4. HER KAPIYI AÇAN TEK ANAHTAR VARDIR; SAMİMİYET !
5. BİLİNİZ Kİ SAMİMİYETİN AÇAMAYACAĞI KAPI MEVCUT DEĞİLDİR !..
yumuşak gelen yolda dost dediğin her kulda kendi gerçeğini görürsün
yumuşak yolun sevilen kuluna selam olsun…
attığı adımda dumanı silsin
kapıya geldi ise dostu, eşiğe koydu ise postu; bil ki düzende yerin vardır…
aldığın her satırda dumanını silesin, varedeni bilesin …
aynayı ele verdik kendini göresin…
varlığını dost kılarsan komşuna, kapın açık kalır sırdaşına
sert geleni sararsan, sırt verene sorarsan
binbir söze set olursun her görenle yoluna gelirsin…
bir bir aradım her kapıda, dedim yazmaz mı elindeki tapuda
dediler ki; toprak bellenmek ister
tapuyu kimden alacaksın,kapıyı kime soracaksın,bilgini hangi sofrada sunacaksın?
dedim ki
tarlada ekine, ağaç bulursam köküne, asi kulun dibine su veririm gönül alırım
akan suda rabbimi bulurum
duman gelse ocak yansa, bacadan gitsin beklerim.
(Pir Sultan Abdal)
Dört Kapı
Tuz ekmek hakkı bilerek
Sofra kurmasanda olur
Ilık bir tas çorba yeter
Rızkım buymuş der içerim
Kadir kıymet anlayana
Sandık açmasanda olur
Kırk yamalı hırka yeter
İdris biçmiş der giyerim
Bir çorbayla karnım doydu
Hırka bana yorgan oldu
Bir de kalem tutmayı öğret
Kırk yıl sana hizmet ederim
Bana bir harf öğret yeter
Kırk yıl sana hizmet ederim
Barış’ım uzaktan geldim
Dört kapı önünde durdum
Dört kapıdan geçemezsem
Geldiğim gibi giderim.
(Barış Manço)
KAPILAR … KAPILAR … KAPILAR …
Genelde kafalar çok karışır düşünmekten.
Üstad bir yerde der;
.. anlattıklarımı alıp ta esfeli safilinden okuduğunuzda bambaşka şeyler çıkıyor ortaya. Hemen bir sembole bürüyorsunuz. Anlatılmak istenen yerini bulmuyor.
Tevhid mertebeleri , fena, beka …. kapılar.. kapılar… kapılar..
Bunları ilk okuduğumda öyle heyecanlı gelmişti ki .. Macera gibi.. Bir bilgisayar oyununda girilip çıkılan yerler, kapılar gibi düşünmüştüm. Ricali Gayb’ten olmak ta ana hedefimdi.
Yine epeyce karıştırmıştım ki ehline sordum ;
- Üstadım, tevhidi efal, tevhidi sıfat, tevhidi zat nasıl yaşanır?
- Bunlar aslında birbirinden ayrı şeyler değildir ve karışık yaşanır. Ama insanlara anlatabilmek için böyle sınıflara ayırmışlar. Mesela önce altı ayda bir gelir, sonra iki ayda gelir, bakarsın haftada bir, derken gün içinde o halde yaşarsın belli süreler. Sonra bir bakmışsın gelmiş hiç gitmez, halin olmuş.
İyi de…
Gelecek olan bu tevhid neydi ? Nasıl bir şeydi ?
Yine bir düşüncedir aldı..
Namaza yeni başlamıştım ve bulduğum ilk şey şu idi ;
Aaaaa… Bu namaz kılmak AŞIK olmak gibi…
?????
… Samimi insan zarif olandır. Zarif olan latiftir, hoş kokular bırakır, güzellikler yansıtır. Zarftan türemiştir zariflik. Zarfın içine mektup konur, önemli olan konur.
Samimiyet te önem verdiklerimizle ölçülür. Evimizin kapısını samimi olduklarımıza açarız. Evin anahtarı evin sahibindedir ve eve giren ehline verilir. Kalp evimiz gibi tıpkı. Oraya herkesi sokamayız mümkün değil. Ehli girer kalp kapımızdan. En sevdiğimiz. O nun yeri kalptir.
Kişi sevdiğiyle beraberdir buyurmuştur . Allah Resulü (SAV)
Aşk ; Fıtratında olup, kendinde bulamadığını bulduğun yere KAPI lmandır..
