İslam Düşünce sistematiği içinde Kur’an ve Sünnetin zahirini esas alan Ehl-i Şeriat ile; Batıni anlamlar sezmeye çalışan Ehl-i Tasavvuf sürekli bir uzaklık, hatta çatışma içinde oldular.
”Batın ve Zahir; Tek Olanın, bakış açılarından doğan farklı vecheleridir” diyerek birleştirici olmaya gayret eden Marifet Ehli; çoğu kere sesini duyuramadı. Gayretleri bazen itibar gördü, bazen hafife alındı, bazen de maksatlı sayılarak kenara itildi.
Sırat-ı Müstakimde ölçü; Orta Yolu tutmaktır ki bu da yine Kur’an kaynaklı bir kavram. Orta Yolu benimseme düşüncesinden hareketle her iki vechenin iç içe olduğuna dair yaklaşımlarımızı daha önce yayınlan bir yazıda, örnek olarak kendini arayanların takdirlerine sunmuştuk.
Kelimeden Manaya uzanan bağı göstermeye yönelik düşüncelerimizin özü; bâtınî mana denen, içsel sezgilere dayalı anlamların aslında kelimelerin zahirinde de mevcut olduğudur.
Evet, ayet ve hadislerin batınında saklı anlamlar, sözcüklerin zahirinde zaten var!..
İşte bu çerçevede uzun süre üzerinde düşündüğümüz, yapılan açıklamaları kelimeden kopuk bulduğumuz, Kur’an yolculuğumuzun önemli kilometre taşlarından bir kavramı ele almak istiyoruz:
VECHİNİ HANÎF OLARAK DİNE DOĞRULT! Hanîflik; bildiğimiz en basit anlamı ile Hz.İbrahim (a.s)ın tebliğinde sembolleşen Tek Allah’a İnanç ve Teslimiyete dayalı TEVHİD anlayışı!
Mekke müşrikleri içinde Rasülullah’ın eşi Hadice-i Kübra’nın amcasının oğlu Varaka Bin Nevfel, Hz.Ebubekir gibi kimseler, Tevhid inancını yaşamaya çalışan Hanîflerdi.
Geçmişte Muhyiddin-i Arabi(k.s) gibi Hakikat Önderlerinin kendi çağlarına has kavramlarla dillendirdiği Hakikat Bakışı;günümüzde Üstad Ahmed Hulusi ile düşünen beyinlere, çağdaş-bilimsel verilerle gösterilerek, ispatlanarak sunuluyor.
“Öze Dönmek”, ”İç Dünyasına Bakmak”, ”Kendi Hakikatine Yönelmek” kavramları üzerinde düşünürken Hanîf kelimesinin böyle bir manayı içinde barındırıp barındırmadığı merakıyla Arapça sözlüğe müracaat ettik. Karşımıza çıkan manalar ilginçti:
HA-Nİ-FE: Bu fiil kökünden gelişen kelimelerin anlamları:
-Okun yayı gibi içe kavisli olmak
-İçe doğru meyilli olmak
-Ayağını İçe Doğru Basmak
-Bir şeye gereği gibi meyletmek
-Şerden Hayra yönelmek
-Musluk
Şimdi Kur’an’a bakalım. İşte içinde hanîf kelimesi geçen ayetler:
-O halde (Vechini)yüzünü bir HANÎF olarak dine doğrult, Allah' ın insanları kendisi üzerine yarattığı fıtratına.(Rum-30)
-De ki:"Allah doğru söylemiştir. O halde Hakka inanan bir HANÎF olarak İbrahim'in dinine uyun;o hiçbir zaman Allah'a ortak koşanlardan olmadı.(A.İmran-95)
-İbrahim ne Yahudi idi ne de Hıristiyandı. Fakat o, HANÎF bir mümindi. Allah’a ortak koşanlardan da değildi.(A.İmran-67)
-Şu da kuşkusuz ki, İbrahim başlı başına bir ümmet idi; bir HANÎF olarak Allah'ın önünde eğiliyordu, müşriklerden değildi.(Nahl-120)
-Bir de: "Yahudi veya Hıristiyan olunuz ki, hidayet bulasınız" dediler. De ki: "Hayır, biz bir HANÎF olan İbrahim'in dinindeyiz ki, O hiç bir zaman Allah'a ortak koşanlardan olmadı."
