“Yüsebbihu Lillahi” ifadesini; “Semavat ve Arz’dakiler ellerinde(!) tesbih, dillerinde(!)
Subhanallah çekiyorlar.” diye mi anlayacağız?... Tesbihten boncuk taneleri(!), Semavattan gökyüzü(!), Arz’dan yeryüzü(!) mü kastediliyor?... Bu zanlar; “sınırsız-sonsuz ALLAH gerçeği” ile hiç bağdaşmıyor!...
Düşünen insan ise; “ben neyim, nasıl varım, nerden geldim, nereye gidiyorum?...”
sorularının cevabını arıyor!...
Biz yine kapasitemiz yettiği kadarıyla, “düşünen insan” olabilmek için, bu sorulara cevap bulmaya çalışacağız…
“Semavat’ı insanın bilinç boyutu(şuur/kalp), Arz’ı beden boyutu(tabiat/madde), tesbihi ise hareket etmek(dalga/titreşim)” manasında değerlendireceğiz… “ALLAH ismi ile işaret edilen HU(yapı/vücud)” ise;
sınırsız-sonsuz Kadiyr(Kudret)’dir… “ALLAH’ın Kadiyr’i enerji olarak algılanır”…
”HU”; ben, sen, o manasında ‘o’ değil; “sınırsız-sonsuz-tek olan yapı/vücud/nesne/öz” manasında, O’dur…
ALLAH isminin sonundaki H de, bu HU olan vücuda işaret eder…
ALLAH varlık, yapı, vücut gibi ifadelerle kayıt altına alınamaz, ALLAH bu ifadelerden beridir… Ama bu; ALLAH yapısızdır, vücutsuzdur. manasına gelmez!... ALLAH vardır, varlık da yapısıyla/vücuduyla vardır… ”ALLAH sınırsız-sonsuz yapısıyla var olandır…ALLAH’ın yapısının/vücudunun da sınırsız-sonsuz özellikleri vardır…”
Mevcudat; ALLAH’ın yapısının ve özelliklerinin kanıtıdır… “ALLAH-HU” isimlerini tefekkür ederken, “holografik gerçekliği” aklımıza getirmemiz, “B sırrıyla imana” ulaşmamıza vesile olacaktır…”İsmi ALLAH olan HU” holografik gerçeklikle(B sırrıyla) kainatı var algılatmaktadır…”Holografik gerçeklik, bilim dünyasının İhlas Suresi’dir”…
Hatalar bizden… İsabet kaynaktan…
TEĞÂBUN SÛRESİ (1-2-3-4)
SÛRE HAKKINDA ÖZET BİLGİ
Teğabun Sûresi, Medine-i Münevvere’de nazıl olmuştur... Tüm sûreler itibarıyla 107. veya 111. sırada indiği rivayet edilir... Adını, 9.ayetinde geçen “YevmütTeğabun”dan alır... “YevmütTeğabun” aslında kendini aldatanların fani dünyada (doğal olarak) tam aksini zannederken ölüm sonrası gerçeklikte bu aldanışlarının ortaya çıkması, kimin zararlı kimin karlı olduğunun tartıldığı gün; aldatma/aldanma günü demektir... 18 ayettir...
Teğabun Sûresinde: Tesbih sırrı, iman ve küfrün bir Rasûl’ün ba’si ile meydana çıktığı, insanların Kafir olmalarının çok önemli bir ana nedeninin Allah’ın bir BEŞER RASÛL irsal etmesini kabullenmelerindeki zorluk ve ba’s’ı anlamayışlarıdır, cem’ ve teğabun günü, sahih iman ve salih amel kötülükleri keffaretler, musibet Allah’ın izniyle isabet eder, B-sırrıyla Allah’a iman edenin kalbini Allah hidayet eder, iman edenlere eşlerinden ve evladlarından bir düşman olduğu, mal-evlad fitnedir, gücün yettiği kadar Allah’dan ittika, infak ve nefsin cimriliğinden korunanlar, Allah’a karz-ı hasen, bazı ilahi isimlerin tecellileri,...gibi bir çok konu açıklanmaktadır...
Teğabun Sûresi ile ilgili bir hadis-i şerif: “Doğan hiçbir kimse yoktur ki onun kafasının teşabükünde (şebekesinde, ağında, birbirlerine geçtiği yerlerde?), Teğabun Sûresi’nin fatihasından (baş tarafından, başlangıcından) beş ayet yazılmış olmasın”.
Hasan GÜLER/B-Meal
AYETLERİN MÂNÂSI
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
1-) Yüsebbihu Lillahi ma fiysSemavati ve ma fiyl`Ard* leHUlMülkü ve leHUlHamdu ve HUve `alâ külli şey`in Kadiyr;
Semavat’ta ne var ve Arz’da ne varsa Allah’ı tesbih ediyor... Mülk O’nundur, Hamd O’nundur... O her şey üzerine Kadiyr’dir.
