Ezberi Bozmak (!!!) için Data !..
 
  • Değerli Okur,

    Aşağıda okuyacaklarınız, Ahmed Hulûsi’nin, “DATA” kavramını kullandığı eser ve yazılarından aynen aktarılmıştır. Aynı konudaki daha fazla tanımlamaları, isteğiniz doğrultusunda www.ahmedhulusi.org‘da bulabilirsiniz. Elbette ki bunca anlatılanlardan sonra sizden bu konuda ek bilgi isteyemeyiz.. Haddimizi biliyoruz.. Amacımız bu değildir, olamaz..

    “O zaman nedir?” diye, sizden yansıyan titreşimleri hissediyoruz.:)

    Ahmed Hulûsi’nin kullandığı cümle ile cevaplayalım:

    “(…) İşte bu yüzdendir ki…

    EZBER BOZMAK, beyinleri sorgulamaya, düşünmeye mecbur bırakmak içinDATA……

    konusunu esas aldık, bu Beyin Fırtınası seansımızda…

    Ve.. “DATA” tanımlamasını daha da düşünerek değerlendirmek adına;

    Sizin, aşağıdaki DATA tanımlamalarından çıkarımlarınız nelerdir?. Anlatılmak istenen gerçek nedir?

    Bilimsellikten yola çıkarak yaklaşım, açınım yapacak kardeşlerimize şimdiden teşekkür ediyoruz!..

    Aşağıdaki bilgilerin, sizin önbelleğinizin derinliklerinden bize yansıması nasıl olacak?… Merak ediyoruz!..:)

    Bu konuda bize yazarsanız seviniriz!..

    Fakat bize yazmasanız da biz mutlu olacağız.. Çünkü bu değerli bilgileri bir kere daha hep birlikte okumamız hepimizin kazancı olacaktır…. Ama yazarsanız;

    Bugünden itibaren yüzlerce, belki de binlerce insanımızın bu konuda kazanılmış bilgilerini güçlendirebilecek ya da flu(cansız, silik) bilgilerini canlandırabileceksiniz!..

    Değerli Okur, Ahmed Hulûsinin “DATA” konusunda aşağıda yazdıklarını okuduktan hemen sonra, sorumuzu hatırlatmak adına tekrar soracağız.

    Artık Ahmed Hulûsi’nin bize açtıklarına gelirsek:

    * * *

    DATA

    (…) Beyin “görmekte” miydi, yoksa, “OKU“duklarının (data) sentezini mi açığa çıkarmakta idi “bilinç” adı altında?
    * * *

    (…) Beyin dahi, “yok“tan “var” olmuş bir “yok“tur ki; orijinali “data-enerji” dalgasından, “esma terkibi“nden başka bir şey değildir!. O “zumlamayı” açığa çıkaranlara göre!
    * * *

    (…) “ALLAH” ismiyle işaret olunanın, “Rahmaniyeti ve Rahîmiyeti” sonucu, “iki eliyle” (ilim ve kudret) -data ve enerji-, “Esmâ mertebesi” -stringler boyutu- hasıl olmuş; bu boyutun her an yeni bir şan alışı ile de tüm evren içre evrenler ve içindekiler olarak, birbirlerince algılananlar meydana gelmiştir, “melekût” (kuvveler) boyutunda.
    * * *

    (…) String boyutu olarak anlatılan sonsuz yapı, bir kudret ve ilim -enerji ve bilgi (data)- okyanusudur!.
    * * *

    (…) “Mülhime nefs” bilincine ulaşınca “Enel Hak” diyen Zât`tan, “Vahdeti Vücudu” bir sistem olarak anlatarak, “Vücut ve varlık TEK`tir; yalnızca O vardır, bu durumda sen istersen O vardır de, istersen ben varım de; diyen hep Kendisi`dir“; anlayışını sergileyen Zât`tan; “Vahdeti Şuhud” görüşünü, yani, Muhyiddin`in bahsettiği “vücud“un, gerçekte, “ilmi ilahideki ilmî sûret” olduğunu; bu “vücud“un gölge veya hayalvücud” olduğunu vurgulayan İmam Rabbanî`ye kadar, hepsi de “data“larından açığa çıkan gerçekliği, programlarına göre dillendirmişlerdir.

