Gönül, “aklın sevenine” verilen addır.
Gülşen, o gönlün sevda bahçesi...
“GİZ”lidir Gülşen, sırlarla: Gören’e...
Gizlidir o bahçe; “varlık” perdesinin gerisinde. Köre ne?
Varlık ile tok olanın görmez gözü güneşin ışığını, Gülşenin renklerini!
İşitmez kulağı onun sedasını..
Almaz hiç ondan yayılan nefesi; gülün, miskin, amberin güzel kokusunu...
Yokluğa ise apaçıktır o, aşikâr...
Her bakışıyla, renk renk, çeşit çeşit goncalar açar onda, yokluğa talip olanın...
O bahçede “Sevilen,” oysa, ne güldür, ne de gonca!
Sevilen, “özgürlük”tür hakikatte...
Getiren, “özgürlük sevdası”dır, sevenleri oraya...
Öyle bir “özgürlük” ki, nihayetinde “kendinden azade olmaktır.”
“Ben”lik mabedine doluşmuş tanrıları yıkarak, İbrahim gibi hür kılmaktır neslini...
Dünya ve ahıret “gaye pabuçlarını” çıkarıp, “Musa” gibi yalınayak kalmaktır Eymen vadisinde...
Uçsuz bucaksız bir ovada, çırıl çıplak!
Dinin gayesi, hürriyete davet etmektir insan olanı!
“Vahdet” o davetin sırrıdır.
Kul için hürriyete ermenin yolu, “hiç” olmaktır; her şeyden ve kendinden “azade!”
“Kendi hevasından söz etmeyen, özgürlük aşıklarının Önderi,” bağımsızlığa davetle, “ölmeden evvel öl” der!
Bağlarından, kendi için duyduğu kaygılardan ölen; varlıktan azade, hür olur!
Varedeni, hakikati olan Allah’a “kul” olduğunun bilinciyle, aslî âlemine kanat çırpar!
“Kul”un varlığı olmaz! Kul ademdir, kulun zenginliği “fakr”ıdır!
Kul, saf aynadır, her şeyi Sultanıdır; Sultan ne dilerse, kulda o görünür sadece!
Kulu ile, kulda, kuldan dilediğini yapan, Sultan’dır.
Bir kez doğan bu varlık âlemine, yaşarken ölmeli ki, doğsun buradan da aslî âlemine!
Kulak ver o Gönül Eri’ne, bak ne diyor: “İnsanoğlu iki kere doğmadan semavatın melekûtuna erişemez!”
Vahdet bir deryadır, damlaları yok eder vücudunda; O’na gelen, usulca O’na döner...
Güller, mevsimi geldiğinde açar sevda bahçesinde...
Ama güzelliği, sadece sevdalısınadır; himmeti, değerlendirebilene...
İlim, fıtratında olanın yüreğinde bulur yerini; olmayanın egosundan döner geriye!
Aşıkların gayreti de, fıtrattandır...
İbrahim, Musa, Muhammed Mustafa…
Selâm olsun tüm özgürlük önderlerine...
Onlar geldikleri toplumlara “tanrı” inancının ne kadar boş olduğunu gösterdiler ve bağlanılan tanrıları bir, bir yıkıp yok ettiler...
Şükürden acizim ki, onların varoluş gayesine hayran olmamak ve o gayeye hizmet etmemek elimde değil.!.. |