Haliyfe'yi Seyir !!!..
...Saim Yusuf - 29 Haziran 2008

FÂSIK”, BOZULMUŞ BİR "BEN"LİK KAVRAMIYLA YAŞAMAKTADIR!
FÂSIK, BEŞERİ ŞARTLANMALAR, DEĞER YARGILARI VE DUYGULARLA BİLİNCİ BOZULMUŞ,
KOKUŞMUŞ OLUP HERŞEYİ ASLİ HAKİKATİNDEN AYRI DEĞERLENDİRİR!
ALLAH AHLÂKIYLA AHLÂKLANMADIĞIN SÜRECE “FÂSIK”LIK ETİKETİ VE YAŞANTISINDAN KURTULAMAZSIN! (http://www.allahvesistemi.org/ahmedhulusidekavramlar/kavramlar/fasik/index.htm)

Fasık; klasik manası günahkar Müslüman… Fasık Müslüman; ama günah işlemekten de vaz geçmeyen…
Sözde Müslüman; gözde günahkar… Safi manada ise fasık; özde evrensel manada ALLAH’a teslim;
gözde ise bu teslimiyetini bilmeyen!... ALLAH’ın varlığı ile var olmakta; kendini ALLAH’tan ayrı saymakta!... ALLAH’ın varlığı mevcudat olarak algılanmakta; fakat fasık bunu anlamamakta!...
ALLAH ayrı; kainat ayrı sanmakta!... Halbuki kainat; ALLAH’ın varlığı ile var olmakta!...
Varlığıyla doğal olarak ALLAH’ın varlığına teslim; fasık bu teslimiyeti bilinçli olarak yaşamamakta!...
Her an, her şeyde, HER HALDE geçerli olan bu teslimiyetin, kulluğun, halifeliğin farkına varamamakta!...
Bu hali fasığa da ALLAH yaşatmakta!... Yok bizde suçlama; amacımız sistemi açıklama!...
Herkes halifedir; safi manada!...

ALLAH Ahdi/verdiği söz, ALLAH’ın Misyakı/yaptığı anlaşma nedir?...
ALLAH insan gibi düşünen bir tanrı değildir!...
Sınırsız-sonsuz-tek olan, dilediğini yapan, yaptıklarından sual sorulmayan
ALLAH’ın bağlı olduğu söz ve anlaşma nedir?...
ALLAH varlığı ile var eder mevcudatı; başka türlüsü mümkün değil!...
ALLAH vardır; varlık başıboş değil!... ALLAH’ın verdiği söz; varlığı, varlığı ile var etmesidir…
ALLAH’ın yaptığı anlaşma; varlığı ile var ettiği varlıkta dilediğini yapmasıdır!...
Sözün kısası; “ALLAH vardır, onunla birlikte, ondan ayrı, onun içinde, onun dışında varlık yoktur”!...
ALLAH’ın varlığı kainat olarak algılanmakta; kainatı ALLAH’ın varlığı var kılmakta!...
Bu yazımızda Bakara Suresi 27-28-29-30. ayetlerini yorumlamaya çalışacağız…

 Hatalar bizden… İsabet kaynaktan…


27-) Elleziyne yenkudune ahdAllahi min ba`di miysakıhi ve yaktaune ma emerAllahu Bihi en yusale ve yüfsidune fiyl’ Ardı, ülaike hümülhasirun;
O fasıklar ki Allah Ahdi’ni Miysak’ından sonra bozarlar, Allah’ın BİRleştirilmesini/vusulunu (B sırrınca) emrettiği şeyi keserler ve Arz’da ifsad/bozgunculuk ederler... İşte bunlardır husrana uğrayanların ta kendileri.

SAFİ YORUM:
 “O fasıklar ki Allah Ahdi’ni Miysak’ından sonra bozarlar” sözüyle fasıklar; özde/fıtraten/doğal kulluğu gereği ALLAH’ın varlığı ile var olup, ALLAH’ın özellikleriyle algılanır olsa da; ALLAH’ın dilediğini açığa çıkarıp, ALLAH’a teslim olsa da; yani ALLAH’ın sözüne ve anlaşmasına uysa da… Gözde ise, görünüşte, sözüyle, fikriyle, haliyle, davranışıyla özündeki bu TEK’liğin gereğini yaşamıyor sanılmakta!... Madalyonun bir yüzündeki TEK’lik; diğer yüzünde çokluk var sanılmakta!...

