Allah'ın Sevdiği Muhammed Ümmeti !..
...Saim Yusuf - 09 Nisan 2008

Ya huuu, her gün belki yüz kere “euzü....” çekiyoruz, ama hiçbir şey olmuyor!.
Bu ne belâdır ki, “euzü çekmek” kâr etmiyor!..

Etmez dostum, etmez!.. “Euzü çekmek” boştur; hiç kâr etmez bu belâya!.
Sen, tıpkı bir ses kayıt cihazının tekrarlaması gibi, ezberlemiş olduğun kelimeyi tekrar ediyorsun!.
Buna “çekmek” demişsin!. Ömür boyu çekersin elbette daha!.”

Ahmed Hulûsi - İnsan ve Din - Kanmayın

Evet Üstad Ahmed HULÛSİ çekmek değil, OKU’mak lazım diyor!.. Çekerken OKU’yorsan ne ala!.. OKU’madan çekiyorsan boşuna!.. Namazda da OKU’madan çekiyorsan boşuna!.. Sahibini Allah’tan uzaklaştıran, sahibine yorgunluktan başka bir şey kazandırmayan, yüze çarpılacak olan namazlardan bahsediliyor!.. Salatı ikame edenler OKU’r; namaz kılanlar çeker !!!

Çekmek; bir papağan gibi, manasını bilmeden, düşünmeden tekrarlamak…

OKU’mak Üstad’ın dediği gibi; “geçerli olan sistemi (sünnetullah) algılayıp kavrayarak, bunun gereği olan DÜŞÜNCE ve DAVRANIŞI ORTAYA KOYMAKTIR!.”

Hatalar bizden… İsabet kaynaktan… Kusurlar af ola… Eksikler tamamlana…

OKU’yamadığımız müddetçe çekmeye devam edeceğiz.. Ortalık çekenlerden, çektirenlerden geçilmiyor; çekiyoruz durmadan, manasını bilmeden, yaşamına ermeden! … Çekmekten kurtulmanın tek yolu, çektiğimiz kelimelerin manasını bilmek ve neticesinde gereğini yaşamak!!!

Çekmek dediğinin gerçeği hatırlamak, anmak ve yaşamak içinse sorun yok!... Çekerken OKU’duğumuzun anlamını düşünüyor, haline bürünüyor, yaşantısına geçebiliyorsak, Allah’ı hatırlıyorsak ne mutlu bize; ama çekmemiz bunlara engel oluyorsa yazık bize!...

Bizi manadan uzaklaştırıyor, papağanlaştırıyor; borç ödeme, görev savsaklama anlayışına sürüklüyor; tanrı için çekilen tespih, kılınan namaz düşüncesine sürüklüyor; bizi günahlardan uzaklaştırmıyor, yorgunluktan başka kârı olmuyor, yararından çok zararı dokunuyorsa, kesinlikle bu şekilde çekmekten uzak olmak lazım!..

Çekmek için tekrarlamayacağız kelimeleri; anlamını hatırlamak, manalarıyla hallenmek, gereğini yaşamak için kelimeleri tekrarlayacağız… Yaptığımız ibadetler bize dünyada fayda sağlamıyor, kötülükten uzaklaştırmıyorsa, amacına ulaşmamış olarak görecek, öbür tarafta da fayda vereceği düşüncesiyle kendimizi aldatmayacağız…

Manasını anlamasak dahi, yaptığımız ibadetlerin dünyada faydasını görüyor, bizi kötülüklerden uzaklaştırıyor, iyiye, güzele yaklaştırıyorsa; beyinde hükmünü oluşturduğunu, kalıcı belleğe kaydedildiğini, ruhumuzda da ana taşıyıcı dalgalara yüklendiği hükmünü verecek, öbür tarafta da faydasını görebileceğimizi umacağız… Bu işin sağlaması kanaatimizce böyle yapılır diye düşünmekteyiz… Tabi ki; imtihan son nefese kadar devam etmekte olup,  hüküm ALLAH’a aittir!...

İman nuru; özellikle bebeğin anne karnında iken, 120 günde Allah’ın takdiri ve sistemi gereği, öncelikle Şiron yıldızının kozmik ışınlarının, beyin hücreleri DNA dizilimi üzerinde etkisi ile, antiçekim dalgaları oluşturması ve ruh bedene yüklenmesi ile oluşur… Astrolojik etkilerin genetik yapıyı etkilemesi sözkonusudur… Yani “bir melek geldi said mi, şaki mi” diye sordu olayı gerçekleşir… Daha anne karnındayken bu bellidir; takdir yerine gelecek, kolaylaştırılan yaşanacaktır…

Kelimelerinin manasını bilmeden de olsa çeken, namaz kılan vb.; bu çalışmalarından, ibadetlerinden daha dünyadayken fayda gören; günahtan uzak duran, sevaba yönelen, kötülükten sakınan, iyiliklere koşanlarda var… Manasını bilmeden yapılan Oku’malar bazısına fayda verirken; bazılarına fayda vermiyor!..

