Sevelim Sevilelim !..
...Saim Yusuf - 09 Mayıs 2008

Rasul; özündeki, hakikati olan Rabbinden kendisine inzal olana iman etti, mümünler de…
Hepsi özlerindeki Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve Rasullerine iman etmiştir
…”


Ve hepsi; bu imanları sonucu var oldular!...
Evet, bu cümlemizden de anlaşılacağı gibi, biz Amener Rasulü olarak ta bilinen Bakara Suresinin
son iki ayetini ve Hz. Muhammed(SAV)’in bu konudaki iki hadisini, kapasitemiz yettiği kadar derinlemesine
inerek, özümüze dönük yönüyle değerlendirecek, her an her şeyin yaratılışını yorumlamaya çalışacağız…


Bu yorumumuzdan çıkarılacak sonuç, ana fikir, kıssadan hisse şu olması dileğimizdir:
Madem gerçekte tek bir varlık var, o halde tek varlık bilinciyle yaşayalım… Çokluğun getirdiği tüm ayrılıkları, şuurumuzdan söküp atalım… Mevcudatta tek varlık görerek; öfkeyi, kızmayı, kavgayı bırakalım…
Karşımızdakinin hakikatini bilerek; yalandan, dedikodudan, gıybetten kaçalım…
Mülkün sahibi teki hatırlayıp; çalmaktan, dolandırmaktan, aldatmaktan kaçınalım…
Hay olan teki fark edip, hayata, cana kıymaya kalkmayalım…

Unutmayalım ki; ALLAH’ın bizim ibadetimize ihtiyacı yok; ama bu teklik bilincini sürekli ayakta tutarak daha dünyadayken cennet huzurunu tatmak için, bizim ibadet adı verilen çalışmalara, Salih amellere ihtiyacımız var…
Teki görelim, teki sevelim, tekten alalım, teke verelim, teklik ile rahata erelim…
Çokluğun yükünden, karmaşasından, sorunlarından kurtulalım…
Tekliğin hafifliğine, sadeliğine, güzelliğine erelim…
Gelin tek ile olalım, sevelim sevilelim, işi kolay kılalım…


Hatalar bizden…İsabet Kaynaktan…

Hz.Muhammed(SAV) Efendimiz buyurdu:
-Allahu Teâlâ sûre-i Bakara’yı iki âyetle sona erdirdi ki, bunları Arş’ın altındaki hazinesinden ihsan buyurdu. Bunları öğreniniz, kadınlarınıza, çocuklarınıza öğretiniz. Hem Kur’ândır, hem namazda okunur, hem de duadır.’
Allah “Amener Rasulü”yü Arş’ın altındaki hazinesinden ihsan buyurdu… Allah’ın “Arş’ının altındaki hazinesi” esmalarından oluşmuş, esma terkipleridir… Allah iman edilen, irsal olunanları esma terkiplerinden ihsan etti… Allah; varlığından emin olunan, varlığı kabul edilenleri, varlığı irsal olunanları, varlığı açığa çıkanları; esmalarının terkipleriyle var etti… Esma terkiplerinizi, bunları açığa çıkaran orjin esmaları, bunlarla açığa çıkan esmaları öğrenin… Öğrenin ki; esma terkibinizi dengeleyin, doğrultun, güzelleştirin, güçlendirin… Esma terkiplerinizi de ancak fiillerinizden, sözlerinizden, düşüncelerinizden öğrenebilirsiniz… Hem her an özünüzdeki esmalarınızı OKU’yorsunuz, siz ve sizden çıkanlar esma terkibinizle var… Hem varlığınız bu esmalara teslim, elleriniz bağlı, boynunuz bükük, önünde secdedesiniz… Hem de sizden açığa çıkan esmalarınız duanız olup sizden açığa çıkacak esmaları tetikliyor, bu istikamette sizden esmalar açığa çıkıyor… Bu sebeplerden dolayı esmalarınızı öğrenip, düzenlemeniz, dengelemeniz, doğrultmanız gerekiyor… Bunları öğrenin, kadınlarınıza, çocuklarınıza da öğretiniz…

