İnşirah !.. (3)

...Mehmet Doğramacı - 23 Nisan 2008

1- ELEM NESRAH LEKE SADRAK: SENIN IÇIN GÖGSÜNÜ GENISLETMEDIK MI?..

Rabbin seni ne terk etti, ne de darıldı(Duha-3) ayetinden sonra bu surenin “Gögsünü (gönlünü)genisletmedik mi?” seklinde bir hatırlatma ile baslaması dikkatlerimizi NESRAH kelimesinin mastarı INSIRAH kavramına çekiyor. Insirahı anlamamız, ayeti hem de surenin genel mesajını çözümlememize yardımcı olacak.

Nedir Insirah?.. Se-Ra-Ha kökünden türeyen insirah lügat anlamı itibariyle; ”Yarmak-Eti Bıçakla Ikiye Ayırmak-Kapalı Olanı Açmak-Dar Olanı Genisletmek” anlamlarına gelir. Buradaki bıçakla yarma sadece açma, bölme amacıyla degil, genisletme, bünyeye sıkıntı veren zararlı uru çekip çıkarma anlamına. Buna göre insirah; insanın içini sıkan, gönlünü daraltan unsurların bir ameliyatla çıkarılması ve tedavi edilmesini içerir.(2)

Allah Rasülü(s.a.v) in ömründe 3 kez insirah yasadıgı hadislerle bildiriliyor. Onun muhatap oldugu insirah ameliyelerini, hakikate talip olan bizler hangi hallerde ve nasıl yasarız, olaylara göz atarak tetkik edelim:

1- Süt Anne Halime’nin Yaylasındaki Insirah:
Henüz 3-4 yaslarında bir çocukken Cebrail (a.s)ın Hz. Muhammed’in gögsünü yardıgını, nurdan bir tas içinde yıkadıgını Efendimizin süt kardesi Seyma(r.a) rivayet ediyor. Oyun oynadıkları esnada olusan bu hal üzerine çocukların korkarak kaçıstıgı, tedirgin olan Halime’nin çocugu Mekke’ye getirerek dedesi A. Muttalib’e teslim ettigi bildiriliyor.
Olay, yaylada ve çocukken yasanmıs. Yayla-köy; hayatın en saf, en basit tarzda yasandıgı yerlesim birimleri. Hakikate yönelen insan, özünde öncelikle safiyâne-temiz duygular ve iman nuruyla ısıldayan berrak aklın getirisi sonucu içini kemiren perdelerden sıyrılmaya hazırlanır.

Öze dönmek; bazı engelleri asmayı, yüklerden kurtulmayı, iç hastalıklardan temizlenmeyi niyete almaktır. Iste böylesi bir hal yasandıgında ilk insirah cereyan eder. Bu insirahın Hz.Halime’nin yanında yasanması da Halime ile sembolize
edilen Halîm esmasını çagrıstırdı bize. HALIM; insanlara karsı yumusak, fiillere karsı olgun davranmayı saglayan kuvvedir. HALIM esması kiside açılmadıkça, sistemi kavramak,Sünnetullahı Okumak ve sindirmekten söz edilemez! HALIM esması, ön yargılardan, sartlanma, perdeli bakıslardan sıyrılıp Yorumsuz Seyir yasatır.(3)

Allah Rasülünün Halime’den süt emmesi oldukça manidar!.. Hakikat yolcusunun ilk ve öncelikli gıdası; Halimlik olmalı. Halim sıfatı yeterince hazmedildigi, sindirildigi takdirde Hakikati kavrayacak alt yapının temeli atılmıs olur.

2- Hira Magarasında Ikra’ ile Gelisen Insirah:
39 yasında iken Hira Magarasında Cebrail’in Ikra’ ile, kemiklerinin çatırtısını duyacak tarzda sıkma hissettigini bizzat Allah Rasülünden ögreniyoruz.

Ikra’ ilk açılım, ilk kesif. Ikra’nın sadece okumak manasına gelmedigini, Arap lisanında dogum yapmaya da ikra’ kullanıldıgını önceki yazılarımızdan birinde zikretmistik.(4)

Hira; dıs dünyadan, Kesret Aleminden, Çokluk Bakısından Öze-Teke yönelmenin sembolü. Hakikat yolcusu, öze dönüsü esnasında bir süre yalnızlık yasayacak, sonunda nasibi kadarı ile kendinden bazı manaların dogusuna sahit olacaktır. O güne degin anlayamadıgını anlar, göremedigini görür, hissedemedigini hisseder hale gelmektir OKUmak!.. Içinde yasadıgı, bir parçası ve unsuru olmasına ragmen bir türlü anlayamadıgı sistemin ruhunu kavramaktır Okumak!.. Iste bu kavrayıs sıkma seklinde ifadesini bulan insirah neticesinde gelisir.

Hira’daki sıkmanın 3 kere olusu, 3. defada okumanın gerçeklesmesi; Esma-Sıfat ve Zat boyutlarının ikmali ile 3 asama sonunda hakikatin kiside açılacagını düsündürüyor. Esma (Kavramları ögrenerek sevmek), Sıfat(Ögrendiklerini benimseyerek, hâl’e dönüstürmek), Zat (Inandıgını bütün özellikleriyle kendinde yasar olmak) Hakikat yasamının üç önemli basamagıdır. Kamil manada bu boyutların hakkını veren kimse OKUyabilir.

3- Mi’rac Gecesi Mescid-i Haramda Yasanan Insirah:
Mi’rac Gecesi Isra yolculugu öncesinde Mescid-i Haram’a gelen Allah Rasülü, burada Cebrail’in gögsünü yarıp kalbini zemzemle yıkadıgını açıklıyor.