    Dün işaret yollu olarak, “Allah” adıyla işaret edilen dışında hiçbir şey yoktur, “la mevcûda illa Allah“, denirken; bugün bilimle ulaşılmıştır ki, tüm algılanan ve algılanamayan varlık, “enerji-data” yapının (string boyutu) her an değişim hâlinin getirisinden başka birşey değildir. “Her AN yeni şandadır“… Misal… Kaleideskop.. Hani çocukluğumuzda dürbün gibi içine bakılan ve döndürdükçe değişik şekiller alan ve bir aldığı şekli bir daha almayan yapı örneği…
    * * *

    (…) Bundan önceki yazımda, varlığın özü ve hakikati olan “bilgi“den söz etmiştim. Bu bazılarınca “edinilen bilgi” İngilizce`siyle “knowledge” olarak algılanmış… Oysa bizim anlatmak istediğimiz “bilgi” kelimesi İngilizce`de “data” olarak anlatılan, anlam oluşturan veri mânâsınaydı…

    Bir roman, bir yaşam, bir film senaryosu, nasıl bilgisayarda sadece “data“dan “bilgi“den ibaret ise…

    Tüm algılanan veya düşünülen evren içre evrenler dahi, string boyutunda, bir enerji dalgası ve data=bilgiden ibarettir!. Algılamak istediğiniz konuya göre ister “enerji dalgaları” deyin, ister “bilgi” paketleri…
    * * *

    (…) Bir anki açığa çıkışı, “tek kare resim” olan evren içre evrenlerin 3D algılanmasının geçmişteki “OKU“nuşu, “Zâtî ilim“de bir nokta olarak açığa çıkan ve din terminolojisinde “esma mertebesi” denilen ve her an yeni bir şan da olanın varlığını anlatır. . Esmâ mertebesi diye anlatılan günümüzdeki tespitiyle string boyutu olarak tanımlanan kudret-ilim, enerji-data veri tabanı kastedilir.
    * * *

    (…) Tüm algılananlar, “nokta“da string boyutunda açığa çıkan İlmi ilahî`de, “ilmî sûret” “data-enerji” olarak “yok“tan “var” oldukları için; her birinin “var“lığı, esma mertebesindeki esma terkibi (isimlerle işaret edilen özellikler bileşimi) oluşlarına dayanır.

    (Yukarıda okuduklarınızın kaynağı:
    Ahmed Hulûsi - YENİLEN!, KURÂN`I NEDEN ANLAMIYORUZ)


    (…) Evet, konumuz evren içre evrenlerin hakikati… Bunu algılayan bilincimizin ne olduğu…Bilinç, beynin “print-out“udur, yani, dilediği kadarınının “çıktı”sı !. Beyin dahi, İngilizce`de “data” denen evrensel salt “bilgi“nin, “print-out“udur!. Dolayısıyladır ki, geçmişteki bir kısım önde gelen evliyâullahın “âlemlerin aslı hayâldir“; “yaşananlar hayâl içre hayâl içre hayâldir” şeklindeki keşifleri, mutlak gerçeği yansıtmaktadır!. Ceberût âleminden, “data“dan, yani “esmâ mertebesinden” gelip, nâsut âleminde madde(?) dünyasında beyin olarak açığa çıkan ve tekrar geldiği yoldan “aslı“na rücû eden (dönen) anlamlar, her an var olup yokluğa gitmekteler; yüzlerce yıl önce keşif yollu algılandığı üzere.

    (…) Oysa, beyin, orijini itibariyle nedir? Et mi?.. Biyokimya mı? Biyoelektrik mi? “Bileşik atomik evrensel kitle”de bir bölüm mü?.. Ya da ne?. Onbir boyutlu evren modelini ortaya koyan string teorisi, bazılarının “state” dediği, bizim “data” kelimesini kullandığımız salt “bilgi“nin kendi içindeki dönüşümünden başka bir şey değildir.