Bu farklılığın sebebi bizce şudur: İnsanların farklı terkiplerde (Allah’ın isimlerinin belli oranlarda karışımı olarak) yaratılmıştır.Okunan kelimelere uygun terkipte yaratılanlar, anlamasalar bile, tekrarladıkları kelimelerin manaları enerji olarak beyinlerinde, hal olarak kendilerinde açığa çıkmakta ve iyi ve güzel haller sergilemektedirler… Fakat bu kişilerde dahi gerçek manada OKU’ma (manasını bilerek, gereğini bilinçli bir şekilde yaşamak); beyinlerinde açığa çıkan enerjiyi güçlendirecek, iyi ve güzel amellerin artmasına sebep olacak; bunların getirisi enerjinin ruha yüklenmesi ile ruh güçlerini(ışınsal yapılı dalga bedenlerini) arttıracaktır…

Allah’ın kulunu sevmesi” bir manada bu gerçeğe işaret eder… Allah kulu iman nuru, iyi ve güzel manalar açığa çıkaracak kapasite ile yaratması, Allah’ın kulunu sevmesi olarak değerlendirilir… Allah çok sevdiği kullarını artı olarak; kapasitelerini artıracak zor, sıkıntılı olaylarla, fakirlikle, hastalıkla, yakınlarının ölümüyle, her türlü fitneyle, imtihanla sınar… O Allah tarafından sevilen kullar gerekli özellikleri açığa çıkararak, kapasitelerini arttırırlar, ruhlarını güçlendirirler, ALLAH’a, isimler, özellikler, manalar cennetine kavuşurlar, güçlü bir şekilde tasarruf ederler, adeta gittiği boyutun, sanki ilahı olurlar…

 Bazıların ise manasını bilmeden, düşünmeden yapılan kelime okumalarından fayda görmemelerinin sebebi; terkipsel yapıları okudukları kelimelerdeki manalara uygun, güçlü isimlerle yaratılmış olmamalarıdır… Eğer bu kişilerin takdirinde saidlik yazılmışsa, bu hal onlara kolaylaştırılmışsa, bunlar daha yoğun çaba içine girerek, gerçek OKU’maya yönelecek, okuma sayılarını da arttıracaklardır… Takdirlerinde yoksa; okuduklarının dünyada da faydasını görmeden, A’ma olarak yaşayacak, A’ma olarak göçecekdir…

Biz zikir, duayı oluşturan kelimelerin Arapça olarak tekrarlanırken, Türkçe anlamının düşünülmesi, Allah’ça manasının OKU’nması taraftarıyız… Hepsinin hakkının verilmesi fikrindeyiz…

Üstad’ın da değindiği gibi; ağızdan çıkan söz okumanın son safhası olup, asıl okuma beyinde, belli frekansta enerji dalgası olarak açığa çıkar ve bu haliyle bir mana taşır… Her söz aslı itibarıyla belli frekansta (belli değer ve sıklıktaki dalga) enerji demektir…Bu belli frekanstaki enerji bir manaya denk gelir… Yani gerçekte, enerji eşittir manadır… Değişik diller ve değişik telaffuzlu kelimeler, farklı frekanstaki enerji olup, değişik manalar demektir…
Bilim çevresinde, suların üzerine yapılan okumalar ile, suyun kristal yapısındaki değişimlerin yer aldığı fotoğraf görüntüleri; dillerin ve söylenenlerin etkilerinin farklı olduğunu kanıtlarcasına, bizim bu savımızı desteklemektedir… Bu buluş su üzerine yapılan dua Oku’maları sonrasında, Oku’nan suyun içilip şifa umulmasının mantığının doğruluğunu ve gerçekliliğini kanıtlamaktadır…

Aynı frekanstaki enerjiyi elde edebilmek için, Hz. Muhammed (SAV) gibi Arapça Oku’mak zorundayız… Hz. Muhammed(SAV)’i sevmekte; onunla aynı frekansta olmak, onunla aynı frekansı paylaşmak olup; bu düşünce temelinin ümmet kavramını oluşturduğu düşüncesindeyiz… Ölüm ötesi yaşamda yakın frekansta olanların aynı boyutta yer alıp, aynı boyutta yaşayacağı fikrindeyiz…