Kabe; Nazargâh-ı Ilahidir. Beytullah; Hakk’ın nazar ettigi Gönüldür. Zemzem, Kabe altından geçerek onun manasını-feyzini özünde barındıran su…

Mi’rac Isra ile vuku buldu. Geceleri Rabbine yönelen kul; secde ile mi’rac edecek!.. Bu mi’ rac için önce tevbe edecek, niyaz edecek, yakaracak, el açacak, hakikatten gafil oldugu için aglayacak, sinesinden bosalan göz yasları ile hem iç sıkıntısından hem de yüklerinden arınacak, tabiri caizse beseriyetini ulviyetle yıkayacak.

Arınısın delildir gözyasları!…Kabe için zemzem ne ise; gönlüne dönen insan için gözyasları da odur, o derece kıymetlidir... Iste hadisi serif: ”Cehenneme haram olan iki seyden biri sehitlerin kanı, digeri ihlaslı müminin göz yaslarıdır” Gözyasları ile yapılan tevbe, paha biçilmez bir insirah saglar.(5)
. . .
Rasülullah’ın yasadıgı 3 insirahı, haddi asmamaya özen göstererek özümüzde hissettigimiz biçimde gözlemlemeye çalıstık. Insirah yapılırken, bıçakla yarma, sıkma, Cebrail’in bulunusu gözden kaçırmamamız gereken önemli keyfiyetler.

Cebrail, Akl-ı Küllün mazharı. Akıl boyutunu öne çıkardıgımız Cebrail isminin dogdugu kök; Cebir!... Cebir; CEBBAR esması ile açıga çıkar. ”Baskı uygulama, diledigini zorla kabul ettirme, kemigi sarıp bütünlestirme, onarma, eksigi tamamlama” anlamları Cebbar’dan türeyen Cebrail isminde mevcut… Buna göre Cebrail islevini sıkarak, baskı uygulayarak, zorlayarak yerine getirmekte.

Her insirahta Cebrail’e isaret olunması, insirahların sıkıntı-belalarla birlikte gelistigi, açılımların biraz da insanı acıtarak olustugu gerçegini fısıldıyor. Tespit ettigimiz bu hakikate uzaklarda delil aramaya gerek yok. En büyük delil; Allah Rasülü ve Sahabe-i Kiramın bin bir türlü çileye katlandıgı Asr-ı Saadet dönemi!..

Bela ve sıkıntının hakikate yönelenlere daha çok gelecegi, hakikati zirvede yasayan Nebilerin-Rasüllerin en fazla belaya muhatap kimseler oldugu Kur’an Kıssalarında ortaya konuyor. Evliyaullahın yasamına baktıgımızda da agırlıklı olarak çile ve ıstırap görürüz.

”Tuzu kuru, isi tıkırında yasayıp da hakikate eren yoktur” desek, herhalde ileri gitmis olmayız.
. . .
Bu açıklamalardan sonra surenin ilk ayetine yönelebiliriz.

“Biz senin gögsünü açmadık mı?” Ey bunalan, daralan, hayıflanan kulum!.. Biz senin gönlünü hakikate açmadık mı?..

Burada özüne yöneldigi halde zaman zaman bunalım yasayana gelen hitap; sıradan insanların ugramadıgı bir hali yansıtıyor. Insirah herkese uygulanmaz… Insirah uygulanmak; çok özel bir nasip ve talih meselesi!...

Öyle ya, insanların geneline bakınız! Kaçta kaçı hakikate talip oluyor?... Çevrenize bakınız, günlük yasamın girdaplarından sıyrılıp kaç kisi gerçege yönelebiliyor?.. Dini yasadıgını söyleyen, kendini mümin olarak tanımlayanlardan dahi; Rasülullah ögretisini yerli yerince kavramıs kaç kisi var?!..

Siz buna talip olmussanız bahtiyarsınız! Siz özünüzdeki urları atmak üzere ameliyat istediniz. Hakikate talip olarak ameliyat masasına yattınız. Kendinizi chek-up ettiniz ve eskiye ait bilgiler, alıskanlıklar, âdetlerden kurtulmak istiyorsunuz. Istemeniz, zaten Cenab-ı Hakkın vermesi demek!.. ”Kulun ey Allah’ım demesi, Allah’ın buyur kulum demesi ile aynıdır” buyurdu Mevlana’mız… Insirahı, gönül genisligini hakikatinize yönelerek isteyen sizsiniz.

“Senin gönlünü genisletmedik mi?”... Istedin de vermedik mi?... Istemenin Vermek, Duaedebilmenin Icabet, Niyazın yegane Nimet oldugunu fark et artık!..
. . .
Nesrah kelimesi leke ile zikredilmis. Leke; senin için, sana özel, senin lehine, senin faydana, senin yararına demek! Kul bela ve sıkıntı ile daralma yasadı degil mi? Hemen o belanın lehine oldugunu fark etmeli…Bir annenin bile evladı aleyhine davranmayacagını kabul eden insan aklı; Rabbimizin kulları aleyhine hüküm verecegini nasıl düsünür?!...
Haasaaa!.. O halde Haktan gelen her sey lehimize. Bela ve sıkıntılar da… Lehimize oldugunu düsünebildigimiz ölçüde belanın nimete, acının neseye dönüstügünü gözleyecegiz.

Bunun yolu mu?.. Olayların, fiilerin kendisine degil, ilerisine, arka planına, olusabilecek ihtimallere bakmak. Bunalımdan bu bakısla çıkılacagını Duha Suresinde ögrendik: ”Sonrası, senin için öncesinden mutlaka hayırlıdır”(Duha-4) Bu bakıs aynı zamanda; Hikmetten Kudrete tasıyan algı biçimidir.
. . .
Ayetin özünde genislemenin zaten verildigine de dikkat edelim. Bunalıyor, daralıyorsunuz ve bu esnada size bir hitap geliyor; ”Genisletmedik mi?” Dikkat edin, genisletecegiz, genisletiriz degil, olup bitmis, gerçeklesmis bir genisleme ve huzura isaret ediliyor.