    String hareketleriyle açığa çıkan her şey, “data“daki “Allah isimleriyle işaret edilen özelliklerin” (”bilgi”) oluşturduğu “sanal(virtual) gerçekliktir.Bu virtual-sanal gerçeklik, “Allah” isimlerinin işâret ettiği özellikler dolayısıyla, birbirini oluşturan algılama katmanlarıyla, “beyin” dediğimiz yapıyı ve insan algılamalarını meydana getirirken; biyolojik anlamda beyni olmayan, evrendeki sayısıyız varlıklarda dahi virtual “beyin“lerle sayısız algılama türlerini meydana getirmektedir.

    (…) Bilinç, nasıl, beynin açığa çıkmasını istediklerinden ibaretse, sanki bilgisayarın monitörü hükmündeyse; bir “print-out” ise…Gerek insandaki biyolojik beyinler ve gerekse dalga okyanusundaki sayısız canlılarda var olan virtual-sanal beyinler dahi, gerçekte datanın sanal çıktılarıdır. Esmâ mertebesinin, âlemlerini seyridir.Enerji, İlahî kudretin algılanışının, günümüzdeki adıdır!.”Data” yani “salt bilgi” tüm anlam ve kavramların anası-aslı, fakat bir anlama bürünmemiş hâli, İlâhi ilmin ilk zuhurudur. Bu, ilk ve tek tecellidir.

    (…) Hayat, ilim, irade, kudret, kelâm, semi, basar vasıfları, “esma mertebesi” dediğimiz salt “data” veya “bilgi“nin varlığını oluşturandır!. “Nokta” bunların tümünü kapsayan tekil yapıdır!.

    (Yukarıda okuduklarınızın kaynağı:
    Ahmed Hulûsi - YENİLEN!, KURÂN VE YENİ ÇAĞ)


    (…) Beynin bu çalışma sistemini bildiğimizden dolayı biz, ilk olarak “ALLAH ismiyle işaret edilen” tanımlamasıyla “ezberleri bozma” çalışmasına başlamıştık…O, hiçbir insan veya yaratılmışın hayal veya tasavvurunun, havsalasının alamayacağı, “ALLAH” ismiyle işaret edilen!.. O öyle bir “ALLAH” ismiyle işaret edilen ki, İLMİindeki DATAlarından bir DATAda esmâsıyla, Hakikat-i Muhammedîyi irsâl eylemiş, O`nunla esmâsını seyreylemiş!.

    (…) İşte Esmâ mertebesi dendiğinde, sayısız özellikler sahibi TEK`ten söz edilir.Es Samed, el Vahid” gibi tanımlamalar bu “TEK“liğe işaret ederler. TEK`in kendisinden her “AN” açığa çıkan (irsâl olan) sayısız özelliklerinden “münezzeh” oluşuna işaret etmek muradıyla, bu konuları işlerken yeni bir ezber bozucu olarak da “veri” veya “henüz işlenmemiş salt bilgi anlamına gelen “DATA” tâbirini kullandık… Birçoklarına yabancı gelse de, aslında “data” tâbiri, günümüzde batılı pek çok araştırmacı bilim adamının yayınladığı eserlerinde, evrenin özündeki, onu meydana getiren bilgi” anlamına yaygın biçimde kullanılmaktadır.

    (…) Evet, “DATA” ismiyle işaret ettiğimiz, öyle bir “GERÇEKLİK“tir ki, İlmi “ZÂT“ın ilminden gelir; “esmâ“sı, yani sayısız isimlerle işaret edilen varlığındaki özelliklerin sonucu, dilemesiyle açığa çıkar her “AN” yeni bir “şan” şeklinde “çok boyutlu tek kare resim” olarak… “DATA“yı biraz daha açıklamaya çalışırsak, diyebiliriz ki, açığa çıkmamış haliyle Esmâ mertebesi“!Şu anlatımla biraz daha açmaya çalışayım:Bir an “var” olup, bir an sonra “yok” olan “çok boyutlu tek kare resim” dediğimiz esmâ tecellîsini düşünüp hissetmeye çalışın…