(Ahmed Hulusi)
Kapıldığımız, kapılandığımız o kalp te BİRizdir . Bilincimizden ortaya koyduğumuz fiillerimize yansıttığımız her yerdedir O. Sevdiğimizle samimiyizdir, Güveniriz, hali ile halleniriz.
Zerre küllün aynasıdır” işâreti ile, Allah Rasûlü aleyhisselâmın bize hibesi, sırlar sarayının anahtarı değil, maymuncuğudur!. Öyle bir maymuncuk ki; sadece dış kapıyı açan anahtar değil; ehli elindeyse, tüm hazine odalarının kapısını açan bir maymuncuktur!.
(A.H. Paramparça Olurdu)
Tüm karşılaştığımız olaylar ve insanlar kesitsel örneklerdir Zat'ımızın çeşitli özelliklerine ayna olan.
Özü itibarıyla küllün bir yansımasıdır bu, diyerek tüm samimiyetimizle oluşa yönelip bu anahtar ile değerlendirme yapabildiğimizde her çıkan esma kapısından geçişimiz kolay olur.
Bu samimiyet anahtarı elimizde olduğu vakit, esma alemi isim isim değil ismin altındaki kavramla görülür. Basiretle görülür.
Niyetlerimizi OKU yabilen , bizi bizden iyi bilen ehlimiz olanda maymuncuk var ve dilediği kapıyı dilediği kadar açar.
O konuda almamız gereken dersi alır ve su gibi akarız bir sonraki an ımıza huzur ile.
Bir yandan yaşamı esma kapılarında deneyimlerken, bir yandan da merkezimizde sabit, huzurda ve sakin durabilmektir samimiyet anahtarı. O zaman fark etmez bulunduğumuz yer, ortam, şartlar.
Bizi koruyacak, sığınak durumundaki insanlarla gelişemeyiz. Koruma ve sığınma özümüzdeki içtenliktedir, samimiyettedir.
Samimiyeti sağlamlaştıran ise zorluklarda verdiğimiz tepkilerdir. Zor gelen şeyler her an yeni bir idrake taşıyan fırsat kapılarıdır.
Geçmişte bir zaman içinde... Belki gençlikte veya yeni yetmelikte, bir hüküm veriyorsunuz: “Bu konu şöyledir” ya da “bu, bu kadardır”, diye...
Böylece, beyin o konuda kendi kendini kilitliyor!. Bundan sonra, o hükme ters gelen ne kadar yeni gelişme olursa olsun, beyniniz onları görmüyor ve değerlendirmeye almıyor!.
Bir kitap, bir kişi, ya da bir konu... Dinî veya toplumsal; fark etmiyor!.
Eğer, yaptığının yanlış olduğunu kesin bir şekilde fark etmişsen; bunun düzelmesi için çok kuvvetli olarak o konuyu tekrar ele almışsan; yapacağın çalışmalar ile yeniden o alanı araştırma ve sorgulamaya sokup kilitlenmeyi çözme imkânına sahipsin!. Ama bu da elbette, o konudaki hükmünün kesinlikle yanlış olduğunu kavramana bağlı.
Aksi takdirde, beyin, geçmişte aldığı o komutun gereğini ölene kadar koruyor; sen de gözünün ya da basîretinin önündeki o gerçeği algılayamadan bu dünyadan çekip gidiyorsun!.
(A.H. Kilitlenmişlik)
Bakış açılarımızla konuları kendi kendimize zorlaştırıyoruz.
Az çok zaman içinde hangi kapıları kendimize kapatıp kilitlediğimizi yaşadık.
Tekrar karşılaşmayı asla istemediğimiz durumlar var, kaçtıklarımız, örttüklerimiz var. Kaçsak ta öğrenmeden geçiştirdiğimiz dersler tekrar karşımıza çıkacak. Ortamları değiştirsek te o konuyu, o frekanstaki enerjiyi çekeceğiz.
Yaşam derslerimiz terkiplerimizde programlı. Said isek bu kapıları samimiyet ile açıp cennet haline kavuşacağız. Şaki isek her sefer kapıları tekmeleyip iç kavgamızla olacağız.
Kilitlerimizi açabilmemiz , o konudaki hükmümüzün kesinlikle yanlış olduğunu tam bir idrak ve samimiyetle kavramamıza bağlıdır.
…
Buyuruyor ki Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem:
“İNSANLARA ŞÜKRETMEYEN HAK’KA ŞÜKRETMİŞ OLMAZ”
İşte bu açıklama, tasavvufun en derinliklerine ait bir gerçeği bizim basiretimiz önüne sermekte; şâyet biraz olsun kalp gözümüzü örten perdelerden kurtulmuş isek!..
