Kendisine O A'ma Geldi !...
...Saim Yusuf - 22 Eylül 2008

Hz.Rasûlullah s.a.v. (Utbe b.Rabia, Ebu Cehil b.Hişam, Abbas b.Abdül Muttalib,..gibi) Kureyş’in ileri gelenleri ile, onların müslüman olmalarını umarak “Allah”a ve İslam’a davet edip konuşuyorlarken, İbni Ümmü Mektum böyle bir konuşmanın üzerine geldi... A’ma olduğu için de Hz.Rasûlullah’ın başkaları ile meşgul olduğunu bilmiyordu...
Birkaç defa: “Ya RasûlAllah!.. Allah’ın sana öğrettiğinden bana da öğret” deyip isteğini tekrarladı...
Sözünü kestiği ve muhatabı olan Kureyş ileri gelenlerinin taassubları dolayısıyla Hz.Rasûlullah’ın yüzünde hoşnutsuzluk belirdi ve suratını asıp konuştuğu kimselere yönünü dönerek konuşmağa devam etti
(ki böylece İbni Ümmü Mektum’a sırtını dönmüş oldu)...
Bunun üzerine bu sûre’nin ilk ayetleri nazıl oldu...

Hz.Rasûlullah’ın yüz halini ve yönünün ne tarafa dönük olduğunu a’ma olduğu için görmesi sözkonusu olmayan
bu zata Hz.Rasûlullah her fırsatta ikram eder ve şöyle derdi: “Merhaba, kendisi hakkında RABBİMİN itab ettiği kimse!... Bir ihtiyacın var mı?”... Hatta,Veda Haccı’na çıkarken ve iki ayrı gazve için sefere çıkarken Hz.Rasûlullah s.a.v.in, Medine-i Münevvere’de, İbni Ümmü Mektum’u kendi yerine vekil bıraktığı da
rivayet edilir ki bu da ayrı bir şeref ve bir iltifattır...

Olayın zahiri böyle olsa da, bize göre işin gerçeği, alemlere Rahmet olarak irsal olunmuş, bütün Nebîlerin imamı, Veliyler’in basiret Nuru, cümle ariflerin feyiz kaynağı olan Efendimiz s.a.v.in gafletinden dolayı değil,
BELKİ RABBİNİN BİR MA’RİFETİNDEN VE MEKARİM-İ AHLAK İÇİN KEMALİNİN İZHARINDAN HASIL OLAN
ÖRNEK BİR DENEYİMDİR... BU BAKIŞLA BUYURUN AYETLERİ OKUMAĞA ÇALIŞALIM!...


(Hasan GÜLER/B-Meal)

Hz. Rasulullah(sav) zahiren böyle bir olay yaşadı… Bu olayın zahirine takılı kalanlar; batınından mahrum oldular… Zahirde görünen amanın, batınına yönelemeyenler nefislerine zulmetti… Asıl kör olanlar; zahirde yaşanan bu olaya aldanıp, Efendimizi sıradan bir insan, getirdiğinden haberi olmayan bir postacı olarak gören, akıldan yoksul et beyinlerdir!..

Efendimiz; özünde bulduğu hakikati dillendiren Rasulullah(sav)’tır!.. “Ben de sizin gibi bir beşerim” derken; “benim ulaştığım hakikatler sizde de mevcut, siz de benim gibi yaşayarak bu gerçeklere ulaşın” mesajını vermeye çalışandır… Kendisinin ulaştığı A’MA ise; ALLAH’ın ZATına ait BİLİNMEZLİK/HİÇLİK halidir!..

Zahirde, dışımızda algıladığımız her şeyin; batınımızda, içimize dönük bir manası vardır!.. Zahirde arınmak istemeyen a’ma; batınen KÜFR/bilinci örtme haline işaret eder!..Zahirde arınmak isteyen a’ma;  batınen A’MA/bilincin hiçlik haline işaret eder!..

Hasan GÜLER’in dediği gibi; Hz. Rasulullah’ın yaşadığı bu olay; Rabbin bir marifeti yani bir irfan hali; mekarim-i ahlak yani üstün ahlak için kemalinin izharı yani kemal halini açığa çıkarmak için meydana gelmiştir…

Zahir hayatımız, batını hayatımız için yorumlanması gereken bir rüya, çözümlenmesi gerek bir şifre, izlenmesi gereken bir levha hükmündedir… İçimiz dışımıza yansımakta; dışımız içimizi etkilemektedir… Bilinci kör olanın; bunu fark etmesi mümkün değildir…

Bu yazımızda Abese Suresi’nin ilk 14 ayetini kapasitemiz yettiği kadarı ile öz bir şekilde yorumlaya çalışacağız… A’MA olanlara SELAM olsun!..

Hatalar bizden; isabet kaynaktan…

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
1-2) Kaşlarını çattı ve yüzünü çevirdi. Kendisine o A’MA geldi diye.


