Dost Okyanusundan Kalbe Yansıyanlar (5)
 

Merhaba dostlarım...
Merhaba canlarım...
Biliyormusunuz, biz ''Muhammediyiz!''
Diyeceksiniz ki ne demek ''Muhammedi''?
MUHAMMED, Allah'ın kuludur!.

''Allah kulu'' olmak demek, Allah'ın tüm mahlûkata rahmeti ve şefkati gibi insanlara ayırım yapmadan, hiçbir tefrik gözetmeden faydalı olmaya çalışmak demektir.
Karşılıksız, insanlara birşeyler verebilmek demektir.

İnsanları ellerinde olmayan şeyler yüzünden suçlamamak, kınamamak, küçük görmemek, hor görmemek demektir.
Sevgi demektir; aşk demektir; rahmet, merhamet demektir. Verici olmak demektir; Muhammedi olmak!

Biz Alevi'yi de severiz, Sünniyi de severiz, Türk'ü de severiz, Kürt'ü de severiz, Arab'ı da severiz.

Biz Allah'ın tüm kullarını severiz!..
Tüm kullarına hizmet etmeye çalışırız.
İnsanların kendi menfaatleri için ortaya çıkarttıkları şartlanmalar bizi bağlamaz!
Siz, Kürt bir aileden doğmuş olabilirsiniz; Türk bir aileden doğmuş olabilirsiniz... Alevilerin arasında yetişmiş olabilirsiniz... Sünnîlerin arasında yetişmiş olabilirsiniz...

Bütün bunlar, sizi dışardan çeşitli fikirlere şartlandırabilir; ama bizim için bunlar hiç önemli değil!.
Bizim için önemli olan, sizin ''Allah kulu'' olmanızdır!.
İster Türkiye'de dünyaya gelin, ister Afrika''da, ister Amerika'da... Herbirimiz aynı Allah'ın kuluyuz!

''Muhammedi olmak'', insanlar arasında fark gözetmemek demektir; İnsanları sevmek demektir; insanları hoşgörmek demektir..Çünkü ''Muhammedi olmak'' demek, insanların kalbinde, özünde, şuurunda ''Allah''ı görmek demektir!.

Allah'ı gördüğünüz o noktada nasıl olur da Allah'a secde etmezsiniz!.


http://www.ahmedbaki.com/turkce/videolar/flashtv/flashtv02.htm

Dil penah-ı Kibriya’dır yıkma gönlün kimsenin,
Genç-i esrar-ı Hüda’dır yıkma gönlün kimsenin.

Zat-ı kudretle yapılmış Sun-i Mevladır gönül,
Mülk-ü Hak dar-ül bekadır yıkma gönlün kimsenin.

Kalb-i mü’min beyt-i Rahman Haccı ekber andadır,
Secdegah-ı Mustafa’dır yıkma gönlün kimsenin.

Ey Nesimi kendi vahdet-hanesidir bu gönül
Cilvegah-ı evliyadır ykma gönlün kimsenin.

NESİMİ

 http://www.ahmedbaki.com/turkce/videolar/flashtv/flashtv28.htm

 

7-) KARŞISINDAKİNİ  KENDİNE  TERCİH  EDEMEYEN  KİŞİ  SAMİMİYETTEN  ÇOK  UZAKTIR.

Kendini karşındakinin yerine koyabilmek öyle zordur ki. Avamın zaten öyle bir problemi yok; dişe diş, göze göz kavga var orda.  Tasavvufta isek düşünüyoruz. Ben üst boyutumu anlayamıyorum; ancak bir hikmeti vardır deyip kabul ediyorum zor da olsa bazı şeyleri. Üstteki ise biliyor; kendi oluyor da görüyor yapılması gerekeni. Rabbim o çünkü.
Sonra duhan (duman, öz) halindeki Sema’ya istiva etti/yöneldi de ona (Sema’ya) ve Arz’a dedi ki: “Tav’an (isteyerek) yahut kerhen (zorunlu olarak) gelin ikiniz”... İkisi dediler ki: “İsteyerek (emrine) itaat ediciler (iki’den fazla, çoğul kipi ile) olarak geldik.(Fussillet 11)

İstesek te istemesek te tasavvufu yaşayabilme niyetine girdi isek alnımızdan çekilip götürülmek gibi üst bilincimize uyuyoruz ;
İster semamızdaki idrakimizle ya da aşkımızla olsun, buna ;  isteyerek diyelim .İster zor gelip te arzımızda, efal alemimizdeki cebri kabullenişlerle ; istemeyerek kabul etmiş olalım neticede uyum sağlıyoruz. Karşımızdaki vechin özünü farkedip tercih etmek, kabul etmek, görmek, bilmek yolunda aşamalar bunlar. Tüm esmamızla itaat ediciyiz, istesek te istemesek te.