Daraldıgınızı sanırken daralmanın genisleme oldugu zikrediliyor. Ve kesin garanti verilerek soruluyor; Genisletmedik mi?... Darlık düsünürken, o darlık sebebiyle genislemenin yasanıp bittigini ögreniyorsunuz. Ne muhtesem bir müjde degil mi?...
. . .
Sadr kelimesine de deginmemiz elzem. Genisleyen sadr; zahiren gögüs kafesi; kalp ve akcigerin bulundugu mahal olsa da batında isaret edilen; iç huzuru ve sükûn hali. Musa(a.s) Firavun’a giderken “Rabbim sadrıma insirah ver” diye dua eder. En’am 125. ayette “Allah kimi hidayete erdirmek isterse sadrını Islam’a açar, kimi de saptırmak
isterse sadrını daraltır” buyrulmaktadır. Sadrın genislemesi; iman ve itaatin açıga çıkısı ile olusan açılımdır ki; hayata bakıs 180 derece degisir. Önceleri dar açılı degerlendirmeler yapan, kayıtlı yasayan kul, iman ve teslimiyetle genis bir degerlendirme perspektifi elde eder. Kimi zaman hayret ve hayranlıkla “Önceleri nasıl da kapalı ve tıkanık yasıyor musum?” demekten kendini alamaz.

. . .
Nesrah kelimesi BIZ INSIRAH ETTIK anlamına çogul kalıbı ile kullanılmıs. Kur’anda Cenab-ı Hak bazen BEN, bazen de BIZ kalıbı ile hitap eder. Tek olan Zat’ın pek çok vasıfları yönüyle hükmünü ortaya koyması BIZ seklindeki ayetlerle ifadesini bulur. Bu çerçevede insirah; Allah’ın Esma ve Sıfatlarını tecelli ettiren bir kavram. Insirahın BIZ kalıbıyla gelisi; kozmik aleme yansıyan Zat’a ait islev ve kuvvelerin Hakka adanan kimseye yardımcı, destek güçler olarak açıga çıkacagına da isaret eder. Bir düsünürün tabiri ile “Kendini Allah’a adayan kimse; Evrenin tamamının destegini almıs demektir.” BIZ hitabına Melekut Aleminin dahil oldugunu söylersek, ne demek istedigimiz daha net anlasılacaktır.
. . .

Bazı kullarda sadrın genislemesi diger bir kul aynasından yansır. Hz. Mevlana, kitaplara sıkı sıkıya tutunup vaazlar, dersler verirken, Hz.Sems onların tamamını suya atarak söyle der: “Yeter satırdan konustugun, artık sadrdan konus!...”

Celaleddin Hoca diye bilinen Mevlana’nın Askın Sultanı Hz. Mevlana’ya dönüsümü sadrının Sems tarafından insirah edilmesi ile baslar. Kitaplarını kaybettigi için üzülen, daralan Mevlana, gönlünden fıskıran siirler, beyitler ve hikmetli sözlerle Ilahi Askın ebedi pınarıdır artık!..

* * *

Burada Insirah Suresinin ilk 3 ayetini islemeyi niyete almısken, konu epeyce genisledi ve ancak bir ayeti okuyabildik. Rasülullah’a insirah hakkında sorulan bir soruyu nakledip, diger ayetleri ilerideki satırlara bırakalım. Bu sorunun cevabında Rasülullah’ın insirahı nasıl açıkladıgını birlikte ögrenelim:

En’am Suresi 125. ayet okununca sahabeden biri sordu:
-Serh-u Sadr (Insirah) nasıl olur, gögüs açılır mı Ya Rasülallah?
-Evet, açılır.
-Insirahın alameti nedir Ya Rasülallah?
-Aldanma Yurdu; Dünyadan uzaklasmak, Ebediyet Yurdu; Ahirete yönelmek vegelmezden önce Ölüm için Hazırlanmaktır!...(6)

1- DUHA SURESI: http://www.sufizmveinsan.com/sohbet/gunisigi.html
http://www.sufizmveinsan.com/sohbet/gunisigi2.html
http://www.sufizmveinsan.com/sohbet/gunisigi3.html
http://www.sufizmveinsan.com/sohbet/gunisigi4.html
2- INSIRAH: http://www.sufizmveinsan.com/sohbet/insirah.html
3- HALIM,HILM: http://www.allahvesistemi.org/
ahmedhulusidekavramlar/kavramlar/hilm/
4- IKRA’: http://www.sufizmveinsan.com/sohbet/kelimeden.html
5- GÖZYASI: http://www.sufizmveinsan.com/sohbet/biraz.html
6- http://www.kuranikerim.com/telmalili/insirah.htm

Insirah Suresi ilk ayeti tetkik ederken “Gönül Genisletilmesi”nin nasıl bir keyfiyet
oldugunu açıklamaya çalıstık. Simdi 2. ve 3. ayetlerde insirahla olusacak halleri, kisiye
getirilerini okumaya gayret edecegiz.

