Misaller Can Katar Kelimelere !..
...Mehmet Doğramacı - 11 Ocak 2006
Kur’anî terimle ÜSVE-İ HASENE(en güzel örnek) olan Allah Rasülü (s.a.v) aynı zamanda insanlık tarihinin en büyük Eğitimcisi ve Söz Üstadıdır. Sözleri, yaşamı bu derece detaylı biçimde kayda alınmış ikinci bir şahsiyet yoktur yer yüzünde. Hadis adı altında muhafaza edilen Onun kutlu beyanlarını incelediğimizde karşımıza çıkan özelliklerden çarpıcı ve şaşırtıcı olanı; Misallerle örülü sade üslubudur.

Edebiyatçı, düşünür ve filozoflar kocaman kocaman ağdalı laflar etmek için kendilerini türlü kelime oyunlarına girişirken, Alemlerin Efendisi, derin manaları sade kelimelerle ve yediden yetmişe bütün insanların kavrayabileceği misallerle anlatır.

Misal ve Temsil Yollu Anlatımın eğitimi kolaylaştırdığı pedagoglarca da kabul edilmiş bir gerçek!.. Misaller ve temsiller; ölü kelimelere hayat veren, kelam ağacında mana çiçekleri açılmasına sebep olan metotlar. Şimdi bazı hadisleri ele alıp Rasülullah’ın kullandığı misal ve temsillere göz atalım. Sade üslubu ve basit gibi görünen misallerle anlamları yerli yerine nasıl oturttuğunu, aksini düşünmeye fırsat vermeyecek tarzda zihne raptettiğini birlikte seyredelim:

"Allah korkusundan ağlayan kişi, süt memeye dönünceye dek cehenneme girmez. ” Verilen misali düşünebiliyor musunuz? Çok basit bir örnek ama öylesine yerli yerince, öylesine kuşatıcı ki!.. Kazılan toprağı yerine koyabilirsiniz.

Sökülen ağacı tekrar dikebilirsiniz. Ama memeden çıkan sütü hiçbir güç, hiçbir teknoloji tekrar yerine koyamaz!

Misalin enfesliğine, misalin gayrına mahal bırakmayacak kuşatıcılığına bakar mısınız? Allah Haşyetinden titreyen ve ağlayan mümine Cehennemden çıkış garantisi bundan daha net nasıl anlatılabilir?

Ümmetim yağmur gibidir,sonu mu,yoksa başlangıcı mı hayırlıdır, bilinmez. Evveli ben, ortası Mehdi ve sonu Mesih olan bir ümmet, asla helâk olmaz." Yağmur her hâl ü kârda rahmet.

Yağmur, herkesin gözlediği bir gerçek. Başlangıcı mı, sonu mu hayır o da kestirilemez. Ümmeti yağmura benzetmek, geçmiş-gelecek tüm nesillerde hayır murad etmek ne güzel!..

Siz, baş olmak isteyeceksiniz, hem de büyük bir istekle. Ancak bu,sizin için kıyamette bir pişmanlık olacaktır. O yüksek makam ne güzel süt annedir! Ondan ayrılmak da memeden ayrılmaktan zordur!" İnsanın vazgeçilmez tutkuları; makam-riyaset düşkünlüğü, kişinin süt anneye bağımlılığı şeklinde tasvir ediliyor!.. Henüz emerken süte boş vermek, süt anneye baş kaldırmak her babayiğidin harcı olmasa gerek!..

İyi arkadaşla kötü arkadaşın misali; misk taşıyanla körük üfüren gibidir. Misk taşıyan ya sana ondan verir, yahut satın alırsın,yada yanında durup güzel koku hissedersin. Körük üfüren ise ya senin elbiseni yakar, yahut ondan pis koku alırsın!” Misk satanla körük üfüren!.. İyi arkadaş ve kötü arkadaşın durumuna verilen misal.Üzerinde fikir yürütülemeyecek derecede açık!...

Münafığın misali iki sürü arasında kararsız kalan koyunlara benzer. Kimi ona koşar kimi buna!” Münafığın kararsızlığı ve yaşadığı iç buhran; herkesin anlayabileceği bir temsille tasvir edilmiş.

Birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet etmede, şefkat göstermede müminler bir beden gibidir. Ondan bir uzuv şikayet ederse bedenin diğer uzuvları uykusuzluk ve ateşle o şikayete iştirak ederler.” Dişiniz ağrısa, öteki uzuvlarımla rahat ederim diyemezsiniz! Çünkü o ağrı tüm bedeninizi mutsuz kılar!.. Şimdilerde İslam Dünyasına bakıyorum da, uzuvlarımız kanayıp dururken acısını duyamıyoruz! Biz bir beden olma bilincini mi yitirdik, yoksa narkoz mu verildi ümmete?!..

Verdiği hediyeyi geri alan kişi; kusmuğunu yiyen köpeğe benzer!” Hediyeleşmeye çok önem veren Allah Rasülü, menfaat için hediyeleşmek, isteği olmayınca da geri almak konumuna düşebilecek kişileri uyarmak üzere tiksinti veren bir misalle uyarıda bulunuyor!.. Bu misali oku da hediyeni geri iste bakalım! Mümkün mü?

Ehil olmayan kişiye ilim öğreten kimse; domuza cevher,altın ve inci takan gibidir” Domuz ne bilsin altını, domuz ne bilsin cevheri. İlmin değeri kadar, harcanacağı mahallin önemi ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi.

İçinde Kur’an olmayan kişi harap olmuş ev gibidir” Hiçbirimiz viraneye dönmüş evde oturmak istemeyiz. Gönül evimizi imar eden; sadece ve sadece Kur’an Bilgisi ve Kur’an Yaşamıdır!..

Gafiller arasında Allah’ı zikreden kimse; ölüler arasında diri, kuru ağaçlar arasında yeşil ağaç, harpten kaçanlar arasında gazi gibidir!” Allah Zikrinin getirisi ve hâli üzerine derin derin düşüneceğimiz bir tasvir!..

"Benimle sizin misaliniz; ateşin başında oturup da ona girmeye çalışan kelebekleri kovalayan, yanmasınlar diye çırpınan kimseye benzer. Ben çırpınırım ama çoğu kez siz ateşe girip yanmakta ısrar edersiniz!” Rasülullah’ın şefkatini, ümmetin çoğu kere düştüğü gafleti tasvir eden ne ilginç bir temsil değil mi?..

***

Hadisleri çoğaltmak mümkün. Sizler diğer hadisleri okurken çok daha enfes, derin misaller, temsiller görecek, ufuk açıcı tefekkürlerde bulunacaksınız. Allah Rasülü, az kelamla çok mana ifade etmiş. Konuşurken sanat gösterme kaygısı hiç taşımamış. En uzun hitabı olan Veda Hutbesi bile 20 dk.yı geçmiyor. Onun “En büyük mucizem” dediği Kur’an-ı Kerim; misal yollu anlatımlar ve sade kelimelerle evrensel mesajını veriyor.

Çok konuşuyor,çok yazıyor, çok laf üretiyoruz dostlar!.. Birbirimize kendimizi ispat etmek istercesine söz yarıştırıyoruz. Kur’anda “Namazı konuşunuz” emri yok, ”İkame ediniz” var! ”İmanı tartışınız” da demiyor, ”İman Ediniz” diyor! Çok konuşuyoruz! Çok konuştuğumuz için mi yaşamaya az vakit kalıyor dersiniz?!..

Rasülullah’ın her çağda, her birime özünden seslendiğini fark edenlere ne mutlu!..Ne mutlu Onun heva ve hevesinden konuşmadığını, her halinin vahiy olduğunu kavrayabilenlere!O bahtiyar insanları, bir Rasülullah aşığının dizeleriyle, SELAM ismi manasınca selamlıyorum:

Göklerden son îlâm: Allah bir, bir İslam.
Şekiller, elif lam;
Ne bir harf, ne bir kelam; Esselam, esselam…

Yer çökük, gök soluk; Diz bükük, saç yoluk.
Ne varsa korkuluk.
Ne bir harf, Ne bir kelam; Esselam, esselam…

Bu hayat bir ezber; Hayattan ne haber,
O’nunla beraber?
Ne bir harf, ne bir kelam; Esselam, esselam…

Ön ve art, sağ ve sol, Bin yolda, yol bu yol.
Emir: Öl yahut Ol!
Ne bir harf, ne bir kelam; Esselam, Esselam…

Elinde alamet, İzinde selamet,
Tek isim… Muhammed!…
Ne bir harf, ne bir kelam; Esselam, esselam…
(NFK)