Asr Suresi;
1-Kasem ederim O Asr’a ki,
2-Muhakkak ki insan, bir hüsran içindedir!..
3-Ancak iman edip salih amel işleyenler, birbirlerine
(Bi-)
Hakk’ı tavsiye edenler ve birbirlerine (Bi-) Sabr’ı tavsiye edenler müstesna!.
Asr Suresi Asr’a/zamana yemin ederek başlıyor… Böylelikle zamanın gerçekliliği ve sürekliliği vurgulanıyor…
Asr’a yemin edilerek zamanın kalıcılığı açıklanıyor…
Zamanın daima var olmasının manası; zamanı var algılatanların da bir şekilde var olacağıdır…
Zamanı var kılan mekan ve içindekiler, hareket ve oluşlar değişik şekillerde de olsa bir şekilde var olacaklardır… Yani; zaman dolayısıyla mekan ve hareket değişerek de olsa sürekli var olacaktır…
İnsan ise; kendini zamanın(dolayısıyla mekan ve hareketin) içinden kurtaramayacaktır…
İnsan değişik zaman, mekan, hız algıları içinde sonsuza kadar yaşayacaktır…
Hatalar bizden... İsabet kaynaktan...
Sonsuza kadar yaşamak fikri ilk anda çok güzel görünüp, müjde gibi gelse de; bu yolculuğun zorluklarla dolu olup, büyük bir kısmında YALNIZ olunacağı düşünüldüğünde, insanın neden hüsran içinde olacağı daha iyi anlaşılacaktır…
Bu yolculukta hüsrana uğramak istemeyen yolcular için reçete şunlardır:
1-İman etmek!... ALLAH’ın sonsuzluğu bilinciyle; zamanın sonsuzluğuna inanmak, kendinin de bu zaman içinde bir şekilde varlığını devam ettireceğine inanmak, bu bilinçle yaşamak… Dünya zamanına göre değil, sonsuz zaman algısına göre yaşamak…
Ölümü tatmakla birlikte değişik zaman, mekan, hız algılarıyla sonsuza kadar sürecek yaşam… Öncelikle zamanın sonsuzluğuna, yaşamının sürekliliğine inanacaksın ki; bu sonsuz zamana ve bu sonsuz zamanda karşılaşacaklarına karşı hazırlıklı olasın!…
2-Salih amel, islah eden ameller işlemek!… Madem zamanı yok edemiyorsun, bilincinde birimselliğini yok etmek!... Kendini benlikten, varım zannından kurtarmak!... Kendini var gördüğün sürece hüsranın son bulmayacak…
Birimsel varlık anlayışın beden bilincini, benlik bilincini oluşturacak… Benliğin de sahip olma duygusunu, kaybetme korkusunu besleyecek, hüsranın devam edecek… Dünyada durum böyle, ölüm ötesinde de aynı olacak… Salih amel olarak yaptıklarını; kendini tatmin için, mutlu etmek için, rahatlatmak için yaptığın sürece; bunlar da sende alışkanlık olarak kalacak…
İyi, kötü her alışkanlık ölüm ötesinde sana hüsran olarak dönecek, orada bu alışkanlıkları yaşama imkanın olmadığı için… Halbuki Salih amel olarak yaptıklarını birimselliğinden, benliğinden kurtulmak için yapacaksın, birilerini veya kendini tatmin etmek, rahatlatmak, mutlu etmek amacıyla değil…
Bu yolculukta sana iki de tavsiye var:
1-Bil-Hakkı!... Hakkı/gerçeği özümse!... Zamanın sonsuzluğu gerçeğini benimse!... Gerçekçi ol!... Önünde sonsuz bir yaşam var!... Ölümün tadımıyla başlayacak bu yaşam; değişik evrelerde sonsuza kadar devam edecek… Sonsuza kadar yaşam gerçeğine hazır mısın?...
Üstelik bu yolculuğun çoğunlukla YALNIZ geçecek… Milyarlarca yıl sürecek kabir alemi, yıllarca sürecek mahşer evresi, milyarlarca yıl sürecek sıratı geçiş süreci, sonsuza kadar sürecek bilinmeyen mekanlarda yaşanacak bilinmeyen yaşamlar’… Yalnızlığa hazır mısın?...