******

İSLAM’ IN  YAŞAMDAKİ  UYGULANIŞINA  İLK  ADIM

Üstad Ahmed Hulusi ‘ karşısındakini kendine tercih etmeyen kişi samimiyetten çok uzaktır’ sözü ile Resulullah efendimizin (SAV) yaşamından şu örnekleri ifade etmiştir; Mekke  de Hakikati Muhammedi bilincine teslimiyetin tohumları atılırken bir yandan da itirazlar, ayrılıklar, kopuşlar ,zulümler yaşanmıştı had safhada.

Medine de ise ilk iş, iman bilgisinin uygulama sahasına çıkması oluştu; ensar-muhacir kardeşliğiyle. Teslimiyetin huzur olduğu Medine de öğrenildi. Nasıl kendini başka birinin yerine koyup ta kardeş olunabileceği ilk  Medine ye  geldikleri zaman öğretildi Allah Resulunce (SAV)

Medine ye gelen Resulullah’ın  ilk sözü şu oldu:  
“Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız. İman etmedikçe de cennete giremezsiniz. Aranızda sevgiyi artırmak istiyorsanız selamı yayınız”

Mekke’den göçenler, Medineli Müslümanların evlerine onar onar yerleştirildi. Mekke den gelenler ile Medine liler kardeş yapıldı. On kişi, bir koyunun sütünü bölüşüp içerlerdi.Ve neleri varsa kardeşleriyle paylaştılar. (İbni Abdulber; İstiab).
Ve o kimseler ki iman ettiler, hicret ettiler, Allah yolunda mucahade ettiler, ve onlar ki (hicret edenleri) barındırdılar ve yardım ettiler; işte onlar tahkiki iman ile mü’minlerdir... Onlar için mağfiret ve rızk-u keriym (bol-keramet rızkı) vardır.” (Enfal; 8/74).

Ubâde b. Sâmit (r.a) babasından nakleder: Rasûlullah (s.a.v) ile kolayda da olsa zorluklarda da olsa, hoşa giden ve gitmeyen tüm hallerde başkalarını kendimize tercih etmeye, iş ve vazifeye yetkili olanla münakaşa etmemeye ve daima hak üzere olmaya, nerede olursak olalım kınayanın kınamasından korkmayarak ve daima dinleyip itaat etmek üzere biat etmiştik. (Tirmizî, Siyer: 34; İbn Mâce, Cihad: 41)

- Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v): “Hoşuna giden ve gitmeyen hallerde senin için kolayda olsa zorda olsa itaatten ve başkalarını kendi nefsine tercih etmekten şaşma.” (Müslim, İmara: 8; Müsned: 8596)

. -Ebû Hüreyre radıyallahu anh şöyle dedi:
Bir adam Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e gelerek:
Ben açım, dedi.
Allah’ın Resûlü hanımlarından birine haber salarak yiyecek bir şey göndermesini istedi. O da:
– Seni Resul olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki, evde sudan başka bir şey yok, dedi.
Hz. Resulullah bir başka hanımından yiyecek bir şeyler istedi. O da aynı cevabı verdi. Daha sonra Resûl–i Ekrem’in öteki hanımları da: Seni Resul olarak gönderene yemin ederim ki, evde sudan başka bir şey yok, diye haber gönderince, Resûl–i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem ashâbına dönerek:
– “Bu gece bu şahsı kim misafir etmek ister?” diye sordu.
Ensardan biri:
Ben misafir ederim, yâ Resûlallah, diyerek o yoksulu alıp evine götürdü. Eve varınca karısına: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in misafirini ağırla, dedi.
Bir başka rivayete göre karısına:
Evde yiyecek bir şey var mı? diye sordu.
Hanımı:
Hayır, sadece çocuklarımın yiyeceği kadar bir şey var, dedi.
Sahâbî:
Öyleyse çocukları oyala. Sofraya gelmek isterlerse onları uyut. Misafirimiz içeri girince de lambayı söndür. Sofrada biz de yiyormuş gibi yapalım, dedi.
Sofraya oturdular. Misafir karnını doyurdu; onlar da aç yattılar.
Sabahleyin o sahâbî Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına gitti. Onu gören Resûl–i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: " Bu gece misafirinize yaptıklarınızdan Allah Teâlâ memnun oldu."

Kendine ihtiyacı olmayan şeyleri başkalarına vermek cömertliktir. Kendine lazım olan şeyleri vermek ise, isardır.

Kardeş, “karındaş” kelimesinden geliyor. Aynı karından (rahimden) doğan demek.
Arkadaş ise, “arkada duran, arka çıkan” demektir.
Sahabe de “sohbet eden, konuşan, dertleşen, derdini açabildiğin kişi” manasındadır.
Dost ise, kol kanat geren, can yoldaşı olan, üzerine titreyen, veli manasına gelir.