Hz.Muhammed(SAV) Efendimiz buyurdu:
- Her kim sûre-i Bakara’nın son iki âyetini okursa, bu ona, gecenin âfetlerinden şeytanların şerlerinden korunmak için yeterli olur!..’
Amener Rasulü OKU’yan gecenin afetlerinden şeytanların şerlerinden korunur… Güneş ışıkları kaybolup, karanlık, gece olduğunda; parazit ışınları azalır, zayıflar; beynimiz bir çok mana yüklü dalgaları alır, aklımıza bir çok fikir gelir… Gece ibadetleri, tefekkürleri, çalışmaları çok verimli olur… İyi, kötü olarak değerlendirilebilecek fikirler adeta beynimize akın eder… Zararlı, saptırıcı olan şeytani fikirlere engel olmak için, Amener Rasulü’yü manasını idrak ederek OKU’mak gerekir… Manasını bilmek gerekir ki; saptırıcı fikirler fark edilip, tarafımızdan kabul görmeyip reddedilsin… Amener Rasulü’n anlamına ters düşen saptırıcı, zararlı şeytani fikirlere kapılınmasın… Anlamını bilmeden yapılan OKU’mada, aklına gelen şeytani fikirleri fark edip, reddetmen mümkün olmaz… Amener Rasulü manasını hissederek OKU’yan, kendisinin Allah’ın esmalarından irsal olduğunu bilir, bu gerçeği hatırlar… Kendisinin mutlak manada yok olmadığını, yok olmayacağını bilir… Mutlak yokluğun olmadığını anlar… Böylelikle “gecenin afetinden”, yani “varlık yok bilincinde düşülebilecek hata olan, mutlak yokluk anlayışının zararlarından”; şeytanın şerrinden yani bu şekildeki aldatıcı fikirlerden, gerçekten uzaklaştırmaya çalışan düşüncelerden korunur… Çünkü sonsuz olan Allah’ın varlığı ile var olup, sonsuza kadar da var olacağını OKU’muş olur…   
BAKARA 285-)
Amener Rasûlü Bi ma ünzile ileyhi min Rabbihi vel mu`minun* küllün amene Billahi ve MelaiketiHİ ve KütübiHİ ve RusuliHİ, la nuferriku beyne ehadin min RusuliHİ, ve kalu semi`na ve eta`na ğufraneke Rabbena ve ileykel masıyr;

Er-Rasûl, Rabbinden kendisine İNZAL olana (B sırrıyla) iman etti, mü’minler de... Hepsi, (B sırrıyla) Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve Rasûllerine iman etmiştir... O’nun Rasûllerinden hiçbirini ayırt etmeyiz...
işittik ve itaat ettik, Ğufran’sın (mağfiretini isteriz) Rabbimiz, dönüşümüz sanadır”, dediler.

SAFİ YORUM:

Er Rasul demiş!... Yani Rasul demiş, Rasuller dememiş!... Demek ki irsal denen olay aslında sadece bir kerede olmuş… İnzal olana demiş!... İnzal olanlara dememiş!... Demek ki bir tek mana inzal olmuş!... Bi demiş!... Demek ki kendisi olarak, hakikati olarak özünden kendisine inzal olmuş!... RabbiHİ demiş… Demek ki Rab olan Zat’tan, Zat’ın Rab özelliğinden inzal olmuş!...

