(Abdülhalık Gocdavani (ks) tarafından tespit edilen; Nakşi Silsilesinin 11 prensibine güncel bir yaklaşım denemesi)
Hz. Muhammed (s.a.v) Efendimizden doğan Marifet Pınarı iki ana kanaldan tüm zamanlara akmakta. Bunlardan Hz.Ebubekir (r.a) in temsil ettiği Sıddıkiyet kanalı; sessiz zikir ile sadakati, teslimiyeti esas alır ve Şah-ı Nakşibend (k.s) Hazretlerine nispetle sonraki dönemlerde NAKŞİBENDİYYE adı ile isimlendirilir.
Hz.Ali (k.v) den devam eden kanal ise İlim ve Kudretin öne çıktığı; zikirlerin açık ve coşkulu yaşandığı, Aklın Aşk ile yoğrulduğu; Gavs-ı Azam A.Geylani (k.s) Hazretlerine nispetle KADİRİYYE adını alan ekoldür.
Her iki ekolden de çeşitli kollar çağlara ışık saçmış, geliştirdikleri tarikat disiplinleri nice gönül ve irfan ehlini insanlığa bağışlanmıştır.
Bu hafta Nakşibendiyye Silsilesinin pırlanta halkalardan bir zatın; AbdülHalik Gocdevâni (k.s) Hazretlerinin Marifet Yolcuları için önerdiği 11 prensibi, çağın verilerini de dikkate alarak çözümlemeye çalışacağız.
Bu 11 prensibin Gocdevani Hazretlerine Hızır (a.s) tarafından talim edildiğini, Nakşi Silsilesi içinde hem genel manada uyulan ilkeler hem de kademe kademe yükselinen boyutlar olduğunu da belirtelim.
1-Hûş Der Dem: Alınan her nefeste uyanık olmak,gaflete düşmeksizin farkındalık halini muhafaza etmek anlamına gelen bu kavram; her an Allah Huzurunda olduğunu bilmek diye de açıklanır.
Nefesle çıkan Hu; Allah’ın Zatını temsil eden isimdir.İster bilerek ister gaflet içinde yaşasın mahlukat her daim HU çekmektedir. Her canlı HU’nun mazharıdır. Marifet yolcusu; hem kendi nefsinde hem de tüm yaratılmışlarda bu inceliği daimi olarak fark ederek yaşamayı ilke edinmeli.
Hûş Der Dem bilincini diri tutmaya yönelik mana; Efendimiz’in RABBİM GÖZ AÇIP KAPAYINCAYA KADAR OLSA DA BENİ NEFSİMİN ELİNE BIRAKMA duasıdır.
Şu ayet ise bu hali 24 saate yayanları över:”Onlar ki;ayakta, otururken ve yan üstü yatarlar iken Allah’ı zikrederler ve göğün ve yerin yaratılışı üzerine tefekkür ederler”(A.İmran 191)
…
-Her an huzurda olduğunun farkında huzurunda mısın?
-Her birimiz, birbirimizle de O`nun huzurundayız!. Farkında mıyız?.
-Olayların ardındaki hakikat noktasını gören kişinin,huzurda olmamasına ihtimal mi vardır?
2-Nazar Ber Kadem: Daima ayağına bakmak diye çevirebileceğimiz bu prensibin zahiri ve batıni manada iki anlamı var:Öncelikle Hakikat Yolcusu günlük yaşamında kendi ve Rabbi ile olup başka insanlarla zihnini meşgul etmeksizin beden gözünü ve kalbini zahiri etkilerden alıkoyacak.Yargılamak, başkalarını kalıba vurmak,ölçmek hakikat yolcusunun işi değildir. Eskilerin tabiri ile Mâsivâ;Allah’tan gayrı ne varsa;bu yola girenin ilgi alanı dışındadır.
Batini anlamda ise basiret gözü daima ayaklarının mıhlandığı yere çivilenecek. Bu ne demek?...
Ayak; tasavvufta önemli bir sembol. Dikkat ediniz Rasulullah Efendimizden bize kalan en canlı, en kapsamlı hatıra Onun Mübarek Ayak izi!.. Ayak, yolda olmanın dayanağı.
