlerinizden arınmak için vereceksiniz!
Verebildiginiz kadar vereceksiniz ki benlik atmosferini delip; Marifet uzayında Kulluk
yörüngesine oturabilesiniz!..
Muhyiddin-i Arabi (k.s) ye atfen bir kıssa anlatılır. Eve biri gelmis (hırsız veya dilenci) Bir
seyler istemis. “ Evde sana verecek yiyecek- giyecek yok ama, elimde evim var, al bu ev
senin olsun “ demis ve çıkıp gitmis Koca Veli!.. Vermis iste Seyhi Ekber!.. Himmeti hâzır
olsun vermeyi niyete alanlara! Idrak ettiklerini idrak nasip olsun Hakikat Yolcularına.
Farkında mısınız, büyük zatlar diye andıklarımız; vermede sınır tanımayanlar!.. Infak
olayını bu çerçevede degerlendiriniz. Simdi isin pek de açılmayan önemli ve ciddi bir
baska noktasına deginelim.
11- VERMESEN DE ALINIR, YÖNELMISSEN BU YOLA :
Insanın gözden kolay çıkarabildiklerini vermesi pek zor degil. Bilinenlerden, alısılmıstan vermek derece derece
bize infak olgusunu yasatır ve gönlümüzü açar. Mal verirsiniz, para verirsiniz,
emeginizden verirsiniz, ilminizden verirsiniz. Bunlar görünen ve farkında oldugunuz
degerler. Ya fark etmediginiz ama içinizde bir deger olarak putlasanlar?!..
Nasıl yani, dediginizi duyar gibiyim. Hakikat Yolunda benlikten arınmaksa gayeniz; gönül
Kabe’nizi isgal eden, belki de sevimli kılıflar geçirdiginiz putlar vardır. Esas infak;
onlardan vermektir. Onları vermek ilk planda ne aklımıza ne de isimize gelir. Biraz açalım
mı?
Allah Gayur’ dur. (Gayur; Kıskanç demek, bunu Allah için bu sekli ile kullanamam, ne
kastedildigini anlayınız) Allah sevgisi hiçbir ortak kabul etmez. Ortak kostugunuz ama
farkında olmadıgınız sevgiler var. Hakikat Yoluna girmisseniz onlar da alınır bir bir… Yani
infak etmeyi unuttuklarınızdan da infak et- ti- ri- lir- siniz!.. Zorla infak mı olurmus, bu
nasıl is diye aklınıza gelecek! Açalım:.
Çalıstıgım kurumda küçük çaplı da olsa idareciyim. Makamın tutkuya dönüsebilecegini hiç
düsünmezdim. Masalar, yetkiler, imzalar ne idi ki? Vazgeçilebilirdi. Öyle sanırdım. Bu yıl
dediler ki seni alıyoruz oradan. Aldılar. Zahiren önemsiz dedigimin benligimle
bütünlestigini olay canımı yakınca fark ettim. Tırnaklarım sökülmüstü sanki! Gururumla
oynanmıs, onurum zedelenmisti. Bakın neler diyorum; gurur, onur! Aman Allah’ım, bu
kavramlar igrenç biçimde ego kokuyor!..
