Dost Okyanusundan Kalbe Yansıyanlar (1)
 

Üstad Ahmed Hulûsi’ye Dost’tan Dost’a dan anladıklarımı yazabilmem için yol açtığı,
sınırsız ışığını yansıttığı için ve Gönül'e ayna olan dostuma çok teşekkür ederim ...
Ülkü Özgür
pervaneyem@hotmail.com

DOST'tan   DOST’a
Kelime anahtarları, eğer beyinde düşünce kilitlerini açabilirse, insan tefekkür âleminin sonsuzluğuna kanat çırpar.

Esasen, sonsuzluk için varolan insan, ya şuur boyutunda kendisini tanıyıp “Sonsuz”a ayna olma huzur ve saadetini yaşayacak; ya da ilim ve idrak yetersizliği sebebiyle kemalini şartlanmalara bırakmış bir halde, “ben bir maddeyim” vehmi ile hücre batağında mahvolacaktır!

Özellikle 1968–70 yıllarında kâğıda geçirdiğimiz bu sözler, şayet üzerinde ağırlıklı olarak durulur ve önyargısız bir şekilde değerlendirilirse, yepyeni ufuklara ve hedef tespitlerine vesile olabilecektir.

Okuyacağınız cümlelerin çok büyük bir kısmında, ikiden fazla mânâ mevcuttur.
Hatta tasavvufla ilgilenenler, pek çok mertebeden değişik anlamları bu satırlarda bulabilirler.
Dostlarıma tavsiyem odur ki, bu satırları okurlarken.

Elden geldiğince kendilerini, kelimelerin mânâ denizine salıvereler.

Ne anlam çıkartırlarsa çıkartsınlar, bununla yetinmeyip, daha değişik manâların da olabileceğini düşüneler.

Zahirden - bâtına, bâtından - ahadiyet hakîkatlerine kadar her boyuta işaretlerin satırlar arasına gizlenmiş olduğunu bileler.

Ve nihayet kendilerine ulaşan kelimelerin “DOST'un SESLENİŞİ” olduğunu hissetmeye gayret ederler.

Biline ki Dostum...
Halktan alıp halka satanlardan, değil; HAK'kın bağışını ulaştıranlardanız, Elhamdulillah ..
AHMED HULÛSİ

 

1. "SADECE, SAMİMİYETE ERENLER VE ONA TÂBİ OLANLAR HAKİKATA ERECEKTİR!."

GENEL  OLARAK  SAMİMİYET

Samimiyet,  hâl (durum, tutum, davranış) ile kâlin (sözün) birbirine uymasıdır.
Samimiyet , şirk ve riyadan, batıl inançlardan, kötü duygu ve düşüncelerden, çıkar hesaplarından ve gösteriş arzusundan kalbi temizlemeyi,her türlü hayırlı faaliyete iyi niyetle yönelmeyi ve her durumda yalnızca Allah’ın rızasını gözetmeyi ifade eder.

Mü’minlerin emîri Ebû Hafs Ömer ibn Hattâb(r.a.), Resûlullah (s.a.v.)’i şöyle buyururken dinledim, dedi: “Yapılan işler niyetlere göre değerlenir. Herkes yaptığı işin karşılığını niyetine göre alır. Kimin niyeti Allah’a ve Resûlü’ne varmak, onlara hicret etmekse, eline geçecek sevap da Allah’a ve Resûlü’ne hicret sevabıdır. Kim de elde edeceği bir dünyalığa veya evleneceği bir kadına kavuşmak için yola çıkmışsa, onun hicreti de hicret ettiği şeye göre değerlenir. ”
….
Mü’minlerin annesi Ümmü Abdullah Âişe (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Bir ordu Kâbe’ye saldırmak üzere yola çıkacak; bir çöle geldiklerinde baştan sona bütün ordu yere batacaktır. ” Hz. Âişe der ki, bunun üzerine ben, Yâ Resûlallah, onların arasında ticaret için yola çıkanlar ve kötü niyetli olmayanlar varken niçin hepsi birden yere batacaktır? diye sordum. Resûlullah (s.a.v.), “Hepsi birden yere batacak, âhirette yeniden diriltilip  niyetlerine göre hesaba çekileceklerdir” buyurdu
….
Ebû Abdullah Câbir İbn Abdullah el–Ensârî (r.a)şöyle dedi: Bir defasında Resulullah (s.a.v.) ile birlikte bir gazvede bulunuyorduk. Buyurdu ki: “Hastalıkları yüzünden Medine’de kalan öyle kimseler var ki, siz bir yolda yürüdüğünüz veya bir vâdiyi geçtiğinizde, onlar da sizinle birlikte gibidir. ” Bir başka rivayete göre: “Sevap kazanmada size ortak olurlar” buyurdu

