Çocuk saflığı (!?) ile Tasavvuf!…
....Saim Yusuf - 28 Şubat 2008

Hasan GÜLER’in Kur-an’ı Kerim B-Meali’nde (yazandan, yazdırandan Allah razı olsun) gezinirken, Hucurat Suresi karşıma çıktı.. Sure hakkında özet bilgiyi okudum hevesle..

ÇOCUK (insan olan çocuk değil-birim manasında) SAFlığı ile (İslam olarak-teslim olarak, “her doğan İslam üzere doğar” manası yönünde) niyetlendim, Besmele OKU’yup (çekip değil) sureyi yorumlamaya… Dostların da talebi vardı bu yönde…

Sonradan anladım derinlere dalınca; surenin tamamını yorumlayamayacağımı anlayınca, niyetimin gerçekten çocuk saflığını (insan olan saf çocuk manasında) taşıdığını… Bu halimi ve bakış açımı yansıtan aşağıdaki şiirim döküldü dilimden:

Bir okyanusa açılmışım ki; ne uç var, ve bucak!..
Boğulmaktan korktum, açılınca birkaç KULaçl…
Çocuk saflığı ile yazıldı, bu yazı sizlere…
Belki üzerime inci takılmıştır diye….

Ağır bir taşın altına girmişim bence…
Ezilmekten korktum, çekildim köşeye..
Çocuk saflığı ile yazıldı, bu yazı sizlere…
Belki de taş yere, BİR iz bıraktı diye…

Denizler mürekkep olsa, ağaçlar kalem,,
Bitmeyecekti asla, yazılacak kelam…
Yazılacakları taşımaya eşekler yetmezdi,
Çok yazı yazana, kitap yüklü eşek derdi!..

Evet… Bu sebeplerden dolayı bir ayet yorumlandı; sanki bana denmek istendi, “sen haddini bil duanı et”…

“ALLAH BESMELESİ İLE YAN YANA GETİRMEDİĞİ “ŞİRK GÖRME, ŞİRK KABUL ETME HALİNDEN” BİZİ KORUSUN… BESMELENİN MANASINA ERDİRSİN…” (Çünkü zamanımın büyük bir çoğunluğu “şirk görme mertebesinde”; zamanımın çok çok az kısmı “Besmele mertebesindeYAŞAMAKLA geçiyor. Şirk görme mertebesinden korusun ki; bu mertebede fazla kalmayayım, hiç olmazsa Besmele Mertebesinde geçen zamanım biraz daha artsın…)

Dostlar bildiğiniz gibi Besmelenin manasını “Ahmed HULÛSİ” eserlerinin bir çok yerinde açıklamaktadır. Bu yüzden dolayı Besmelenin manası tekrar edilmeden, Besmeleyi açıklayandan elde edilen ilim nispetinde, surenin birinci ayeti yorumlanacaktır.

Açığa farklı bir yorum çıktı. Adına ne Zahir diyebildim, ne de Batın!.. Adına SAFİ YORUM dedim. Çocuk SAFlığı(!?) ile yazıldığı için… Bu SAF çocuk, her an, her birimde OKU’nan kitap anlayışıyla yönelmeye çalıştı bu ayete… Bu SAF çocuk, “sistemin seslenişi”ni duymak için yöneldi bu ayete… Bu SAF çocuk, İSLAM (teslim-selam) olan bakış açısıyla yönelmek istedi bu ayete.. Bu SAF çocuk Yaratılış sistemini anlamak için yöneldi, bu ayete.. Her şey anlatılabildi mi? HAŞA! Hayır.!… Kapasitemizin yettiği, açılan kadarını anlattık… Dil sürçmesi yaptıysak af ola…

HATALAR BANA, İSABETLER KAYNAĞA AİTTİR… ALLAH MUİNİMİZ OLSUN..