2,3- VE VADA’NÂ ANKE VIZRAKE. ELLEZI ENKADA ZAHRAKE: YÜKÜNÜ SENDEN KALDIRMADIK MI? KI O(YÜK) BELINI BÜKMEKTEYDI. Kaldırılan yük, belin bükülmesi, agırlıgın giderilmesi ile isaret edilen manaları görmek üzere kelimeleri anlam boyutlarına göre degerlendirmek ilk önceligimiz. Kur’anda hiçbir kelimenin rastlantısal olmadıgını, görünüste aynı manaya gelse bile bir ayette baska,digerinde baska kelime seçilisinin hikmetler sakladıgını biliyoruz. Iste bu nedenle kelime seçimi kadar durdugu yerin de mühim oldugunun altını çizelim ve kavram köklerine bakalım:

(Vada’na) Va-Da-A: Kaldırmak, Borcu tamamen silmek, Yeni bir hüküm koymak, Suçu üzerinden atmak, Indirmek, Bir seyi yere bırakıvermek, Tevazu göstermek.
(Vizrake) Ve-Zi-Ra: Agırlık, Bir yükün altına girip yüklenmek, Günah, Deligi veya yarıgı kapamak-tamir etmek, Vezirlik, Töhmet, Örtü giyinmek.
(Enkada) Ne-Ka-Da: Ahdi bozmak, Saglam isi yıkmak, Yıkıntı-Enkaz, Kemigi kırmak, Mafsalları çatırdatmak, Tenakuz, Zıtlık, Iki görüsün çatısması-Ikilem.
(Zahrake) Za-He-Ra:Sırt, Bir seyin dısa dönük yüzü, Görünüs, Zahir.

Iki ayetin mana çatısını olusturan 4 kelimenin köklerini ögrendikten sonra birlikte tefekkür edelim: “Senin yükünü kaldırmadık mı?” “Öyle bir yük ki; belini bükmekte idi” Ilk ayetteki müjdenin bir benzeri burada da mevcut. Hakikat yolcusu agırlıklar altında ezildigini, bunaldıgını düsünürken gelen hitaba bakınız; “Yükünü kaldırmadık mı?..” Yüküm
agır, dediginiz anda aslında yükten kurtuldugunuz söyleniyor!.. Ne ilginç degil mi?...

Bakalım, vahdete adanan, öze dönen kimse ne tür yüklerden kurtuluyor?

“Kendini veziri kabul ettigin seyleri kaldırmadık mı?” Simdi kendimize bakalım. Yasarken bir takım vezirlikler; yükümlülükler üstleniriz. Yükümlülük dedik de, hem vezir kelimesinde, hem de Türkçe’mizdeki sekli ile yükümlülük dedigimizde üstlenilen yük manası açıkça mevcut.

Durduk yerde neleri üstlendigimizi kendimden yola çıkarak açayım. Esime göre koca, ogullarıma göre baba, amirime göre memur, maiyetimdekilere göre amir, anneme göre ogul, yegenlerime göre amca, mahalleliye göre komsu, okuyanlara göre yazar, hocalarıma göre talebe!.. vesaire vesaire!.. Sonu gelmez kalabalık halinde vezirlik zinciri…

Aslında her biri özgün teki temsil eden bizler, çevreye; daha tasavvufi tabirle Kesret Alemine ait yükleri üstlenmisiz! Bulundugumuz konuma göre herkesin bizden talepleri var. Hepsinin hakkını vermek, adil biçimde yetismek kolay degil. Ne yapalım, hepsini silip atalım mı? Evlad u ıyale, ise güce bos verip daglara mı çıkalım?

Hayır. Bu yüklerin hepsi kalktı, hepsi düstü!.. Vahdete yönelmekle oldu bu. Nasıl mı?..

Önceleri kendimizi göreceli tanımlarken tasavvufi bakıs bizi bir tek tanıma götürdü:
Abdiyyet; Kul Olmak!.. Var mı ötesi?.. Yok… Kullugumuzu fark ettigimiz gün, ne baskalarına paralanırcasına kosacagız, ne de hayatımızı tüketecek adanmıslıklara girisecegiz. Sadece kullugun hakkını verecek, sadece Allah’a adanacagız!.. Bunu beynimizde basardıgımız an müjde gelecek: Es olarak, ana-baba olarak, toplumsal-ailevi konum olarak üstlendigimiz yükümlülüklerin hafifletildigini görecegiz!.. Delil mi? Iste ayet:

VE LEYANSURANNALLAHU MEN YENSURUHU, INNALAHE LEKAVIYYUN AZIZ Allah’a Yardım Eden Kimseye Mutlak Surette Allah Yardım Eder!.. Süphesiz O Güçlüdür, Izzet Sahibidir. (Hacc-40)

Sadece Allah’a adanır, Onun Dinine Yardımı (Sünnetullahı Okumayı-Okutmayı) gaye edinir, Kullugun hakkını verirsek; yüklerimizin hafifletildigini, islerimizin kolaylastırıldıgını hayretle müsahede edecegiz!.. Bakın bu konuda Askın Sultanı Mevlana ne buyurmus: “DinDerdini Kendine Tek Dert Yapanın; Allah Diger Dertlerini Alır!”
. . .
“Kaldırmadık mı?” ifadesiyle süphe ve tereddüde mahal bırakmayacak derecede kesinlik bildiriliyor. Bir kısmını almak, azaltmak, borca mühlet vermek falan degil. Kelimenin tam anlamı ile yere atarcasına yükün tamamen bertaraf edilmesi!..
Az önce de zikrettigimiz gibi öze dönen kimse, ruhunu sıkan, içini daraltan bir takım kaygı-tedirginlik-ödev-endiselerden kesinlikle sıyrılıyor. Zaten Çokluk bakısından Teke yönelmek, kalabalık vehminden sıyrılıp Zatının farkındalıgına adanmak hakikatin özü ise; çokluk düsüyor, her sey teklesip birlesiyor. Ayrı-gayrının kalmadıgı külfetsiz, yüksüz bir hayat; gönül huzuru demek.
. . .
Kaldırılan yüklerin vasıflanısı da dikkat çekici. Nasıl yük? Belini büken, sırtını agrıtan, töhmet altında bırakan!..