Samimiyetin taklidi olmaz. Doğallık ve içtenlikle, bu niyetle yaptıklarımızla samimiyiz ancak. Her halimizden belli olur samimi olup olmadığımız. Neyi konuşuyoruz, ne  yapıyoruz, ne ile birlikteyiz, hedefimiz ne gibi sorular asıl neye samimi olduğumuzu açıkça gösterir. Hakiki gücümüz içimizden gelendir, olması gereken değil. Birilerini  memnun  etmek  mi amaç yoksa  özümüzün  hitabına  mı  kulak  vermek?  Samimiyetsizlikler   münafıklık sebebidir. Özden çıkmayan fiiller beklenen etkiyi vermez. İkiyüzlülük  karşı  tarafta  da  algılanır. Samimiyet mümin olma  tavrıdır. Şirkin  her çeşidinden tam arınmışlığın vasfıdır.  O halin adıdır samimiyet.

 - Karşısındakinin iyiliğini düşünmek, buna göre davranmak
 - Mürşidi bilip sevdiği birine itaatten doğan samimiyet
 - Allah rızasını  bilip karşısında da bunu gözetmek 
 - Kendine B sırrınca samimiyet. Yani kendi dışında varlık görmeyişin getirisi samimiyettir. Kendi gibi görmekten öte kendi eli, kolu, dili  olarak  bizatihi  hu da yaşayanın samimiyeti .

Allah özümüzde olanı bilir. Samimiyetimizi de bilir. Enfüsünde  gerçek  samimiyeti  bulmuş ise  insan,  ondan çıkan fiiller  de  Kuran  ahlakına göre olacaktır. 

Ebû Hüreyre Abdurrahman İbn Sahr (r.a)’den rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:Allah Teâlâ sizin bedenlerinize ve yüzlerinize değil, kalblerinize bakar.”(1)

Ebû Mûsâ Abdullah İbn Kays el–Eş`arî (r.a) şöyle dedi: Resûlullah (s.a.v.)’e: Biri cesaretini göstermek, diğeri milletini korumak, öteki kendine yiğit adam dedirtmek için savaşan kimselerden hangisi Allah yolundadır? diye soruldu. Resûlullah (s.a.v.) şu cevabı verdi: “Kim, İslâmiyet daha yüce olsun diye savaşıyorsa, o Allah yolundadır.

Ebû Bekre Nüfey` İbn Hâris es–Sekafî (r.a)’den rivayet edildiğine göre Resulullah(s.a.v.) şöyle buyurdu:“İki müslüman birbirine kılıç çektiği zaman, öldüren de, ölen de cehennemdedir”. Bunun üzerine ben: Yâ Resûlallah! Öldürenin durumu belli, ama ölen niçin cehennemdedir? diye sordum.  Resûl–i Ekrem (s.a.v.) “Çünkü o da, arkadaşını öldürmek istiyordu” buyurdu

Ebü’l–Abbâs Abdullah İbn Abbâs İbn Abdülmuttalib (r.a)’dan nakledildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) Allah Teâlâ’dan rivayet ettiği bir hadiste şöyle buyurdu: “Allah Teâlâ iyilik ve kötülükleri takdir edip yazdıktan sonra bunların iyi ve kötü oluşunu şöyle açıkladı: Kim bir iyilik yapmak ister de yapamazsa, Cenâb–ı Hak bunu yapılmış mükemmel bir iyilik olarak kaydeder. Şayet bir kimse iyilik yapmak ister sonra da onu yaparsa, Cenâb–ı Hak o iyiliği on mislinden başlayıp yedi yüz misliyle, hatta kat kat fazlasıyla yazar. Kim bir kötülük yapmak ister de vazgeçerse, Cenâb–ı Hak bunu mükemmel bir iyilik olarak kaydeder. Şayet insan bir kötülük yapmak ister sonra da onu yaparsa, Cenâb–ı Hak o fenalığı sadece bir günah olarak yazar. ”(2)