Sevgi ve Saygılar…

SÛRE HAKKINDA ÖZET BİLGİ

Hucurat Sûresi Medine-i Münevvere’de 19. veya 22. sırada (tüm sûreler itibarıyla 105. sırada) nazıl olmuştur… “Hücreler, odalar” anlamına gelen adını, Hz. Rasûlullah’a hücrelerinden seslenen akılsızları bahsettiği ayetleri dolayısıyla “Hucurat” diye almıştır… Bu nedenle edeb’e ait ayetleri dolayısıyla bu sûreye “Tasavvuf Sûresi” de denir…18 ayettir…

Hucurat Sûresinde: Her yönüyle edeb, Hz.Rasûlullah’a hücrelerinden seslenenler, fasıkın getirdiği haber, Rasûlullah içinizdedir, imanın sevdirilmesi ve rüşde erenler, savaşan iki mü’min taifenin arasını ıslah, ancak mü’minler kardeştirler, alay ve lakab takma, tevbe etmemek zulümdür, günah olan zan, gıybet yamyamlıktır, tüm insanlar bir dişi ile bir erkekten yaratılmıştır, kabilelere ayrılmak da hikmettir, Allah indinde en şerefli olan en muttekıy olandır, İslam olduktan sonraki iman, Allah ve Rasûlü’ne iman, malıyla canıyla o yolda mücahededir, diyni Allah öğretir, şükür ve minnettarlık (Hikmet ve ariflik) İslam nasip olana düşer,… gibi çok önemli konular açıklanmaktadır… (Hasan GÜLER -Kur-an’ın B Meali’nden)

HUCURAT SURESİ (TASAVVUF SURESİ)

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

1-) Ya eyyühelleziyne amenu la tukaddimu beyne yedeyillahi ve RasûliHİ vettekullah* innAllahe Semiy’un Aliym;

Ey iman edenler!… Allah’ın ve O’nun Rasûlü’nün önüne geçmeyin (huzurdasınız!?), Allah’dan ittika edin (ilahi hükümlere riayet edin; tam fani, tam teslim olun)Muhakkak ki Allah Semi’dir, Aliym’dir. (Hasan GÜLER-Kur-an’ın B- Meali’nden)

EY İMAN EDENLER!..

SAFİ YORUM:

Manalarını özlerinden alarak var olanlar, özlerindeki sınırsız-sonsuz manalardan, “emin- şüphesiz-KESİN” bir hal ile, manalanarak var olanlar… Varlıklarının, özlerine bağlı olarak var oluşlarını, anlatır manada “iman edenler!”…

Kim bunlar?..

Özlerindeki manaları açığa çıkaranlar; yani her şey….EFALDE (FİİLLER ALEMİ) YER OLAN, ASILLARI ESMA (İSİMLER) TERKİPLERİNİN AÇIĞA ÇIKARMASIYLA VAR OLAN HER ŞEY….

Öz manada, her şey gerçeğe, varlıklarıyla, yaratılış sistemleriyle “iman halinde”!.. Özlerindeki manaları açığa çıkardığı için…

Ey iman edenler” sözü, görünüşte iman edenlere sesleniliyor gibi algılanmakla birlikte, özünde “iman edenlerin” yani efalde var edilenlerin, açığa çıkış sistemini, yaratış sistemini açıklayacağını duyuruyor. YANİ “VARLIĞINDA ŞÜPHE OLMAYAN KAİNAT KİTABININ (evren içre evrenler) YARATILMA SİSTEMİ” AÇIKLANACAK!…

ALLAH’IN VE O’NUN RASÛLÜ’NÜN ÖNÜNE GEÇMEYİN

SAFİ YORUM:

Görünüşte, bir emir cümlesi olarak algılandığını kabul etmekle birlikte; özsel yaklaşımla bu cümleye yorumumuz “EFALDEKİLERİN (fiiller âlemindekilerin, yani kâinatın, yani evren içre evrenlerin) YARATILIŞ SİSTEMİNİN KURALLARI” açıklanıyor, olacaktır…