Ayak,İkame edebilmenin, Kıyam edebilmenin basamağı…Ayak;Kudret nişanesi…
Ayakta iseniz bir şeyler ortaya koyabilirsiniz, yüzüstü sürünüyor yada emekliyorsanız,
Kıyam halini ortaya koymanız mümkün olmadığı gibi Okumanın da hakkını layıkı vechile veremezsiniz.
Şu halde Nazar be kadem; Sırat-ı Müstakim üzere yürümek ve Kıyam Bilinci içinde olmak demektir. Rasülullah Efendimizin şu duası bu manayı işaret eder: ”Rabbim;ayaklarımı Din-i İslam üzere sabit kıl”
…
-Aklınıza gelenlerin değil, onları istikametlendirişinizin tabii neticesine katlanırsınız.
-Başarı, Hakikatın yolunda samimiyet ve sabırla yürüyenlerin ereceği sarayın adıdır.
-Yürüyenler, yaklaştı, erişti!.. Bilip de bekleyenler ise hüsran ehli oldular!
-Güçlü kişi, inandığı yolda etrafa rağmen yürüyebilendir!.
3-Sefer Der Vatan: Vatandan sefer edip yola çıkmak,gurbete yönelmek anlamlarına gelen bu tabir Hakikat Ehlince hem zahiri hem de batini manada değerlendirilmiş ve iki boyutun da hakkı verilmiştir.
İlk olarak sefer; tebliğ için hicret demektir ki, Nebevi bir gerçektir. Her hakikat yolcusu gerek davet, gerek irşad, gerekse tebliğ için bir şekilde vatanından sefer eder. Anadolu’ nun İslamlaşmasını sağlayan Horasan Erenlerini, Özbekistan ve Türkistan dolaylarından kalkıp gelen Hz.Mevlana ve Emir Sultan gibi gönül erlerini zahiri mananın hakkını veren zevat-ı kiram olarak şükran ve minnetle yâd ediyoruz. Hepsinden önemlisi bugün Uzak Doğuda bile Sahabe kabirleri bulunması manidar değil mi?..
Batini anlamda vatandan sefer; mümin için kabirden farksız olan beden ve onun kayıtlarından uzaklaşmaktır. Hakikat Yolcusu;nefsinden can düşmanından kaçar gibi kaçmalı…Beşeri sıfatlardan sıyrılmadıkça İlahi sıfatların tahakkuku mümkün değil.
Şu ayet seferin neye doğru olması gerektiğini daha net ortaya koyuyor: Allah’a Kaçınız!...
(Zariyat-50) Hz.İbrahim(a.s) a ait beyan ise sefer edeceğimiz yeri anlatıyor: Ben Rabbime (Özüme) Gidiyorum! (Saffat-99)
…
-Kişi, kendi özüne doğru olan yolculuğu yapmazsa, Cennet ortamının meleki varlığı olmak yerine ruh boyutunda hakikatten perdeli olarak yaşamak zorunda kalır!.
-Yolculuk ALLAHtan başlar ve ALLAH ile ALLAHa olur ise, son derece kısalır!
-Hakikata ermişlerin indinde kişinin değeri, yaradanına yönelişi ve yakınlığı kadardır... Öyle ise yönelişin, gerçeğe- aslına- Rabbine olsun!.
-İnsanlar, iman edip "Allah"a hicret etmek mecburiyetindedir; eğer iman ediyorlar ise gerçekten "ALLAH İsmiyle İşaret Edilen"e!.
4-Halvet Der Encümen: Topluluk içinde,halk arasında yalnızlığı yaşamak!.. Kalabalıklar içinde Tekliği duyabilmek,hissedebilmek…
Dağlara çekilip ermek zor olmadığı gibi bizce maharet de değil…Dünya ve onun fitnelerinden kaçarak Hakka varmak övülecek bir metot olsa idi;Allah’ın Rasülü Hıra Mağarasından inmez,
yada Mekke’de evinden başını hiç çıkarmazdı…Hüner;Vahdette Vahdet değil,Kesrette Vahdet yaşamak ve yaşatmaktır.