Resulullah(SAV)a özden gelen samimiyet ile bağlı olan, yani frekansını  O'na ayarlayabilmiş, uyumlanabilmiş bir insanın  yaşamında tek gerçek  O'nu daha iyi anlayabilmek, O'na hizmet  edebilmek olacaktır. Resulullah(SAV) nasıl ki alemlere rahmet ise ümmeti de etrafındakilere hoşgörüsüyle, sevgisiyle, hizmetiyle  rahmet  olacaktır. En büyük hizmet kendimizi  Resulullah(SAV)a adamaktır. En azından biz değişmeden dış görüntünün değişmeyeceğini anlamak, bunun  sadece  bir yansıma  olduğunu  bilip  kabul  etmek, kusur  bulmaktan vazgeçmek  gerekir. Ondan  sonradır ki Resulullah(SAV)ı samimiyetimizle  görebilelim.

Sadece  samimiyete  erenler derken;  öğrenilecek, zamanla oluşacak  bir  hal olarak en azından mümin  tavırları ortaya koyabilen  bilinç  yapısını anlamalıyız. Defalarca  biat , defalarca  iman  tazelenmesi  olmuştur  Resulullah(SAV)  döneminde. Seyri sülukumuz gereği, tekrar  tekrar  aynı  dairelerden  geçiyoruz  ama değişik yüksekliklerde. Her seferinde  yeni  bir idrakle, yeni  bir  bakış açısı ile. Gerçek  samimiyetin  zirvesi ise  nefsi  safiyedir. Bu bir süreçtir; noktayı ilk başlangıç noktasına kavuşturan, sükun bulduran.  Özlemekten gına gelmiş gözyaşlarıyla  sel gibi  aktığı okyanusun  kalbinden  fışkıran.

Gerçek  Hakikat tektir O da Hazreti Resulullah(SAV)  efendimizin  hakikatinde  kendini bulup, onda erimekle  mümkündür.  Birimsellikten, şirkten ve  gizli şirkten tamamıyle  arınmışlığın  yaşamıdır; Hz.Muhammed(SAV)‘ in  hakikati. O  Aklı küll ile sistemi değerlendirip,  yerli yerince Allah ahlakının gerektirdiği  bir  bakış ile  sünnetullahı  okur. Çünkü enfüsünde Ruhu azam olan  azameti,  hiçlik   noktasıyla  bulmuş,  hiçlendiği  mahallin kendisi  olmuştur. Bu ruh, bu risalet; izzetiyle  rauf  ve  rahimiyetinin  getirisiyle  kucaklar  esmasını ve  efalini  tüm  mevcudatta.

Ve bu samimiyete  erenlere  tabi  olanlar Hakikate  ermiştir  der ; Ahmed Hulusi.  Bir söz  vardır; evliyaya  inanan  evliyadandır.  Yani  o  frekans ve o  bakış açısının  kucaklayışıyla  bir  yolculuğa  çıkılmıştır. Hakikate  ermiş  bir  Zat'ın yanında  varlığınızı  hissetmezsiniz.  Öyle  bir sarar  ki o nu kendiniz  gibi, kendinizi o  gibi hisseder  durursunuz. Ve işte  imanı kadar , teslimiyeti  kadar  insan  bu  halle  hallenmeyi  boyut  boyut  yaşar  süluku  boyunca. ‘O gibi‘ hissetmek te ızdıraba  dönüşür  birgün ve  atar kendini okyanusa  tüm samimiyetiyle.


2. "BAŞARI", HAKİKATIN YOLUNDA SAMİMİYET VE SABIRLA YÜRÜYENLERİN ERECEĞİ SARAYIN ADIDIR."

Başarmak, bir şeyleri aşmak, aşkınlık hali ve özdeki aşkınlığın  zahirde  taşması  neticesi  rahimiyetin  açılması ve  üretken  olabilmektir. Ama  Hakikatin  üretkenliği. Varlıkla  bütünleşmeye  giden  yol  çeşitli  zorluklarla  doludur. Çünkü hepimiz  terkiplerden  varedildik. Genetiğimizden  getirdiklerimiz  ve  sahiplendiğimiz değer yargılarımız hep bu  terkib  ile karşımıza çıkar. Kendimizi bilmiyoruz. Bilgisini öğrenmiş olsak ta hakiki öğretmen yaşamdır.