Ilk günler çok acıydı. Zihnimde olayı oturtmak için az mı kıvrandım. Yazıyı dahi
bırakacaktım. Sitemizin basyazarı söyle dedi: “ Gün gelip alınma isini kendi kendineyaptıgını, kendi programının isledigini anladıgında gülüp geçeceksin !..“ Çektigim buhran ve gülmek! Düsünemiyordum bile. Ama ehli söylüyorsa zihnime
kaydetmeli ve tefekkür etmeliydim. Yeni idrakler açan bir baska zata açıldım: “Yazmayı
bırakacagım, neye talip olup dillendirmissem benden bir seyler gitti. Canım yanıyor! “
Söyle dedi: “Vermek için yazacaksın. Yanmamayı ögrenmek için, sistemi yasayarak okumakiçin yazacaksın! “
O da bir boyut açtı. Sonraki günlerde uzaklardan bir dost yürek telefonda geçmis olsun
dedikten sonra hadisi okudu: “Insanoglundan en zor ve en son düsecek tutku bas olma
tutkusudur!“ ( Hz.Muhammed s.a.v ) Ve ekledi: “Kutlarım! En zor, en son düsecek olan
bu yasta alınmıs senden. Pesinden gelecek idraklere hazır ol. Çok güzel sınav çok! Ne
mutlu!“
Iste böyle… Simdi ne haldeyim mi?.. Tebessüm ediyorum. 3 zatın dedikleri de bir bir çıkıyor. Neler için üzüldügüme hayret ediyorum.
…
Bir sey daha anladım; Üftade Hazretlerinin Kadı Mahmut’a niçin “Git kadı elbisesi ile
Bursa çarsısında ciger sat “ dedigini. Ciger; arzu ve isteklerin sembolü batıni ilimlerde.
Arzu, istek ve tutkular düsmeden benlikten soyunulmuyormus! Benlikten soyunmadan öz bene varılmıyormus!
…
Kisi kendini en çok hangi vasıf yada unvanla tanımlıyorsa; onlar alınıyor! Kadı
Mahmut; kadılıkla bütünlestirmisti nefsini. O kisve soyulmadan çıkmayacaktı öz. Ciger
sınavı verilince soyundu ve öz çıktı. Pek çok kadı, vali, devlet adamı tarih mezarlıgına
gömülürken Aziz Mahmud Hüdai (k.s) hala gönüllerde! Birimliligi kalmadıgı için, her
gönülle bir oldugu için hala canlı, hala çaglayıp duran bir ask ırmagı, hala nurlar saçan bir
fener Üsküdar sırtlarında.
…
Hoca Celalleddin kendini ilim ve kitaplarla tanımlıyordu. Sems suya attı kitapları. Hocalık
rütbesini yere çalarak basladı ise. Ilmi, kürsüyü, rahleyi de verince Hoca Celaleddin’den öz bir zat dogdu: Hz.Mevlana!.. Karsılıksız vermenin, Askın Sultanı Mevlana!
…
Bir de böyle isleyis var bu yolda. Ne ile tanımlıyorsanız kendinizi, oradan gelir sınav. Çünkü odur hakikatle aranıza çekilen perde. O seyin iyi, kutlu, yada ahlaki olması degil ölçü. O seyin sizi tanımlaması kilit nokta.
Diyelim ki hamarat bir ev hanımısınız. Hastalık derecesinde titizsiniz. Bu ilme
yönelmisseniz kutsadıgınız hamaratlıga iner darbe! Çünkü o perdenizdir. Hamaratlıgınız
pasaklıları sevmenize engel degil midir? Düsünün hele! Sevmedikleriniz de Haktır oysa!
Alısasınız diye en yakınlarınız vurur titizliginize darbeyi… Ders alırsanız uyanırsınız,
uyanamazsınız azap sürer günlerce…
Vakte, randevuya dikkat eden ölçülü bir beysiniz. Her medeni insan böyle davranmalıdır.
Ama vakit- saat titizligi perdedir size. Düzensiz, ayarsız insanları gayrı görmenize sebep
oldugu için perdedir… Inadına yaparcasına vakti, saati takmayan cins tipler çıkar
karsınıza. Alt üst eder planları. Kızıp öfkeden deliye dönesiniz diye degil, perdeniz
yırtılsın diye.
Umarım anladınız!..
***
Allah’la aranıza koydugunuz sevgi ve tutkuları gözden geçirin. Kendinize torpil geçmeden
sorgulayın kendinizi. Lütfen atın gönlünüzden onları. Atamazsak ne mi olur? Zaten alınır,
niyetiniz Allah’a ermekse! Birazcık acır, yanar, uf olur, o kadar!..
