30-) KAÇINILMASI ZARURİ OLAN HUSUSLARIN BAŞINDA, İSTİSMARCILIK GELİR.
Vahdet hali Hakk’ın varlığıdır. İki ayrı şey göreselliğini veren ve kendi istismarına sebep olan Hakk’tır. Sistemini “Rububiyet” i ile düzene sokan da Hakk’tır. İki yüzlüdür ; Haktır, Halktır. Rabdır, Kuldur. Vehmi vareden, hayale güç veren, kendini kendinden örten, istismara meyleden …
Allah sistemi Haktır..
OKUmak, akletmek, görmek, tanımlamak ve istismardan Allah a kaçmak ta Haktır..
İstismar ; semeresini almak, meyveye dönüştürmek gibi anlamlardan türemiştir. Herkes uğruna bedel ödediği şeyi meyveye dönüştürmek ister. Dikkat ve çaba gösterdiği konunun getirisini zuhurda görmeyi diler.
Fakat kavram olarak istismarda kişinin bedel ödemediği bir konunun, değerin ürününe konmak istemesi vardır. İyi niyeti kötüye kullanarak yararlanmak vardır. Haksız kazançtır. Karşısındakinin kendi rızası olmadan ve iradesini dikkate almadan sömürmek gibi anlamları içerir. Sahtekarlıktır.
“İs - tis – mar” derken ; “sinsice” ortaya çıkan bir şey hissediliyor.
"Bir değeri istismar etmek" ten söz edebilmek için, yalnızca o değeri benimseyenlerin hak ettiği getiriye, o değeri benimsemeyenlerin de konmak istemesidir. Benimsemek ; “kendi olarak bilmek”, “hissetmek”, “yaşamak” tır.
Karşıdakini küçük görme, onun duruşunu veya halini küçümseme ile beraber öyle değilmiş gibi O’nun yanında yer almak, tahakküm eder tarzda konuşmak veya davranmak, üstünlüğü ele geçirme, rekabetçi istek ve arzularla beraber bunları gizli ve sinsice yapmak ..vs..
Birisi çok mantıklı konuştuğu halde içinizdeki ses “yalan söylüyor” dedi mi hiç?
Birisiyle konuşurken gözlerini sizden sürekli kaçırıyor mu ?
Birinin tutarsızlığını, samimi olmadığını tevazu ya da ilim örtüsü altından da görebiliyor musunuz?
Telefonun öbür ucundaki ses tonunun yalan söylediğini kesin biliyor iken dedikleri nasıl doğru olabilir?
Mimiklerinde dürüstlükten çok uzak bir hal sezebiliyor musunuz?
Kürsüde konuşma yapan birinin söyledikleri midir önemli olan yoksa tavırları mı?
Biz dilersek, sana onları elbette gösterirdik, böylelikle onları simalarından tanırsın. Andolsun, sen onları, sözlerin söyleniş tarzından, üslubundan kesin ve net olarak çıkarabilirsin tanırsın. Hepsinden öte Allah hepinizin “YAPTIKLARINI” bilmektedir." (Muhammed 30)
Ayette kişi hakkındaki değer hükmü onun sözü değil "YAPTIKLARI" dır..
ÖZ Nokta algısı “bulanıklaşan” bilinç ; “dürüstlükten” aşama aşama kayma durumundadır. Sıfatları ya da esmayı zaaf merkezi yapmanın neticesi olarak “NET” liği yitirir.
Hangi konuda zaafımız varsa o konuda istismar ediliriz. O konudaki istismarı biz kendimizden çıkartmışızdır ki ; hakikati görebilmemiz mümkün olsun.
Bakacak ki ; “neyim ?..”, “ne kadarım ?..” , “ne derecede bir cennet yapabiliyorum ?..” “insanlara faydam ne kadar ulaşabiliyor ?..”, “hangi durumlar ya da düşünceler beni batırıyor ?..”, “zihin ya da geçmiş-gelecek ne gibi hallerde yüzeye çıkıyor ?..”, “ne kadarıyla hangi esmamı kontrollü kullanabiliyorum ?..” vs.
İnsan “ÖZ ünden gelen bir niyetle” kendisine ve etrafına faydalı eylemler yapmak amacında ise dürüsttür. ÖZ den çıkan fikirler herkesin iyiliğini içerir.