Tasavvuf Ehli dini terimleri okurken sıradan insanların zahir kalıplarını yıkarak derin anlamlar sezmis. SADR; avama göre kisinin bagrını, gögsünü ifade ederken; tasavvuf ehli; Gönül demis. Sadr, iç alemin, ruhun, gönlün, maneviyat dünyamızın sembolü. Bedenin ön tarafındaki sadr; adeta ahiret boyutumuzu çagrıstırıyor. Sadrı evvelki bölümde açmıstık. Simdi ZAHRı anlamaya çalısalım. ZAHRAKE ifadesi; bedenin arka kısmı olan sırtı ve beli ifade ediyor. Zahrımız; bedene, beseriyete, dünyaya dönük yanımız.

Dünyevi islerde sırt-bel geçen deyimler kullanırız:
-Patron üstüme çok geldi, sırtımdan ter aktı.
-Koca bir ailenin yükü sırtımda.
-Halkın derdini omuzlamısım kardesim.
-Geçim derdi belimi büktü.

Bel, sırt aynı zamanda cinsel-sehevî-nefsî çagrısımlar için de kullanılıyor. Sehvet; Arapça’ da tüm dünyevi arzuları bildiren bir kelime oldugu halde Türkçe’ye sadece cinsel istek olarak geçmis. Bel, sadece cinsel arzunun degil, bütün beserî arzuların sembolü.

Bel, sırt; ayakta kalabilmenin de ölçüsü. Beli bükülenden hayır gelmiyor. Dirayetli kisiyi tarif sadedinde; alnı açık, bası dik, gözü pek diyoruz. Islâmî literatüre göre söyleyecek olursak; KIYAM halini ortaya koyabilmek için, belin saglam, sırtın dik olması sart!..
Sehvetine; beseri arzularına hakim olamayan, Ahseni Takvim Serefini koruyamayan; Kıyam edemez!..
. . .
Bu yük ne yapıyor? ENKADA ifadesi ile anlıyoruz ki; yıkım getiriyor, daraltıyor, yıpranmıslık içeriyor. Insanın belini büken en agır yük, ”enkada” kelimesinde isaret edilen TEZATLAR GÖRMEK-IKILEMDE KALMAK-IKI GÖRÜS ARASINDA KARAR VEREMEMEKTIR. Bu hal ruh dünyasını paramparça eden ciddi bir çeliski. Daha açıkçası; SIRK HALI! Azabın en büyügü ikilik; stresin en yogun yasandıgı nokta gayrı görmek; Sirke Düsmek!..

Insirah yasayan; sirk yükünü atarak, arınmaya aday olacak. Sirk kalkmadıkça, belini dogrultmak, Rabbul Alemin huzurunda kıyama durmak imkansız!..

Kıyama durmadıkça da ne Tekbir alabilirsiniz, ne de Fatiha okuyabilirsiniz! Namazı oturarak kılanlar da var, demeyin sakın! Kılınan namazdan özge, yasanan halden bahsediyorum!.
. . .
“Enkada” size ENKAZ kelimesini çagrıstırmadı mı?.. Bel büken, yıkıntılar dolu bir agırlık. Arsanızda gecekondu enkazı varsa kaldırmadan yeni bina kuramazsınız! Eski bilgiler, adetler, sartlanmıslıklar, perdeler, kalıplardan olusan enkazla isgal edilmis bilinç arsanız!.. Insirahla bilinç arsanızı temizliyorsunuz, Kur’an ve Sünnet Ruhu ile yeni bir yapı insa etmek için!.. Vahdet yolcusu sırtından enkazın kaldırıldıgını hissederek sevinmeli.
. . .

Zahr, dıs yüz demekti. Dısa dönüklük idi. Sırtınızdan yük kalkısı ile dıs dünyadan içe, öze dönüyorsunuz. Insirah sadrın; için; özün ameliyatı. O ameliyatla birlikte dıs dünyanın sanal mesguliyetleri düstü bilincinizden.

. . .

Vizr kelimesinin “örtü” oldugunu ögrendik. Insirah ile örtülerden kurtuldugumuzu, bilinci, suuru kapatan perdelerin kesinkes yandıgını fark ediyoruz. KAFIR; gerçegi örten demek.
Hakikati perdeleyenlere kafir diyor Kur’an. Mümin oldugu halde gaflet eseri küfre düsenler için; perdelerin kalkısına insirahlar vesile oluyor.

Ibrahim bin Edhem’in dünya-saltanat örtüsünü damdaki adam, Aziz Mahmud Hudai’nin makam örtüsünü Hz. Üftade kaldırmıstı… Insirah bir ameliyatsa; operatörü KAMIL MÜRSIDdir. Nasibi olanı, saati geleni bir sekilde bulur onlar.
Vakti gelmisse isteyip istememenizin hiçbir ehemmiyeti yoktur. Onlar bilir isini!.. Hak, onlarla görür isini!..
. . .
“Vada’na” tevazu kavramının da kökü. Yük kalkmasının en belirgin ölçüsü tevazu. Agır yük sirkin dısa yansıması; Benlik!.. Her ne surette, her ne nam ve kisve altında olursa olsun BENLIKten arınmayan; santim mesafe alamaz! Bildikleri, tekrarladıkları, yorumladıkları olabilir ama yasam haline dönüstürdükleri henüz olusmamıstır. Sıcakla
soguk, yazla kıs aynı anda yasanmadıgı gibi, sirkin tezahürü Benlik ile; Hakikati Seyir bir arada bulunmaz!.. “Vada’na” hitabına muhatap olarak insirah yasayan; BENLIKYÜKÜNDEN SOYUNUR; YÜCE ZEVATIN NURLU ELBISESI TEVAZUU GIYINIR.