“ALLAH MUHSİNLERE İHSÂN EDİCİDİR”
Âyetinin inceliğine vâkıf olursak, anlarız ki, herhangi bir ihsân ediciden o şeyi bize ihsân eden Allah’tır!..Ve bize o şeyi ihsân Allah’a şükür de; ancak, ihsân ettiği mahalle şükretmekle mümkündür!..Aksi halde biz, gerçek verene değil; hayâlimizde yarattığımız TANRI’ya şükretmiş oluruz!..
Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhime ve alâ âli İbrâhim. İnneke hamîdün mecîd.
Allahümme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ İbrâhime ve alâ âli İbrâhim. İnneke hamîdün mecîd
(A.H. Dua ve Zikir)
Resulullah Efendimiz(SAV) Hz.İbrahim(AS) ı anıyor her namazda ve ümmetine de tavsiyesi bu. Çünkü dayandığı ana kaynak o Resulullah(SAV) ın. Hanif olarak başladığı nokta.
İbrahim in hanifliği ve tevhid bilincinin göstergeleri tüm yaşamıdır. İlla Allah noktasından açılan bir rahimiyettir İbrahim. Halil’dir, dosttur. Allah dostu. Dostluk samimiyettir. Özüne öyle samimi ki tüm ilahları reddediyor. Gayriyet kavramı oluşturacak bütün her şeyle mücadelesi var.
Çok yeni bir temel atıyor yeryüzünde insan bilinçlerine. Ve o bilinç tohumundan gelen Resuller ve Nebiler devam ettiriyor tevhidi daha derinine inerek.
Ve insanlık tekamülünün son noktası, o muhteşem insan ; Hz.Muhammed(SAV).
Hz.Muhammed(SAV) dostu İbrahim’e(AS) salavat getiriyor.
Aslinda nasıl ki namaz , daimi namaz hali için bir özet ise, buna hazırlık ve dua ise; Hz. İbrahim(AS) e okuduğumuz salavat ya da Resulullah Efendimize(SAV) okuduğumuz salavat la yaşamımızı formatlayacağız; bu doğrultuda demektir.
Burada yine atlamamamız gereken önemli bir konu var ;
İbrahim (AS) ın en sevdiğini, İsmail'i kurban edişiyle kurbiyyeti kazanıp, yakınlık, dostluk makamını açıyor .
En sevdiğimizden vazgeçebiliyor muyuz Hakiki sevdiğimiz uğruna?
Görmedin mi altının ateşte yanarak "saf"laştırıldığını?... Hâlâ mı ders almıyorsun bundan?
"Allah onların malları ve canları karşılığında Cenneti verdi"
diyor, Âyet-i Kerime...
Malları ve canları... iki kelime; mal ve can!...
Bu iki kelimeyi geniş mânâda ele alalım!...
Hem, her türlü bedeni zevkler içinde yaşayacağız... Hem “Benlik Deccali”nin tüm kapasitesi ile saltanatının sürmesini isteyeceğiz!... Ondan sonra da Tek`e, havadan ermiş olacağız!...
Bunu beklemeyin!... Çünkü, bu bir gerçekleşmesi muhâl olan sükûtu hayâl!.
Şeytan, insana olmayacak şeyleri düşündürtür ve hiç paha ödemeden bu hayâllerin hakikat olacağı zannını verir. Bunlar, ancak ve ancak, zandır...
Eğer başınızı, şöyle bir geçmişe çevirirseniz, ne kadar Allah`a ermiş kişi varsa, hepsi de bu, "erme"nin pahası olan arınmadan, terklerden geçmiştir...
Ancak ve ancak terkedebildiklerin kadar erebilirsin!...
Zâten, malını mülkünü, paranı pulunu, karını kocanı, çoluğunu çocuğunu elinden alacak, bunu biliyoruz!. O, zorunlu olarak senden almadan, sen, gönül rızası ile bunlardan arın, onları gönlünden çıkar ki O`na erebilesin!...
(Ahmed Hulusi)
Sana bunun için söz veriyorum ki ; halim bu olacak. Özüm samimi olacak ki ; halime yansısın samimiyetim, içtenliğim.
Ve bu sözün neticesi olaylar çıkacak karşımıza ki ne derece samimiyiz?
Kapıdır ; İbrahim(AS)..
Kapıdır; Resulullah Efendimiz(SAV)…
Kapıdır ; tüm büyüklerimiz…
Anahtar ; samimiyetimiz..
Tarikatlar, tasavvuf ekolleri ; silsile sayıyorlar tek tek isim isim.