    Bir an “var“, sonra “yok“!.. İşte tam bu noktada durun! O “yok” oluş anında, hiçbir esmâ özelliği açığa çıkmamışmutlak yokluk” hâli… Ama, “var” oluş anında ortaya çıkan tüm esmâyı da kendi varlığında barındıran bir yokluk hali! “DATA” kelimesiyle işaret etmeye çalıştığımız bu… (Araştırmacı bilim adamlarının bir kısmı buna “hâl“, “durum” anlamlarına gelen “state” tabirini de kullanmaktadırlar batıda…)

    Âmâ” mertebesi denerek “DATA“nın işte bu hâli kastediliyor gerçekte müşahedemize göre. Yani, “Esmâ mertebesi” diye işaret edilen özelliklerin açığa çıkmamış, görünmez, karanlıkta olduğu “AN“! (Hâlbuki şartlanmamıza göre “âmâ” denince “kör, göremeyen” diye bir kavram düşünürüz…)

    Rabbimiz biz yaratılmazdan önce neredeydi?” sorusuna, Altında ve üstünde hava olmayan âmâda idi!” açıklamasını hatırlayın!İşte “NOKTA” ismiyle işaret edilmiş olanı “DATA” diye adlandırdığımızda; “Hakikat-i Muhammedî” veya “İNSAN” veya “El İnsan-ı Kâmil” isimleriyle “Esmâ” mertebesi anlatılmak istenmiştir.Ne var ki burada dikkat edilmesi gereken çok ince ve hassas bir nokta söz konusudur!DİKKAT!Bu konuda beyin, verilerini değerlendirirken, kelimeler esfeli safiliyni şartları yüzünden kayma yapıp, yanlış fikirler de üretebilir.

    Şöyle ki, beyin, çalışma sistemi gereği, her fikri, tasavvur dediğimiz “imgeleme işlevi sonucunda, bilinçte açığa çıkartmaktadır. Bu yüzden de kafanızda düşündüğünüz her fikir bir şekille sûretlenir. Oysa, Hakikat sûretsizdir! Sûret, hakikatin değil, sizin algı biçiminizin bir ürünüdür.İşte bu hassas nokta yüzündendir ki: bu konu, yanlış bir değerlendirmeyle şu şekilde anlaşılmamalıdır:

    “DATA vardır “Esmâ mertebesi” olan… Ama bu “DATA” gibi sayısız “DATA“lar vardır “İLMULLAH”ta… Bu “DATA“da o “İLMULLAH” taki sayısız “DATA“lar okyanusunda yüzmekte olan “DATA“lardan bir “DATA“dır!”
    Hayır, anlatılmak istenen gerçek asla bu değil!”ULUHİYET“iyle “İLMİ“ndeki “DATA“ları kapsayan; “el VASİ“den hareketle düşünebildiğimiz; “ALLAH” ismiyle işaret edilen, “DATA“nın “AHADİYET“inden açılan kapının bâtınıdır, derûnudur.

    O`ndan “ayrı” bir şey değil!. Ne var ki, bu “DATA“ya “aynı“lık yani “tümüyle O`dur“luk vermez. Belki hem “aynı“dır, hem “ayrı“!”Aynı“dır, çünkü ayrı bir varlık değildir!.. “Ayrı“dır, “ALLAH” adıyla işaret edilen, “DATA“da “İLMİ“ne GÖRE zâhir kıldığıyla tanımlanmaktan münezzehtir!(Bir işaret: Zâhir kılmak ne demek? “Zâhir Batındır” ve dahi aynı şeydir ise “Ruhlarınız bedenlerinizdir……” uyarısı nasıl kavranır?)

    İlmiyle” işareti, “DATA” veya “NOKTA“nın “ZÂT“ına işaret ederken; “ilmini” diyerek “esmâsının özellikleri; “ilminde” derken de bu “seyir“in “vehim nurundan” meydana gelmişliği anlatılmak istenir düşünsel seyrimize göre.