Kıssalarından ibret sahneleri desifre etmeye çabaladıgımız Allah Dostlarının en belirgin hali; Tevazudur. Tevazu; basarılı geçen insirah operasyonu sonunda kavusulan hakiki sıhhattir!..

* * *

Sirkin kulluga engel teskil eden agırlıgını atabilen; özündeki nuru fark etme bahtiyarlıgını yasar. Bundan sonrası, kulluk halinde istikrar göstererek kemalat basamaklarında yükselmektir.

Yükseltici unsur ne?...
Yükselen neler kesfeder?...
Ona neler kolaylasır?..

Insirah yasayan kimsenin gönlünün genislemesi ile birlikte üzerinden vehim, benlik, kaygı v.b. kesret alemine ait yükleri attıgını açıklamıstık. Agırlıklarından kurtulan insanın yükselisi nasıl gerçeklesir?.. Simdi bunu görmeye çalısalım:

 

4- VE RAFA’NÂ LEKE ZIKRAKE: SENIN IÇIN, SENIN ZIKRINI YÜKSELTICI KILMADIK
MI? Bu ayette anahtar kelime ZIKRAKE kısmındaki ZIKIR olmasına ragmen tefsir ve meallerin büyük çogunlugunda ZIKRAKE; ”senin sanın, senin ünün, senin ismin” seklinde çevrilmis; ”senin sanını yükselttik, senin ismini yücelttik” anlamlarından hareketle dıs dünyaya dönük yorumlar yapılmıstır. Biz, öze dönerek zikri okumaya gayret edelim.
Kisiyi maneviyat basamaklarında yükseltici unsur; zikirdir. Kur’anda 250 ayette zikir kelimesi geçer. Kur’an ve Hadisleri tetkik ettigimizde zikrin birkaç anlama geldigini görürüz. Bunlardan baslıcaları;

1- Kur’an-ı Kerim.
2- Namaz
3- Cuma Namazı
4- Ilim
5- Ögüt
6- Vahiy
7- Tesbih, Tehlil ve Tekbir

Modern bilimin verileri de kabul etmektedir ki, beyinde bazı devreleri açan; bakıs açısınagenislikler getiren paha biçilmez bir çalısmadır zikir. Zikir, inanarak yada inanmayarakyapılsın, nasibi olan her kiside istenen bazı fonksiyonları açmakta, hızlı bir degisim vegelisim olusturmaktadır.(1)

- Zikir; karanlıklardan aydınlıga çıkarır.(Ahzab 41-42-43)
- Allahü Tealayı zikredeni O, yüksek makamda bulunan topluluklara zikreder.
(Bakara-152)
- Zikir; zikreden erkek ve kadınlar için Bagıslanma vesilesidir. (Ahzab-35)
- Zikir; amellerin en hayırlısı ve en temizidir.

Sahibiniz olan Allah nezdinde, amellerinizin en hayırlı ve en temizini, derecelerinizi en yükseklere çıkaracak olanını, altın ve gümüs sadaka vermekten daha hayırlı olanını, düsmanlarınızla karsılasıp siz onların boynunu onlar da sizin boynunuzu vuracak sekilde savasmanızdan da daha hayırlısını haber vereyim mi? Dediler ki; Evet haber ver Ey Allah’
ın Rasûlü! Rasûlüllah (s.a.v): Allah’ı zikretmektir, buyurdu.(Tirmizi)

- Zikir; hayatın serefi, yasamın kıymetidir. “Allah’ı zikredenle zikretmeyenin misâli, yasayanla ölünün misalidir.”(H.S)
. . .
 “Hatırlama, anma” manası zikrin kök anlamı. ”Hafıza-i Beser nisyân ile malüldür” sözünü biliyoruz. Insan; unutmak gibi bir illete sahip. Unutmak yerine göre nimet yerine göre illet. Insanın dünya yasamında unuttugu, örtüldügü yegane hakikat;

KULLUK… Ister Kur’an okumak, ister Hadis dinlemek, ister Tesbih Etmek, isterse Salih Amel Islemek manasına alınız, zikir; Halifetullah Sırrını icra etmek üzere yaratılan insana asıl vazifesini, unuttugu yaratılıs gayesini hatırlatan ve ona yönlendiren çalısmalar bütünüdür. Zikir, kisinin gündemini sadece Allah’a tahsis ederek Dini Yasaması; Sistemi Okumasıdır!..

Iste bu çerçevede maddi-manevi yükselisimiz zikre baglı. Zikrin fonksiyonu RAFEA fiili ile bildirilmis. Rafea yükseltmek demek. Mirac Mucizesinin ikinci asamasında Rasulullah’ın REF ’ REF’(Yükseltici) adlı keyfiyeti bilinmeyen bir binek kullandıgını hatırlayınız!.. O halde ibadetlerimiz Mi’rac amacına matuf ise; Zikrimiz; boyutlar asıracak Ref Refimiz olmalı!..

Zikrin, ref ref oldugu sırrı bu ayetle açılıyor.

 

5- FE INNE MAAL USRI YÜSRAN INNE MAAL USRI YÜSRAN: BUNDAN DOLAYIZORLUKLA BIRLIKTE KOLAYLIK VARDIR. SÜPHESIZ ZORLUKLA BIRLIKTEKOLAYLIK VARDIR.
Insirah olayının sekli ve asamalarından sonra yasanacak açılımlar neler? Kisi insirah yasadı, gönlü genisledi ve zikir haline de devam ediyor. Neyi fark edecek?..

Surenin ana temasını olusturan insanın iç dengelerini kurması, huzur duyması, rahatlaması, psikolojik anlamda doygunluga ermesi neyi fark etmesi ile gerçeklik kazanır?

