İsrâ ve Mi’râc hâdiseleri çeşitli hadis kitaplarından derlediğimiz hadislere göre şu şekilde vuku bulmuştur:
"Efendimiz Aleyhisselâm bir gece amcasının kızı Ümmü Hani`nin evinde uyurken Cibril Aleyhisselâm
geldi ve Efendimiz Aleyhisselâm’ın göğsünü yardı, sonra da zemzem ile içini iyici yıkadı ve söz alarak
iman ve hikmet diye târif olunan, mâhiyetini ise Allah ve Rasûlü’nun bileceği bir şey ile doldurdu..
Sonra "Burak" adı verilen bir binite bindirildi ve doğruca Kudüs şehrinde Beyt`ül Makdis`teki Aksa`ya götürüldü.. Erbabı irfan, bu gidişin bir an veya kısa zamanda meydana geldiğini ifade etmektedir...
Mescidi Aksa`da İbrahim Aleyhisselâm , Musa Aleyhisselâm , İsa Aleyhisselâm ve daha bir çok Nebî ve Rasûl hazır bulunuyordu.. Efendimiz Aleyhisselâm burada onlara namaz kıldırdı..
Bu namazdan sonra Efendimiz Aleyhisselâm’a üç ayrı bardak içerisinde su, süt, ve şerbet sunularak, birisini seçmesi istendi.. Bu sırada Efendimiz Aleyhisselâm’a bir nida geldi:
-Eğer su alırsan, kendin de ümmetin de ihtiyaçsız ve kanaatkâr olur;
sütü alırsan, kendin de ümmetin de sıratı müstakim de olur;
şerbeti alırsan, kendin de ümmetin de mahrumiyete uğrar!..
Efendimiz Aleyhisselâm üç ayrı muhtevalı bardaktan içinde süt olanı seçti !..
Bunun üzerine Cibril Aleyhisselâm:
-Ya Muhammed, sen fıtrî ve tabii olanı seçtin..
Sen sıratı müstakîm üzeresin, ümmetin de bu yolda olacaktır.. buyurdu...
Bundan sonra Mi’râc başladı.
O Mi’râc ki, Efendimiz Aleyhisselâm bunun hakkında şöyle buyurmuştur:
- Ben, Mi’râc ‘tan daha güzel bir şey görmüş değilim !.. Ölüleriniz, öleceği sırada gözlerini ona diker !..
(Ahmed HULÛSİ-Muhammed Mustafa-İsra ve Mi’rac’dan alıntı)
Hz. Mevlânanın “dün dünde kaldı cancağızım, bugün artık yeni şeyler söylemek lazım” diyen sözünü kendimize rehber edindik ve yazmaya başladık… Tüm dostların dualarıyla bugün de yazmaya devam ediyoruz… Yarına ise ALLAH Kerim, ikram ederse yazarız… Bu yazımızda ise; İsra ve Mi’racın yukarıda yaptığımız hadis alıntısı kadarıyla, dostların duaları sonucu bizde açılan farklı yönlerine değineceğiz…ALLAH’ın kelamının ve Hz.Muhammed’in(as) sözlerinin yorumunun sonu gelmez…Tek amacımız kapasitemiz yettiği kadar İslam’ın yüceliğini ifade edebilmek, bu hususta acziyetimizi de itiraf ederiz… İsabetlerin hatalarımızı gidereceği düşüncesiyle yazıyoruz, inşaALLAH seyrimiz devam eder…
Hatalar bizden… İsabet kaynaktan…
Yolculuk; efendimizin(as) bir gece, başkasının evinde, uyurken başlıyor… Cibril(as) geliyor!..
“Cibril, varlığını ALLAH’ın Cebbar isminden alır!...”
Cebbar; “hükmünü zorunlu olarak/cebren kabul ettiren” manasına geliyor!...
Cibril; kulun iradesi üstü iradesini direk devreye sokarak, hükmünü zorla kabul ettirme görevini ifa ediyor!...
Cibril’in isminin geçtiği yerde, cebren/zorlama vardır!... Cibril’in iradesinin olduğu yerde kulun iradesi iş görmez, Cibril’in iradesi konuşur(hadiste söz alarak ifadesine dikkat edin.)!... Cibril iradesi ile kulu peşinden sürükler!...
O mahalde etkin olan tek bir irade söz konusu olur, Cibril’in iradesi!... Kulun iradesi ise; o mahalde gözlemci/seyreden konumundadır!... Efendimizin olayı böyle başlamıştır, ama tersine son bulmuştur!...
Cibril Efendimizi desteklemiş, güçlendirmiş, yolculuğa hazırlamıştır, kendi boyutuna kadar Efendimize
refakat etmiş, yardımcı olmuştur!... Bundan sonrası; Rasul-Allah, Nebi-Rab indinde seyir gerçekleşmiştir!...