Hayır;cemiyettedir….”Allah’ın eli cemaat üzerindedir” hadisi şerifi,hakikat yolcularını cem olmaya ve sohbete sevk eder..Sohbet;tek kişinin diğer kişilerde kendini seyrettiği aynadır.O ayna gösterir eksikliklerimizi yada güzelliklerimizi…O ayna fark ettirir bizden özge bizi…
Halvet Der Encümenin esası her nerede, her kimle olursa olsun daimi zikir halinde, sürekli Allah’la olduğu düşüncesini hatırdan çıkarmamaktır. Bu hali yaşayabilen; kalabalıkların fitnesini, didişmesini dahi Allah Zikri olarak temaşa eder! İnsanların bazı üzücü halleri Ona hiç mi hiç tesir etmez. Zikir halini toplulukta muhafaza edebilen, her yerde ve her kişide zikredenin Hak olduğu sırrını sezecektir.
Şu ayet,halvet der encümen yaşayanı tasvir ediyor: ”Öyle erler vardır ki;ne ticaret ne de alış veriş onları Zikrullahtan alıkoyamaz” (Nur-37)
…
-Yalnızlık, Allaha mahsustur, derler... Niçin?.. Düşündün mü hiç?
-Yalnız geldin, yalnız gideceksin ve dahi uykun hep yalnız geçiyor... Yalnızlığının bilincinde misin ve yalnızlığa hazır mısın?..
-Davranışlarınızda pusulanız halk ise, rotanız hüsran üzeredir!..
-Zekat, Haktan aldığını halka dağıtmaktır!
-Daima Yaradanın huzurunda, yaradılmışların gerçeğe yönelen hizmetinde olmaya çalış!.
-Yaşamdaki-varlıktaki hakikati görmenin yolu;daima, şuur boyutunda Tekten çoka bakışla mümkündür!
5-Yâd-ı Kerd: Dilin kalple birlikte zikri demek olan yâd-ı kerd; kelimelerin belli sayılarda tekrarı sonrasında oluşan mananın kalpte hissedilmesi,özde yaşanır hale gelmesidir. Zahiri manada nefes kontrolü ile zikredilen mananın kalbe inişi hissedilir. Özellikle Kelime-i Tevhidi tekrar ederken dilini damağa yapıştırarak, esma-i ilahinin kalpte vuruşu üzerine yoğunlaşmak yönelen kimselere farklı bir inşirah sağlar.
Batini anlamda ise dilin sözle tekrar ettiğini gönülde yaşaması, özümseyerek hakkını verecek fiil ortaya koyacak,yaşam haline dönüştürecek kıvama gelmesidir. Dili damağa yapıştırıp hareketsiz sükutu seçmek (bize göre); Allah İlmi ve Bağışı karşısında mantığını, beşeri bakış açısını işletmemek, onlara set çekmektir. İlahi hükme teslimiyet; beşeriyetin susturulmasından geçer!..
Yâd-i Kerd’de zikirden başka düşünceleri akıldan uzak tutmak,sadece Ona yoğunlaşmak esastır.
“Unuttuğun zaman Rabbini zikret” (Kehf-24) “Beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim” (A.İmran-152)
…
-Zikir, "Allah’ın kulunu seyri; fikirse, kulun Allah’a bakışıdır!.
-Zikir denilen kelime tekrarları, holografik esasa göre varlığında mevcut olan evrensel özellikleri -Allah isimlerinin manâlarını- beyin kapasitesini artırmak suretiyle sana fark ettirir. Beyin kapasitesini ve enerjisini artırır.
-"Allahu Ekber"i hakkıyla söylediğinde, indinde Allah`tan gayrısı kalmaz!.
6-Bâz-ı Keşt: Geri dönme, pişman olma, kovalama anlamlarına gelen bu kavram; zikir halinde iken Allah’tan gayrının hatıra gelmesine engel olmayı ifade eder. Zikir ve Duada tamamen kişi Allah’a kenetlenmeli; vesvese, vehim ve tereddütlere kapı açan düşüncelere set çekmelidir.
Bu hali en güzel ifade eden dua şudur:
İLAHİ ENTE MAKSUDİY VE RIZAKE MATLUBİY:
Rabbim;biricik muradım,gayem sensin ve biricik talebim senin rızandır.
Yaşamın tüm anlarına bu hissedişi yaymanın adıdır Bâz-ı Keşt…Her şeyde, her işte, her zaman biricik gaye Allah olacak, tek istek Onun rızası olacak, ötesi def edilecek!..