    Algılanan ya da algılanamayan, bildirilen veya bildirilmemiş olan her şey, varlığını “Allah” ismiyle işaret edilenin “ULUHİYET“inden aldığı içindir ki; “ULUHİYET” kapsamı dışında hiçbir şey olmadığı içindir ki; “Esmâ” mertebesine “ALLAH” denmiş; “sen atmadın atan ALLAH`tı” buyrulmuştur! “Teşbih” tâbiri, gerçeklerin işte bu tür anlatımına işaret sadedinde kullanılmıştır.

    Öte yandan, “ALLAH İLMİ“nde bir “NOKTA” olan “DATA” gibi sayısız “DATA“ların varlığı, “Zâtî ilim” tecellîsine mazhar olanlarca bildirilmektedir! Ki bu da, olayın “tenzih” yanına işaret eder.

    ALLAHU EKBER!

    “Allah`ı hakkıyla değerlendiremediler!”

    Bu hakikatleri seyre girdik… Seyredebildiğimizce…

    Paylaşmaya çalıştık karşılıksız olarak sizlerle, dilimiz döndüğünce…

    Ne var ki ardından sorular yağmurlar gibi yağdı, biz yazdıkça…

    Allah `DATA`mı?” diyenden; “Allah sıfatlarını inkâr mı ediyorsun” diyene kadar! Kimi diyor, “DİN`i somutlaştırdın“; kimi diyor “herkesin gördüğü varlığı yok sayıyorsun, sen yoksan bunları yazan kim?”

    Ortada gerçekte TEK bir realite var!..

    Bu hakikat, geçmişte mecaz ve işaretlerle anlatılmaya çalışılmış… Bugün ise aynı realiteye, bilimsel veya bilimsellikten yola çıkan teorik yaklaşımlar söz konusu
    * * *

    (…) İşte bu yüzdendir ki…

    EZBER BOZMAK, beyinleri sorgulamaya, düşünmeye mecbur bırakmak içinDATA” dedim…

    Evet… Gelelim günün sorusuna… Her an yeni bir “şan” sonucu “var” olup, akabinde yok” olan; “DATA” indinde “çok boyutlu tek kare resim” olan yapı, hangi özellik dolayısıyladır ki, hep birbirini takip eder şekilde sanki senaryonun gereği çekilmiş filmin kareleri gibi birbirini takip etmektedir? Yani, “Allah her an yeni bir şandadır” hükmü, nasıl olup da birbirini izler olaylar şeklinde tezahür etmektedir?

    Bu tür bütün soruların cevapları hep “Esmâ” mertebesinde aranmalıdır! Çünkü tek kaynak orası…

    (Yukarıda okuduklarınızın kaynağı:
    Ahmed Hulûsi - YAZILAR, NİÇİN “DATA”)


    Değerli Okur, sorumuzu tekrar edelim, ister misiniz?

    …EZBER BOZMAK, beyinleri sorgulamaya, düşünmeye mecbur bırakmak içinDATA……“ konusunu esas aldık, bu Beyin Fırtınası seansımızda…

    Ve.. “DATA” tanımlamasını daha da düşünerek değerlendirmek adına;

    Sizin, bu DATA tanımlamalarından çıkarımlarınız nelerdir?. Anlatılmak istenen gerçek nedir?

    Bilimsellikten yola çıkarak yaklaşım, açınım yapacak kardeşlerimize şimdiden teşekkür ediyoruz!..

    Yukarıdaki bilgilerin, sizin önbelleğinizin derinliklerinden bize yansıması nasıl olacak?… Merak ediyoruz!..:)

    www.yorumsuzblog.net.tc

    Onlar (o akıl sahipleri) ki kıyam’da (ayakta), kuud’da (otururken) ve yanları üzere oldukları halde Allahı zikrederler ve Semavat ve Arz’ın halkedilişi içinde/hakkında tefekkür ederler (de şöyle derler:) “Rabbimiz bunu batıl olarak yaratmadın… SUBHANsın sen… Nar’ın azabından bizi koru”. (Al-i İmran-191)

    “Bir saat tefekkür, bin yıl nafile ibadetten hayırlıdır.”
    Hz. Muhammed (s.a.v.)

    (Yorumsuz Blog.alınmıştır)

Konu ile İlgili Yorumlar tıklayın