Büyük olasılıkla “istismarcı bir insan” kendinin istismarcı olduğunu bilmemektedir. Farkındalık ; ÖZ noktadan çıkan bir yaşamın zuhurudur. O yüzden kimse ne yaptığını bilmiyor çoğunlukla. Ve en sonunda işler karıştığında “eyvah ne oluyor ?..” sarsıntısıyla anlamak, idrak etmek nasibinde varsa tevbesini gerçekleştiriyor. “Öz de Bir” liğin “ bütünsel enerjisini duyumsamadığı yada gereken önemi vermediği için” tekrar tekrar düşüp çıkıyor. İstismar ediyor, istismar ediliyor.
İnançlarımız, fikirlerimiz, düşüncelerimiz fiillerimizle ölçüşmüyorsa biz “dürüstlük dersi” nden geçmekteyiz. Fakat bu öylesine “sinsi” ce çıkıyor ki ; bunu görmek ve düzene sokmak için, “çok güçlü bir aklımız” ve “çok güçlü bir imanımız” olmalı ki bizi ÖZ ümüzde tutsun.. Yada “derin bir AŞK” ki ; ÖZ ümüzden başka bir şeyi görmeyelim, duymayalım, yaşamayalım ..
Gerçeğinde “tam sabit ve dürüst” olabilmek için ancak “ZAT tan gelen bir ilim ve hikmetle iş görebilecek bir ‘İSTİDAT’ ın olması” şarttır..
İçerikleri fark etmekten, acıyı tatlıyı ayırt edebilmekten daha mühimi küçücük nüans farklarını görebilmektir. Bu ; “KABİLİYET” le ilgilidir. OKU yabilen bilinç ; “adı aynı olanlar , aynıdır” hükmüyle aynı kefeye koymaz. İçerikleri ve tadları değerlendirir. Mana’ daki derinliği farkeder. “Gerçek ve sahte” yi “ÖZ den gelen ışık” ile bilir.
Meyvenin rengi, kokusu, tadı olmalı.. İçerikten dolayı O isim verilmeli ona. İsmin içine nasıl mana girebilir ki !..
Allah Kulu olmak, sistemi “dosdoğru OKU ” maktır. Yani ; “HİÇ” lenebildiğin ölçüde “dosdoğru OKUMAK” mümkündür.
Resulullah (SAV) efendimiz ve birçok ehlullah, bu hale erişebilmek için yapılması gereken ana konu üzerinde odaklanmışlardır. O da “ ÖZ noktadaki yakıynin kuvvetlenmesi ” yani “ içsel derinliğin ” arttırılmasıdır. Bunun için yaşamlarının belli dönemlerinde inzivaya ağırlık vermişlerdir.
“ Ne olmadığıyla ” ancak tanımlanması mümkün olabilen “ ahadiyet ” i yaşayan bilir.
Vehim hükmüyle “ihtiyaç duyma ve yetersizlik” durumlarıyla kendini istismar eden bilinç; bu durumu abarttığı kadar madde dünyasında yine kendini deneyimleyip sonra tekrar ÖZ üne döner.
“Özü Hakkın kendisi olduğunu yaşayan” bir insan ; görme, değerlendirme mekanizmasına hakimdir. Fakat İstismar , ‘Nüzul’de ikililikten dolayı otomatikman açığa çıkar. Değerlendirme ve kabiliyetler kemale ersin diye ..
Resulullah (SAV) der ki, Beni “Hud Suresi” ndeki şu ayet ihtiyarlattı ;
“ Emrolunduğun gibi dosdoğru ol..” (Hud 112)
*******
Ya Rabbi!..
Bir yandan açarken Hakikatın perdesini; diğer yandan, halkı takarak gafillerin peşine; görünmez ediyorsun gene Kendi Hakikatını!.. Perdeciyle uğraşıp, perdenin ardındaki sırra ermekten gafil oluyorlar!..
Birbirimizle uğraşmakla ömrü heder edip, hakikattan gafil olarak bu dünyadan ayrılmaktan bizi koru!.. Bize, sevdiklerinde açığa çıkardığın fiil ve davranışları nasip et!.. Nimetlerinle beslenip palazlandıktan sonra nankörlerden olmaktan arındır!.. Küfrün ve şükrün kime ve niye olduğu hakikatını idrak ettir!.. Hükmüne ve takdirine razı olarak yaşamayı ve bu imanla ölmeyi nasip et!.. Amin
Ahmed Hulusi
24.bölüm - 26.bölüm
.. ana sayfa