“La ilahe” diyen yazılarımızın ardından “İLLALLAH” demenin zamanı gelmişti, hatta geçiyordu…
”La ilahe” diyemeyenler, bu yazımızı okumasınlar; İLLALLAH’ı OKU’yamazlar…
Yanlış anlarlar; bizi hak etmediğimiz şekilde suçlarlar…
Onlar ilahları ile mutlu olsunlar…
Neme lazım, imanlarından olmasınlar…
Biz ise; “en büyük ilahtan” kurtulmaya çalışacağız…
Bizi OKU’yan tüm dostlara SELAM olsun…
Hatalar bizdendir; isabet kaynaktan…
LA İLAHE:
Müslüman bir aileden dünyaya gözlerimizi açtık…
Müslümanlığı bir miras gibi elimizde bulduk…
Kimimiz; mirasın iyisi, kötü olmaz dedi, dört elle sarıldı, onunla yetindi!...
Kimimiz de; mirasın kıymetini bilmedi, üzerine koymadı, tüketti, bitirdi!…
Kimimiz ise alacaktan çok vereceği görünce mirası elinin tersiyle itti!…
Acaba kaçımız Müslümanlığı değil, İslam’ı anladı?!...
Acaba kaçımız ilaha değil, ALLAH’a bağlandı?!…
Çocuktuk; çok sorularımız vardı, her şey üzerine…
Soruyorduk; “din, İslam, ALLAH nedir?” diye…
Eskiden insanlar ilah diye putlara tapıyormuş; “en büyük ilah” bundan rahatsız olmuş(!)…
Gökte oturan en büyük ilah, yanından bir postacı peygamber göndermiş(!)…
Kanatlı melekleri ile peygamberine gökten kitap indirmiş(!)…
”En büyük ilahtan başka ilah yok” demiş; putları kırdırmış, rahata ermiş(!)…
Biz de putlara tapmamalıymışız, en büyük ilahı kızdırmamalıymışız(!)…
En büyük ilaha tapan cennette yaşarmış, tapmayan cehennemde yanarmış(!)…
Çocuktuk; cehennemde yanmak istemiyor, cennete girmek istiyorduk…
Olmayan putlara zaten tapamıyor; tanımadığımız en büyük ilaha tapıyorduk...
En büyük ilahı bilmiyorduk; bilinmeyen de korkutuyordu…
Gençtik; sorularımız aynı, cevaplarımız farklıydı…
Ortalıkta elle tutulur put yoktu ama…
İşimiz, eşimiz, aşımız; eğlencemiz, dinlencemiz, gülüşümüz; evimiz, arabamız, paramız; huyumuz, suyumuz, havamız…etraf puttan geçilmiyormuş(!)…
Bunların hepsi birer put, ilahmış; en büyük ilah bunlardan rahatsız oluyormuş(!)…
Bunlardan uzak durmamızı, kendisine tapmamızı istiyormuş(!)…
Kendisine tapıp, onlardan uzak duranı cennete sokacakmış; onlara yaklaşıp, kendisine tapmayanı cehenneme atacakmış(!)…
Biz de onlardan zorunluluk dışında, madden ve manen uzak durmaya çalışıyorduk!… Yaşayan ölüye dönmüştük, duygusuz ve ruhsuzduk!…
Gençtik; cehennemden korkuyorduk; artık cenneti istemiyorduk!…
Biz dünya gibi bir yaşama dünden razıydık!…
Yeter ki en büyük ilah bizi rahat bıraksın!…
En büyük ilahmış o; kimisi tanrı diyormuş, kimisi de ..…(!)
Musevilerin ilahı, Hıristiyanların ilahı olur da; Müslümanların ilahı olmaz mı hiç(!)...
Bizim onlardan ne eksiğimiz var(!)...