Dünyada bir gün yalnızlığa dayanamazken; milyarlarca yıl sürecek yalnız yaşamlar!... Şimdiye kadar yaptığın sözde Salih amellerin seni bu gerçeğe hazırladı mı?... Yoksa sen Salih amel dediklerini borç savmak, insanları mutlu etmek, kendini tatmin etmek için mi yaptın?...
Yoksa sen Salih amelleri; birimselliğinden, benliğinden kurtulma bilinciyle yapmadın mı, fakr/yokluk/hiçlik halini kendinde gerçekleştirmedin mi?... Benliğinden kurtulmak için sana önerilen Salih amellerle benliğini mi şişirdin?...
O halde; sözde Salih amellerinin getirisiyle, orada yalnızlık ile baş edebilecek misin?... Ama sen daha dünyada yalnızlığa katlanamıyorsun!... Sözde Salih amellerin; dünyadayken seni yalnızlığa dost etmiyor; nasıl orada DOST’un olsun?... Çokluk içinde yalnız kalabildin mi; eğlenceden, sohbetten kaçıp yalnızlığı sevdin mi?... ALLAH yalnızdır, yalnızları sever, bildin mi?... İşte Bİ HAK olan gerçek!...
2-Bis Sabr!... Sabrı da özümse!... Sana asıl sabır, bu sonsuz yolculukta lazım!… Dünyada yaptığın sabır gösterileri sadece bir antrenman!… Yalnızlığa sabrın ne kadar?… Sende alışkanlık olarak kalacak bedenin, benliğinin, birimselliğinin isteklerine yüz çevirip, yalnızlığa dayanıklılığın, sabrın ne kadar?...
Sende alışkanlık yapmış her şeyden; anandan, babandan, eşinden, çocuğundan, evinden, işinden, aşından, iyisinden, kötüsünden… milyarlarca yıl ayrı kalacaksın, yapayalnız kalacaksın, sabrın ne kadar?... Sonsuz zamana sonsuz sabır gerekir!... Birimselliğe, benliğe çeken hal ve düşüncelerden kurtulmak, yalnızlığa, hiçliğe erişmek ve o durumu korumak sürekli sabır gerektirir… Bu sonsuza kadar sürecek bir yaşamdır!... Sabrın ne kadar?...
Yalnızlık kavramını, önemini, gereğini anlamak için yetim ve miskinlerden bahseden Maun Suresini inceleyelim… Bakalım kimmiş bu yetimler, miskinler!… Nasıl kollanırmış yetimler; nasıl doyurulurmuş miskinler?... Yetim babalık yapılası biri mi; miskin yedirilesi biri mi?... Gerçek yetim, miskin nedir?... Yetim, miskin olunmalı mı; yetimlikten, miskinlikten kaçınılmalı mı?... Yetimlik, miskinlik kalmasın mı; yetimlik, miskinlik negatif bir durum mu?... Yetim, miskin olunmalı mı, olunmamalı mı?...
***
Mâûn Sûresi(Diyn Sûresi)
1-Gördün mü Diyn (Sistem)’i (B gerçeğince) yalanlayan şol kimseyi?.
2-İşte o, yetim’i azarlayıp iter-kakar,
3-Miskinleri (yoksulları) doyurmaya teşvik etmez (cimri, bencil).
4-Veyl olsun (vay haline) o bilfiil namaz kılanlara ki,
5-Onlar, salat (namaz) larından (Rablerinden, Hakkani realiteden; müşahadeden) gafillerdir.
6-Onlar (tanrı merkezli dinlere mensub olanlar) mürailik (riya-gösteriş) yapanların ta kendileridirler.
7-Ve Maun’u (faydalı olan şeyleri, Hak Diyn’in gereği taat ve inkiyadı?) da engellerler.