Sizi üzen konuları düsününüz. Bazılarına kötü, bazılarına iyi deriz. Bazı hadiseler lehimize, bazıları aleyhimize görünür. Haktan gelenleri bela-nimet, lütuf-kahır diye ikiye ayırır, bedelini stres çekerek öderiz. Ikilik; sirk, sirk zaten azap. Öyleyse azaptan çıkıs yolu ne?...

Allah Sisteminde iyi-kötü, güzel-çirkin, bela-nimet, lütuf-kahır gibi degerlendirmelertamamen insana göredir, Allah’a göre degil! Zaten Onun katında görecelilik muhaldir!(2)

Göreceli bakan bizler için ayet muhtesem bir sır veriyor: “Her zorlukla birlikte kolaylık vardır.” Açalım; kolaylık zorlugun içinde saklı!.. Az daha açalım; kolaylık; zorlukzannettigimiz seyin taa kendisi!.. Zorlukların çaresi; o zorlugun içinde ve onunla birlikte zaten mevcut!..

Son yıllarda sirketlerin fazlaca önemsedigi kisisel gelisim seminerlerinde anahtar bir cümle var: ÇARESIZSENIZ; ÇARE SIZSINIZ!.. Çaresizlik; sıkıntı ve bunalım; çözümün ve ferahlamanın kapısında oldugunuzun müjdecisi.

Insanlık; en bunalımlı dönemlerinde yeni liderlerini kesfeder. Milletler, en dar anlarında çözüm üretmeyi hızlandırırlar. Sirkin zirveye çıktıgı Mekke’de dogar Islam Günesi… Küfrün, Isyanın, Günahın tavan yaptıgı cografyadan çıkar Allah Rasülü(s.a.v)… Firavun’un zulüm ülkesinde yetisir Musa… Kuyudan, köle pazarından, zindandan ruhunu damıta damıta Sultan Olur Yusuf!.. Mogol istilası altında baskı ve fakirlikle inleyen Anadolu; üç evrensel insan çıkarır: Hz.Mevlana-Yunus Emre-Hacı Bektas Veli!..

Kisi için de durum aynıdır. Her sıkıntı Rahmettir. Rahmet; yagmur misali zahiren yıldırım, simsek, fırtına ve gürültü kopararak gelse de nice çorak araziler suya kanacak, nice bahçelerde çiçekler açacak, nice bereketler fıskıracaktır.

Basınızda bir zorluk var öyle mi?.. Bedeninize, kisiliginize ıstırap veren olayları arzınıza inen yagmur diye düsünün. Arz; malum bedeni boyut. Arzınıza yagmur yagıyorsa Semanızdan sizde ne açılımlar gelisecek acele etmeden seyredin!..

Yıldırıma, simsege bakarak degerlendirirseniz acınız artarak sürecek. Yagmura ve getireceklerine kenetlendiginizde sükûna erecek, hatta keyif alacaksınız yasananlardan!..
. . .
Ayetin zahirî cümle örgüsünden okudugumuz derin bir mana daha var: Zorluk anlamına gelen USR kelimesi EL takısı ile kullanılırken; Kolaylık anlamına gelen YUSR kelimesi takısız kullanılmıs. El takısı gelen kelime belirli ve tek bir anlamı bildirir. El takısı olmadan kullanılan kelime ise bütün bir cinse samil olup, sınırsız, sonuz mana içerir. EL USR: Bir tek zorluk. YUSRAN: Kolaylıklar bütünü…

Bu ne mi demek?.. Tek bir zorluk için sadece bir degil, birden fazla çözüm; bir bela için birden fazla nimet var demek! Nerede?.. Yine o zorlugun, yine o belanın içinde. Ne muhtesem bir mana degil mi?..

Bu manayı fark eden öze ermislerden Niyazi Mısrî (ks.) ye kulak verelim:
Derman aradım derdime, derdim bana derman imis
Burhan aradım aslıma, aslım bana burhan imis.
. . .
Zorlukta kolaylıklar saklandıgını, belanın nice nimetlere gebe oldugunu daimi olarak seyredebilmek mümkün mü?... Yasamımızın tamamında bunu basarmak neye baglı?...

Notlar
1- http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/dua/
2-http://www.sufizmveinsan.com/konuk/gorece.html

 

7- FE IZÂ FERAGTE FENSAB:ÖYLEYSE BOS KALDIGINDA HEMEN YORUL.
Bu ifadeyi degerlendirirken vakit, zaman kavramlarını yeniden gözden geçirmemiz gerekiyor. Kur’anda zaman ve akısına dair pek çok sure mevcut. Iste bazıları:

- Asr(Zaman) Suresi
- Dehr(Zaman üstü an) Suresi
- Fecr(Sabah vakti) Suresi
- Leyl(Gece) Suresi
- Duha(Kusluk Vakti) Suresi
- Sems(Günes) Suresi
- Kamer(Ay) Suresi

Zaman; çogu kere gaflete düstügümüz hayati bir unsur. Zaman kavramını insanoglu yeterince degerlendirebilmis olsa; 60-70 yıllık dünya karsılıgında ebedi yasamını cehenneme çevirmezdi. Insirahın; gönül ferahlıgının dogrudan ilintili oldugu bir kavram; zaman…

Insan bosluga düsmek tabir ettigi anlarda stres-bunalım-buhran ve depresyon tabir edilen haller yasıyor. Günah ve isyan bataklıgına sürüklenisi; hakikatten perdelenisi ile birlikte bosluk anlarını fırsat bilen cinnî-nârî-seytâni yapıların nefse hükümranlıgını davet ediyor. Azabı da iste o an start alıyor.
. . .
Islam; hayatın hiçbir alanında bosluk bırakmamıstır. Her ise Besmele ile baslamak; ayakkabı giymekten yemek yemeye, dısarı çıkmaktan sohbet etmeye kadar hemen hemen her fiile karsılık bir dua bulunması bosluk bırakmama amacına matuf. Mümin; 24saatini Allah’a göre ayarlayan insandır!