(Bakara-135)
Arapça’da fiilin nasıl ve ne şekilde yapılacağını bildiren öğenin cümle içindeki adı mef’ul.
Ayetlerde geçen VECHİNİ DİNE DOĞRULTMAK fiili HANîF mef’ulü ila vurgulandığına göre, dini yaşamada Hanîf Olmak;olmazsa olmaz şarttır! Hanîf tavrı olmaksızın dini yaşamaktan söz edilemez! Çünkü o zaman fiil havada kalır, eyleme dönüşmeyen, desteksiz, askıda bir mana olarak durur!..
Dine, Allah’a yönelme konusunda Kur’an’ın işareti; HANÎF olmak. Kelime anlamlarına tekrar göz atacak olursak; Rabbimizin bizden istediği din anlayışı-yaşamı; İÇE DOĞRU-ÖZE MEYİLLİ-KENDİNE DÖNÜK BİR YAKLAŞIMDIR….
O halde, Üstad Ahmed Hulusi’nin ısrarla üzerinde durduğu “Öze Yönelme”, ”Kendini Tanıma” kavramı havadan gelmiş, Şeriata aykırı bir kavram olmayıp doğrudan doğruya Kur’an kaynaklıdır!… Rabbanidir!.. Rabbimizin isteğidir bu!...
Hanîf kelimesinin Musluk anlamı; pınarın özümüzde saklı olduğunu, suyun başka yerden gelmeyeceğini, kaynağın bizde potansiyel olarak yüklü bulunduğunu işaret etmesi bakımından oldukça manidar!... İslam Dünyasında en fazla mensubu bulunan, Dini İlimlere en çok hizmeti geçen ekolün HANEFİ Mezhebi olması, İmam-ı Azam’ın (Hanife isimli kızı olmadığı halde)künyesinin Ebu HANİFE olarak şöhret bulması da tesadüf değil!..
Bu çerçevede içinde Hanîf geçen ayetleri bir kez daha okumadan önce VECİH kelimesinin manalarına da bakmamız gerekiyor.
VE-Cİ-HE: Bu fiil kökünden gelişen kelimelerin anlamları:
-Yüz, Çehre, Sima
-Yüz yüze gelmek
-Manzara, Anlam, Taraf
-Dikkatini Bir Şeye Yoğunlaştırmak
-Boyun eğmek
-Yön vermek
-Yönelmek, Kıbleye dönmek
-Aklına bir fikir gelmek
-Direksiyon
-Cihet, Niyet, Yol, Kalp, Ön, Zat, Şuur…
Şimdi bu manaları yoğurarak VECHİNİ HANİF OLARAK DİNE DOĞRULT ayetini bir kez daha okuyalım: VECHİNİ(Yüzünü, Kalbini, Niyetlerini, Şuurunu, Bilincini, Fikrini, Bütün kuvvelerini yoğunlaştırmış biçimde) HANÎF(İçe meyilli, Öze yönelik, Dışarıda değil kendinde arayarak, Pınarın içinde saklı-Musluğun sende olduğunun farkında) OLARAK, DİNE (Sisteme, Evrensel Nizama, Kendi İç Alemine) DOĞRULT (Yönel, Hisset,Yaşa, Eyleme-Fiile dönüştür)!..
……
Evet Sevgili Dostlar,
Tasavvuf Erbabı ile Şeriat Erbabı ayrımını bir yana koymanın vaktidir artık. Aynı şeyleri konuşuyor ama nedense birbirimizi anlamamakta ısrar ediyoruz. Ortak Paydamız Kur’an söylüyor bunları, başkası değil Kur’an konuşuyor!.. Kur’an; Özümüzdeki Kitap!.. Özünü Okuma yolunda gayreti olanlara Rabbül Aleminden muvaffakiyetler diliyorum…
Hanîf Kavramını Okumak İçin:
1- http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/oku/oku07.htm
2- http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/sistem/sistem12.htm |