Gerçek manada ALLAH’ın Ahdi ve Misyak’ı bozulmaz, safi manadaki fasık bunu anlamamakta!... Fasık ALLAH’ın Ahdi’nin ve Misyak’ının bozulacağını, bozulduğunu sanmakta!... Safi manada fasıklık böyle olunmakta!... Öz manada fasık; ALLAH’ın Ahdi’nin ve Misyak’ının bozulduğunu sanmakla bilincini bozmakta!... Yani fasık; benliği bozuk, TEK’lik bilincinden uzak yaşamakta!... Her şeyin ALLAH’ın varlığı ile var olup; varlıkta her an ALLAH’ın hükmünün geçtiğini anlamamakta ya da unutmakta!... Fasık böylelikle imanında gel-gitler yaşamakta!...

“Allah’ın BİRleştirilmesini/vusulunu (B sırrınca) emrettiği şeyi keserler ve Arz’da ifsad/bozgunculuk ederler...” sözüyle de fasığın bu halinin sebebi açıklanıyor… Fasık; MUTLAK TEK’liği anlamadığı için; Arz ve içindekiler ayrı; ALLAH ayrı sanıyor!... ALLAH’ı melek tanrı sanıyor; iyilikleri ALLAH’a, kötülükleri şeytana bağlıyor!... Şeytaniyette bir vasıf olup, varlığını ALLAH’ın özelliklerinden alıyor!... ALLAH hiçbir mana ile kayıtlanmaz bilmiyor!... Her mana ALLAH’tandır, bilinciyle görmüyor!... Arz’da ifsat/bozgunculuk çıkarıyor; yani Arz’dakilerin varlığını, iradelerini, her hallerini BİR ve TEK olan ALLAH’a bağlamıyor!... Arz’dakilerin kendilerine ait varlıkları, iradeleri… var sanıyor!... Devamında ise ALLAH “İşte bunlardır husrana uğrayanların ta kendileri” diyor!...

Ey fasık!... İyi, güzel diye değerlendirdiğin manalarla sınırlı tanrın; sanma ki ALLAH’tır!... ALLAH sınırsız-sonsuz manalar sahibi TEK’dir!... O’nu belli manalarla sınırlamaya kalkman, hak mıdır, doğru mudur, hayır mıdır, sevap mıdır; yoksa böyle yapman hata mıdır, yanlış mıdır, şer midir, günah mıdır?... ALLAH için iyi-kötü, çirkin-güzel, doğru-yanlış… ayrımı yoktur; bunlar yaratılmışa GÖREdir!... Madem sadece ALLAH vardır, dilediğini yapmadadır; o halde her şey güzeldir, doğrudur, iyidir…!... Hazmedemezsen bu gerçeği, hazmeder HAYat seni!...

28-) Keyfe tekfurune Billahi ve küntüm emvaten feahyaküm, sümme yümiytüküm sümme yuhyiyküm sümme ileyhi türceun;
Nasıl da (B sırrınca) Allah’ı inkar ediyorsunuz?.. Halbuki siz ölülerdiniz de O sizi diriltti... Sizi yine öldürecek ve sonra sizi diriltecek; nihayet Ona döndürüleceksiniz.

SAFİ YORUM:
“Nasıl da (B sırrınca) Allah’ı inkar ediyorsunuz?..” sözüyle “ALLAH’ın bürünmesiyle(Billah), sizi terkiple yaratmasıyla, belli bir kapasiteyle yaratmasıyla, doğal olarak ALLAH’ın dilemesiyle ALLAH’ı inkar ediyorsunuz” denmek istiyor!... Yani ALLAH’ı inkar hali bile, ALLAH’ın varlığını ve dileğini ikrar!... Çünkü ALLAH’ı inkar edende de; ALLAH’ın dileği açığa çıkmada, ALLAH bürünmüş olarak o manayı açığa çıkarmada!...
“Halbuki siz ölülerdiniz de O sizi diriltti... Sizi yine öldürecek ve sonra sizi diriltecek; nihayet Ona döndürüleceksiniz.” sözü ile; “her şeyin, her an öldürülüp diriltildiği, sürekli var edilip yok edildiği, gerçekte sadece O’nun var olduğu açıklanmakta”!... Aslında hep TEK var; sizler o TEK’den var algılanmaktasınız; kendi varlığınızla ölü-yok, O’nun varlığı ile diri-var hükmündesiniz!... Bu işin ne başı var, ne sonu var; baş ve son arayan daha çok arar!... Çünkü ALLAH başı sonu olmayan TEK’dir!... Her an yeni bir iştedir!...


