Secret Vurdu Sahile, Kudret Denizinden !.. (4. Bölüm)
......Mehmet Doğramacı - 08 Ocak 2008

Üç haftadır devam eden serimize derlediğimiz son canlı örnekler ve genel bir değerlendirme ile son vereceğiz. Duadaki sırrı fark ettirmeye, hatta söylenmeyecek olanı söyleyerek idraklerde şimşek çaktırmaya çalıştığımız bu seri; yargısız yaklaşanlarda yeni açılımlara vesile oldu.

Hassasiyetimizi altını çize çize belirtmemize rağmen hala “İyi ama Allah’ın iradesi ne olacak?”, “Ezelde yazılmış kader ne olacak?”, “Hem biz dua etsek de etmesek de zaten olması gereken olmayacak mı?” türünden yaklaşan dostlarımızın da günün birinde ne demek istediğimizi anlayacaklarına yürekten inanıyoruz.

Dostlarımızın kendi hayatlarına ve oluşlara ibret nazarı ile bakmalarına vesile olmak üzere konuyu birkaç maddede derledik. Hemen belirtelim ki; dua sırrı verdiğimiz örneklerle sınırlı değil. Konunun daha derin ve engin boyutları mevcut. Evet, kaldığımız yerden devam edelim:

 

10- BUNALIM ANINDA ADAK SUNAR GİBİ TALEPLERE DİKKAT(Yusuf) dedi ki: “Rabbim!.. Zindan, (bu kadınların) beni kendisine da’vet ettikleri şeyden daha sevimlidir bana... Eğer sen onların tuzaklarını benden savmazsan, onlara meyleder ve cahillerden olurum”. (Yusuf’un) Rabbi Onun duasına icabet etti de onların tuzaklarını Ondan savdı... Muhakkak ki O, Semi’dir, Aliym’dir. (Yusuf-33/34)

Ayetlerden anladığımız kadarı ile zindan süreci Yusuf’un talebi ve duasına icabet olunması ile başlar. İnsanın tipik bir halidir bu. Bunalıp sıkışınca, adak adar gibi yeni bunalımlar talep ederek çıkış ararız. Sanki Rabbimize kurban verir gibi… Oysa o anlarda dahi iyiliği istememiz uyarısını yapar Rasulullah (sav). Allah’tan dertlerine karşı sabır gücü isteyen birine: “Sen belanı istiyorsun. Afiyet iste!” buyurmuştur.

(Ayete yaklaşımımız sadece “Bunalım anında adanmışlık talebinin neleri çektiğini” göstermek içindir. Yoksa hem Yusuf Suresinin hem bu ayetin çok boyutlu anlamları vardır!)


11- KINADIĞINI YAŞARSIN: “Mümin kardeşini bir hali ile kınayan; o hali yaşamadan can vermez” hadisini biliyorsunuz. Negatif çekime açık ve kuvvetli bir örnektir. Kınama ve suizan; kendi yarınımız için olumsuz kodlama yaparak bela sürecine start vermekten başka bir şey değildir. İnsanın hayrı talep ettiği gibi bazen hal ve hareketleri ile şerri de üstüne çektiğine dair dikkat edilesi bir ayet: “İnsan hayra dua eder gibi şerre dua eder. İnsan çok acelecidir.” (İsra-11)

Kınama sadece dile dökmek de değil. İçimizden geçen kınamaların da önümüze geldiğini naçiz kardeşiniz deneyimlemiş, yaşamıştır. Sakın ha sakın, başkalarını kınama düşüncesini aklınızdan dahi geçirmeyin!

 

12- AH ALAN İFLAH OLMAZ! Köyüme komşu köyden Fatma teyze anlatıyor:

Vaktiyle bizim köyün bir ağası vardı. Herkesin evi toprak damlı iken, millet açlık ve sefalet içinde kıvranırken o köye kocaman bir konak dikti. İki katlı taş bina, hala orada durur.