SAFİ YORUM:
Bu ayette HU ifadesi çok kullanılmış… O halde kilit HU’dur… Önce kilidi açmalı, sonra içeriye girmeliyiz… TEK’den çoğa yönelmek için de; HU’yu çözmemiz önceliklidir… HU; ALLAH’ın ZAT’ıdır, HU zamirdir, sıfat değildir; yani bir yapıya/vücuda işaret eder… ”Mülk O’nundur” demek; “mülk; HU denen vücutla vardır” demektir… ”Hamd O’nundur” demek; “Hamd yani mülkte olanlar; HU denen yapıyla olmaktadır” demektir… ”O her şey üzerine Kadiyr’dir” demek; “her şey; HU denen varlığın Kadiyr(bize göre enerji) özelliği ile var olur” demektir…
ALLAH’ın yapısının(HU) enerji özelliği(Kadiyr) titreşerek/dalgalanarak (yusebbihu) bilinç/ilim boyutumuzu (Semavat) oluşturmuş ve biz kendimizi beden/madde boyutunda(Arz) bulmuşuz… Mutlak vücudun Mülk ve Hamd özelliklerini; Semavat ve Arz olarak algılamışız… Yani; kainat ve oluşlarını algılar olmuşuz… Halbuki; kainat ve oluşlarının gerçeği, sınırsız-sonsuz olan yapıdır(HU)… HU yapısının Kadiyr özelliği ile, her şeyi var algılatmıştır… Bizler; özümüzdeki enerji titreşimleri ile; bilinçle var oluyor, maddeyi var algılıyoruz… Özümüzdeki enerji dalgalanmalarını; madde olarak, mülk olarak değerlendiriyoruz… Gerçekte var olan ise; Kadiyr olan HU’nun tesbihi; enerji yapının hareketliliği…
2-) HUvelleziy halekaküm feminküm kafirun ve minküm mu’min* vAllahu Bima ta`melune Basıyr;
O, sizi yaratmış olandır... Sizden kafirdir ve sizden mü’mindir... Allah yaptıklarınızı (B sırrınca) Basıyr’dir.
SAFİ YORUM:
HU bizi(evren içre evrenleri ve canlılarını); yapısının enerji titreşimiyle yaratmış olandır… Biz titreşen bu enerji dalgalarını, madde olarak değerlendiririz… Bizler yaratılmışız; HU olan yapı ise yaratandır… Bizler denizin dalgalarıyız; HU ise deniz… Dalgalar bir var olur, bir yok olur, değişirler; ama deniz hep vardır, yok olmaz… Bizler enerji okyanusunda var olan dalgalarız… Bir varız bir yokuz… Orijin olan okyanus ise, HEP var… Değişen ise sadece dalgalar… Bazılarımız ise; denizin içinde yüzüp, denizden haberi olmayan balıklar gibiyiz…
“Sizden kafirdir” yani enerji dalgalarını örtücüdür… ”Sizden mü’mindir” yani; enerji dalgalarını açıcıdır… İman şehadetle olur, biz de şahidiz maddeye… Madde adı altında enerjiye; enerji adı altında manaya; mana adı altında ALLAH’a… İman ediyoruz, B sırrıyla ALLAH’a(amenu Billahi)… İkan oluyoruz, holografik gerçekle VAR’lığa… Bu boyutlarda; kafir ve mü’min manası böyle anlaşılır…
Sınırsız-sonsuz yapının titreşim özelliği ile yapının bir kısmı örtülür(kafir); bir kısmı açılır (mü’min)… Ve biz açılanları madde olarak algılarız… O an açılanlar mü’min; o an açılmayanlar, örtülenler kafir… Yani o an enerjinin titreşmesi ile açılanlar mü’min; açılmayan, örtülü kalanlar kafir… O an açığa çıkan manalar mü’min, açığa çıkmayan manalar kafir(örtülü)…
“ALLAH -B sırrıyla/holografik gerçeklikle/özünden gelir şekilde- yaptıklarınıza Basıyr/idrak eden/değerlendiren’dir…"
Yani ALLAH her şeyi özünden gelir bir şekilde var eder… ALLAH her şeyi varlığı ile var kılar… ALLAH her şeye özünden hükmeder… ALLAH tüm yapısı ve özellikleri ile her zerrede olandır… Zerre küllün aynasıdır… Zerre denen; ALLAH’ın yapısı ve özellikleri ile var olur… Gerçekte zerre diye ayrı bir yapı yok; ALLAH denen TEK yapı vardır… Bu TEK yapı; evrenler ve canlıları olarak algılanmaktadır… Gerçekte ise var olan; sadece ALLAH denen TEK vücuttur… ALLAH da elbet, kendine Basıyr’dır…
3-) HalekasSemavati vel`Arda BilHakkı ve savvereküm feahsene suvereküm* ve ileyHİlmasıyr;
Semavat’ı ve Arz’ı Bil-Hakk (Hakk olarak) yarattı... Sizi sûretlendirdi de sûretlerinizi en güzel yaptı... O’nadır dönüş(ünüz).