29-) HUvelleziy halaka leküm ma fiyl’Ardı cemiy’an sümmesteva ilesSemai fesevvahünne seb`a Semavatin, ve HUve Bikülli şey`in Aliym;
O (Allah) ki, Arz’da olanların tümünü sizin için halketti... Sonra o ma’lum/tek Sema’ya yöneldi/istiva etti de onları yedi semavat olarak tesviye etti... O (Allah) Bi-külli şey’in (herşey’in kendisinde olarak) Aliym’dir.

SAFİ YORUM:
Ayetleri değerlendirirken, zaman ve mekan sınırlaması ve sıralaması oluşturma; boyutsallığı ve olanı aklından çıkarma!... “O (Allah) ki, Arz’da olanların tümünü sizin için halketti...” sözü ile Arz’ın/madde alemin bize/bilincimize göre var olduğu açıklanmakta!... Bilim dünyası da aynı şeyi vurgulamakta!... Gözlenen gözleyene göre var olmakta; gözleyen de yaratımda rol oynamakta!... Gözleyen olmazsa gözlenende tek başına var olamamakta!...

“Sonra o ma’lum/tek Sema’ya yöneldi/istiva etti de onları yedi semavat olarak tesviye etti...” sözüyle de; Arz’ın/madde alemin Sema/bilinç ile var algılandığı desteklenmekte!... Bilinç/şuur herkesin malumu değil mi?... Gökyüzü sema katlarını herkes bilebilir mi?... Yani sema ile; bilinç kastedilmiş, gökyüzü değil!... Çünkü malum/bilinen sema denmiş!... Herkes gökyüzü ve katlarını bilebilir mi?...

Yedi semavat ise; semayı/bilinci var kılan ALLAH’ın yedi sıfatıdır/özelliğidir!... Hay(Hayat), Alim(İlim-bilgi), Kadir(kudret-enerji), Mürid(irade-dileme), Kelam(manalar-özellikler), Semi(algılama-fark etme), Basir(idrak-değerlendirme)… Bunlar herkeste var, herkes bunları kullanır, bilinç bunlarla var olur!...

“O (Allah) Bi-külli şey’in (herşey’in kendisinde olarak) Aliym’dir.” Sözüyle; ayette açıklananlar toparlanmakta; varlıkları tek’e bağlanmakta!... O/HU/Vücud/Yapısı olan B sırrıyla her şeye Aliym’dir… Yani; sınırlı, bürünülmüş olarak var olan her şey, O vücudun ilim özelliği ile var olur… Yani Aliym özelliğinden dolayı; HU denen VÜCUD bürünülmüş/sınırlı olarak var olan her şey olarak algılanır!... Yani sergilenilen bir ilimdir… Varlık ALLAH’ın ilminde var olmuş, ilmi suretlerdir; ALLAH’ın Aliym özelliği ile HU olan Vücud’u; kainat, mevcudat olarak algılanmaktadır… Varlık açıkladığımız bu şekliyle var olmakta(yani B sırrı ile var olmakta)dır!...

Sır denen; sen yoksun ALLAH var, ALLAH’ın ilminde var olmaktasın!... Sır denen sensin; bir varsın, bir yoksun, neye göre varsın, neye göre yoksun?... B sırrıyla/bürünmeyle/hologramik olarak/görüntü olarak/gölge olarak/hayal olarak/ilmi suret olarak… varsın… Vücutlar yok;  sadece HU-TEK bir VÜCUD var!... O/HU-TEK olan VÜCUD’da ise; değişim yok!...”Değişim var, varlıklar var algısını” veren ise; O/HU-TEK VÜCUD’un sahibi ALLAH’ın, yani sınırsız-sonsuz özelliktekinin ALİYM olan ilmidir!... ALLAH Aliym özelliği ile TEK olan VÜCUD’unu; her şey/kainat/evren içre evrenler… olarak algılatmaktadır!...