Konağı inşa etmek için uygun yer aradı. Ayşe kadın dediğimiz bir komşumuz vardı. Dul, garip bir yaşlı kadın. Onun bahçesi hoşuna gitti ağanın. “Burayı vereceksin, konak yapacağız“ dedi. Bahçe kadının tek mülkü, biricik geçim vasıtası. Kadın razı olmadıysa da zorla aldı elinden. O kadın ağlaya ağlaya konağa dönüp günlerce şöyle dedi:
- Dilerim Allah’tan ocağınız sönsüüüün! Konağında insan yaşayamasın da köpekler eniklesiiiinnnn! (Yavrulasın)

Konak yapıldı. Ağanın hatırlı dostları şehirden geldiler gittiler, yediler içtiler. Uzatmayalım aradan 20 yıl geçti. Ağa öldü. Çocukları serkeş çıktı. Bela üzerlerinden eksik olmadı. Köyde tutunamayacaklarını anlayınca hepsi şehre göç etti. Bir süre konakta kapıcı bekledi ama
sonra onun da işine son verildi. Şimdi ne halde o bina biliyor musunuz?.. Köyün başıboş köpekleri, bodrumunda yatıyor!!!...
***

Negatif yayındır; beddua! Mazlumun ahı, yıllar geçse de çarpar ok gibi!.. Aman dikkat, hiçbir kalbi incitmeyiniz. İflah olmazsınız! Er yada geç, yaptıklarınız bumerang gibi döner size!.. Mağdur ettiğiniz ne ölçüde kırılmışsa o ölçüde sert, nasıl dile dökmüşse o sahne ile çıkar önünüze!..

 

13- SELAM; SELAMETTİR: Medine-i Münevvre’de yaşayan, Rasülullah (sav) a komşu bir kardeşimiz anlatıyor:

Kurban bayramı sabahı. Namazdan sonra bizim şirkete geldik. Bodrum katta bağlı sığırı kurban edeceğiz. Bahçeye çıktık. Her nasılsa hayvan elimizden kaçtı. Başladı mı bir kovalamaca. Caddeler sokaklar geçtik ama nafile. Boğa açık arazide bizden epey uzaklaştıktan sonra öylece durdu. Ama kimsede yaklaşma cesareti yok.

Şirket müdürümüz hepimizin şaşkın bakışları arasında hayvana doğru yürüdü. Elinde ne ip, ne sopa…Gitti, karşısında durdu, kulağına eğilip başını okşadı ve yularından tutarak getirdi. Gayet kolay kurban ettik. Kesim bitince müdürümüze neler olduğunu sorduk. Şöyle dedi:
- Gittim, önce hayvana selam verdim. Esselamu Aleykum dedim. Sonra kulağına yaklaşıp; “Bu Allah’ın emri, Allah kullarına zorluk çıkarma” dedim. Tıpış tıpış geldi. Hepsi bu…
***

Hakka gönül verenler mahlûkatın dilinden anlar. Allah’a kalben bağlananlar, mahlûkatla birlik yaşarlar. O birlik de bütünlüğü, sükûn ve selameti davet eder.

“Aranızda selamı yayınız” hadisini tekrar düşünün. Selam; esenliğe davet, iyiye çekimdir! Selam; selamettir. Selam; yaşamımız olsun!

 

14- SAMİMİ İSTEK; ŞARTLAR NE OLURSA OLSUN VÜCUD BULUR: Öğretmen dostumuz anlatıyor:

Cuma sabahlarımız boş. Öğleci olduğumuz için üç arkadaş cumadan önce bir araya gelir, tasavvufi- dini yazılar okuyarak müzakere ederiz. Geçenlerde müdür, cuma sabahı genel bir toplantı yapacağını duyurdu. Sohbet kesintiye uğrayacak diye bir an üzüldük. Ertesi sabaha kadar “Allah Kerimdir” dedik. Sabah okula gittiğimizde “Toplantı ertelendi, müdürü il milli eğitime çağırdılar “ dediler. Üç arkadaş birbirimize baktık. Sohbet aksamayacaktı… Sonraki günlerde de şunu gözledik: “Allah için yapmayı niyete aldığımız işlerde zor görünen engeller bir şekilde bertaraf oluyor!..”
*