Fiiller âleminde ki her şey; Allah’ın Zat (HU)’ından irsal olmaktadır. Yaratılışın sisteminin bir çalışma kuralı, “özden algılanır olma” kuralıdır… Dıştan içe doğru değil!!! İçden dışa doğru da değil!..Çünkü iç ve dış yok, ÖZ vardır. ÖZ iç değildir, içi dışı olmayandır!.. Her şey ÖZ’de başlar, ÖZ’de olur, ÖZ’e biter!… Bu ÖZ kabuğu olmayan, sınırsız-sonsuz-tek-bütün olandır, som olandır, sırf kendisi olandır(Ahad-Samed). Bundan dolayı ÖZ, parçalara bölünmez, parçalardan oluşmaz, gediği, boşluğu yoktur. Yani Efal’den yaratılanlar; Sınırsız-Sonsuz Esmalar-Özellikler’den ( ZAT, Sıfat, Esma, Efal), Zat (HU)’dan İRSAL olmaktadır (Rasûli).

Yani ben, Zat, Sıfat, Esma, Efal değilim, bunların oluşturduğu, var olarak algılanan yaratılmışım… Ve ben, bu boyutlar ile var olan, var algılanan, var sanılan, sınırlı-sonlu-çokluk.. Allah ve Zatı ile irsal etmede tüm manaları. Var sanılan çıkarıyor değil, manaları ÖZ’lerinden… Yani, yaratılan önüne geçemez, Allah ve O’nun Resulü’nün… Yaratılışlarındaki bu gerçek gereği… Zaten tersinin olması da mümkün değil. Çünkü kader-takdir-ölçü sistemi gereği terkiple- sınırlı -sonlu çok olarak algılanılmakta, yaratılmış olan… Bu ayeti; başka ayet, hadis ve sözleri kısa ve öz olarak yorumlayarak, açmaya çalışalım:

Attığında, sen atmadın, atan ALLAHtı !. “Âyet” (Yorum: Atma denen o fiili sen, Allah’tan açığa çıkarmadın, Allah seni de fiilini de manalarından açığa çıkardı, algılanır kıldı. Gerçekte sen yoksun, Allah var..)

Allah`ın ahlâkı ile, ahlâklanın !. “Hadis” (Yorum: Tek yaratma var. Allah yaratıyor, siz yarattığınızı sanıyorsunuz.. Allah’ın manaları özünüzden açığa çıkıyor)

Görmediğim Allah’a ibadet etmem. “Hz. Ali” (Yorum: Özümde, gerçek var olanın, Allah’ın manaları benden açığa çıkmada, bu halimle kulluk halindeyim, Allah uzaklarda değil…)

Hiçbir şey görmem ki, evvelinde Allah’ı görmüş olmayayım. “Hz. Ebu Bekir” (Yorum: Her şey Allah’ın varlığı ve özellikleri ile vardır. Önce sınırsız-sonsuz olan Allah’ı, sonra da büründüğü mana terkibini algılarım.)

ALLAH’DAN İTTİKA EDİN (ilahi hükümlere riayet edin; tam fani, tam teslim olun)

SAFİ YORUM:

Özsel yaklaşımla yorumumuza devam ediyoruz. Yaratış sistemi seslenmeye, kendini açıklamaya devam ediyor, Mushaf olan Kur-an’la, kitap olan Kainatla!..

Sistemindeki tek, geçerli, ana kuralın İslam (teslim-selam) olduğunu haykırıyor İTTİKA ile..

İlahi hükümlere riayet ediliyor her an, her mahalde… Yani Allah, sınırsız-sonsuz manalardan açığa çıkarıyor her şeyi. Açığa çıkıp, algılanır olan ise tam fani… Yani Allah’ın varlığı değişiyor da var kılıyor değil… Var algılanan, var sanılıyor sadece… Allah Ahad iken var olmak kimin haddine?!.. Tam teslim olun bu gerçeğe…Var sanılan da teslim zaten, her an özündekine… Takvaya er, korun; sen de böylece… Allah var, gerisi fani, gerçekte..

Bu son açıklamalardan sonra akıllara; “her şey fani ise, yok ise; bu görünen ne, biz yok muyuz, var mıyız, yoksak nasıl yokuz, varsak nasıl varız,” ve benzeri sorular geliyor…

Cevap yine ayetin devamında, Allah ayetiyle sistemini açıklıyor, soruları cevaplıyor…

MUHAKKAK Kİ ALLAH SEMİ’DİR, ALİYM’DİR.