30-) Ve iz kale Rabbüke lilMelaiketi inniy ca’ılün fiyl’ Ardı halifeten, kalu etec`alü fiyha men yüfsidü fiyha ve yesfiküddima’e, ve nahnü nüsebbihu BihamdiKE ve nükaddisü leKE, kale inniy a`lemü ma la ta`lemun;

Hatırla ki Rabbin melaike’ye: “Muhakkak ki BEN Arz’da bir HALİYFE meydana getireceğim”, dediği vakit, onlar da “orada fesad eden ve kan döken kimseyi mi (halife) kılacaksın, BİZ (Bi-) hamdinle (B sırrıyla, senin Hamdin olarak) tesbih ve seni takdis edip dururken”, dediler... (Allah da buyurdu):BEN sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim.

SAFİ YORUM:
Evet, ayetleri yorumlamaya devam ediyoruz… İslam evrensel dindir; Kur’an evrensel kitap; Rasul evrenseldir; evrenseldir bu hitap!... Madem şu an, sen OKU’maktasın; o halde sensin şimdi muhatap!... Kur’an tarih kitabı değil; geçmişi sana anmıyor; şu anda olanı sana açıklıyor!... Adem dediğin biküllü şey’dir(her şey); açığa çıkacaktır özelliklerinin hepsi!... Adem ismi var kendi yok; mevcudata varlık kokusu bile yok!... Gerçekte tüm boyutlar aynı anda yaratıldı; kelimelere dökülünce farklıymış gibi anlatıldı!... Sınırlı, kısıtlı özelliklerle HALİYFE olunmaz; HALİYFE TEK’dir, halifeler olmaz!... ALLAH tüm varlığı TEK bir HALİYFE görüyor; bunu bilmeyenler kendini halife sanıyor!... Ayette “Arz’dakilerin arasında” demiyor; “Arz’da yani Arz’ın hepsinde” demek istiyor!... Halifeler demiyor; HALİYFE diyor…Arz’dakilerin hepsini HALİYFE olarak görüyor!...

Ayet “hatırla ki” diyerek başlıyor…Peki sen; “Rabbinin melaike’ye; “Muhakkak ki BEN Arz’da bir HALİYFE meydana getireceğim” dediğini, onların da “orada fesad eden ve kan döken kimseyi mi (halife) kılacaksın, BİZ (Bi-) hamdinle (B sırrıyla, senin Hamdin olarak) tesbih ve seni takdis edip dururken”, dediklerini, ALLAH’ın da “BEN sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim” dediğini hatırlıyor musun?...

Özüm hatırlar, ben hatırlamıyorum, deme!... Lakin muhatap sensin, özüne kalsa o unutmamıştır ki hatırlasın, unutan sensin, düşünüp hatırlaması gereken de sen!... Şöyle bir düşün hayatını, böyle bir olay yaşamadın mı?... Hayatından soruluyorsun; öncekilerden değil!... Yaşadıklarından sorumlusun; yaşamadıklarından değil!... Sen yaratılıyorsun; özün değil!... Hala hatırlamadıysan senin için bir sahne kuralım önüne!...

Saim 37 yaşlarındadır, evlidir ve iki çocuğu vardır… Sevdiği bir işi vardır… Eşi, çocukları ve işi Saim’in her şeyidir…

Saim günde beş vakit jimnastik yapar, tanrısına tapınır… Bir ay aç kalır; tanrısına yaranır… Malının küçük bir kısmını isteksiz verir; tanrısını kandırır… Saim’in salatın, savmın, zekatın… gerçeğinden haberi yokmuş!...