Yani toparlarsak; özü olarak/kendisinin hakikati olarak Zat’ın Rab özelliğinden inzal olana irsalle iman edildi… Yani Zat’ın Rab özelliği özden bir kerede inzal oldu, bir kerede irsal edildi, bir kerede iman edildi… ”İsmi Allah olan HU” kendini bilinmekliğini istedi, bir kerede bildi… Bilinmek istedi, inzal oldu… Bilmek istedi, irsal oldu… Bilende bilinende kendi oldu… İnzal olanda, irsal olanda, iman edende kendi oldu… Bilinmek isteyen, bilmek isteyen, bilen kendi oldu… Hepsi bir kerede gerçekleri O olarak oldu…

Müminler de” sözünü sona koymuş… “Allah ismi ile işaret edilen HU”nun bir kere olan irsali sonucu; müminler denilen mana terkiplerini oluşturdu… Mü’min olan Allah indinden bakıldığında tek mana tek inzalle, tek defada irsal olmuştur… Aynı şeye müminler indinden bakıldığında tek mana manalar olarak, tek inzal inzaller olarak, tek irsal irsaller olarak algılandı… Müminler denilen mana terkipleri evren içre evrenler, boyutlar ve içindekileri, kainatı açığa çıkardı…

Hepsi iman etmiştir diyor!... Hepsi diyor, sınır koymuyor!... İman etmiştir diyor, olmuşu duyuruyor!.. Demek ki her an her şeyde olanı açıklıyor!... Yani her şey her an iman etmiş… Yani her şey her an özündeki manaları açığa çıkarıyor!... İman edene de, imana da sınır koymuyor!... Öyleyse her şey her an nasıl iman edilir, şahit olunur, kabul edilir, emin olunur hale geliyor… Yani her şey her an özündeki manalarla, özündeki manaların açığa çıkarması ile var oluyor… Burada açığa çıkma irsale, var olma da iman etmeye işaret ediyor… Hepsi nasıl iman etmiş, varlıklarına şahit olunmuş, varlıkları kabul görmüş, varlıkları emin olunur hale gelmiştir?…  

Özdeki Allah’ın özellikleri olan esmalar meleklerde bilgiler olarak irsaller oluşturmuşlar… Allah’ın özellikleri enerjilerdeki bilinçler olarak irsal olmuş, her şeyde bu irsallerle var algılanmışlardır… Algılayabildiğimiz veya algılayamadığımız her şey kozmik enerjideki kozmik bilincin açığa çıkarması ile var olmuştur… Kozmik enerji olarak algılanılanlar dinde meleklerdir; meleklerinde Allah’ın özellikleri olan sınırsız-sonsuz esmalardan var olurlar…. Varlıklar bu şekilde var oldular, var algılandılar… Hepsinin varlığı da HU denilen Zat’a dayanmaktadır, hepsinin de varlığı Hu denilen Zat’tan açığa çıkmıştır, hepsinin de varlığı Hu denilen Zat’tan oldu… MelaiketiHİ, melekler/enerji Zat’tan var oldu; KütübiHİ, kitaplar/bilgi/bilinç Zat’tan var oldu; RusuliHİ, iral olma/açığa çıkma da Zat’tan oldu… Yani her şey varlığını TEK BİR VAR olan ZAT’tan-HU’dan aldı…

HU neyi irsal edecekse varlığımızdan açığa çıkarırız… Bizim; irsal olacakları isteme, istememe gibi seçeneğimiz yok!... Çünkü varlığımız HU’dan kaynaklanıyor… İrsal olanlarda HU’dan kaynaklanıyor!... Bizim varlığımızda HU’dan irsal oluyor!... İrsal olunan olarak irsale nasıl mani olabiliriz?... Biz zaten irsal olunanız!… Hu dilediği manaları varlığımızdan irsal etmektedir… Çünkü her şeyin ZAT’ı HU’dur… Her şey HU ile VAR’dır… Gerçekte VAR olan ZAT HU’dur…

Allah dilediğini yapar!... Varlık kendisinin; dilediğini yapar, yaptıklarından hesap sorulamaz… Çünkü O’na hesap soracak ikinci bir varlık yoktur!... Bundan dolayı güzel-çirkin ayırt etmeden tüm varlıklar var olur; iyi-kötü ayırt etmeden her şey var olur!... Madem ismi ALLAH olan Hu sınırsız-sonsuz-tekdir, dilediğini yapmaktadır, o halde her şey güzel ve iyidir!... O’nun indinde; dilediğini yapamama hali noksanlık, çirkinlik, kötülük olurdu ki; böyle bir şeyinde olması imkansızdır… Çünkü HU ALLAH; Ahad’dır-Samed’dir, sınırsız-sonsuz-tekdir…