Bizim de ilahımız olmalı, hem de hepsinden büyük olmalı(!)…
Ya da hepimizin ilahı bir olmalı; ama bizim ilahımız, o en büyük ilah olmalı(!)…
Museviler, Hıristiyanlar da bunu artık anlamalı(!)…
Küçük ilahlarından vazgeçmeli; en büyük ilaha yönelmeli(!)…
Ne de olsa; onlar en büyük ilahı küçülttükleri için, din gelmemiş miydi(!)…
Çocukken ve gençken; “La ilahe İLLALLAH” sözünü duyardık…
Manasını “ALLAH’tan başka ilah yok” diye bilirdik…
ALLAH’ı da en büyük ilah sanırdık…
”Kabul ettik, en büyük ilah ALLAH’tır; ALLAH’tan başka ilah yoktur”…
“Yeter ki bizi cehennemde yakmasın” diye düşünürdük…
En büyük ilah kızdırılmamalı, öfkelendirilmemeliydi(!)…
Boş yere inadın, inkarın kimseye faydası yoktu(!)…
En büyük ilaha imanın ise faydası çoktu(!)…
”İman ettik” demekle ağzımız yorulmazdı…
Zaten çevremizdeki çoğunluk da en büyük ilaha iman ediyordu…
Yani yaşanan, denenmiş bir yoldu, yan etkisi yoktu…
İman edecek, en büyük ilahın öfkesinden kurtulacaktık…
Çocuktuk; kurnazdık…
Çocuktuk; ALLAH’tan anlamazdık…
Orta yaşlarda iken; “La ilahe illALLAH” sözünün manasını;
“Yok ilah, ancak ALLAH” demek oluğunu öğrendik!…
ALLAH’ın tapılacak bir varlık olmadığını öğrendik!…
ALLAH’ın; kızan, öfkelenen… en büyük ilah olmadığını anladık!…
Çünkü ALLAH’ın yarattığı sistemde ilaha bir yer yoktu!…
İman etmenin ALLAH’a faydası yoktu!...
İnkarın da ALLAH’a zararı yoktu!…
ALLAH üzülme ve sevinme gibi hallerden beriydi!…
Sistem gereği, biz ne yapıyorsak kendimiz için yapıyorduk!…
ALLAH’ın emir ve yasaklarının altında bilimsel gerçekler yatıyordu!…
Sistem fizik-şimik-astrolojik-genetik… mekanizmaları ile çalışıyordu!…
Herkes ektiğini biçiyordu!…
ALLAH maddi ve manevi hiçbir şeye muhtaç değildi!…
Yıllarca en büyük ilah dediğimizin gerçeği bir sistem miymiş?…
Peki; o sistemi bu şekilde yaratan, ALLAH değil mi?...
O halde dolaylı yoldan, ALLAH bir ilah olmuyor mu?...
Olmuyor; çünkü sistem yaratılmıyor, sistem denenin aslı Sünnetullah’dı!…
Sunnetullah; tabiri caiz ise ALLAH’ın adeti, huyu, yapısı, özelliği…dir!…
Sunnetullah değişmez; çünkü ALLAH değişmezdir!…
Sunnetullah ifadesinde; sunnet nasıl ALLAH ismine bağlı ise;
Sunnetullah ALLAH’ın sunnetidir; değişmezin değişmezidir!…
Yaratılmayanın yaratmadığıdır;Yaratanın, yaratan yanıdır!…
İLLALLAH:
Artık olgunlaştık; ALLAH’ı tanımak istiyoruz…
Yaşımız Hz. Muhammed(as)’in Rasulullah olduğu yaşa doğru yaklaşıyor…
”B sırrı ile ismi ALLAH olanı” daha yeni yeni tanımaya başlıyoruz…
Şimdilerde ise en büyük sorumuz;
“ALLAH sadece; bir ilah olmadığını; bir sistemin varlığını duyurmak için” mi dini açıklamıştır?…
La ilahe illALLAH; “ilah yok, ancak ALLAH” sadece “ilah yok, ancak sistem var” mı demek?...
Kelime-i tevhid insanlara sırf bunun için mi duyurulmuş?...