Yine bir sabah Saim erkenden kalkmış, kahvaltısını yapmış, işine doğru yol almış… Saim işine doğru giderken yolu üzerinde bir olaya şahit olmuş…

İki delikanlının “sen bana şöyle demişsin…” ile başlayıp;”sen şöylesin…” ile devam eden, fesad ürünü çekişmeleri sonucu bir cinayete tanık olmuş… İşyerine yetişmek, başına bela almamak için bu olaya karışmamış, aceleyle işyerine yol almış…

İşyerinde çalışırken bu gördüğü olay aklına gelmiş… Saim bu olayı iş arkadaşlarına da anlatmış… Fesatlığın, kan dökmenin günah olduğundan, insanın halife olarak yaratıldığından, ama insanın halifeliğe yakışmayan tavırlar sergilediğinden bahsetmiş…

Saim eve dönünce, tanık olduğu bu olayı eşine de anlatmış, ona da nasihat yapmış… Eşi, Saim’e; “ALLAH’ın bir birimi belli bir amaç için yaratıktan sonra, o birimin o amacı yerine getirmeme ihtimali var mı; ALLAH insanı halife olarak yaratmış ise, insan halifeliğe uymayan davranışlar ortaya koyabilir mi?...” diye sormuş!...  

İşte Saim’in tanrı putu ilk orada çatlak vermiş!...Bu soruya cevabı “evet” olsa; dileğini gerçekleştiremeyen tanrıya razı olacak; cevabı “hayır” olsa bu gördüğü gerçek olayı unutmaya, kendini avutmaya çalışacak…Saim kendine olan saygısını kaybetmemek için; bu soruya ne “evet” demiş, ne “hayır”; cevabı “la ilahe” olmuş, “tanrı yoktur”!...

Bu hadiseden sonra; Saim’in sorgulama melekeleri devreye girmiş… ”Biz halifen olarak, sana hamd ediyor, seni tesbih ediyor, seni tasdik ediyoruz…İnsan halife ise; neden fesad çıkarıcı, kan dökücü insanlar yaratıyorsun… Hiç halife kan döker, fesat çıkarır mı?... Hem Arz’da HALİYFE yaratacağım diyorsun, hem de yarattıklarının çoğu halifeliği yaşamıyor!... Dileğin yerine gelmiyor!... Sen nasıl tanrısın; dediğinle yaptığın birbirini tutmuyor?...” diye sorularla tefekküre dalmış…

Saim iyilik meleği gibi saf, tek taraflı düşünüyor; beraberinde ikilemlere, insancıl duygulara kapılıyor!... Bir melek tanrı, iyilikler perisi, noel baba, güzellikler tanrıçası hayali ile tanrısına tapmada olduğunu yeni yeni fark ediyormuş!...

Saim’e yoğun tefekkürler sonunda; “BEN sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim” ; “Ve Adem’e bütün Esma’yı ta’lim etti...”sözleri açılmış… Yani “ben sizin bildiğiniz hiçbir şeyle sınırlanmam; sizde var olan ikilemler bende yoktur… Mesela; iyilik-kötülük size göre; iyiliğin bana bir faydası, kötülüğün ise zararı yok… Ben sizin bilemeyeceğiniz kadar sınırsız-sonsuz manalar sahibiyim, hiçbir mana ile kayıt altına alınmam, dilediğim her manayı açığa çıkarırım, Arz’da açığa çıkardığım manaların toplamı, hepsi benim HALİYFE’mdir, ben dilediğim tüm manaları Arz’daki HALİYFE’mde açığa çıkarırım!Böylelikle HALİYFE’mde dilediğim tüm sınırsız-sonsuz manaları açığa çıkarırım... Dost dosta benzer; HALİYFE’de bana; MÜ’mim müminin aynasıdır; artık gerçeği anla!... Nasıl mı?... Ademe bütün isimlerimi/manaları talim ettim!... Benim isimlerimin oluşturduğu manaların sınırı-sonu yoktur ki; Adem’de açığa çıkacak manaların sınırı-sonu olsun!... Adem Ben’im Arz’daki HALİYFE’mdir!...” düşüncelerine dalmış…

Tefekküründe sanki ALLAH ile konuşmuş… Sınırsız-sonsuz var olan vücudun/HU’nun ALLAH isminin sınırsız-sonsuz isimlere, özelliklere işaret ettiğini; bu sıznırsız-sonsuz özelliklerden sınırsız-sonsuz manalar açığa çıktığını; bu sınırsız-sonsuz manalarında sınırsız-sonsuz boyutlarıyla evren içre evrenler, canlıları ve yaptıkları olarak anlam bulduğunu anlamış… İLLALLAH demiş!...