SAFİ YORUM:
Semavatı ve Arzı -B sırrıyla/holografik gerçeklikle- özü HAKK olarak yarattı… Mevcudat yokluktan var olmamış; HAKK/gerçek olan ALLAH’ın varlığı ile var olmuştur… Hakk ALLAH’ın isimlerinden biri olup; “gerçekte yegane var olan varlık” manasına gelir… Yani ALLAH; her şeyi gerçekte var olan, yegane varlığından yaratmıştır… Yoktan var olunmaz, vardan var olunur… ALLAH vardır, varlıklar bunun şahididir…Var vardır; yok yoktur…O halde varlık üzerine konuşulur, yokluk üzerine konuşulmaz…
Yok ifadesi; varlığı ispat için uydurulmuştur… Asıl olan varlıktır, yokluk değil… Yokluk yaratılmışa “var oldu”, demek için icat edilmiştir, her şey zıttı ile bilineceği için… Yaratılmış önceden yoktu, sonradan var oldu manasında… Mutlak olan varlıktır; yokluk yoktur… Gerçek varlık yok olmaz; yokluk olsa, var olunmaz…
“Sizi suretlendirdi de suretlerinizi en güzel yaptı”; sizi var algılattı da; varlığınızı en güzel yaptı… Çünkü sizi(evren içre evrenler) varlığı/yapısı/vücudu ile suretlendirdi… TEK olan yapıyı, siz suretler/varlıklar olarak algılıyorsunuz… TEK olan vücud, suretler olarak algılanıyor… Var olarak algılanan her şey, enerji özelliği olan yapının titreşimi ile suretleniyor… TEK olan enerji özellikli titreşen/dalgalanan yapıyı madde olarak algılıyorsunuz ve siz var olmuş oluyorsunuz… Varlığınız Hakk olan TEK vücuda dayandığı için, siz yani her şey en güzelsiniz…
“O’nadır dönüş”; HU olan yapıyadır dönüş… Var olan her şey O yapının titreşim özelliği ile bir an var olmakta diğer an yok olmakta ve bu durum sürekli devam etmektedir… Titreşen enerji dalgaları HU’nun yapısından kaynaklandığı için, varlık bu titreşimle var olmakta, O’nun yapısıyla var olmaktadır… Yani varlıklar, her an O’ndan açığa çıkmada ve her an O’na dönmededir…
HU’nun yapısı sınırsız-sonsuz titreşim halindedir… Bu hali ise; ancak kendisine dönüktür… Bu sınırsız-sonsuz titreşim hali durgunluk, hareketsizlik olarak algılanıp, A’ma halini oluşturur… Ne ki sınırsız-sonsuzluğa varır; o şey zıttı olarak hissedilir… HEP olan, hiçlik halini yaşar…Mutlak varlıkta olan, kendini yoklukta hisseder… Sınırsız-sonsuz ses, sessizlik; sınırsız-sonsuz renk karanlık olarak hissedilir…
Yani asıl olan; varlık, hepliktir… Varlık özellikleri ile DOPDOLU-BÜSBÜTÜN’dür… Bu doluluk ve bütünlük hali A’ma/Bilinmezlik olarak hissedilir… A’ma haline en yakın mana bilinmezliktir… Hiçlik/yokluk A’ma halini yanlış yansıtabilir… Sınırsız-sonsuz olan doğal olarak TEK’dir ve TEK’liği ile yalnız ve bilinmezdir… Yalnızlık ALLAH’a aittir… Çünkü ALLAH sınırsız-sonsuz-TEK’dir…ALLAH Ahad’dır, Samed’dir…
4-) Ya`lemu ma fiysSemavati vel`Ardı ve ya`lemu ma tusirrune ve ma tu`linun* vAllahu `Aliymun Bi Zâtissudur;
Semavat’ta ve Arz’da ne var (hepsini) bilir... (O) gizlediklerinizi de, aleni ettiklerinizi/açığa çıkardıklarınızı da bilir... Allah sadırların(ızın) zatı olarak (B sırrınca) Aliym’dir.