Maun Suresinin zahir yorumunu yapanlar; yetim ve miskini dışlarındaki insanlar olarak değerlendirirler… Yetim insanların itilip-kakılmaması, onların ezilmemesi, hor görülmemeleri, kollanmaları, sahip çıkılmaları, yardım edilmesi gerekliliğini dile getirirler…
Miskin insanların da; aç bırakılmamaları, doyurulmaları gerektiği vurgulanır… Yetim ve miskinlere sahip çıkılmasının toplumsal gerekliliği, aksi halde bu insanların topluma zararlı olacakları, bu insanlara sahip çıkmanın çok sevap olduğu anlatılır… Zahir manada söyledikleri doğrudur, tavsiyelerine uyulmalıdır…
Maun Suresinin batını yorumunu yapanlar; yetim ve miskini içlerinde bulurlar… İnsanın özüne ait olan yetimlik, miskinlik haline işaret ederler… Bu yetim ve miskinlerin ibadetlerle, Salih amellerle korunması ve doyurulmasını savunurlar… Maneviyattan yoksul insanın halini yetim ve miskin olarak değerlendirirler… Bu yetim ve miskinlerin ALLAH’ın Esma’sı yönünden eksikliklerini giderilmesi için, ibadetlerle ve Salih amellerle Esma yönünden doyurulması üzerinde dururlar… Bunların da Batıni manada söyledikleri doğrudur, tavsiyelerine uyulmalıdır…
Fakat; gerek dışımızdaki, gerek içimizdeki yetimleri kollar ve miskinleri doyururken, bunu benliğimizden, varlığımızdan, birimselliğimizden arınmak için yapmalıyız… Bir şeyi ALLAH için yapmanın manası; ALLAH’ın sınırsız-sonsuzluğunu bilerek benliğinden arınmak amacıyla o şeyi yapmaktır… Yoksa ALLAH’ın bizim bir şey yapmamıza ya da yapmamamıza ihtiyacı yoktur… Ama biz yaptığımız o şey ile birimselliğimizden arınıyor, benliğimizden kurtuluyor, sadece ALLAH’ın var olduğunu hissedebiliyorsak; o şeyi ALLAH için yapmışız manasına gelir… Yani yaptığımız o şey bize sadece ALLAH’ın var olduğunu hatırlatır… Bizi birimsel varlıktan kurtarır…
Maun Suresini safi manada ise şöyle yorumlayabiliriz: ALLAH indinde Diyn’in İslam olduğunu, her şeyin doğal halleriyle ALLAH’a teslim ve selamet halinde olduğunu, her şeyin ALLAH’ın varlığıyla, Esmasıyla var olduğunu, böylelikle gerçekte sadece ALLAH’ın var olduğunu bilmeyen kişi… Kendinde ve etrafında varlık görerek, kendinde ve etrafında yetim ve miskin görmez, kendine ait bir varlığının olmadığını anlayamaz… Birimsel varlık, benlik anlayışı ile hayat sürer… Yetimliğini ve miskinliğini fark edemez… Sınırsız-sonsuz varlık varken onun kendine ait varlığı olamaz… O ALLAH’ın yetimi ve miskinidir… O bu yetim ve miskin bilinciyle yaşamalıdır…
Yani safi manada bir bilinç hali olan yetimlik ve miskinlik pozitif bir durumdur… Bu yetim ve miskini ALLAH sürekli Esması ile; yetimi kollayıp, miskini doyurarak var eder… Yani bizim kendimize ait bir varlığımız yoktur… Bir yetim ve miskin olarak her an sürekli var oluyor ve yok oluyoruz… ALLAH’ın Esması ile ALLAH’a kul olarak var oluyor; bu doğal kulluğumuzun devamı içinde sürekli ALLAH’tan yardım alıyoruz… Kişi bu yetim ve miskin halini, varlığını fark ederse; fakrını/hiçliğini anlar ve yalnızlığa alışır…
Ne içimizdeki ne de dışımızdaki yetime ve miskine babalık yapıyor bilinciyle değil; benliğimizden, birimselliğimizden, varlığımızdan arınma bilinciyle, yalnızlığa alışma şuuru ile yöneleceğiz… Yani yetimi kollamanın, miskini doyurmanın manası; yetimlilik ve miskinlik bilincimizi açığa çıkaracağız… Yetimi itip-kakmak; yetimlik bilincini kendimizden uzaklaştırmak, yetimlik bilincine sahip çıkmak,yetimlik bilincini örtmemek, manasına gelir… Miskini doyurmak; miskinlik bilincini ayakta tutmak, miskinlik bilincini aç bırakmamak, miskinlik bilincini bu şekilde örtmemek manasına gelir…