Hikayemiz burada bitti… Bu olayın daha derin, öz manası; yaşanıyor tüm boyutlarda en alası!... BİLİNÇ/ŞUUR ile Arz boyutumuz/madde var olur!... Gerçek HALİYFE BİLİNÇ’tir… Melekte/enerjide başka, maddede başka hal bulur!… Arz/madde olmasa iş olurdu yarım; tüm boyutlara yansıdı; HALİYFE denen bilinç yanım!… HALİYFE TEK’dir, bilinç TEK; Arz’dakileri algılattığını bir bilsek!… Tüm boyutlarıyla HALİYFE tamam oldu; HALİYFE TEK’di boyutlar ondan oldu!… Yazmaktan el; söylemekten dil yoruldu; bizce anlatılmak istenen mesaj, bu hikayede belki de can buldu!…

Hatırla ki Rabbin melaike’ye: “Muhakkak ki BEN Arz’da bir HALİYFE meydana getireceğim”, dediği vakit, onlar da “orada fesad eden ve kan döken kimseyi mi (halife) kılacaksın, BİZ (Bi-) hamdinle (B sırrıyla, senin Hamdin olarak) tesbih ve seni takdis edip dururken”, dediler... (Allah da buyurdu):BEN sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim.(Bakara-30)

Bize göre bu yazımızdaki tüm ayetler HALİYFE’nin ALLAH’ın isimlerini/manalarını açığa çıkaran HERŞEY olduğunun kanıtıdır… Bakara-30 ise bunun açık ve kesin ispatıdır… ALLAH ile meleklerin konuşuyormuş gibi mecazi olarak açıklama yapan bu ayet:

1-Hatırla ki” sözü ile herkese, her an’a sesleniyor… O halde herkes, her an, fıtraten Haliyfe özelliğini açığa çıkarıyor…Bu sözde genelleme var, sınırlama yok!... Müslümanlar, müminler, Salih amel işleyenler… diye sınırlama getirmiyor… Hatırlamak isteyen herkese sesleniyor!...

2-Rabbin melaike’ye” sözünden ise şu sonucu çıkarıyoruz… Rab herkesin özünde; melaike’de öyle… Rab esma boyutumuz; melaike enerji boyutumuz… Rab’deki esmalar melaike arcılığı kuldan açığa çıkıyor… Bu yönüyle anlatılan boyutsal bir olay… Bu boyutlar herkeste olup her an işlediği için demek ki; herkes HALİYFE!...

3- Muhakkak ki” sözünden ise gerçek manada, gerçek olan, yani gerçekliliğe, yaşanılana atıf var!.. Yaşadığımız boyutta gerçek olan, algılanan her şeyin bu kapsama girdiği işareti var!... Yani ayet aslında her an olanı, hakikatı, gerçeği anlatıyor… Bazıları için, bazı gerçekler acı olsa da… Hakikat ehli için ise; her şey HAK’tır… Kul için; Rıza lokmasını hazım bundan dolayı zordur…

4- Arz’da bir HALİYFE meydana getireceğim” ifadesi ile Arz için bir genelleme var!... Açıklamasını yazımızın içinde yaptık!... Arz’da ifadesi ile Arz’dakilerin hepsi kastediliyor… Birimsel manada düşünürsen Arz senin bedenin, boyutsal manada ise Arz senin madde boyutun; ayet kapsamında düşünürsek ayette BEN, BİZ ifadeleri dikkate aldığımızda; Arz’ın BEN diyenin vücudundan kaynaklanıp; BİZ diyenin boyutunda açığa çıktığı anlaşılıyor… Yani Arz ALLAH’ın varlığı ile yarattığı; melaike/enerji yapıyla algılanır oluyor; bu işe de yaratma deniyor!... İşte bu Arz boyutumuzda madde olarak algılanıyor… Bu senaryoda bilince ise HALİYFE’lik görevi düşüyor!...