Yurtdışında yaşayan dostumuz anlatıyor:
Almanya tatiller konusunda Türkiye’den hiç de geri kalmaz. Yılın büyük bölümü tatil. 5 günlük bir tatil döneminde Türkiye’ye gitmeyi, sohbet ve ziyaretlere katılmayı arzu ettim. Yakın çevrem: “5 gün için taaa oraya, masrafına değmez” dese de kafaya koymuştum. Ne var ki uçaklar dolu idi.

Hakka tevekkül olup havayolu şirketini tekrar aradım: “Çok önemli, lütfen şartlarınız müsaitse” diye zorladım. “Rezervasyonunu iptal eden olursa size döneriz” dediler. Tatil furyasında rezerve iptali güç ihtimaldi. Ümitle bekledim. Son gün aradılar: “Bir yolcumuzun hastası çıktı, sizi uçurabileceğiz!” Sevinçten havalara uçtum…

Türkiye’ye geldiğimde içimde küçük kaygılar vardı. Ziyaret edeceğim kişilerin acaba programları müsait miydi?.. Beş günde özlediğim zikir ve sohbet meclislerine katılabilecek miydim?.. Ya nasip dedim…

Öylesine dolu dolu beş gün geçti ki anlatamam. İki zikir meclisi, bir Hak Dostu ziyareti, sabaha kadar süren bir ev sohbeti ve her biri birbirinden kıymetli ilim ve gönül ehli dostlar. Cennet yaşadım sanki.

Oturup düşündüm. Ne istemiştim? Uzun süredir yaptığım duam: “Rabbim, karşıma sevdiklerini çıkar. Rabbim, beni bir veliye ulaştır. Rabbim, bana senin kelamının konuşulduğu meclislere katılmak nasip eyle!..”

Beş güne hepsi sığdı. Hafifleyerek, cennette gibi döndüm Almanya’ya…
***

Niyet halis ise olmayacak şey yoktur. Atalarımız bunu şöyle dile getirmiş:
“İnanç; tekeden süt çıkarır!”

 

15- YARATILANA HİZMET; GAYB ÂLEMİNDEN DESTEK VE ŞEFKATE VESİLEDİR: Okurlarımızdan bir dost, annesinden naklen anlatıyor:

Konya’nın Meram semti vardır, eskiden orası bir nevi sayfiye yeri imiş. Evi olanlar yazın orada kışın şehir içinde kalırlarmış. Meram semti kış gelince boşalır kimsecikler kalmazmış. Orada yasayan bir kadın ve kocası varmış, fakirlermiş. Adam özürlüymüş, kadın her gün adamı sırtında çarşıya taşır; kahveye, camiye götürür, akşam geri eve getirirmiş.
 
Kışın yine kimsecikler kalmadığı zaman adam vefat etmiş, kadın ondan bundan yardım alarak kocasını gömmüşler. Kadın yalnız kalmış. Meram’da kimsecikler kalmamış, bir sürü kedi ortada kalmış, kadın tüm kedileri beslemiş, evini, bahçesini açmış fakir olmasına rağmen. Orada bulunan eczacıya da tembih etmiş: "Şu benim kefen param, ölürsem beni gömdür, benim kimsem yok..."
 
Kadın vefat etmiş, eczacı muhtarı çağırmış, kadın öldü diye. “Eyvah bu mevsimde arabayı nereden bulacağız, camiye nasıl götüreceğiz?” derken kapının önünde bir at arabası durmuş, “Ben götürürüm” demiş. Camiden de yenice cenaze kalkmış, muhtar oradakilere "Durun şu garibin de cenaze namazını kılalım" dediyse de herkes dağılıp gitmiş!
 