SAFİ YORUM:

Hakikaten, gerçekten, sizde de var, biliyorsunuz, şahitsiniz, kullanıyorsunuz, uzak değilsiniz… manalarına açılım yapabilecek Muhakkak ki ile başlıyor… Nedir onlar?.. Semi ve Aliym!… özellikleri…

SEMİ’ yi; işiten diye kulağa bağlı bir işleme işaret eden manayla daraltmadan, gerçek ve asıl manayı sınırlamadan, insani düşünceden arınarak, işitmeden amacın ne olduğunu düşünerek “FARKINDA OLAN-ALGILAYAN” diye manalandıralım. Allah Semi özelliği(sıfatı) ile sınırsız manalarını farkında olan, sınırsız manalarını sınırlı olarak ta algılayabilendir.

Nerede?.. İlmiyle, ilminde. Çünkü ALLAH ALİYM’dir

ALİYM’i de; çokluğa dönük, meslek haline gelen, dünyalık işler için kullanılan ilimler manasına hapsetmeden; “İLİM SAHİBİ-BİLEN” diye manalandıralım. Allah Aliym özelliği (sıfatı) ile sınırsız manalar (isimlerini-esma) sahibi-ilim sahibi olan, sınırsız manalarını BİLEN, ilmiyle sınırsız manalarını, sınırlıymış gibi manalandıran, ve bu sınırlı manaları da bilendir.

Allah, sınırsız-sonsuz manalarının, Semi özelliği ile farkındaAliym, (bilen) özelliği ile sınırsız manalarını biliyor. Aliym (ilim) özelliği ile, yani ilmiyle ilminde manalarını sınırlı olarak manalandırıyor. Böylelikle varlık yaratılmış oluyor!..Allah’ın ilmiyle, Allah’ın ilminde…

Bir Hadis-i Kutsi’de Allah “bilinmekliğimi istedim alemi; bilmekliğimi istedim ademi yarattım.” diyor… Alem ve ilim… Adem ve yokluk… Adem; ismi var, kendi yok… Bizim Yunus “Ete kemiğe büründüm; Yunus diye göründüm.” diyor… Semi (algılayan) özelliği ile manalarını sınırlı olarak manalandırdığı manaları algılıyor. Aliym (bilen) özelliği ile sınırlı olarak manalandırdığı manaları biliyor. Yani Allah mevcudatı ilmiyle (Aliym) algılatıyor (Semi), ilmiyle (Aliym), algılıyor (Semi) Her şey ilminde, ilmiyle oluyor.. Bu yüzden “mevcudat varlık kokusu almamıştır”, deniyor büyük zatlar tarafından… Bilimsel gerçekler de bunu söylemiyor mu?!…

Allah sınırsız manalarını algılayıp, bildiği halde; neden sınırlı manalar olarak manalandırıyor da, sınırlı manaları da algılayıp, biliyor…Neden bunu yapıyor!…

ALLAH; SINIRSIZLIK KAVRAMIYLA DAHİ SINIRLANAMAYAN; SINIRSIZ-SONSUZ, HİÇ BİR ŞEKİLDE SINIR VE SON TANIMAYANDIR… ÇÜNKÜ “O HER AN YENİ BİR ŞAN’DA(OLUŞTA)DIR”…

devamı

 

 

 

O'nadır Dönüş

Allah Sizin Mevlanızdır

Allah Sizin Mevlanızdır 2

Kapıyı Çalan Aşk

Sevelim Sevilelim

Titreyen Kalpler
Uzaklık O'na Uzak


Harıl Harıl Koşanlar

Yakında Bileceksiniz


Allahın Nuru

Muhammed Ümmeti

Yaşayan Ölüler


İçimizdeki Dost

Okumayı Okumak


Noktadan Nükteye

Noktadan Nükteye 2

Yadsınamaz Din Gerçeği

Seven Gelsin
Besmelesiz Tevbe

Şirk Görme Mertebesi


Çocuk Saflığı 1.bölüm

Çocuk Saflığı 2.bölüm
Çocuk Saflığı 3.bölüm