SAFİ YORUM:
A’MA; mutlak karanlık(leyl)/mutlak bilinmezlik(mecnun), halidir… A’MA; Hiçlik/Fakr halidir… A’MA; ALLAH’ın HU olan ZATına ait haldir… A’MA hali; “bilmekliğimi istedim Ademi; bilinmekliğimi istedim Alemi yarattım” sözünü söyleyenin BİLİNMEZLİK halidir…Gerçekte; şu an dahi o haldedir… “ALLAH vardır ve O(HU)’nunla birlikte hiçbir şey yoktur… A’MA; HU’nun halidir…

“ALLAH yerleri ve gökleri yaratmadan önce; altında ve üstünde hava olmayan A’MA’da idi”… A’MA indinde; şu an dahi öyledir… Şu an dahi, ALLAH’ın A’MA haline göre; yerler/arz ve gökler/sema yaratılmamış; altında ve üstünde boyutlar ve canlıları hayat bulmamıştır…ZATa ait olan A’MA haline göre; HU olan mutlak karanlık vücuda göre; mevcudat varlık kokusu dahi almamıştır, hiç hükmündedir…  

“FAKRimle övünürüm; FAKR tamam olduğunda, O ALLAH’tır; FAKR ALLAH’a muhtaç değildir” gibi sözlerdeki FAKRı klasik manadaki fakirlik, yoksulluk anlamında değil; ZATa/HUya ait A’MA hali olarak değerlendirmek gerekir…

A’MA halinde; ismi ALLAH olan HU, Mutlak Bilinmez olan ZAT; HİÇlik halinde bulunan VÜCUD  yanı sıra mevcudat yoktur… Bundan dolayı A’MA halinde sadece ALLAH var; mevcudat yok ki, muhtaç varlık olsun!.. Hatta VAR kelimesi ile dahi nitelenemeyen, ismi ALLAH olan HU; A’MA’dadır!..

Bir alt olumsuz manada “Kaşlarını çattı ve yüzünü çevirdi. Kendisine o A’MA geldi diye.” ayeti ile; kendisine A’MA hali gelen, duyurulan kişinin, bu A’MA haline karşı hoşnutsuzluğu, bu hali reddi ifade ediliyor… Bu ayet; mevcudiyetinin yokluğunu, varlığının hiçliğini duyuran bu hale karşı, birimsel varlığına yapışmış, benliğinden kurtulamayan kişinin tepkisini dile getiriyor…

“Ben varım” diyen bir kişiye “sen yoksun” demenin sonucunda; bu kişinin memnuniyetsizliği sonucu, bu gerçeğe karşı çıkmasını ve bu gerçekten yüz çevirmesini anlatıyor… “Kaşlarını çatmak” A’MA haline tepkiyi; “yüz çevirmek” A’MA halini ret etmeyi sembolize ediyor…

Bir üst olumlu manada ise; “Kaşlarını çattı ve yüzünü çevirdi. Kendisine o A’MA geldi diye.” ayeti şu manaya gelir: Kendisine A’MA hali gelen; mevcudata karşı kaşlarını çatar ve mevcudattan yüzünü çevirir… Yani A’MA halindeki; mevcudatın varlığına karşı çıkar(kaşlarını çatmak) ve mevcudatın yokluğunu fark eder(yüzünü çevirmek)… İçine girdiği A’MA haliyle birlikte; mevcudatın varlık kokusu dahi almadığını anlar…

Bu hal; atomik boyutu fark edenin, maddi boyutun; enerji boyutunu fark edenin atomik boyutun yokluğunu fark etmesiyle devam eden; sonu HİÇliğe varan kişinin haline benzer… Beş duyuya tabi olarak çalışan beynin açığa çıkardığı aklın gizlenmesi(mecnun) ile başlayıp; mevcudatın yokluğu ile son bulan mutlak karanlık(leyl) halidir…

Tabi ki; bu haller yine beyinde yaşanacak şuursal hallerdir; diğer boyutlarında hakkı yeri geldiğinde verilmeli, ihmale gidilmemelidir… Maddi boyutun gereği yaşanmalı, maddi ihtiyaçlar giderilmeli; ruhsal boyutun hakkı verilmeli, ruhsal ihtiyaçlar sağlanmalıdır…

Her boyutun gerekleri, aşırıya kaçmadan, dengeden şaşmadan, doğrudan sapmadan karşılanmalıdır… A’MA haline ulaşayım derken; maddi ve manevi ihtiyaçlar ve sorumluluklar ihmal edilmemelidir… Bilincin, bedenin ve ruhun hakkı verilmelidir… Bilincin en büyük hakkı; A’MA halidir…

3-4-5-6-7) Sana bildiren nedir, belki o tezkiye olacak. Yahut tezekkür edecek de o zikra kendisine fayda verecek.Kendini mustağni görene gelince; Sen karşısına çıkıp ona yöneliyorsun. Onun tezkiye olmamasından sana ne.