Kadının namazını kılarken hoca bir dönüp bakmış arkasına cami hınca hınç dolu, kabristana giderken de müthiş kalabalık!... Kadıncağızı da hep bu kalabalıkla birlikte gömmüşler. Defin bitince bir bakmışlar ki sadece başlangıçtaki gibi üç kişi kalmışlar! Tüm orada bir anda peyda olan kalabalık yok olmuş... Annem : " Kadın kocasına çok hizmet etmiş, çaresiz kalan kedilere bakmış, çok iyi bir kadınmış " diye anlattı.
***

Aç kalan hayvanları doyurmak!... Hayat arkadaşına şefkat göstermek!.. Mahlûkata hizmet, Halikın şefkatini çekiyor! Yalnızlar, garipler; gayb ehlince destekleniyor.


16- HASTALIKLAR; DÜŞÜNCE- NİYET VE BAKIŞIN ÜRÜNÜ MÜ? Eski Türk filmlerini hatırlayın. Kavuşamayan aşıkların vazgeçilmez illetiydi verem. Çok hassas, titiz tiplerin midelerinden sıkıntı çektiği, derin düşünenlerin baş ağrısından sıyrılamadığı, dünya- ahiret dengesi kuramayanların sırt ağrıları çektiği söylenir. Reiki ile uğraşan bir dostumuzun bize ilettiği link incelenmeye değer: http://reikizen.com/reikizen/hastaliklarin_ruhsal_sebebleri.htm

Benliğine çok düşkün, hakikate karşı aşırı öfkeli Ebu Leheb’in cüzam türü bir deri hastalığı ile ölümü, cesedine kokudan yaklaşılamayışı; ağır dertlere düşen Hz. Eyyub (as) un sabır ve teslimiyetle şifa bulması hayli dikkate şayan.

 

17- KULLARIN DUASI; HAKKIN ŞİFASI: Nakşi meşrep bir dostumuz anlatıyor:

Mürşidimiz M.Zahid Kotku (ks) rahatsızlanmışlardı. Doktora gittiğimizde ülser olduğu, midesinin yarısının yara olduğunu üzülerek öğrendik. Kendileri hep mütevekkildiler.

Ülke çapında ihvanımıza haber saldık. Şeyhimizin şifası için Yasinler okunacak, dua ve zikirler vesile edilecekti. Bütün kardeşlerimizden yoğun bir yöneliş oldu. Bir ay sonra tekrar röntgen çekildiğinde doktor hayret etti. Avuç içi büyüklüğündeki yara parmak ucu kadar kalmıştı!..
***

Rasülullah (sav) bir gün şöyle buyurdular: GÜNAHSIZ AĞIZLA DUA EDİNİZ…
Sahabe sordu:
- Ya Rasülallah, hepimiz günahkarız. Günahsız ağız ne demek?

Efendimiz; “Sizin ağzınız kendinize nispetle günahkar, kardeşinize nispetle günahsızdır. Kardeşinize dua ettiğinizde günahsız ağızla dua etmiş olursunuz!...”

Kardeşlerinizden dua isteyiniz. Ne kadar çok günahsız ağız size yönelirse o kadar çok şifa, o kadar çok bereket, o kadar çok afiyettir bi iznillah.

 

18- YOĞUNLAŞILAN KAYGILAR VE ÖZENİLEN HALLER, OLUŞABİLİREmektar bir ağabey anlatıyor:

Eşimle mutlu bir yuvamız vardı. Ben kamyonetle nakliyecilik yapıyordum. Eşim de şoför bir babanın kızı. Babası kamyonla taşımacılık yaparken bir gün freni patlar ve feci biçimde can verir. Eşim çocukluğunda yaşadığı bu olayı hep zihninde tuttu. Ne zaman trafikten, araçlardan söz açılsa fren patlamasından korku ile bahsederdi.

