BİZ DOĞMADIK
O’ndan önce bütün olan
Sonsuz gökler önce yediye
Sonra yetmiş yediye
Ve sonra da
Sonsuz âlemlere bölündü… bölünüp parçalanmadan..
Her âlemde gökler
Yıldızlarla ve arzlarla bezendi
Ve aralarına samanyolları döşendi…Hiçbir şey ilâve olmadan.
Aklın ve gözün sınırlarını yırtıp geçen sonsuz âlemlerde
Sıfırdan daha küçük
Yok denecek kadar bir yerde
Bir güneşin çevresinde
İsmi dünya olan bir toz zerresi doğdu… ukbâdan* ayrılmadan.
O toz zerresinde
Yine
Sıfırdan daha küçük
Yok denecek kadar bir yerde
Mekke’de bir evde
Bir “hakikat” doğdu… “hakikatinden” uzaklaşmadan.
O doğduktan sonra
Ve
O büyüdükten sonra…
Her dil O’nu anlatmaya
Her kalem O’nu yazmaya
Her gönül O’na koşmaya
Can attı…
Ve hâlâ,
Her zerre O’nu haykırıyor
Yer her seferinde O’nun aşkı ile sarsılıyor…
Güneş ziyasını
Ay nûrunu O’ndan alıyor…
Her dakika
Dünya kürenin her noktasında
Bin bir minâreden O’nun ismi yankılanıyor
Kulak zarlarını yırtarcasına…
Fakat
“biz”
Henüz
Hiç bir şey duymadık,
Hiçbir şey görmedik,
Hiçbir şey anlamadık…
Her şey eskisi gibi…
Âlem eski âlem,
İnsan eski insan,
Dünya eski dünyâ
Biz ise eski biz…
Kim ne derse desin…
O hâlâ doğmadı
Ya da
Henüz
“Biz DOĞMADIK … … Muhammedî hakikata!..”
|