Ayrıca iyi-kötü, güzel-çirkin vb. ayrımlar yaratılmışlara göredir, fayda-zarar verme, kıyaslama-karşılaştırma durumlarına göredir… Açığa çıkan tüm manaların ismi ALLAH olan HU’ya faydası-zararı dokunmadığından;  açığa çıkan tüm manaların KENDİSİ’ne ait olup, kıyas-karşılaştırma yapacak ikinci bir varlık olmadığından HU’nun indinde ayrım-sıralama yoktur; ZAT’ı ve ZAT’ının açığa çıkardığı manaları vardır… Açığa çıkardığı manalar da VAR’lığında bir eksiltme yapmaz… Çünkü açığa çıkardığı manalar kendisine aittir; açığa çıkan manalardan algılanan mevcudat ise gerçekte varlık kokusu almamıştır… Bu sebeplerden dolayı; ALLAH dilediğini yapar, yaptıklarından hesap sorulamaz…

Bizim HU’nun dışında kendimize ait varlığımız yoktur, biz ALLAH’ın esmalarının birleşimiyle oluşmuş esma terkipleriyiz… Yani ALLAH’ın varlığının özelliklerinin, istenilen oranlarda istenilen sayıda bir araya getirilip, açığa çıkarılmasıyla var oluruz, var algılanırız… Kendimize ait varlığımız yoktur… Rabbimizin esma terkibi olarak açığa çıkarması ile varız, her an bizden esma terkipleri açığa çıkar, yani her an Rabbimizleyiz… Her an esmalarla varız, gerçekte var olan esmalar; esmalar, varlıklar ve efaller olarak algılanır…


YUNUS EMRE:
Gelin tanış olalım…
İşi kolay kılalım…
Sevelim sevilelim…
Dünyaya kimse kalmaz…


Bizim tanışıklığımız teklikten gelir… İşin kolayı da teklik bilinciyle yaşamaktır… Teklik bilinciyle yaşayanın da hayatı sevgidir, sever sevilir… Teki görür, dünya onun gözünde silinir… Bu yazımızı da Amener Rasulü’nün devamı (Bakara Suresi’nin son ayeti) ile dua ederek tamamlıyoruz…

Allah Muinimiz Olsun…


BAKARA 286-) La yükellifullahu nefsen illâ vüs`aha* leha ma kesebet ve aleyha mektesebet* Rabbena la tüahızna in nesiyna ev ahta`na* Rabbena ve la tahmil aleyna ısran kema hameltehu alelleziyne min kablina* Rabbena ve la tühammilna ma la takate lena Bih* va`fü anna, vağfir lena, verhamna, ente mevlana fensurna alel kavmil kafiriyn;

Allah, hiçbir nefse/kimseye teklif etmez (mükellef tutmaz), kapasitesi dışındakini... Kişinin kulluk vazifesi olarak (Allah için) yaptığının kazancı lehine, nefsi için çabalayıp kazandığı aleyhinedir... Rabbimiz, eğer unutursak veya (kasdi olmaksızın) hataya düşersek, bununla bizi mes’ul tutma (affet?)... Rabbimiz, bizden evvelkilere yüklemiş olduğun ağır yükleri bize yükleme (mağfiret et?)... Rabbimiz, güç yetiremeyeceğimiz şeyleri (B sırrınca) bize yükleme (rahmet/merhamet et?)... Affeyle bizleri (sil günahlarımızı)... Mağfiret et bizleri (varlık günahımızı ört)... (Özel rahmetinle) rahmet buyur bizlere... SEN MEVLAmızsın; o halde kafirlere (hakikatı reddedenlere, gerçeği örtenlere) karşı bize zafer ihsan et...

AMİN