Benimle evli olduğu süreçte ne zaman yanıma binse ”Fren sağlam değil mi, patlamaz değil mi? “diye sorardı… Bıkmıştım aynı tekrardan… Ne dedi isem bu korkuyu atamadı… Ve bir gün yokuş aşağı inerken fren patladı. Bunu ona söylemek istemedim… Paniklemese belki kurtulurdu. Can havli ile beni dinlemeden kapıyı açtı, yola attı kendini. Aracı ileride az bir hasarla kurtardım. Atladığı yere geldiğimde çoktan ölmüştü. Sonuçta ecel tabii. Ama onun ömür boyu fren patlamasına takılması ve ölüm şekli hala garip gelir bana….
***

İnsanız, korkumuz da olur kaygımız da… Ama bunları üretmeyiniz… Ürettikleriniz, filizlenip büyüyerek gelebilir önünüze…

Bu negatif misalden sonra bir de pozitif misal vererek misaller faslını kapatalım.

Tasavvuf yazılarının yer aldığı siteyi takip ediyor, her biri birbirinden kıymetli yazarların yazılarını titizlikle okuyordu. Bir gün siteye dalıp gitmişken şöyle dedi;

"Ya Rabb'im bu insanlar ne kutlu insanlardır ki sen onların sadece dünya işleriyle uğraşmalarına izin vermemişsin, senin ilminle haşir neşirler, akıllarında başkası yok ki, bak düşünüyorlar, yazıyorlar. Ne olurdu ki bana da nasip etseydin böylesini, şu an aklımı meşgul eden bu dünyalık işlerden uzaklaşıp senin ilminle uğraşsaydım, öğrenseydim bilseydim, aklım fikrim hep sen olsaydın!”

Sonra da olacak iş değil ben kim bu halimle buralarda yazacak kim diye bir an içi sızladı.

Günün birinde o sitenin yazarları arasına katıldığında yıllar önce o çok içten ettiği dua aklına geldi... Duayı ona ettiren, onda talebi oluşturan, oluşan talebe cevap vererek yine onda- onunla yaşamakta her şeyi… Şükürler olsun.

… …
… … …
Sonuç kısmına geçmeden önce bir dostun fark ettirdiği, bir başka dostun da üzerinde mini tefekkürle açtığı ayetleri değerlendirelim. Batının THE SECRET adı ile pazarladığı oluşuma Kur’anın cevabı bu ayetler.

 The Secret Kur’anda !!!..

Meryem Suresi 77-80 i birlikte okuyalım. Lütfen dikkatle takip ediniz:
Ayetlerimizi inkâr edip, "Bana mal da evlat da kesinlikle verilecek." diyeni gördün mü?
Bu adam gaybı mı öğrendi, yoksa Rahman katında bir söz mü aldı? Hayır, hayır! Biz onun söylediğini yazacağız ve onun için azabı uzattıkça uzatacağız. O dediklerine biz vâris olacağız. Kendisi bir başına bize gelecek.

Şimdi birlikte tefekkür edelim: AYETLERİMİZİ İNKAR EDEREK: Benlikle, kendinde güç ve kudret vehmederek…BANA MAL DA EVLAT DA KESİNLİKLE VERİLECEK diyen kimse… O nasıl bu kadar kendinden emin ki?.. BİZ ONUN SÖYLEDİĞİNİ YAZACAĞIZ… Oluşturacağız, yani o dediğini ona vereceğiz. AZABI UZATTIKÇA UZATACAĞIZ…Benlikle istediğini ona verişimiz; aslında uzayan bir azap olacak… DEDİKLERİNE DE BİZ VARİS OLACAĞIZ VE
TEK BAŞINA KALACAK…Elde ettikleri zaten Allah’ın mülkünde kalacak, hiçbir kazanımı olmadan yapayalnız, çaresiz göçecek ebedi aleme!

Ne anladık?...