Şu an; “ben” dediğim şeye bakıyorum…
En başta, sınırlı bir beden görüyorum…
Bedenimle orantılı bir ruhumun olacağına inanıyorum…
Sınırları belli bir bilinçle yaşamaya çalışıyorum…
Bilimsel gerçeklere göz atıyorum…
Bedenin özüne zumlama yapıyorum…
Hücre, molekül, atom, elektron, proton, nötron, kuant, kuark, takyon…
Sonuç olarak madde-enerji-şuur…Her şey şuurla var…
Kuantum teorisi, holografik evren…; boyutsallığımdaki TEK’liği ve HEP’liği anlatıyor…
Bu yolculuğun sonu benim için; HİÇ’liğe ulaşıyor…
Ben kendimi ve etrafımı sınırlı olarak görüyorum…
Bilimsel gerçekler “bu sen değilsin” diyor…
Ben hakikatimi öğrenmek istiyorum…
Biri çıkıyor ve bana “ALLAH’tan başka ilah yok” diyor…
Bir başkası; “ilah yok; ancak ALLAH” diyor…
İçimden “iyi, güzel de, bundan bana ne, ben ne yapayım?” diyesim geliyor…
Biri çıkıp da “La ilahe İLLALLAH”’a; “sınırlılık yok; sadece sınırsızlık” demiyor…
“Sen kendini sınırlı olarak görüyorsun; ama gerçekte sınırsızsın” demiyor…
Ben BEN’i merak ediyorum; din de bana BEN’i anlatmıyor mu?...
Din; ilahın tatmin aracı mı, yoksa beni BEN yapma ilacı mı?...
“ALLAH’tan başka bir ilahın olmayışının yada ilahın olmayıp, ALLAH’ın var oluşunun” bana faydası ne; bu değil mi?...
Kur’an tefekküre, anmaya, akla, düşünmeye… büyük önem verir!…
Tefekkürü, düşünmeyi en büyük ibadet olarak görür!…
Sınırsızlığa, sonsuzluğa dalıp, hiçliğe yönlendiren (meditasyon vb.) çalışmalar esnasında beyin üzerinde yapılan ölçümlerde, beynin geliştiği, çok güçlü enerjiler yaydığı tespit edilmiş!…(ölçüm yapılmadığından, ibadetlerden örnek veremiyoruz)
Her şey şuurla var, bilinç olarak var!…
Maddenin aslı mana; her söz canlıdır, her düşünce canlı!...
Her söz enerjidir, her düşünce enerji!...
Şuurunu/bilincini ne kadar yükseltirsen, enerjin de o oranda yükselir…
Sen ALLAH’ı dışına atarsan; kendine bir şey katamazsın…
Sınırsızlığı-sonsuzluğu kendinde ara!…
Sınırsızlığı-sonsuzluğu şuurunda ara!…
Kendini bu şuursal gıdadan mahrum etme!...
Çekil bir köşeye; bir kere de “Kul huvallahu Ehad”ı kendinden KENDİ’ne OKU!...
ALLAH zaten biliyor, ALLAH’lığını; sana söyletmesinin amacını bir düşün!...
Tefekkür et ki; kendini o şuur boyutunda bulasın; gücüne güç katasın…
Kur’an’ın üçte birine denk…
Senin üç gıdan var…Şuur, ruh, beden…
Şuurunun gıdası, gıdaların üçte biri; ““Kul huvallahu Ehad”…
Bismillah her işin başı!…
Yemekten önce de söyleriz onu!…
Amaç; ALLAH’ı, sınırsızı, bolluğu görmektir…
“Bunun geldiği yerde daha çok var” demektir!…
Bolluğu gören, bolluğa erecektir!…
ALLAH ismini boşa söyletmez!…
Boşa söyleyenin, eline bir şey geçmez!…
Güzel düşünen, güzel görür!…
Güzel gören, güzel yaşar!…
Beynine kilit, vuran mı var?...
Tefekküre yasak, koyan mı var?...
Masrafsız, koşulsuz bir çalışma!...
Sana engel, olan mı var?...
Bahanen yok, mazeretin yok!...
Mazeret kabul eden bir ilah yok!...
Saim YUSUF
saimyusuf@hotmail.com
.. ana sayfa