12- YANKIYI DINLERKEN :
Farkındalık halimizi 24 saat geçerli kılmak kolay degil. Belki
de tasavvufun en üst basamaklarında yasanacak bir hal bu. Bu sebeple zaman zaman
beseri boyuta düserek acı çektiginizde kendinizi çok suçlamayınız. Olması gerekeni
yasıyorsunuz. Yalnız bir noktayı unutmamak; sizi olayın hakikatine çabuk adapte eder.
Insan basına bir sey gelince: “ Bu da nereden çıktı, niye bana isabet etti? “ diye sorar.
Iste Hz.Mevlana’nın enfes cevabı: “ Cihan dagdır, yaptıklarımız ses! Dag yankılanınca kim
o bagıran demek ne tuhaf ? “
Dostlar, Hz.Mevlana harika bir tasvirle tası gedigine oturtmus. Hatırlatalım,
yasadıklarınızda baskasını suçlamadan önce kendinize bakarsanız, yankıdan baska bir
sey olmadıgını göreceksiniz!
…
Zaman algısı bizi öteye düsürüyor. Anda düsünün gelismeleri. Bugün, simdi, en çok
sikayet ettiginiz sıkıntınızı taaa yıllar öncesinde yaptıklarınıza, istediklerinize bakarak
düsünün. Objektif bakarsanız varacagınız netice sudur: Kimse bana bir sey yapmıyor,
ben kendi kendime ediyorum! Tabi, bu kadar karamsar olup yıkılmaya da gerek yok. O
halde cümleyi söyle olgunlastıralım: Kimse lehime yada aleyhime tavır içinde degil,ben kendi kader programımın kendimden açıga çıkısını, etraf aynasındaseyrediyorum.
…
Hz.Mevlana’nın yankı misali ne kadar muhtesem degil mi? Güzel seyler yaparsak güzel
yankılar alırız! Bediüzzaman Said Nursi (ks) nin dedigi gibi: “ Güzel gören; güzel düsünür. Güzel düsünen; hayatından lezzet alır. “ Kulluk zevkiniz, seyir lezzetiniz daim olsun.
13- YALNIZLIK:
Hiçlik Yolcusu; bazı farkındalık halleri açıldıkça içe dönmek, kendi
derinligine dalmak, her seyden el etek çekmek isteyecek. Yasamıssınızdır. Dayanılmaz
biçimde yalnız kalmak hatta uzaklara çekip gitmek istersiniz. Çevre açmaz olur. Sadece
ilk zamanlar degil yolun çesitli evrelerinde dönem dönem yasarsınız bunu.
Garip ve acayip mi? Hayır. Oldukça normal. Içe dönmeden, iç dünyayı seyredemezsiniz.
Rasül ve Nebilerin yalnızlık süreçlerini hatırlayın. Efendimiz (sav) in HIRA sürecini
düsünün! Yalnızlık; dogacak manaların mayası. Yalnızlık; açılacak esmaların kapısı. Her
idrak esiginde zaman zaman yalnızlık ihtiyacı dogması bu yüzden.
Ibadetlerde yalnızlık belli ölçülerle önerilmistir. Ramazanın son 10 gününde ITIKAF, her
gece yarısı TEHHECCÜD, tek basına ZIKIR , bir kösede Hakkı TEFEKKÜR iste bu nedenle önemli. Tarikat disiplinlerinde 40 günlük çile (Erbain) çok önemsenen bir terbiye metodu.
Mevlevilikte bu sürenin 1001 güne kadar çıktıgını biliyoruz.