Bunu yaşamanın bir yönü de Acziyetini hissetmektir. Bizler kuluz. Kullar acizdir. Yegane güç kudret O’nundur. İşte bu acziyet duada ifade edilmeli ki yaşamı gelsin. Şu dua acziyetin itirafıdır:
SÜBHANEKE MA ZEKERNAKE HAKKA ZİKRİKE YA MEZKUR!
Seni tenzih ederiz. Layık olduğun şekilde seni zikredemedik seni ey Zikredilecek Olan Rabbim!
“Sübhan” ile başlayan tüm dualar tenzih ifade ettiği gibi kulun acziyetini Rabbine arz etmesinin en etkili yoludur. “Sübhan” ile başlayan dualar;”Yüsebbihu” ve “Sebbeha” ile başlayan ayetlere bu gözle bakarsak acziyetimizi ortaya koymak umarız bizler için kolaylaşmış olur.
Acziyeti itiraf; ihsana nail olmanın da ön şartıdır. Büyüklenmek;kovulma sebebidir. Egoyu yere seren nimetlere nail olur. Bakınız Mevlana’mız bu noktayı nasıl bildik bir misalle açıyor:
Rabbinin önüne aciz ve kırık vaziyette git. Unutma; padişahlar önlerinde caka satanlara değil; eğilenlere ihsanda bulunur!. Eğil ki ihsan edilesin!
Şu halde baz-ı keşt kavramını günümüzde EGOYU YERE SERME ve BÜTÜN GAYEYİ YAŞAMI TEK OLAN ALLAH’A AYARLAMA diye anlayabiliriz.
…
-İnsanın kemali, benliklerin var olmadığını hissetmekle başlar.
-Hem "benlik deccali"nin tüm kapasitesi ile saltanatının sürmesini isteyeceğiz...Ondan sonra da Tek`e, havadan ermiş olacağız... Bunu beklemeyin!... Çünkü bu, bir gerçekleşmesi muhal olan sükutu hayal!.
-Gayesi zevk olan, şirktedir!. ilacı, emre yönelmektir!..
-Gayeniz, hakikatınızın ne olduğunu ortaya çıkartmak olsun!.
-Kaybedecek şeylerin olduğu sürece, tasavvufun gayesinden uzaksın!
-Alemleri tanıyarak ALLAHa ermek değil; ALLAHı tanıyarak alemlerini seyretmek, ana gayemiz ve hedefimiz olmalıdır.
7-Nigâh-ı Daşt: Beynin hayal kuvvesi ile çalıştığı nasıl bir gerçek ise;hayalimizi dahi gayrından muhafazanın, bir an bile, hayal ederek bile olsa Allah’tan uzaklaşmamanın adıdır Nihgah-ı Daşt. Yaşam olarak ortaya koyduklarımızda Allah’ı gündemde tuttuğumuz gibi, yalnız başına içimizden geçenlerde bile Ondan gayrına fırsat vermemektir.
Nakşi Silsilesinin büyüklerinden Mevlana Kasım(k.s) bunu şöyle açar: ”Hakikat Yolcusu öyle bir hale gelmeli ki; güneşin doğuşundan batışına kadar gönle hiçbir şey uğramamalı, hayal kuvvesi bile Allah önünde kendi kendini azletmelidir.”
Hayali kontrol güç ama imkansız değil. Bazı büyük velilerin bunu başardığı zikredilir.
…
-Hayalindekini bırak, karşındakini değerlendir!..
-Kendini tanımadan gaye, Zatını tanımaktır. Zat ise, Tektir!
-Geçmiş, nasıl bugün hayal ise; bugün de, yarın öylece hayal olacak. Öyle ise hayal uğruna sonsuz mutluluğu feda etme!..
-Hayal edersin, ümitlenirsin; sükutu hayale de hazır mısın?..
-Sonsuz geleceğin hayalleri içinde anını değerlendirmeyi terk edenler, pahasını geleceği yitirmekle öderler.
-İnsan, hayalleriyle kozasını örer; sükutu hayal ile gerçeği görme şansını elde eder; bunu değerlendirirse de kozası biraz daha delinmiş olur!
-O, öyle bir mutlak karanlıktır ki;bilinen, düşünülen, hayal edilen, tasavvur edilen, vehmedilen tüm manalar orada düşer!.