5- Meleklerin/beynin sorgulama melekelerinin;  “orada fesad eden ve kan döken kimseyi mi (halife) kılacaksın, BİZ (Bi-) hamdinle (B sırrıyla, senin Hamdin olarak) tesbih ve seni takdis edip dururken” sorusuna; “BEN sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim” sözü ile olaya GERÇEK MUTLAK VÜCUD SAHİBİ BEN merkezinden bakılması hatırlatılmaktadır… GERÇEK BEN’lik ALLAH’a aittir… BEN ifadesi SINIRSIZ-SONSUZ-TEK VÜCUD’A yani MUTLAK VÜCUD’a işaret eder!... Bu bilinçle bakarsan; nasıl ki hiçbir birimi bu VÜCUD’un dışında göremezsin; aynı mantıkla hiçbir birimi de HALİYFE manası dışında göremezsin!... Ayrıca beynin meleki kuvvelerin, özellikle aceleci zekanın orada fesad eden ve kan döken kimseyi mi (halife) kılacaksın, BİZ (Bi-) hamdinle (B sırrıyla, senin Hamdin olarak) tesbih ve seni takdis edip dururken” şeklindeki sorgulamasına; geniş düşünen akıl “orada fesat eden ve kan döken kimse haliyfe değildir” diye bir cevap veremiyor, veremez de, çünkü biliyor ki ALLAH’ın varlığı her yerde!... “BEN sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim” diyor… Yani; “BEN/MUTLAK VÜCUD” ile bağını, AHD’ini, Misyak’ını/BİR’liğini hatırlıyor!... Düşünen beyinleredir SELAM… Ancak onlar SELAMETE erebilirler… ALLAH’ın bizi de onlarla AN…

LA İLAHE İLLALLAH… ALLAH MUİNİMİZ OLSUN…

31-) Ve alleme AdemelEsmae külleha sümme aradahüm alelMelaiketi fekale enbiuniy BiEsmai haülai in küntüm sadikıyn;
Ve Adem’e bütün Esma’yı ta’lim etti... Sonra onları (o Esma’dan meydana gelen alemini) melaikeye arz edip “Hadi dediğinizde sadıksanız bana şunları (Bi-) isimleri ile haber verin”, buyurdu.

32-) Kalu sübhaneKE la ılme lena illâ ma ‘allemtena, inneKE ENTElAliymülHakiym;
(Melaike de): “Subhansın (ya Rab), bizim için senin bildirdiğinden başka ilim ne mümkün?; muhakkak ki sensin Aliym ve Hakiym” dediler.

33-) Kale ya Ademü enbi`hüm BiEsmaihim, felemma enbeehüm BiEsmaihim, kale elem ekul leküm inniy a`lemu ğaybesSemavati vel’Ardı ve a`lemu ma tübdüne ve ma küntüm tektümun;
(Allah): “Ya Adem, onlara isimleri ile (B sırrınca, isimleri olarak) haber ver”, buyurdu... Vaktaki (Adem bu emr üzerine) onlara (Bi-) isimleri ile onları haber verince, (Allah) buyurdu ki: “Demedim mi size Ben!.. Muhakkak ki Ben bilirim Semavat ve Arz’ın gaybını, ve bilirim ne açığa çıkarıyorsanız ne gizliyor olmaktasınız.







Halife'yi Seyir

Vech'in Seyri

Ete Kemiğe Büründüm

O'nadır Dönüş


Allah Sizin Mevlanızdır

Allah Sizin Mevlanızdır 2

Kapıyı Çalan Aşk

Sevelim Sevilelim

Titreyen Kalpler
Uzaklık O'na Uzak


Harıl Harıl Koşanlar

Yakında Bileceksiniz


Allahın Nuru

Muhammed Ümmeti

Yaşayan Ölüler


İçimizdeki Dost

Okumayı Okumak


Noktadan Nükteye

Noktadan Nükteye 2

Yadsınamaz Din Gerçeği

Seven Gelsin
Besmelesiz Tevbe

Şirk Görme Mertebesi


Çocuk Saflığı 1.bölüm

Çocuk Saflığı 2.bölüm
Çocuk Saflığı 3.bölüm