Uyurken rüya gördüğünüz anı düşünün; bu örnekte rüyayı gösteren Cibril, rüyayı gören kul misalidir…
Bu olay da; Cibril’in iradesi istikametinde, Efendimizin iradesi dışında başlamıştır!... Rüyanın ilk safhalarında kul rüyanın hükmünde iken; ilerleyen safhalarda bazıları rüyanın farkına varıp, rüyalarını kendi hükümleri altına alabilmektedir!...
Efendimizin yaşadığı da buna benzer bir özellik taşır; ama onun ki gerçeğin ta kendisidir!... Başlangıçta bu gerçek Efendimizi hükmü altına almışken; ileriki aşamalarda Efendimiz gerçeği kendi hükmü altına almıştır!...
Üstad’ın dediği gibi; İsra olayı mekansal, Mi’rac olayı boyutsal gerçekleşmiştir!... Bu hadiste de anlatılan bu yolcuğun hazırlık aşaması, Cibril’in bu yöndeki çalışmalarının sembollerle, mecazlarla dillendirilmesidir!... Efendimizin madden ve manen bu yolculuğa hazırlanması, gerekli şekilde donanımlandırılması, Efendimize bu yolculukta gerekli olan gücün ve korumanın sağlanmasıdır!...
Cebrail’in Efendimizde bir tür yenilenme ile enerji güçlendirmesi, Burak’ın ise koruyucu bir enerji alanı oluşturduğu düşüncesindeyiz!... Bu enerji artırımı(Cebrail ile) ve manyetik alan koruması(Burak ile) ile İsra gerçekleştirilmiştir!...
Bu işin mahiyetini ancak yaşayan Rasul ve yaşatan ALLAH bilir!... Çünkü yaşanan kelimelerin ötesindedir... Yaşayan bilir, bizse lafını ederiz… Rasulün yaşadığı Mi’rac da başkalarınca yaşanmış mi’racların üstündedir!... Yani Mi’rac da kat kattır...
Mi’racı yaşayanların mi’racları da birbirinden seviye olarak farklıdır...Zirve nokta ise; Rasulün yaşadığı Mi’ractır!... O zirve makamın tek sahibi; Hz. Muhammed’dir!...
Onun yolculuğu;özünden gelen, beyninden açığa çıkan, Cibril meleği/kuvvesi ile başlamıştır!... Bu olay; tümden özünde cereyan etmiştir!...İsra’da bu olayı dışında, Mi’rac’da bu olayı içinde müşaahade etmiştir!... Yani aslında özünde olan tek olayı, İsra olarak mekansallıkta, Mi’rac olarak boyutsallığında bulmuştur!... Özünde gerçekleşen tek olanı; İsra ile afakında/dışında, Mi’rac ile enfüsünde/içinde yaşamıştır!...
Bunun kanıtı ise; İsra’da Mescidi Aksa`da İbrahim Aleyhisselâm , Musa Aleyhisselâm , İsa Aleyhisselâm ve daha bir çok Nebî ve Rasûl hazır bulunması ve Efendimiz Aleyhisselâm burada onlara namaz kıldırması; Mi’rac’da da İbrahim Aleyhisselâm , Musa Aleyhisselâm , İsa Aleyhisselâm ve daha bir çok Nebî ve Rasûlü sema denen boyutsallığında müşaahade etmesidir…
Efendimizin İsra’da karşılaştığı Rasul ve Nebileri dünya üzerinden gelmiş-geçmiş insanlar olarak değerlendirirken; sema denilen boyutsallığında müşaahade ettiği Nebi ve Rasulleri ise kendisinde de olan boyutlar olarak değerlendirmek gerekir!...
Yani özünde bulduğu her boyut; bir Nebi ve Rasulün özelliğini taşımaktadır!... O her bir boyutun gerçek sahipleri ise; dünya üzerinden gelmiş-geçmiş aynı isimle/özellikle anılan insan olan Nebi ve Rasuldür!... Efendimiz Mi’racta; bu boyutlara ve bu boyutların sahibi olan Nebi ve Rasullere şahit olmuştur!...
Örneğin dinin tenzih yönü ağır basanlar, şeriat hükümlerine/dışa-kabuğa ağırlık verenler, kendilerini Musevi boyutta bulacaklardır; çünkü şu an da Musevi boyutta yaşadıkları için bu yöne ağırlık vermektedirler!... Dinin teşbih yönü ağır basanlar, hakikat hükümlerine/öze-içe ağırlık verenler, kendilerini İsevi boyutta bulacaklardır; çünkü şu an da İsevi boyutta yaşadıkları için bu yöne ağırlık vermektedirler!...
Muhammedi boyut ise; Musevi ve İsevi boyutu kendinde dengelemiş, Allah ahlakı ile ahlaklanmış, Allah boyası ile boyanmış, Allah gibi düşünenlerin, Allah’ın Sünneti ile hallenmişlerin, sonrasında bilinç yüzünü HU denen Zat’a dönenlerin, kendini BİLİNMEZLİK/YOKLUK/HİÇLİK’te bulanların, A’ma halini yaşayanların, Fakr, Yetim, Miskin, Garip, Kimsesiz, Yersiz-Yurtsuzların boyutudur!...Görünüşte her şeyi olsa bile, bilinç boyutunda hiçbir şeyi olmayanların; görünüşte çok şey olsalar bile, bilinç boyutunda hiçbir şey olmayanların boyutudur!...