8-Yâd-ı Daşt: Her an ve zamanda kendinden geçmeksizin, kendini kaybetmeksizin vecd ve zevk halinde olmak…24 saatin tamamında İlahi Huzur ve neşeyi yakalamak… Bu hal;hakikat yolcusunun müşahede konumuna geçmesi ile oluşur. Baktığı her yerde, seyrettiği her fiil ve olayda Allah’ı görme yetisi kazananlar o zevk ve huzuru tadarlar.
Bu da edindiği ilmi yaşamına uygulamakla mümkün. Hakikate dair tüm bilgi ve kazanımlarını icra safhasına, fiiliyata dökebilenler bunu yaşar. Ef’al Aleminde bunlar yaşandığında Zat tecellisini müşahedeye adım atılır.
…
-Çok kişiyi sevmeye çalışmak muhaldir; çok suretli "TEK"i sevmek ise en büyük zevk!
-Huzur, sevgi ve nefretin ötesindeki alemin adıdır.
-Olayların ardındaki hakikat noktasını gören kişinin, huzurda olmamasına ihtimal mi vardır?
-Sarhoş mu kim?.. Seyrinde kendini kaybeden!.. Mutlu mu?.. Dileği olmayan!.. Huzur mu?... Gerçeğin aleminde yaşayanın hali!..
-Yaş ile kuru fark etmiyorsa, Yârin ile huzurdasın.
-Yönelişinizin, kime ve niye olduğunu sorun kendinize. İsabetinizin işareti, huzurdur.
-Sükun ve ebedi huzur, "ÖZ" ün gözün olduğunda başlar!..
-Bilirsen kim olduğunu; doyasıya, ölesiye, yok olasıya sev!.. Yok oldun mu, ZATen bitti!.
9-Vukûf-u Zamânî: Hakikat Yolcusu zamana vâkıf olmalı;zaman kavramı konusunda düşünce ve yaklaşımını berraklaştırmalıdır. Zamanı zihninde hakiki mevkiine oturtamayan; taklit ve avuntudan öteye geçemez. Kulluğun hakiki manada icrası için zaman algısının doğru çizgide değerlendirilmesi ilk şarttır dersek fazla abartmış olmayız.
Zaman önemli olmasa Allah Rasülü (s.a.v) “İnsanlar iki konuda hakikaten aldanmıştır: Boş vakit ve Sağlık” buyurur muydu?..
Kur’an-ı Kerim insanların hüsranı yada kurtuluşunun zaman karşısındaki konumları ile ilintili olduğunu ASR SURESİnde açıkça ortaya koyar: ” Asra yemin olsun ki insan hüsrandadır!...” Hüsran kelimesinden hemen önce asra; zamana yemin edilmesi; hüsran yada felahın zamanla bağı konusunda idrak sahiplerine çok boyutlu manalar fısıldayacaktır.
Hakikat Yolcusu öncelikle içinde bulunduğu zamanı kavramalı. Bunun için Hz.Mevlana’nın işaret ettiği yaklaşım; yolcunun biricik sığınağı: “Sufi; vakit çocuğudur. Geçmişe üzülmez, geleceğe kaygılanmaz. O sadece anı yaşar”
Ezeliyet ve Ebediyeti bir nebze tatmak isteyen anı yaşamalı. Geçmiş; pişmanlıklarla, gelecek; belki de hiç gerçekleşmeyecek uzun emellerle dolu. Her ikisi de bizi beşeri boyuta hapseden kelepçeler aslında. Prangalarından kurtulmak dileyen, fani ömürde bekayı tatmak isteyen an kavramı ile tanışacak ve onun hakkını verecek. Tıpkı Yunus’un mısralarında olduğu gibi:
BELA KAVLİN DEDİK EVVELKİ DEMDE
HENÜZ BİR DEMDİR OL VAKT Ü BU SAAT
Kalu Belada verilen söz ile şu anki yaşamını, şimdiki halini tek vakit görebilmek!.. Ne kadar muhteşem değil mi?...
AŞK İMAMDIR BİZE GÖNÜL CEMAAT
KIBLEMİZ DOST YÜZÜDÜR, DAİMDİR SALAT
Sevgiyi, gönlü öne alan bir bakış Daimi Namaz halini yaşatacaktır ki bu da dünyada Kevser’den içmektir.