*****

SEVGİLİ  İLE  SAMİMİYETTEN  ÖTÜRÜ ;

Her ilişkide bizler her an sevgiyi ya da korkuyu öğretiyoruz kendimize.
Daha derinden sevebilmeyi, taşıdığımız içsel özü zahirde deneyimleyebilmeyi anlatır tasavvuf.

Bizlerin başka insanlar hakkındaki bakış ve idrakimiz çoğu zaman benliğimizin yargılama, savunma, isyan arzuları ile öz noktamızın yani hakikatimizin insanları oldukları gibi kabul etme isteği arasındaki bir gelgit alanı haline gelir.

Yunus Emre nin dediği ;
“72 millete bir gözle bakmayan şer’in evliyasıysa, hakikatte âsidir” gibi sözlerin yansıttığı bir algı lâzımdır hepimize. Bu algı, “Yaratılanı hoş gördük, yaratandan ötürü” gibi bir içsellikteki hakikatten taşmadır.

Eğer ki bir başka insana mutluluk vermeyi seçersem, kendimi mutlu etmiş olurum. Başka insanı suçlarsam kendimi zaten suçlu hissedişimdendir.

Kalbimizin ehli olan o Zat a teslim olduğumuzda, irademizi iradesine verdiğimizde bu muhabbet diğer insanlarla olan beraberliklerimize de yansıyacaktır; Özden öze.

Dost tan dost a buluşması boyut boyut yaşanılır olacaktır yaşamımızda; içimizdeki  samimiyetten ötürü.

İstemez miyiz ki gittiğimiz her yerde dost yüzleri  ile karşılaşalım?

İstemez miyiz ki görüşüp konuştuğumuz hep o kalbimizin sahibi olan Zat olsun?

*****

Noksan aramama ve mükemmeli seyredebilme edebi ;
Rüzgar kötü bir koku getiriyordu... Tüm Sahabenin burunlarını tıkadıklarını gören Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) devesinden  inip, kokunun geldiği yere yürüyor, vardığında görülen bir köpek leşi... Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) âsâsının ucuyla dişlerine dokunarak : "İnci gibi dişlerin varmış!" buyuruyor.

Bunun gibi her gördüğümüz, her irtibatta olduğumuz insandaki iyi taraflara odaklanmak bizi yüceltir.
Ya huzurdur deneyimlediğimiz,  ya vehim.
Vehim ile girdiğimizde iletişime; cehennem olur ilişki.
Ya da içimizdeki huzurdan kaynaklanırsa; bu sefer cennettir yaşama yansıması.
Çünkü esmanın zuhura çıkışındaki karşılaşmalarda nötrlük yoktur.
Ya cennettir ya cehennem.
Huzur özdeki sessizliktedir. Sevgilinin huzurunda hazır olmaktır, uyanık olmaktır. BİR etmişsek özümüzü cennettir yaşamımız her daim.

 

SAMİMİYETİN ZUHURA ÇIKIŞI ;

Bütün dünya, evren, her şey sevgiden yaratılmıştır..
Dayanılmaz güzelliği içinde barındıran o Muhammedi hakikatin, esma terkipleri peçesi altından kokusunu duyuyoruz.

Yabancı, başkası algısı veriyor sistem ve düzeni gereği dünyanın.
Kendini anlamak yolunda çalışmalara başlayan insan Rabbini bildiğinde içselliğinde, Dost yüzünü bulduğunda…

Bu sefer ;
-Rabbülalemiyni tanıyabilirsin haydi oku bakalım deniyor afakta.
Acıtıyor…
Yeni yürümeye  başlayan çocuk gibi ; düşüyor, acıyor, kanıyor ama vazgeçmiyor yürümekten..

Zevkini duymuş yürümenin..
Hissediş olarak bildiği birlik algısını  şimdi esma terkiplerinde görecek. Okuma gayretinde  sistemi.  Yerine göre hareket etmesi gerekiyor. Eskisi gibi değil hiçbirşey. Sanki bir rüyadan uyanmış ve sürekli dikkatli olması gerek. Çıkmış yola sistemi okumaya. Ve her taraf aynalardan oluşmuş. Gayriyet hissi olmayacak, kızmayacak ama ne gerekiyorsa o nu yapacak. Çünkü bir sonraki an ı  değerlendirebilmek buna bağlı. Ve ne yapıyorsa kendine yapıyor, ne görüyorsa kendini görüyor aynalarda.

*****

BİRLİĞİN  GÜCÜ  

Rabbülalemiyn i tanımada, sistemi okumada kapılar diğer insanlardır demiştik ya da esma terkibi olan her şey.