Bu Oku’malarımızdaki tekrarlar, açığa çıkan enerjiyi daha da güçlendirecek, ruhumuza da (dalga bedene) güçlü şekilde yüklenecektir… Arapça olan kelimeleri Türkçe anlamını düşünerek tekrarlamak beynimizde açığa çıkan enerjiyi daha fazla güçlendirecektir, ruhumuza güçü olarak yüklenecek, varlığımızdan güzel hal olarak sergilenecektir. Daha derin olan Allah’ça OKU’ma ise beynimizde açığa çıkan enerjinin gücüne güç katacaktır; bu güçlü enerji ruhumuza da yüklenecek; ayrıca bizden TEKlik yaşantısı hali olarak yaşanacaktır…

Üstad OKU’mayı; “geçerli olan sistemi (sünnetullah) algılayıp kavrayarak, bunun gereği olan DÜŞÜNCE ve DAVRANIŞI ORTAYA KOYMAKTIR!.” Diye tarif ediyor… Bu tariften kapasitemiz ve bize açılanı kadarını sizinle paylaşmak istiyoruz:

Sünnettullah; Allah’ın değişmeyen, duygusallığa, mazerete yer olmayan, (Hz. Muhammed (sav)’in kızı Hz. Fatma’ya “kızım bana güvenerek ibadetinden geri kalma, seni ben bile kurtaramam” dediği) geçerli olan sistem…
Nasıl ki, hayatta kalmamız için yemeğimizi yememiz gerektiğini söyleyen sistem gibi, değişime yer olmayan bir sistem… Nasıl ki, aslanın ağzında ceylana acımayan sistem gibi, duygusallığa yer olmayan bir sistem… Nasıl ki, yüzme bilmiyorsak denize girersen boğulursun diyen sistem gibi, mazeret dinlemeyen bir sistem…

Sünnetullah; tek olan, aynı şekilde işleyen, çalışmasında değişiklik olmayan, her an ve her yerde hükmü geçerli olan sistem; şu an dahi o sisteme tabi bir şekilde yaşayan, biz kullar, biz varlıklar…  

OKU’mak bu sistemi algılamakla başlayacak!.. Bu sistem nerede algılanacak?.. Bu sistem kainat kitabından algılanarak OKU’maya başlanacak… Yukarıda bu sistemi açıklayarak, bu sistemin değişmez, mazeret kabul etmez, duygusallığa yer vermez bir sistem olduğunu algıladım… Bu algılama Allah’ın Semi ismi ile olacak!... Semi; algılama, vukuf, farkında olma… Semi işitmek değil, duymak; görmek değil, bakmak ile algılamak; eski ve yeni, küçük ve büyük diye değerlendirilen tüm verilerin orjinini algılamak… Sınırsız-sonsuz-tek bir SEMİ ile varlığı, sınırsız-sonsuz-TEK olarak algılamak…

OKU’mak algılanan bu sistemi kavramakla devam edecek!.. Kavramak Basir ile olacak, basiretle olacak!...Algılananlar değerlendirilip, değerlendirilemeyen nice şeylerinde olduğu düşünülerek, düşüncenin ötesine Basir’e yönelinecek… Kavrama sorunlara kısa, geçici, anlık çözümler bulan, çoğunluklada yanılan zekayla değil; sorunlara geçmişe dönük, ama dünya zamanına göre belli bir zaman dilimine göre çözüm bulan göresel akılla değil; Allah’ın zaman ve mekan sınırı tanımayan değerlendirmesi olan Basir ile çözüm bulunacak… Sınırsız-sonsuz-tek Basir ile, varlığı sınırsız-sonsuz-TEK olarak değelendirmek!...

Semi ve Basir ile sınırsız-sonsuz-tek olan Allah’ın ahlakı ile, algılaması ve değerlendirmesi ile, O’nun indinden sistemi OKU’mak!... Semi Allahu lümen Hamide..Yani Allah değerlendireni algıladı;ki oluşları ile değerlendirme ve algılamalarına devam etti… Değerlendirmesinin ürünü evren içre evreler ve içerisindeki her şeyle Kainat; Kainatın varlığının devamını sağlayan algılama ve onu takip eden değerlendirmeler; yani sürekli oluşlar…

Geçerli olan sistemi(sünnetullah) algılayıp(Semi) kavrayarak(Basir), bunun gereği olan düşünce… Bu düşünce insani düşünce değil!.. Bu düşünce Allah’ın Alim ismi gereği, kapsamlı, derinlikli, öz gerçekliği bilme ilmi… Bu düşünce Allah’ın bakışıyla varlığı bilme ilmi… Bu bakış Allah gibi düşünen insan bakışı… Bu bakış, sınırlı özellikli, kapasiteli, zaman ve mekana bağımlı insan anlayışından arınıp; sınırsız-sonsuz özellikli, zaman ve mekan kısıtlaması olamaya bir bakış, bir ilim… Bu bakış Allah’ın indinden olan bir bakış…