KALU BELA SÖYLENMEDEN, TERTİP DÜZEN EYLENMEDEN
HAKTAN AYRI DEĞİL İDİM, OL ULU DİVANDAYIDIM.
Bize uzak görünenlerin, An algısı içinde nasıl bir vakte derleneceğini en ileri düzeyi ile Yunus’tan okuyoruz.
...
Allah’ın her an kendi ile Hâzır ve Nâzır olduğunun farkındalığını yaşamak; zamana vakıf olmaktır. Bu hali daimi tutmanın şifresini yine büyüklerden biri şöyle işaret eder: “Kabz (sıkışma-darlık-bunalım) halinde İstiğfara devam et…Bast (genişlik-ferahlık) halinde de Şükrünü çoğalt…Buna devam edersen vukuf-u zamaniyi yaşarsın”
…
-Bir an var olan, ikinci anda yok ise; aynı tecelli iki defa meydana gelmez ise; bugün kiminlesin, yarın kiminle olacaksın?..
-Önceki an bu anda yok ise, bu an da sonrakinde olamayacaktır!.. Değer mi "yok"a üzülüp, anını yitirmeye.?
-Kendine yaş veremediğin anda şuurunda, belli bir yaşta hissettiğinde ise bedeninde yaşıyorsun demektir.
-Unutma ki, gelecek, şu anda bastığın basamaklarla ulaşacağın yerdir.
-Avam, surete ve olayların o andaki görünüşüne göre hüküm verendir!.
-Zaman göresel!...Yaşam göresel!...Yalnızca yaşadığı andan ibaret bir dalga boyu... İnsan!.
10-Vukûf-u Adedî: Zikir yaparken belli bir sayıda olmasına dikkat etmek hemen hemen her tarikat disiplininde mevcut bir olgudur. Vukûf-u Adedi; Sayıya Vakıf olma demek ise de bunun zikir sayılarından öte bir anlamı vardır.
Sayıya vakıf olmak; Kesrette mevcut görünen sonsuz sayıların aslında BİR-TEK-AHAD OLDUĞU sırrına ermektir…
İşte bu konuda erenlerden bazı kıtalar:
“Görünen çokluk sureti bir nümayişten ibaret/ Tecellide hakikat BİRden başkası değil”
“Çokluk ayniyle Birliktir/ Varlık Birdedir/ Her neyi iki görürsen sen/ Bil ki o yine Birdir”
Ve yine Bizim Yunus’umuz:
EĞER AYİNE BİN OLSA BAKAN BİR
GÖREN BİR, GÖRÜNEN BİN BİN GÖRÜNDÜ
*
YUNUS İMDİ SEN-BEN İKEN, AŞIKLARA NE SEN Ü BEN
YOKLUKDURUR ONU SEVMEK, KOYUN AYRIKSI BAKIŞI
*
İKİLİKTEN USANDIM BİRLİK HANINA KONDUM
DERD-İ ŞARABIN İÇTİM,DERMANIM YAĞMA OLSUN
*
EY YUNUS HAKKI BİLEN SÖYLEMEZ HERGİZ YALAN
İKİLİK İLE GELEN, DOĞRU YOLU BULMUŞ DEĞİL
…
-Allah "Ahad" ise, "sen"in yerin ne?..
-Hepiniz "Kul Huvallahu ahad"ı ezberlemişinizdir. Hiç içinizde "Huvallahu ahad"ı söyleyen var mı?
-Varlık "TEK" ise, hiç aynası olur mu?..
- "Bulan ol kendi oldu", demiş biri; "Buldum ise ne oldu" demiş diğeri!.. "TEK" ise,
bulan mı var, bulunan mı?
--"TEK"lik, gözbebeğiyle değil, şuurla yaşanır!..
- Zahir ve Batın aynı "TEK"tir!.. Batını bilmeyen, zahirin de cahilidir!..
-Evrenin aslı ve tamamı, gerçekte, tümüyle TEK bir BİLİNÇ ten başka bir şey değildir. Ve senin de, o bilincin dışında asla bir varlığın mevcut değildir!.. Öyle ise bu boyutta kendini tanımaya çalış!..
-Yaşamdaki-varlıktaki hakikati görmenin yolu;daima, şuur boyutunda Tekten çoka bakışla mümkündür!