Her iste oldugu gibi yalnızlık konusunda da ölçülü ve dengeli olmak sırat-ı mustakimde
sebat için çok mühim! Bünye için diyet ne ise seyrin sıhhati için de yalnızlık odur. Insan
Perhizi baslıgı altındaki tahlilimizde uzlet, inziva kavramlarını dengeli kullanmaya dair öneriler, degerlendirmeler bulabilirsiniz
(http://sufizmveinsan.com/konuk/insanperhizi.html)
14- ZAHIR BÂTINI, BÂTIN ZAHIRI YANSITIR !
Vahdet haline ulasmanın önündeki en
büyük engel;Ikilik algısı. Edebiyatını yapar, dilimize dolar ama nedense pek çok sahada
ikilikten çıkamayız. Hayatı dünya ve ahiret diye ikiye ayırmamız bile ikiliktir. Dikkat
ederseniz toplumsal ve kisisel sorunlarımızın temelinde ayrı- gayrı görme, yani ikilik
problemi var.
Hiçlik Yolcusu; her seyi bir- bütün görecek. Okuyup idrake çalıstıgınız ilimle günlük
hayatınız, is akısınız, ev düzeniniz arasında baglantılar oldugunu biliyor musunuz? Inanın
bunların hepsi birbirine paralel isliyor. Kelebek Etkisi diye açıklanan gerçegi biliyorsunuz.
Buna göre Japonya’da kanat çırpan bir kelebek; Atlas Okyanusunda bir fırtınanın
tetikleyicisi olabiliyor. Hologram prensibi geregince madde- mana sanal, ikisi bir- beraber.
Günlük hayatımızdaki bazı olayların, idraklerimizle bagını göstermek üzere -bazılarının
deli saçması deme riskini göze alarak- yasadıgım bir sahneyi aktarayım: Mutfak
lavabosunun gideri tıkanmıstı. Açmak için epeyce içeri ittigimiz tel de ileride bir yere
takılınca basımıza is çıkmıstı. Kim bilir belki tezgahın arkasından fayansları kıracak, belki
de dolapları sökmek zorunda kalacaktık. Gergindim. Usta getirmek üzere iken
görüstügüm bir dost söyle dedi: “ Tıkanıklık senin idrakinde. Artık bir yerlerin açılma vakti
gelmis. Boru açılsın senin de zihnin açılacak! Zahir batina, batın zahire paralel gider. “
Canım daralmısken bu söyleme içten içe köpürmüstüm. Boru ev idrak, ne alaka diye
söylene söylene eve gittim. Lavabo, korktugumuz kadar is çıkarmadan kolaylıkca açıldı.
Sonra ne mi oldu? Epeydir düsündügüm bir surenin farklı manaları açıldı.
(Bu farkındalıgı bize fısıldayan Sn. Ç. Bektas’a tesekkürler)
Ne alaka deyip ötelemezseniz, günlük hayatınıza bir de bu yönden bakmak, seyrinizde
yeni ufuklar açacaktır. Yasamınızdaki aksilik yada güzellikler, farkıdalıgınızla dogrudan
alakalı. Görebilirseniz!
15- SERT ENERJI ŞOKLAMASI:
Bu tabir Sn. Dr. Ender Saraç’ ait. Acı, bela, korku, kayıp,
yıkım gibi olumsuzluk kokan kavramlara getirilmis çok anlamlı bir tanım.
(http://www.ilknokta.com/V2/Pg/MetaDetail/Number/36665.htm)
Tanımdan da anlasıldıgı gibi bunlar sert ve sok geçirten etkiler. Soklama tabirinde bir
hayat verme saklı. Ilk aklımıza gelen; kalbi durana yapılan elektro sok. Bilirsiniz, o anda
verilen voltaj çok yüksektir. Normal insan dayanamaz. Ne var ki kalp durmussa sok
bazen hayati bir adıma da dönüsebilir.
Hiçlik yolunda zaman zaman sert enerji soklamaları yasayacaksınız! Bunlar bela, kaza,
mal kaybı, isinden olma, yakınların ölümü seklinde gelisebilir. Olana kilitlenirseniz almanız
gerekeni alamazsınız. Ama bilirseniz ki; bu bir soklama, o zaman sizde yeni idrakler açılır.