OKU’manın son safhası, davranış ortaya koymak!.. Yani iradeyle(Mürid) kudreti(Kadir) harekete geçirip, hayatında(Hay) manalar(kelimeler-Kelam) açığa çıkarmak…Hepsinin sonucunda açığa çıkan(yaratılma-Tekvin) fiil(Efal) söz konusu…

Yani OKU’mak, kendindeki tüm sıfatları yeri ve zamanını dikkate alarak, gerektiği kadar, Hakikat uğruna, açığa çıkarma yaşantısı… Bu sıfatlar; SEMİ, BASİR, ALİM, MÜRİD, KADİR, HAY, KELAM; sonuç TEKVİN… OKU’mak eşittir YAŞA’mak!.. OKU’mak eşittir HAYAT!.. Hayatı OKU’yoruz, HAYAT bizi OKU’yor… HAYAT’ı sorguluyoruz, HAYAT bizi sorguluyor!.. Hesap sorucu olarak HAY bize yetiyor.. HAYAT ilmimizi, irademizi, kudretimizi, algılamızı, idrakımızı, açığa çıkardığımız manalarımızı her an sorguluyor ve bizi sonuçlarıyla yüz yüze getiriyor!..
Fıtri kulluğu gereği, öz manada her şey, her an OKU’yor; yani Allah’ın tüm özellikleri, manaları açığa çıkıyor!... Tüm varlıkta az yada çok, iyi-kötü, hayır-şer, helal-haram vb. her şeyde, her an OKU’ma denen sistem işliyor!..

Ama imtihan sırrına dönük, takdir gereği, Sistemi(Sünnetullah) OKU’mak(algılayan, kavrayan, düşünen ve yaşayan)!.. OKU’mak sadece herhangi bir kitabı elimize alıp, kelimelerinde, cümlelerind e, sayfalarında gezinmek değil!.. OKU’mak sadece varlığın Hakikatını algılak değil!OKU’mak sadece varlığın Hakikatını algılayıp, kavramak değil!.. OKU’mak sadece varlığın Hakikatını algılayıp, kavranmak ve düşünmek yani sadece bilmekte değil!

OKU’mak varlığın Hakikatını algılamak, kavramak, bilmek ve sonucunda gereğini YAŞAMAK demektir!.. OKU’mak gerçekte var olanı, sınırsız-sonsuz-tekliği yani Ahad olan Allah’ı bilmek(bilinemeyeceğini bilmek) ve varlığa bu ilimle yönelmek!.. Sınırlı-sonlu-çokluk kavramından geçmek; sınırsız-sonsuz-tekliğe ermek!... TEK’i SEMİ ile algılayıp, BASİR ile değerlendirip, TEK’e ALİM ile yönelmek; TEK bir HAY, MÜRİD, KADİR, KELAM’ı bilmek; bu özelliklerin sonucu olarak TEKVİN ile Efalin yaratıldığını anlamak ve gereğini yaşamak!..

Bunca ilmi bilmek yaşamak için yeterli mi; bu bilinenler her an yaşanabilir mi?.. Allah dilediğini yapar!.. Bize ise düşen; bu takdire boyun eğip, bu ilmi bildirene dua edip, yaşamayı talep etmek!.. Allah bu ilmin yaşantısını bize kolaylaştırmış olsun!.. Kolaylaştırılmamışsa ne yapsak boş!.. Takdir neyse yaşanacaktır; tedbir ise takdirde varsa alınacaktır!.. Tek ümidimiz, bu ilimi verenin yaşantısının da verebileceğidir…

Allah Muinimiz Olsun… Saygılar… Sevgiler… Selametle…

Yorumlar tıklayın

 

 

 

O'nadır Dönüş

Allah Sizin Mevlanızdır

Allah Sizin Mevlanızdır 2

Kapıyı Çalan Aşk

Sevelim Sevilelim

Titreyen Kalpler
Uzaklık O'na Uzak


Harıl Harıl Koşanlar

Yakında Bileceksiniz


Allahın Nuru

Muhammed Ümmeti

Yaşayan Ölüler


İçimizdeki Dost

Okumayı Okumak


Noktadan Nükteye

Noktadan Nükteye 2

Yadsınamaz Din Gerçeği

Seven Gelsin
Besmelesiz Tevbe

Şirk Görme Mertebesi


Çocuk Saflığı 1.bölüm

Çocuk Saflığı 2.bölüm
Çocuk Saflığı 3.bölüm