Cennet; birlikteki farkındalıktır.

Birlikten doğan kapasitesi artmış algı halini her birimin de tek tek duyumsamasıdır birlikteki..

*****
Göç eden kazları havada süzülürken hiç izlediniz mi?
"V" şeklinde bir formasyonla uçtuklarını farketmişsinizdir.

Bilim adamları araştırmış, "Bu kazlar neden V şeklinde bir grup yaratarak uçarlar" diye... Ve sonuçta kazların hiç de "kaz kafalı" olmadıkları ortaya çıkmış. Hatta bizlerin ders alacağı noktalar var...

Uçan her kuş, kanat çırptığında arkasındaki kuş için onu kaldıran bir hava akımı yaratıyor. V şeklindeki formasyonla uçan kaz grubu, birbirlerinin kanat çırpışlarındaki hava akımını kullanarak uçuş menzillerini yüzde 71 oranında uzatıyorlar. Yani tek başına gidebilecekleri maksimum yolu grup halinde neredeyse ikiye katlıyorlar.
Bize çıkan ders: Belli bir hedefi olan ve buraya ulaşmak için biraraya gelen insanlar oraya daha kolay ve çabuk erişirler. Çünkü birbirlerinin çekimini kullanırlar.

Bir kaz, V grubundan çıktığı anda uçmakta güçlük çekiyor çünkü kaldıraçla hava akımının dışında kalmış oluyor. Bunun sonucu olarak hemen formasyona geri dönüyor ve "V"nin gücünü kullanıyor.
Bize çıkan ders: Kafamız kaz kadar çalışıyorsa bizimle aynı yöne gidenlerle bilgi alışverişini sürekli kılarız.

Başta giden V lideri yorulduğunda en arkaya geçiyor ve hemen arkasındaki lider konumuna geçiyor. Bu değişikliği sürekli yapıyorlar.
Bize çıkan ders: Liderliği paylaşmak ve zor işi rotasyonlu yapmak ivme kazandırıyor.

Gerideki kuşlar öndekileri daha hızlı gitmek üzere bağırarak uyarıyor:
Bize çıkan ders: Takım ruhu

Formasyondaki bir kuş hastalanırsa veya bir avcı tarafından vurulur da uçamayacak hale gelirse... Düşen kuşa yardım etmek üzere formasyondan iki kaz ayrılıyor ve korumak üzere yanına gidiyor. Tekrar uçabilene kadar -veya ölümüne kadar- onunla beraber kalıyorlar. Sonra diğer bir V formasyonuna katılıp kendi gruplarına ulaşıncaya kadar beraber uçuyorlar.
Bize çıkan ders: İşler zorlaştığında kenetlenmenin faydası var.
(Ahmed Hulusi)

*****

ALLAH  AŞIKLARINDA  SAMİMİYET  ZUHURU

Özümüzdeki aşkımızı zahire çıkartabileceğimiz fıtrat var ise bizde o zaman uç gibi görünen şu aşağıdaki haller yaşamımız olur. Delice bir sevginin yaşamıdır bunlar. Zatı için yaratılmışlığın ifadesi belki ;

Siz hiç ölecek birini dirilttiniz mi ?
Siz hiç sırf kardeşiniz ağlıyor diye ağladınız mı?
Siz hiç herkesin çekinip, korktuğu biriyle kardeşiniz için konuştunuz mu?
Size hiç sanane ondan sen kendini kurtarmaya baksana dediler mi üstelik siz uçurumun kenarında iken?
Siz hiç kardeşiniz kendini imha etmek isterken, bırakın beni öleyim derken her şeyi bırakıp ta, kınanmayı göze alarak  o nun elini tuttunuz mu?
Siz hiç sizi görmese de, bilmese de birini sevdiniz mi ömür boyu?
Siz bir nankör iken; biri sizi kendini feda edercesine sevdi mi?
Bütün dünya dese ki bu insan yanlış; ama siz onu sevdiniz mi?
Üstünüze tüm dünyanın geleceğini bilseniz de kardeşinizi korudunuz mu?
Siz hiç en sevdiği kişi masallar anlatırken; hikayelere iman etmeyi bırakıp ta Rabbülalemiyn derdine düşüp;  görmediğim Allah a kulluk etmem diyen birini gördünüz mü?

 Neyse…

Allah kimseye taşıyamayacağı  yük  vermezmiş…
(Bakara 286)

Şükründe aciziz yaşamları ile gösterdiler Allah dostları bu örnekleri bu asırda bizlere de…

Şükrümüzü  her an ımızda ortaya koyabilenlerden olalım…

Selam yaşamımız olsun…

ana sayfa
4.bölüm
- 6.bölüm