Delil mi? Önceleri dinle diyanetle ilgisi olmadıgı halde yakınının ölümünden sonra Hakka
yönelen, isinden olduktan sonra özüne dönen, yeni idraklere sıçrayan örnekler biliyoruz.
Mal kaybı ve iflas yasadıktan sonra hayatı 180 derece degisen esnaf ve sanayiciler
biliyoruz. Ücretli çalıstıgı isinden kovulduktan sonra kendinde saklı serbest ticaret ruhunu
kesfedenler biliyoruz. Örnekleri çogaltabiliriz.
Bunların niçin gelistigini biraz anladık sanıyorum. En çok sert enerji soklaması
yasayanlar; en üst idrakleri seyretmek üzere programlananlar. Onların en basında da
Allah Rasülü ( s.a.v) geliyor. Kısa bir göz atalım onun yasadıklarına:
- Babadan yetim. 6 yasında annesini, 8 yasında dedesini kaybetti.
- Ilk esi Hatice, erken denebilecek bir dönemde öldü.
- Hakarete ugradı.
- Açlıkla, boykotla, dıslanma ile karsı karsıya kaldı.
- Yurdundan hicret etmek durumunda kaldı.
Daha da sayabiliriz…Rasül ve Nebiler de aynı. Sadece Yusuf (as) ın hayatına baksanız ne
dehset soklar yasadı hayret edersiniz. Çocuk yasta kör kuyu, sonra esir pazarı, sonra
usaklık, sonra iftira, sonra zindan!.. Velilerin, öze yolculuk yapanların hayatı da farklı
degil.
Sert enerjiler sizden açıga çıktıgında sakın karsıyı suçlamayın. Soklama; kendinizden
kendinizedir bilesiniz. Degerlendirebilen; ayetteki müjdeye erer! (Bakara-155)
16- TRANSFER EDIN, BAGLAYIN:
Her sey bir- bütün. Vahdet idraki için böyle bakmaya
mecbursunuz. Dikkate alacagımız önemli bir konu da seyirler arasında baglar kurmak ve
transferler yapmak. Nasıl mı? Roman okuyor yada dizi izliyorsunuz. Okudugunuz,
izlediginiz sahnelerde cereyan edeni tasavvuf bilgilerinizle ilintiler kurarak takip edin.
Bilimsel bir konferans dinliyorsunuz. Konu tasavvuf degil. Sosyolojik yada biyolojik bir
sunum. Onda bile tasavvuf bakısını büyüteç olarak tutun. Idraklerinizi, ögrendiklerinizi
adapte edin oraya. Göreceksiniz, güzellikler çıkacak! Belki anlayamadıgınız bir kavramı,
transferle çözeceksiniz.
Her kitabı, mutlak surette tasavvuf ilmi zemininde okuyunuz. Siirleri bile. Mısralarda nice
vahdet besteleri duyacaksınız!
Hayatın; baglantılar ve transferlerle isledigini kabul etmisseniz; tasavvufi çalısmalarınızla
diger alanlar arasında baglar görmeye çalısın. Inanın seyriniz daha keyifli olacak.
17- DEGISTIRMEK MI ?
Hiçlik yolculugunuzda dogal olarak kendinize arkadaslar,
dostlar arayacaksınız. Kendinizde açılanları en yakınlarınızla paylasmak isteyeceksiniz.
Sizi anlayacak bir iki dost bulmak için can atacaksınız. Hakikat pırıltıları yakaladıgınızda
baskaları da aydınlansın isteyeceksiniz. Bu gaye ile baslayacaksınız anlatmaya.
Baslayacaksınız etrafa yeni ufuklar önermeye. Dogru mu yapıyorsunuz? Hayır.Yanlıs!