SAFİ YORUM:
Semavatta ve Arz’da yani her şeyde ne var, hepsini bilir… Nasıl bilmez ki; Semavat ve Arz denen her şeyi; varlığı ile var eden, ilmi ile(titreşim özelliği) var eden KENDİSİ’dir… Yapısını/vücudunu Semavat ve Arz olarak algılatandır…
Semavat ve Arzı; Hakk/gerçek olan yapısıyla var edendir… Semavat ve Arzı; Kadiyr olan enerji özelliğinin titreşimiyle var edendir… Semavat ve Arz’ı Mülk’ü olan, Hamd’ı olan yapısıyla/vücuduyla var edendir… Gizlediklerinizi de, aleni ettiklerinizi/açığa çıkardıklarınızı da bilir… Elbette hepsini bilir…
“ALLAH“ B sırrıyla/holografik gerçeklikle özleri olarak” sadırların/göğüslerin yani gönüllerin/kalplerin yani bilinçlerin/şuurların, zatlarını bilir… Çünkü onların zatının gerçeği; kendisinin ZAT’ı olan HU’dur… ALİYM ismi gereği; şimdiye kadar açıkladığımız yaratış sistemi ile, kendi ZAT’ını, zatının dayandığı VAR’lığını, varlığının dayandığı HU’yu; yani yapısını/vücudunu sadırlar/bilinçler olarak algılatır…Gerçekte var olan ise; kendisinin ZAT’ı, VAR’lığı, HU’su; yani yapısı/vücududur…
Tüm varlık gerçekte TEK bir varlıktır; ama ayrı ayrı varlıklar ve bilinçler olarak algılanır(evren içre evrenler ve canlıları)…TEK olan; büründüğü varlığın bulunduğu yapısal şartları içinde varlığını sürdürür…Çoklukta TEK’lik bu şekilde yaşanır olur; çokluk TEK’likten bu şekilde var olur…
”İsmi ALLAH olan HU” aynı anda; sınırsız-sonsuzluğu ile TEK’lik; sınırsız-sonsuzluğunun terkipleriyle de ÇOKLUK halini yaşayandır… ALLAH sayısız özelliği ile sınırı-sonu olmayandır; hiçbir şekilde sınır ve son tanımayandır… Öyleyse yaratılmışlığında başı ve sonu yoktur… Kur’an-ı Kerim; sayısız evren içre evrenlerden bir evren üzerinde var olan dünyadaki insanlara hitap eden kitaptır… Evrenler de insanlar gibi doğar ve ölümü tadarlar… Kur’an’da anlatılan sadece bizim evrenimizin yaratılışı ve kıyametidir…
Bizim evrenimizden öncede nice evrenler yaratılmış ve kıyametleri kopmuştur… Bizim evrenimizden sonra da nice evrenler yaratılacak ve kıyametleri kopacaktır… Şu an dahi yaratılan ve kıyametleri kopan evrenler vardır… Kendi evrenimizi dahi algılayamayan biz sınırlı insanlar; tabi ki bu gerçeklerden habersiz kalacağız… Bu işin ne başı vardır; ne de sonu olacaktır… Çünkü evren içre evrenleri varlığı ile var eden ALLAH’ın sınırı-sonu yoktur…
Değişmez Sunnetullah öz manada budur… Yani ALLAH’ın adedi, huyu, doğası budur; ALLAH vardır ve varlığı ile var edendir… ALLAH’ın varlığının ve özelliklerinin AN içinde irsali(yönelimiyle bilmesi); aynı anda evren içre evrenler ve canlıları olarak, varlıklar tarafından sonsuza kadar algılanmıştır… Sınır, başlangıç, son o an açığa çıkan, sonraki anda olmayacak manalara göredir… Yani evren içre evrenler ve canlıların birbirlerine ve açığa çıkaran sınırsız-sonsuzun açığa çıkmamış manalarına göredir… Çünkü her açığa çıkan mana sınırsız-sonsuz yanında sınırlı ve sonlu olarak değerlendirilir… Sonuçta sınırsız-sonsuz olan TEK tüm kompozisyonlarını açığa çıkarmaya devam edecektir…
Kapasitemiz yettiği kadarıyla yorumlamaya çalıştığımız bu ayetlerde, ALLAH bilir yazmakla bitmeyecek, bizim bilemediğimiz nice manalar mevcuttur… Eğer sizleri az da olsa; soyuttan somuta, hayalden gerçeğe taşımışsak ne mutlu bize!... Bizim tek amacımız bilincimizle görebildiğimiz kadarıyla; “hakikati göstermeye çalışmaktır”…
ALLAH Muinimiz olsun…
Sürçmelerimiz af ola; niyetimiz HAKK ola…