Safi mana ile batını mana arsında ince keskin bir çizgi vardır… Batıni manayı yapan ALLAH’ın Esması ile; içinde bulduğu yetimi kollayıp dokunulmaz, miskini doyurup semiz kılar…Yani zahir manayı yapan dışındaki yetim ve miskin olan insanı madden kollayıp doyurarak kendine birimsellik katıyorken; batın manayı yapan içindeki yetim ve miskini manen kollayıp doyururken kendi birimselliğini de kollayıp doyurmaktadır…
Halbuki zahir ve batını yorumlardaki davranışları sergileyen kişi, olaya safi manayla yaklaştığında; içindeki ve dışındaki gerçek yetim ve miskini görerek hiçliğini yağıyor, sadece ALLAH var diyor… Görüldüğü gibi üç zihniyet arasındaki bilinç farkı doğu ile batı kadar birbirinden uzaktır… Safi bilinciyle yaşayan Salih amelleriyle; namazıyla, orucuyla, zekatıyla, infakıyla… varlığından, birimselliğinden kurtulmaya çalışıyor… Ama diğerleri ya cennet için ya da Esma için…sonuçta bir şeyler almak için, varlıklarını güçlendirmek için, birimsel varlıkları için yapıyorlar…
Safi bilinçteki ise; vermek, benliğinden, birimselliğinden kurtulmak için yapıyor… Çünkü biliyor ki; tüm sorunlarının kaynağı birimsel varlık anlayışında yatıyor; bilincindeki birimsel varlıktan kurtularak sorunlarından da arınacak… Ayrıca, en önemlisi; hem ALLAH’ın TEK’liğini, sadece O’nun var olduğunu kabul edip, birimsel varlığını güçlendirmek için Salih amel yapmak tezat olur, onun yaptığı Salih ameller varlığından arınıp, TEK’liğe ermek içindir… İşte gerçek yardım, iyilik olan Maun’da budur… Diğerleri kendini aldatmadır… Çünkü yalnızlık bizi bekliyor… Yalnızlıkla ise; ancak safi manada yetim ve miskinler baş edebilir…
***
Kevser Suresi;
1-Muhakkak ki biz verdik sana O Kevser’i (Kesret’te Tekliğin müşahadesini; en mazhar sensin) !.
2-O halde Rabbin için (o Rabbani müşahadenin gerçekleşmesi için) bilfiil salat (Tam Namaz’ı) ifa et (Ettehiyyatu lillahi vasSALAVATU... diyerek teşehhüdü ifa etmek sana mümkündür) ve (tam fena’yı, tam yakınlığı sağlayan) kurbanı kes.
3-Muhakkak ki sana buğzedip uzak duran (el-As b. Vail) var ya, asıl odur ebter (güdük, soyu kesik; Baka’dan mahrum).
Kevser Suresi’nde de tam namaz haline ulaşanın tam fenaya, tam yakınlığa kavuşacağı, böylelikle TEK’liğin müşahedesine geçilebileceği vurgulanıyor… Tam namaz hali, tüm varlığın ile ALLAH’a teslim olunduğu, O’na yönelindiği, ALLAH’ın Esması ile var olunduğu anlaşılmasıdır… Namazdaki tüm hareketler, tekbirle ellerin yukarı kaldırılması, ellerin bağlanması, eğilinmesi, secdeye kapanılması, sağa sola selam verilmesi, baştan sona kadar ALLAHUEKBER eşliğinde dualar edilmesi, teslimiyetini fark, hiçliğini itiraftır… Bu namazın sonunda kurban kesilmiş olunur; yani benlik, birimsellik kurban edilmiş olunur…
Salih amellerden fakr/hiçlik halinin peşine düşmek, bazıları için yanlış anlaşılabilir… Ama Kevser Suresi 3.ayette onlar uyarılıyor… Bu fakr/hiçlik halini yaşayanların ebter olmadığı/soylarının, amellerinin sonunun kesik olmadığı; aslında amellerinden karşılık bekleyenlerin, fakr/hiçlik haline buğz edenlerin, bu hali hoş görmeyenlerin, amelleri ebter olduğu açıklanıyor, ince anlayış sahiplerine, düşünen beyinlere… Yani varlık peşinde koşanlar yokluğa; yokluk peşinde koşanlar varlığa erişecekler… Birimsellik, benlik göstergesi her şey hiçbir fayda sağlamayacaktır… O halde, ibadetlerimiz, Salih amellerimiz benlik duygusundan, birimsellik anlayışından, alışkanlıklardan kurtulmak için araçlarımız olsun… Bu amaçla Salih amel işleyelim, namazı ikame edelim, orucu tutalım, zekatı verelim…….
Allah Muinimiz Olsun…
Saim YUSUF
saimyusuf@hotmail.com