Taziyeye gelenler yüzündeki tevekkül ve teslimiyetin müsterih ifadesi karşısında şaşkındı. İsyan etmemiş, sabır ve metaneti kuşanarak engin bir imanın ürünü eminlikle acıyı sadece hüzün boyutunda karşılamıştı.
Henüz ilkokula giden çocuğu, kapı önünde oynarken geçen bir taksinin kurbanı oluyordu. Şoför ne yapacağını bilemezken, O davacı bile olmadı. ”Bizimki cennete kanatlandı, sen çocuklarına iyi sarıl, sen bari üzülme kardeş” deyip beklenmedik bir tavır sergiledi şoföre… Ziyaretçiler türlü kelimelerle teselliye çalışırken O sadece şöyle diyordu: “Veren O, alan O!... Bize söz düşmez ki!.. Emaneti sahibi aldı… ”
Evden dönenler, mahallenin emektar imamının söylediklerini düşünüyorlardı. Bir baba, küçücük çocuğu aniden ölünce nasıl bu kadar mütevekkil olabilirdi?!..
***
Gökdelenler arasına sıkışan gecekonduda her akşam şenlik vardı adeta. Üstü başı perişan çocukların yüzlerindeki hayat enerjisi inanılır gibi değildi. Asgari ücretli bir işçi nasıl bu kadar mutlu olabilirdi? Bir gün apartman sakinlerinden Müteahhit Hayri Bey sordu: ”Kardeşim sizin hiç mi derdiniz yok!.. Sefil bir hayatı nasıl bu kadar neşeli yaşarsınız !? ”
İşçi Ramazan güldü: ” Beyim, sefil yada perişanlık sana göre!.. Gecekondunun kötülüğü apartmana göre!.. Aza kanaat eder, elimdeki ile yetinir, kendimi kimseye kıyas etmezsem, benden mutlusu olur mu? ”
Hayri Bey aracına binerken Ramazanın cevabına kızarak söylendi: ”! ”İyi tamam, tamam!.. Başıma filozof kesilme, bak işine
***
Şehidin cenazesi camiye geldiğinde herkes bitkindi. Komutan babasına başsağlığı dilerken acılı baba, asker disiplini ile esas duruş vaziyeti alarak; ”Vatan sağ olsun kumandanım! Sizler sağ olun! ” dedi.
***
Memur sınavına giriyordu yüzlerce adayla birlikte.Herkes referansını anlatıyor, adeta torpil yarışı yaşanıyordu. Kimi bakan, kimi milletvekili, kimi üst düzey bürokrat bulmuştu.
Yazılıyı kazandı.Sözlü günü yine herkes fısıldaşıyordu: ”Yazılı tamam ama sözlüde torpili olmayan geçemez kardeşim. Zor bu iş zor!”
Aldırmadı. Sırası gelince sözlü sınav komisyonunun karşısına çıktı. Mülakatı gayet açık yüreklilikle cevapladı. Komisyon Başkanı mertliğini sevmişti. Elindeki notlara baktı, bu çocuğun hiç referansı yoktu. ”Kimsin sen, kimleri tanırsın? Şimdi ne iş yapıyorsun?” diye deşeledi…Cevapladı:
-İki yıllık yüksek okul mezunuyum. Yapmadığım iş kalmadı. Şimdilerde aşçı yardımcısıyım bir lokantada… Hiç tanıdığım yok. Referansım da yok. Bu yıl yaşım doluyor, alırsanız memur olurum, almazsanız canınız sağ olsun!..”
Komisyondakiler birbirinin yüzüne baktı. Bakan, milletvekili, bürokrat istekleri arasında kimsesi olmayana nasıl yer vereceklerdi.
Komisyon Başkanı sekretere:
-Yaz kızım.Güvenlik kadrosuna yaz!
Sekreter sordu:
-Efendim, kimin kontenjanı diye not edeyim?...
Başkan:
-Gariban kontenjanından yaz kızım! Gariban kontenjanından!.. Referansına da samimiyeti yazarsın oldu mu ?!...
***
Dükkanların istimlak edileceği yayılıyordu dilden dile. Çok iyi iş yapan esnaf,
yerlerini sembolik ücretlere elden çıkarıyor, semti terk ediyordu.
Hayatını işportadan kazanıyordu. Neler yapmamıştı ki?.. Limondan çoraba, plastikten giyime satmadığı kalmamıştı. İçinden hep; ”Yerleşik bir işim olsa” diye geçirirdi. Dostlarından biri uyardı: ”Gel şu istimlak edilecek yeri satın al. Millet acele etti ama, daha vakit çok. Hem siyasi ortam, burası Türkiye, bir yönetim gelir belki durdurur istimlakı, belli mi olur?..”
İstimlak edilecek yeri almak, bile bile lades demekti. Ama bir buçuk yıl vardı projenin hayata geçmesine. Küçük köfte salonunu satın aldı. Kısa sürede iyi bir müşteri çevresi de tuttu. Olana, oluşacaklara razıydı zaten… Aylar sonra bir haber geldi: ”Anıtlar yüksek kurulu projeyi durdurdu!..”
Artık onun da yerleşik bir işi, kazancı bol bir dükkanı vardı.
………..
Çocuğu ölen babayı bu kadar müsterih kılan ne?...
Gecekondudaki dar gelirlinin neşesi nasıl açıklanır?
Şehit babası, vatan sağ olsun derken nereden güç aldı?..
Torpiller savaşını tek başına kazananın sırrı ne?
Dükkan satın alanın güvendiği yer neresi?...
Düşünün bakalım… Görünüşte acı ve sıkıntı sahneleri okudunuz. Ama fark ettiğiniz gibi bütün olumsuzluklara rağmen mutlu olmayı başarabilen kişilikler seyrettiniz. Nasıl başardılar bu cennet halini dersiniz?..
Cennet dedim de;neydi şu cennet kapısını tutan meleğin adı?.. RIDVAN değil mi?... Ne demek Rıdvan?... Kelime kökü; RIZA!.. Rıdvan=Çok Çok Razı Olan anlamına geliyor.
Galiba çözdük sırrı!.. Cenneti yaşamak için Çok Çok Razı Olmak gerekiyor. Her şeye, her olaya, her kişiye, her fiile kayıtsız şartsız razı olmak!...
Yapabilir miyiz?.. Yaparsak ne mi olur? Cennet Bekçisi Rıdvan bizi şöyle selamlar:
SELAMUN KAVLEN MİN RABBİR RAHİM (Yasin- 58 ) MERHAMETLİ RABBİNİZDEN SİZE SELAM OLSUN !..
Selam; Barış, Selam; Esenlik, Selam; Huzur, Selam; Sükûn demek!.. Razı olabilme halini; Rıdvan kuvvesini özünüzden açığa çıkarabildiğinizde sizde SELAM esması tecelli edecek!.. Yapabilen; dünyada yaşayacak cennetini!..
Razı mısın? Evet mi? Öyleyse Cennet Yaşamın şimdiden kutlu olsun!..
|