24 saatini Allah’a göre ayarlayan kiside bosluk kavramına yer var mıdır?...
Bir zamanlar televizyon ekranlarında tanısmaların vazgeçilmez cümlesi suydu:
”Bos zamanlarımda kitap okur, müzik dinlerim.” Sonra bazı mütefekkirler söyle dediler:
“Kitap okumak bos vakit eylemi degildir. Kitap okumak baslı basına vakit ayırmayı gerektiren bir istir.” Tefekkürümüzü daha da ileri götürecek olursak ister kitap okumak, ister müzik dinlemek, isterse dinlenmek için olsun, müminin hayatında bos vakit kavramına yer yoktur!..

Ayete dönelim. ”Bos kaldıgında yorul” niçin beyan olundu? Ana temamız gönül huzuru, iç ferahlıgı ise ayetten anlayacagımız su; Ne zaman kendinde bir bosluk hissedersen hemen bir ise koyul ki nefsinin eline düsüp seytana yem olmayasın!..
Günlük hayatında bosluk anı bırakma!.. Mutlaka bir seyle mesgul ol.
Kitap okumayı disiplin haline getiren degerli bir büyügüme nasıl bu kadar dinç kalabildigini sormustum. Aynen söyle dedi:

-Sıradan insanlar; çalısırlar ve dinlenirler. Sıradanlıgı asma cesareti gösterenlerseyorulduklarında yeni bir ise koyularak dinlenirler!...”

Yeni bir ise koyularak dinlenmek!... Ne kadar ilginç degil mi?... Islam’ın çalısma disiplini de budur zaten. Rasülullah’(s.a.v)e göre hiçbir anımız bos olmamalı. Bos vakit; nefsin pençesine düsülen vakittir. Iste O büyük Zatın meshur duası:

ALLAHUMME LA TEKILNIY ILA NEFSI, TARFETE AYNIN VE LA EKALLE MIN ZALIK: “Allah’ım!Göz açıp kapayıncaya kadar veya ondan daha az bir süre için dahi olsa beni nefsimin eline bırakma!”

Bütün tarikat disiplinlerinde 24 saate yayılan Zikir ve Virdlerin zorunlu olusunun bir amacı da hayatımızda bosluk bırakmamak olsa gerek. Bosluk olusunca ne olacagını Imam-ı Safii(r.a) den ögrenip diger ayete geçelim:“Kendini Hak ile mesgul etmezsen; Bâtıl seni istila eder!...”

 

8- VE ILÂ RABBIKE FERGAB: VE RAGBETIN RABBINE OLSUN!
Evet, bu ayetle gönül genisligini tahlile çalıstıgımız Insirah Suresinin sonuna geldik. Son mesaj; hafızamıza atılan bir çentik olacak ve silinmemek üzere kazınacak inseAllah.

Ragbetin Rabbine Olsun!... Niçin böyle buyurdu dersiniz?...
Ragbet gösterdiginiz seyleri bir düsünün hele! Yada söyle diyeyim; önceliklerinizi geçirin aklınızdan. Sizin için neler önemli?... Hayatınızı neye adadınız?... Insanların günlük konusmalarına biraz kulak verelim:

- Ben kendini çocuklarına adamıs bir anneyim!
- Ailem için canım feda, hayatımı onlara adadım.
- Kelimenin tam anlamı ile iskolik biriyim kardesim. Isim; her seyim. Kendimi isime adadım.
- Kendimi çevreye adadım kardesim. Herkese kosarım.

Böylesi söylemleri çogaltmak mümkün. Insanlar ana gayelerini, ragbetlerini belli alanlara teksif etmisler. Hakikatte dogru mu yapıyorlar acaba?..

Belki sasıracaksınız ama adandıgınız seylerle sirkin en âlâsını yasıyorsunuz!
Hepsi hakikatten perdeleyen ragbetler bunlar. Ve unutmayın; adandıklarınızla geleceksınavınız!... Evlada mı adandınız, onlarla sınanacaksınız!.. Insanlara mı adandınız; onlarla deneneceksiniz!.. Esinize mi adadınız kendinizi; imtihanınız yanı basınızda sürecek!...
Iyi ama ne yapalım ki, dediginizi duyar gibiyim. Ne mi yapalım?...

Sadece, ama sadece Allah’a adanalım!... Gayrından geçip, gayrına sadece hak ettigi ölçüde kıymet verip, gündemimizi isgal etmelerine izin vermeksizin sadece ve sadece Allah’a adanalım!... Bunu ayet söylüyor: Ragbetin; adanmıslıgın; bütün kuvvelerin ve isteklerin sadece Rabbine yönelik olsun! Her yaptıgını Allah adına, Allah namına yaptıgın suurunda ol!... Besmeledeki ‘B sırrı’ nın vermek istedigi yasam biçimi bu olsa gerek!...
Allah’a adanmadıkça hakiki gönül genisliginin yasanmayacagını da bilelim.

Eskilerin meshur deyisini bilirsiniz. Hani mezar taslarına yazdıgımız, günlük hayatta unuttugumuz o manidar cümle: ALLAH BES, BAKI HEVES!... (Allah bize kâfi; kalanı, gayrısı bos heves)

* * *
Benlik yükünü sırtından atarak gönül genisligini tatmıs, zikirle yükselmis, zorlukta nice kolaylıklar saklı oldugunu fark etmis, ‘AN’ bilincini bosluk bırakmaksızın yasayan, sadece ve sadece ALLAHA RAGBET EDENLERE SELAM OLSUN!

Insirahı kolaylasanlardan olmanızı diliyorum.

2.bölüm