İlim, Sabır ve Hazım !..
...Kemal Gökdoğan - 03 Nisan 2008

“İlmin başı sabırdır.”

Bu söz yüzyıllarca eğitim ve öğretimin temel felsefesi olmuştur. Günümüzde de aynı değeri taşımaktadır.

İlim’i; en genel anlamıyla içinde yaşadığımız evreni, dünyayı, insanları, kendi özümüzü ve fikirleri ana hatlarıyla öğrenmek olarak kabul edebiliriz. Bu öğrenme ortamını da “okul” olarak adlandırabiliriz. Bu kabullere göre günlük yaşam ortamımız bizim için en “doğal okul”dur. Yaşamdaki acı ve tatlı olaylar da bizi eğiten en “doğal ilim”dir. Hayat okulunun her türlü olayına, her tip insanına ve her insanın düşünce yapısına sabır göstermek sınıfı geçmenin ilk şartıdır…

Sabır göstermek; doğal düzeni bozucu, toplumsal yapıya zarar verici olan “her şeyi hoşnutlukla kabul etmek ve sessizce beklemek” değil; kendimizi ve ulaşılabilir çevremizi daha iyi hâle getirmek “dinamizmi”dir.

Bizi bu dinamizme taşıyacak olan da “ilim”dir. Bu ilmi elde etmek için imkânlarımızı ve zamanımızı en dinamik şekilde aktive etmek de “sabır”dır.

İlmin sabır ile elde edileceği yeni bir ortam var. O ortam internettir. Birey, aile ve toplum üzerinde en etkin eğitim kurumu olan “tv”ye son on yıl içinde rakip olmuştur. Günümüzde de rakibini geçmek üzeredir.

İnternetin “eğitim, bilinç, ilim” için vazgeçilmez bir ortam olduğunu fark eden; kötülüğü engelleyici hayrı tavsiye edici “eğitim gönüllüleri” hemen bu ortamı kullanmaya başladılar.

Evreni, dünyayı, insanları, insanı ve fikirleri ana hatlarıyla ya da ayrıntılarıyla tanıtmak, bilgilendirmek ve ilmi yaymak için “çeşitli renkleri ve sesleri özgürce konuşturan” Yorumsuz Blog güncelleri, arşivleri ve e-kitapları ile bu sanal sonsuzluk içindeki “değerlendirilebilecek kaynaklardandır”. Yazı hazırlayan olarak değil, bir yorumsuz okuru olarak, bu temiz ekranı bizlerin okumasına ve yorumlamasına sunan “emeğe” teşekkür ediyoruz.

Fakat bu parlamanın ışığından yararlanmanın ilk şartı yazı hazırlayanların ve hazırlanan yazıları okuyanların “iyiliğin, güzelliğin ve hayrın” her türlü rengine ve sesine sabır göstermeleridir”. Çünkü Hak, hem celâlini hem de cemâlini tüm renkleriyle birlikte tecellî ettirmektedir.

Tüm renkleri sevmek zorunda değiliz. Tüm fikirleri kabul etmek zorunda da değiliz. Fakat doğamıza sempatik gelenlerden yararlandığımız kadar, doğamıza sempatik gelmeyenHak’ın çeşit çeşit renklerini ve seslerini” de hazmedebilmeli, varlığına ve kendisini ifâde etmesine sabır gösterebilmeliyiz.

Zıtların çarpışmasından da hakikatin tecellî edebileceğini unutmamalıyız.

Allah… hakikati “her ortamda” arayan bizlere… hayırı temsil eden her renge ve her sese karşı “sabır” enginliği versin.