Her şeylerini asıl sahibine vererek korunan ve böylelikle en güzeli tasdik etmiş olup işi kolay kılanların boyutudur…A’la Rabbinin yüzünü, sınırsız-sonsuz varlığı müşaahade ile; her şeylerini kaybetmişlerin, mecburen razı olmuşların boyutudur!... (Leyl 5-7) Kim verir ve korunursa, Ve el-Hüsna’yı (en güzeli, hakikatını B sırrıyla) tasdik ederse, Ona el-Yüsra’yı (en kolayı, en kolay yolu; İslam’ı; en kolay yaşam hali olan cenneti) müyesser ederiz (kolaylaştırırız). Leyl 20-21) Ancak A’la olan Rabbi’nin vechini arzulayıp istemek müstesna!. Yakında elbette razı olacaktır (vuslat).)
Efendimiz, Cibril’in hazırlaması ve Burak’a bindirilmesi ile İsra’yı gerçekleştirirken; Nebi ve Rasullerle Mescidi Aksa’da kılınan namaz ve neticesinde mecazen seçilen süt sonrasında Mi’raca başlamıştır!...
Yani Cibril Efendimizi İsra’ya hazırlarken; topluca kılınan namaz da Efendimizi Mi’raca hazırlamıştır ki; sonrasında topluca namaz kıldığı Nebi ve Rasullerin boyutlarına Mi’rac edebilmiştir!... Mescidi Aksa’daki toplu namaz; Efendimizin Mi’rac yapabilmesi için kılınmıştır!...
Yoksa hasret gidermek, klasik manada cemaat oluşturmak için topluca namaz kılınmış değil!.. Her boyutun sahibi Nebi ve Rasuller, Efendimizle birlikte namaz kılarak, kendi boyutlarını Efendimize açmışlardır!... Böylelikle, hem dünya boyutunda hem de kendi boyutlarında Efendimiz ile birlikte olmuşlar, ona bu yolculukta yoldaş olmuşlardır!...
Kılınan namazdan sonra Efendimize mecazen sunulan su; ahiret ağırlıklı bir yaşamı, ahiret mutluluğunu sembolize eder!...Süt; ahiret ve dünya dengesini kurmuş bir yaşamı, ahiret ve dünya mutluluğunu sembolize eder!... Şerbet ise; dünya ağırlıklı bir yaşamı, dünya mutluluğunu sembolize etmektedir!... Bu yoruma sebep olan hadisteki açıklama ise; suyun ihtiyaçsız ve kanaatkar bir hayatı; sütün sıratı müstakim(doğru denge üzeri yol) üzere bir hayatı; şerbetin mahrum olmuş/kaybedilmiş bir hayatı getireceğidir!...
Ahiret ağırlıklı bir hayat için yaşayan dünyasal ihtiyaçlarına pek önem vermeyip, kanaatkar olur!... Sıratı müstakimi seçen; hem dünya hem ahirette iyiliğini hedefler, sınırsız mutluluğa kavuşur!... Dünya ağırlıklı yaşamı seçen ise; ahiretin güzelliğinden mahrum olur!...
Efendimiz insan için fıtri ve tabii olanı, sıratı müstakimi yani dünya ve ahiret hayatını, mutluluğunu seçmiştir!... Hadisten anladığımız kadarıyla sıratı müstakim olan bu orta ve denge yolunu seçenler Hz.Muhammed’in ümmetidir!...
Efendimizin; “- Ben, Mi’râc ‘tan daha güzel bir şey görmüş değilim !.. Ölüleriniz, öleceği sırada gözlerini ona diker !..” ifadesi ile düşüncemize göre, “ölmeden önce ölenin” Mi’raca talip olabileceği vurgulanmaktadır!... Aksi halde “dünyada a’ma olanın ahirette de a’ma olacağı, sihirli bir değneğin olmadığı, tanrı zannının boş olduğu, insan için çalışmasından başka getirisinin olmadığı” düşünüldüğünde bu sözde; ölüler ile kastedilenin “ölmeden önce ölenlerin” hali olduğu anlaşılır!...
Benliğini öldürmeyenler, birimselliğinden vazgeçmeyenler, varlığından arınmayanlar bu gerçeğe eremezler!... Kur’an’daki hüküm kısa, açık ve kesindir: O’NA ARINMIŞLARDAN BAŞKASI DOKUNAMAZ!... (Vakıa Suresi 79-) lâ yemessuHU illel mutahherun;O’na arınıp tahir olanlardan başkası dokunamaz.)
ALLAH muinimiz olsun….
Saim YUSUF
saimyusuf@hotmail.com
.. ana sayfa