Içinizdeki dostluk ve paylasım istegi normal, ama herkesi kendi bakısınıza çekme gayreti
yanlıs. Böyle bir çaba içine girerseniz olumsuz tepkiler alır, dıslanır, tuhaf görülürsünüz.
Bırakın hissettikleriniz sizde kalsın. Bırakın ısık gönlünüzü aydınlatsın. Dısarıya fener
tutmaya, aydınlatmaya kalkarsanız kader programı yarasa misali ısıga kapalı olanların
tepkisini çekersiniz. Ya ne yapalım?..
Kendi yolculugunuza devam edin. Kendi ısıgınızı çogaltmaya bakın. “ Ama ben yanıma
birkaç yoldas istiyorum “ diyorsunuz degil mi? Merak etmeyin yol arkadaslarınız olacak.
Delil mi? Ates iyi yanar, ısık güçlü çıkarsa, kelebekler er yada geç akın ederler etrafına.
…
Bir de sunu unutmayın; Vahdet Ehli daima istisna olacak. Toplumun büyük çogunlugunun
vahdet hali yasayacagı gibi bir hayale kenetlenmeyin. Bu sünnetullaha ters! Fark
edenlerin, yakiyn kazananların az, seçkin bir kesim olacagı Kuran’da zikredilmis zaten:
(http://www.semazen.net/yazar_yazi.php?id=259)
…
Perdelilere, fark edemeyenlere üzülüyorsunuz, kendinizi paralıyorsunuz öyle mi?..
Kendinize gelin! Perdelileri yaratan da Allah, fark edenleri de! Avamı da yaratan O,
havassı da. Hepsi yerli yerince. Gaye birilerini degistirmek degil, isleyen mükemmel
yapıdaki güzelligi okuyarak kendi özüne ulasmak!
18- SEVGISIZ YOL ALMAK MI ?
Sevgisiz hakikate yürünmez. Sevgisiz hayat olmaz!
Sevmek insan oldugunu fark etmektir!
“ Sevmek duygusallıktır. Akıllı mantıklı olmak lazım! “ seklinde bir yaklasım dogarsa o
zaman nasıl degerlendirecegiz? Sevmek ne? Duygu ne? Duygusuz hayat mümkün mü?
Akıllı olmak, akıl- mantık düzleminde yasamak, her seyin akılla yürüdügünü mü gösterir?
Acaba her fiil, her zuhura çıkan mana aklın ürünü mü?
Tefekkür edelim… Anne bebegini akıl- mantıkla mı emzirir. Düsünür, emzirmezsem ölür
der ve emzirir öyle mi? Anne- bebek arasında duygusal degil, akıllı bag vardır (!)
…
Babanıza, ata oldugu için saygı duyarsınız (!) Bu adam olmasa yaratılmazdım der, aklı
mantıgı kullanır, bag kurarsınız, yaslandıgında bakımını üstlenirsiniz (!)
…
Nikah masasına gelen çiftler de akılla mantıkla evlenir (!) Ölçerler, biçerler, bu bana uyar
derler, birbirlerine söz verirler! Evlilik sevgi- duygu isi degil, akıl isidir (!)
…
Anlattıklarımın ne kadar kuru, soguk, ruhsuz oldugunu görebildiniz mi? Niçin ruhsuz?
Duyguyu reddederek konuya yaklastıgım için! Sevgiye sırt dönerek tahlil ettigim için!
Is böyle degil dostlar! Anneyi bebege baglayan ulvi bir duygudur. Evlilik; muhabbet ürünüdür. Muhabbet; bal gibi duygudur! Ana- babanızı sevmeseniz yaslandıklarında
bakamazsınız.
Beni su ana kadar okuyorsunuz, sadece akıl ve mantık isimi okumanız, yoksa aramızda
okur- yazar sevgisi de olustu mu? Hatta o sevgi olusmasa bunca sayfayı okumaya
dayanır mıydınız? Ya ben niye yazıyorum? Elimde ilim var, pazarlayayım diye mi? Sizi sevmesem yazabilir miyim? Sizi sevmesem bu kadar açık olabilir miyim?..