Zorlandığımız  konuları  biz  yaratırız ki aşmak olsun, başarmak  gerçekleşsin. Kargaşa içinde ileriye yürüyebilmek mümkün değildir. Vehim, endişe ve kuruntular ile bulunduğumuz yere  bizi  hapsetmek ister nefsimiz. Bunları samimiyetimizin ışığında eritmek, yoketmek şarttır. Bunun için de iman  noktamıza  sıkıca  yapışıp,  himmetin  sabır  ile  ortaya  çıkan  gayret  ile  buluşma  haline  dönüşümünü  görmek, idrakin  verdiği   inşirahı  yaşamak  yürüdüğümüz  her  adımda  erdiğimiz  saraydır.

3- "TERKEDEBİLDİKLERİNİZ KADAR İLERİYE GEÇEBİLİRSİNİZ,  YÖNELİŞİNİZ  GERÇEĞE  OLDUĞU  SÜRECE."

Gerçek olan sıkıntı vermez, saftır, berraktır, açıktır. Terk edemediklerimiz, her  yargı  ve  değer  ortaya  koyuşumuz  gerçek  olanı  perdeler. Dayanıksız  temeller  üzerine  bina  edilmiş  hayaller  yıkılmaya  mahkumdur. Oysa  özümüz  daima  bizle olandır. Tek  gerçek ki ; bize şah  damarımızdan  daha  yakındır. Sabit  olan  tek  şey  özümüzdür.

Bu söz de iki türlü bakıştan sözediliyor;
-Afaki seyir; Terkedebildikleriniz kadar ileriye geçebilirsiniz, yönelişiniz gerçeğe olduğu sürece.
-Enfüsi seyir; Yönelişiniz gerçeğe olursa terk edilecekler terk edilir . (Burda ileri geçiş kısmını kullanmıyorum çünkü bu tür enfüsten seyir halinde ileri geçiş, geri gidiş gibi kavramlar da kalmaz.)

Birşeyleri  tek  tek  terk edebilmek  çok  zaman  alacak  zor  bir  yoldur. Tümevarım yoluyla tek tek la ilahe  demekle  sonu  gelmez  bunun. Çünkü esması  yönünden  sonsuzdur. Bu  yolu  izleyen  bir  insan sürekli  terk edeceği  birşeyleri  doğuracaktır. Buna afakta seyir derler.

Enfüste seyir de ise tek noktaya yöneliriz. Vechimizi hanif olarak din e yani sistemi okuyabilmeye yöneltebilmek ancak okuyabilenle hemhal olabilmekten geçer. O na yakınlık Allah a yakınlıktır. Her şey bütünsel hologramik tektir. Enerji titreşimleriyiz biz. Ve içtenliğimizle samimiyetimizle bunu istersek O Muhteşem Zat bizi özden duyar.

Özden hitaplar öze gider. Samimiyet samimi karşılıkla geri döner. Tek nokta Resulullah(SAV)tır. Sahabe, Resulullah(SAV) olmasaydı nasıl la ilahe illallah diyebilirdi? Resulullah(SAV) ın açıkladığı Allah ya da Hz.Muhammed(SAV)in Allah'ı Resulullah(SAV) ta zahir olmuştur. Beni gören Hak'kı görmüştür hitabındaki manaya çevirmek gerek özümüzü.

Hakikati Muhammediye bütünlüktür. Ayrılığın olmadığı bir hologramik yapıyı algılarız yöneldiğimizde. Kendi özümüz O nu tanıyabilecek fıtrattadır. Çünkü aynı tek şeydir. Hazreti Muhammed(SAV)e ya da varisi olan bir zat'a özümüzü, dönersek, O ndaki varoluş kemalatına, o okyanusa atabilirsek kendimizi, onda hiçlenebilirsek gerçek olanı bulmuş oluruz.

Yönelişimiz bu tek gerçek olursa illüzyon kalmaz. terk edilecekler kendiliğinden düşer. Gerçek olanda kendini bulan insan bunu en yakın ifade olarak  sevgi  ile anlatır, aşk ile anlatır. Oysa ki bunlar da huzur halinin, huzurda olmanın, Resulullah(SAV) bilincinde olmanın sadece yansımalarıdır…

Selam olsun Muhteşem İrsal olan o tek gerçeğe …

(1) Müslim, Birr 33, (III,1987).
(2) Buhârî, Rikâk 31, (VII,187); Müslim, Îmân 207, 259, (I,118).