Benlikle isteme sonucu bazı talepler oluşuyor, oluşmuyor değil… Ancak bu; elden eden kimsenin perdesini kalınlaştırıyor. Nimetlere kavuşuyor ama bu zenginliği sadece dünya için geçerli. Bunlarla ahirete taşıyacağı bir kazanım yok! Bu sebeple azabı uzadıkça uzuyor. Yani yine Kur’an ifadesi ile dünya onun için zevkli bir oyun ve eğlence iken, ahiret ebedi azaba dönüşüyor. Özetle; İki tip oluşum süreci var:

1- BENLİKLE İSTEME SONUCU THE SECRET TARZI OLUŞANLAR...
Dünyada zahiren zenginlik, sanal bir oyun ve eğlence… Ahirette ebedi azap…


2- BENLİKSİZ, TESLİMİYET VE RIZA İLE, DUA SONUCU OLUŞANLAR... Dünyada zahiren sıkıntı ve çile görünse de, batınen zevk (içte yaşanan cennet hali)… Ahirette ebedi cennet...

Bizim haftalardır ikinci maddeden bahsetmeye çalıştığımız artık anlaşıldı değil mi?..

SONUÇ VE GENEL DEĞERLENDİRME

1-      İslam’a inananların önemli bir çoğunluğu Dua mekanizmasındaki Kudretten habersizdir.

2-      Duanın sözlük anlamı DAVET- ÇEKİMdir. Dua; sadece lisanen istemek değil; yaşamın tamamıdır!

3-      Hayaller, düşünceler, niyetler ANda oluşup ANda önümüze gelmekte, ancak izafi zaman kaydı sebebiyle perdelenmekteyiz.

4-      Mutlak İrade yanında ikinci bir irade yoktur.

5-      Kudret Okyanusundan bizi perdeleyen set; Benliğimizdir. Benlik ortadan kalktığında Kudretle oluşanların bizzat içinde olduğumuzu, bizde, bizimle dilediğini fark ederiz.

6-      Bu farkındalık için İMAN NURUNU KUŞANMAK,  KUR’ANI YAŞAMAK, HALİFE BİLİNCİYLE İNSAN OLMAK, SABRI, SEYRİ, TEVEKKÜLÜ, TESLİMİYETİ, RIZAYI, SALİH AMELİ, MUHABBETİ YAŞAMAK şarttır.

7-      Bunları kulluk bilinci ile yaşayan kulda dileyen; Allah’tır…

8-      Sahiplik azaba, Rıza huzura çeker. Dua; Huzurullahta olduğunu fark etmektir!

9-      Güzel bakış ve iyi hal; güzeli ve iyiyi, kötü bakış ve kötü hal kötüyü çeker.

10-   Hali iyi olduğu halde azap çekiyor gördüklerimiz; bela ve imtihan sırrınca asıl hazineye yakınlaşması dilenen, seçilmişliğe aday kimselerdir. İç dünyalarında cennet yaşanır onların.

11-   Evliyanın tasarrufu Haktır. Evliyaya gönül veren de o tasarruf denizinden nasiplenir.

12-   Dua yanında secret; okyanus yanında damla ölçüsündedir.

Evet değerli dostlarım,

Duadaki kudreti, ışıltılı Secret başlığının cazibesi ile anlatmaya çabaladık. Gönlünüzde bir şeyler açılmışsa vesile kılana şükürler olsun.

Serimizi; Hakikat İlmini bu çağa en kapsamlı, en bilimsel, en ikna edici boyutları ile açan zatın sözleri ile noktalıyoruz. O, bizim açıkça söyleyemediğimiz, sözü dolandırarak işaret etmeye çalıştığımız sırrı, yıllar öncesinden gayet açık ve çok cesur söylemiş:

Dua; insana verilmiş yaratma sırrıdır... İnsan dua ettikçe, Allah onunla yaratır!..
Dua; kişinin kendindeki ilâhî güçler eşliğinde isteklerini gerçekleştirme faâliyetidir!..
(A. Hulûsi)

3.bölüm