Sevgisiz ve de duygusuz olmaz ! Seveceksin! Karsılıksız, hesapsız seveceksin! Ne
buyurdu: Ben gizli bir hazine idim. Bilinmeyi severek istedim de alemleri, insanı yarattım!
“Bilinmeyi istedim “ diye çevirirler, yanlıstır! O istek severek, hararetle, yanarak, içi
giderek, ask ile istemektir. Arapça’da onlarca “ istek“ var. Hadisteki istek; AHBEBTU fiili
ile ifade edilir. AHBEBE= MUHABBET kelimesinin kök fiili. Yani; Muhabbetle istemek
demek! Ispat isteyen AHBEBE kavramını soruversin Arapça hocalarına!
Sevgi, kainatın motorudur! Evren sevgiyle döner. Çiçek sevgiyle açar! Kus sevgiyle uçar!
Yagmur topragı sever ki yagar. Irmak denize asık oldugu için harlaya gürleye çaglar!
Kalpler kalpleri sever de birbirine yanar. Yanar da o atesten nesiller dogar! Yanar da aile
adlı nurlu ocak çıkar ortaya. Sevgi Nebisi (s.a.v) söyle buyurur: Iman etmedikçe cennete
giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmis olmazsınız!...
Dikkat edin imanla sevgi bir zikrediliyor! Sevgisiz, duygusuz bir iman öyle mi? Kusura
bakmayın ama görülmüs sey degil! Seveceksin dostum! Önce Sevgi Önderi (s.a.v) ni
seveceksin! (http://siratimustakim.blogcu.com/3028849/ )
Sevdigin için salavat getireceksin. Sevdigin için düseceksin yollara. Hac yapacaksın.
Tavaf edeceksin. Arafat’a çıkacaksın! Niye? Sevdigin öyle yaptı diye! Akıl isi mi çöl
sıcagında yollara düsmek?.. Sevdigin yaptı diye yapacaksın! Akıl, bir tası öpmez dostum.
Sen Hacer-i Esvedi öpecek, hatta basını sokacaksın. Sevdigin öyle yaptı diye. Sevgilinin
kâsesinden zem zem içeceksin kana kana. Sevgilinin huzuruna; Medine’ye, Ravza’ ya
gideceksin! Bütün bunlar sadece akıl- mantıkla yapılacak isler degilse; Hiçlige yolculuk da
sevgisiz olmaz! Sevgisiz katiyen olmaz! Sevebildigin kadar sev! http://siratimustakim.blogcu.com/3028878/) Benligin panzehiridir sevmek!
http://www.ahmedbaki.com/turkce/blog/2007/03.htm)
Benlik öldügünde ortaya HAKIKI AKIL çıkar! Kur’an o hakiki akla AKL- I SELIM; ARINMIS,
TEMIZ AKIL der. Sevgi arıtır benlikten! Temiz akıl; kayıtsız- sartsız sevenlerden açıga çıkar! Sevgiyle arınanların adıdır ULUL ELBAB ! Arınmıs akıl; duygusuz, ruhsuz akıl degil;
Sevebilen Akıldır!..
***
Epey seyirler paylastık sizinle. Bunlar bizim yasadıklarımız gibi görünse de çogunuzun
hayatında yasanan yada yasanacak haller oldugunu lütfen hatırdan çıkarmayınız…
Hiçlige akan seyirler elbette bu kadarla sınırlı degil. Anlattıklarımız buzdagının dıs yüzü
bile degil. Daha nice sırlar, nice ufuklar var. Idrakler genisledikçe, paylasılacak sırlarda
bulusmak üzere…
Kendinden geçerek gönül umanına dalabilenlere selam olsun!
Hiçlik yolculugunuz mübarek olsun! |