Maksat muhabbet olsun, sevgi akışı olsun…
Kapılar açılsın ardına kadar.
Saflar tutulsun..
Birlik zuhur etsin alemde..
Renkler tek renk olsun. Allah boyası sürülsün yüzlere..
O Muhammed Mustafa dan(SAV) gülümseyiş olsun tüm çehrelerde..
KABE KAPISI
Eşi Hz. Ayşe bir gün Resulullah’a(SAV) Kabe’nin yanında duran ve hicir denilen bir duvar kalıntısından sordu,
“ - Ya Resûlallah! Bu duvar Kabe’ye dahil midir? dedim.
- Evet! Bu duvar Kabe’nin ilk duvarlarının izidir, diye cevapladı. Ben yine sordum,
- Neden aslı gibi daha büyük yapmadılar? Resulullah(SAV),
- Buna imkanları yetmedi . Kabe’yi daralttılar, diye cevap verdi. Ben yine sordum,
- Kabe’nin kapısı niçin bu kadar yüksek? Resulullah(SAV) cevapladı,
- Kabe’ye dilediklerini koymak, dilediklerini koymamak için. Ve sonra devam etti,
- Ya Ayşe! Eğer halk anlayabilecek kıvamda olsaydı, tavsiye ederdim ki ;
Kabe yıkılsın . Yeniden inşa ederken de bu duvardan itibaren eski ölçülerinde yaptırır, doğu ve batı yönlerine zemin seviyesinde iki kapı koyardım. Böylece Kabe, İbrahim’in inşa ettiği aslı gibi olurdu. Fakat böyle yaparsam, halkın çoğu bunu anlayamazlar.
Üstü açık dört duvar ve doğu batı yönündeki karşılıklı iki duvarda iki kapı boşluğu. İşte Kabe! Kapı boşluğundan içeri girip bakınıyorsun, bomboş. Hiç birşey yok. Başını kaldırıp yine bakıyorsun, çatısı bile yok!
Dışta insanlar tavaf ediyorlar.
Bir kapının önünden geçerken, diğer kapıdan başka insanların geçip gittiğini görüyorsun. Her dönüşte başka insanlar, başka yüzler. Hızla geçiyorlar. Sanki her insan bir kapı gibi görünüyor.
Kapıdan kapıya her karşılaşmamız birbirimize aynalık vazifesi değil mi?
Eksiklerimiz, kusurlarımız, güzelliklerimiz, kapı kapı insanlar…
Sanki her an yeni yepyeni çeşit çeşit yüzlerimiz..
…..
Samimiyet anahtarı ile kalbimizin kapısını kalbimizin ehline açtı isek, dışarıda gördüğümüz şeylere tepkilerimiz nasıl olacak?
Kapıya, ehil bir Zat resim koyup , o resmi her gördüğüne yapıştırmak değil olay. Belki ilk zamanlar insan bu şekilde götürebilir işi. Fakat içeriğinin ne olduğunun çok iyi anlaşılması gerek. Her an, kesintisiz her an o gözlük gözümüzde mi değil mi ? O içerik, o kavram fiillerimizde kontrol mekanizması oluşturabiliyor mu?
Aklı küll olmuş bir basiret ile nerede ne yapacağımızı OKUyabiliyorsak o zaman Dost mekansızlığında anahtarımız var demektir.
O zaman işte yerine göre davranmak çıkıyor karşımıza.
O zaman hiç olmazsa ; yanında olsaydı bu şekilde davranır mıydın diye sor kendine !
Samimi insanım ben o yüzden samimi davranıyorum her şeye diyemeyiz.
Zaten mümkün değil. Yerine göre olacak.
İncinmeden ve incitmeden.
Her şeyin kuralı var. Her şey yerinde kullanıldığında güzel.
Eğer ki samimiyet anahtarı bize verilirse ehlinden ; bu sistemde kapı kapı esmaya hakkıyla hukukuyla davranırız. Özü itibarıyla Hak tır . Ama büründüğü esma ile değerlendirilir. O na göre davranılır.
Bunun için de Resulullah ın (SAV) yaşamı ortada , büyüklerimiz ilimleriyle her an yardıma hazır. Kolaylaştırılsın diye her şeyi yapmış , ömürlerini vermişler .
…
Burada durayım .
Dost lütfetti ki yazarak bakayım aynaya ; haddimi bileyim..
Her an, her halimizle, verilen samimiyet anahtarını kullanabilenlerden olalım.
Allah muinimiz olsun .
1.bölüm - 3.bölüm