11-Vukûf-u Kalbi: Öyle bir yürek ki; yaratılmışı yaratandan ötürü sevsin… Öyle bir gönül ki; umman gibi geniş, deniz gibi derin olsun… Öyle bir kalp ki; “Allah Allah” diye çarpsın her daim…
Hakikat Yolcusunun kalbi işte o…Gönlüne, içine dönenin hissedişi o…Mekke’deki Kabe’ye yanık besteler yapanlara nispet edercesine Gönül Kabe’sini keşfeden ve kendi içinde daimi tavaf yaşayanın hali o…Hakiki Aşkı tadanın yürek ritimleri o…
“ Hararet nardadır sacda değildir/ Marifet baştadır taçda değildir
Her ne arar isen kendinde ara/ Kudüs’te Mekke’de Hac’da değildir. ” sırrını duyan Hacı Bektaş Veli(ks.)nin yüreği o…Bizim Yunus’un yüreği mesela:
HAK BİR GÖNÜL VERDİ BANA/ HA DEMEDEN HAYRAN OLUR
BİR DEM GELİR SEYRAN OLUR/ BİR DEM GELİR GİRYAN OLUR
*
GÖNÜL MÜ YEĞ KABE Mİ YEĞ/ SÖYLE BANA AKLI EREN
GÖNÜL YEĞDİR ZİRA Kİ;/ HAK GÖNÜLDE TUTAR DURAK
*
GÖNÜL ÇALABIN TAHTI/ ÇALAP GÖNÜLE BAKTI
İKİ CİHAN BEDBAHTI/ KİM GÖNÜL YIKAR İSE
*
BEN GELMEDİM DAVA İÇİN/ BENİM İŞİM SEVGİ İÇİN
DOSTUN EVİ GÖNÜLLERDİR/ GÖNÜLLER YAPMAYA GELDİM
Aşkın tecelligahı olan gönüller Vukuf-u Kalbi sırrını yaşayacaklardır. Kimi Yunus’ça, kimi Mevlana misali, kimi Üveys gibi…Onlar şu ayete muhatap olmuş bahtiyar insanlardır:
“İman edip Salih amel işleyenlere gelince…Rahman onlara bir sevgi armağan edecektir.” (Meryem-96)
Allah hibesi aşkı; sevgilinin vechinde yada özünde seyredenlerin halidir bu… Kalbe, kalbin sırlarına vakıf olanlar; sadece ve sadece aşıklardır.
….
-Aşk, ancak, kendisine seçtiği kuluna olan hibesidir..
Aşk, Allah bahşıdır, karşılıksız lütûftur, dilediği kuluna yüzünü göstermesidir !
-Aşkın mecazı, kişiyi sahip olduğu her şeyden kopartırsa.... Ya hakikisi?
-Aşkın pahası " yok" olmaktır!..
-AŞK öyle bir ateştir ki, son yaktığı kendisi olur!.. Onun için aşıklar, tükenene kadar yanarlar!.
-Aşk, Mi`ractır!.
-Fiillerin mertebelere,Muhabbetin ise seni yârine eriştirir.
-Muhabbetin kadar hızlı gidersin...
-İkinin, Tekliğe yönelişinin adıdır aşk!
…….
Evet Dostlar;
Nakşi Silsilesinde zikir usulü ve mertebeleri belirleyen 11 ilkeyi hem zahiri hem de batini yönleri ile inceledik… Bütün hakikat önderlerinin kendi çağlarına aynı-tek olan gerçeği haykırdıklarını fark ettik sanıyorum.
Bu yola emek veren, bu yolda yürüyen her kuldan Hak Razı olsun.. Hz.Muhammed (s.a.v) e kutlu zincirle bağlı bütün silsile mensuplarının feyzi, himmeti, ilmi, hali bizimle olsun…Salat u selam Alemlerin Efendisine, Allah’ın yardımı,bereketi,mağfireti; yolunda istikrarla yürüyenlere olsun…Yolculuğunuz mübarek,seyriniz daim, kulluğunuz kaim olsun…
Notlar:
1-Reşahat- Şeyh Safiyyüddin’den özleştiren:NFK- BD Yayınları
2-Adab- M.bin Abdullah El Hani- Erkam Yayınları
3-BİZİM YUNUS: http://www.kitsan.com/details.asp?Kod=283
*(Mavi Sözler:Dosttan Dosta/A.Hulusi)
|