SAFİ YORUM:
Kaşlarını çatıp, yüzünü çevirdiğin, A’MA haline karşı; mevcudatı, varlığı “sana bildiren nedir?”... Bilincim, şuurum!..

“Belki o, bilincin tezkiye olacak, arınacak”!.. A’MA hali ile bilincin arınacak da; mevcudatın varlık kokusu dahi almadığını anlayacak!... Bilincin A’MA halini anacak da; bu anış kendisine fayda verecek; birimsel varlıktan kurtalacak, gerçek varlığa kavuşacak!..

Kendini A’MA halinden mustağni gören, uzak gören, bu hale ihtiyacı olmadığını sanan, bu halin önemini bilmeyen, değerini fark etmeyen bilince yönelme!... Mevcudata, çokluğa, birimsel varlığa, benliğe yönelen bilinç; tezkiye olmayacak, arınmayacak!..

 “Kendisine o A’MA geldi”…“Sana bildiren nedir?”... O A’MA halini sana bildiren nedir!?... Bilincim, şuurum!..
Sana bildiren nedir, belki o tezkiye olacak!.. A’MA halini sana bildiren bilincin; belki bu hal ile tezkiye olacak, arınacak… A’MA halini sana bildiren bilincin; belki bu hali hatırlayacak da, bu hatırlayış ona fayda verecek…
Bilincini A’MA halinden mustağni görme, böyle bir bilince yönelme, !.. Kendini bu halden uzak gören bilinç, bu hale ihtiyacı olmadığını sanan bilinç; tezkiye olmayacak, arınmayacak!...  

8-9-10-11-12-13-14) Amma sa’yederek (ilim öğrenmek için bi gayretle) sana gelen kimseye gelince; O haşyet duyuyor olduğu halde, Sen ondan vazgeçiyor ilgilenmiyorsun. Hayır (asla) !.. Muhakkak ki o bir tezkiredir. Dileyen Onu zikreder. Mükerrem sayfalardadır, Merfu’ (ulviyete yükseltilmiş, kadri yüce) ve mutahhar
(
arınmayanların dokunamayacağı, kirlerden arı sayfalarda) dır.


SAFİ YORUM:
İlme yönelen, kainatın, evren içre evrenlerin varlığı yanındaki hiçliğini; bunların ALLAH’ın EKBERiyeti yanındaki hiçliğini hissedenin halidir; HAŞYET!.. Haşyet hali; A’MA halini hatırlatır; A’MA haline ulaştırır…Dileyen Onu, haşyet halini ansın, bu hali yaşasın, A’MA’ya ulaşsın...

Kerim olan, kadri yüce, temiz sayfalardadır; ikramı bol, kadri yüce, arınmış bilinç seviyelerindedir…Tefekkürü bol olan, tefekkürü güçlü olan, tefekkür ile arınan bilinç boyutlarındadır!.. Haşyet hali ile; sınırlı varlığının sınırlarını silmişlerin, tahirlerin ulaştığı ikram, irfan halidir…

Arınmamışlar; ona el süremezler!.. Bilincini arındırmamışlar; A’MA haline ulaşamazlar!.. Oraya anacak; bilincini tüm yüklerden kurtarmış, tüm kirlerden arındırmış olanlar erişir!.. Oraya varlık ve varlığa ait fikirlerle girilmez!.. Orası varlığını bilincinde HİÇ etmiş, FAKRe ermişlerin yeridir!.. Bir KALBde iki AŞK olmaz; KALB birdir, ikilik yer bulamaz!.. AŞK ise; şuurunda benliğini yakan ateş olup, A’MA haline ulaştıran yoldur!..

Saim YUSUF
saimyusuf@hotmail.com

.. ana sayfa






Kendisine O A'ma Geldi

Gerçeğin Peşinde

(Bi)Mü'min olmadıkları halde

Zati Hiçlik


En Büyük İlah

En Büyük İlah 2

Hadis Yorumu


Öze Yolculuk 1

Öze Yolculuk 2

Öze Yolculuk 3

Çalışmanız Başka Başkadır

İnsan bir Robot mudur

Miskini Doyurdun Mu


Halifetullahtan Abdullaha

Halife'yi Seyir

Vech'in Seyri


Ete Kemiğe Büründüm

O'nadır Dönüş


Allah Sizin Mevlanızdır

Allah Sizin Mevlanızdır 2

Kapıyı Çalan Aşk

Sevelim Sevilelim

Titreyen Kalpler
Uzaklık O'na Uzak


Harıl Harıl Koşanlar

Yakında Bileceksiniz


Allahın Nuru

Muhammed Ümmeti

Yaşayan Ölüler


İçimizdeki Dost

Okumayı Okumak


Noktadan Nükteye

Noktadan Nükteye 2

Yadsınamaz Din Gerçeği

Seven Gelsin
Besmelesiz Tevbe

Şirk Görme Mertebesi


Çocuk Saflığı 1.bölüm

Çocuk Saflığı 2.bölüm
Çocuk Saflığı 3.bölüm