“Ey (takliden) iman edenler!.. (B sırrıyla) iman edin Allah’a…”
uyarısını dikkate alıp değerlendirenlere çok önemli yeni bir uyarı:
“İnsanlar’dan bir kısmı “(B sırrınca) Allah’a ve ahir gün’e (sonsuzluğa) iman ettik”
derler, (Bi-) mü’min olmadıkları halde.”
Bu yazımızda Bakara Suresinin ilk sekiz ayetini kapasitemiz yettiği kadar yorumlamaya çalışacağız…
Yazımızın sonunda sekizinci ayetteki uyarı ile yazımızı tamamlayacağız…
İnanıyoruz ki; bu yazımızı OKU’duktan sonra; kilit nokta olan sekizinci ayet aklınızdan hiç çıkmayacak…
Hatalar bizden; isabet kaynaktan…
1-)Eliyf, Lâm, Miym.
2-) işte O KİTAB, kendisinde şüphe-kuşku olmayandır... HÜDAdır O, muttakıyler için.
3-)Ki onlar “B”il-Gayb’a (B sırrınca ğayblarına) iman edenler ve salat’ı/namaz’ı ikame edenlerdir... Ve kendilerine rızk olarak verdiklerimizden infak ederler.
SAFİ YORUM:
Elif, Lam, Mim… Elif eğildi, Lam oldu… Lam büküldü, Mim oldu…
Kıyamdayken Elif’ti… Rükua eğildi Lam idi… Secdedekine Mim dedi…
Elif’ten geldin, Lam’dan geçtin, Mim oldun!...
Kendisinde şüphe, kuşku olmayandır; O KİTAB!...
O KİTAB’ın adı; şüphesizlik, kuşkusuzluk kitabıdır!...
Kitab bilgi demek; şüphe ve kuşku içermeyen bir bilgi ile yönel özüne!...
ELİF(ALLAH)’ndan geldin, Lam(kitab-bilgi-ilim)’den geçtin, Mim(Muhammed-insan) oldun!...
Ya Mim!.. Mim’i secdede bırak; Lam’ı rüküyla geç; Elif’ini kıyamda bul!..
Elif’le takvaya er; Elif’le kavi ol; Elif’tir, gerçek olan HADİ yol!...
Şüphe ve kuşku duymadan, kendini sınırlamadan ELİF’e yönel!..
Şüphe ve kuşkusuz bilgiyle, inançla Hüda’ya/hidayete er!...
İşte O KİTAB!... Nedir O KİTAB?... Şüphesizliktir; O KİTAP!...
Bu yolda en ufak şüpheye düşme, ELİF’ten şüphe duymayanlar buldu hidayet!...
Kendini mim sananlar şüphe etti ELİF’ten, uzak düştüler hidayetten!...
Mim’in/M’lerin dünyasını boş ver; Elif’in TEKliğine gel!...
ALLAH’ın boyası ile boyan; ALLAH ahlakı ile ahlaklan!...
Boyanan boyacının izlerini taşır; ahlaklanan ahlaklayanın ahlakını!...
Ahlak, hulk, halak; ALLAH’ın ahlakından kasıt; YARATMAK!...
Nedir o “B”il-Gayb; özümüzdeki gayb; gaybımız olan bilgayb!...
Gayb bilinmez ise; gabya nasıl olur iman; gabya nasıl olur yöneliş/salat?...
Elif, Lam, Mim!.. Kendini mim sanan insan; senin gaybın ELİF!...
ELİF’te ise sonsuz manalar var senin bilmediğin, özündeki gaybin!...
Mim’ini infak et; ELİF’e salat et/yönel; Lam(kitap-bilgi-ilim) ile iman et!...
Bil-Gabya imanı biraz daha açalım; bilinmeyene iman, nasıl olur bakalım!...
Sen beynini bildiğinle sınırlar; kendini bedene hapseder; fiziğe kilitlersin!...
Böylelikle halin, bedene ve içindeki şartlarına iman eder; gerisini inkar eder!...
Ben Bil-Gaybıma iman ediyorum demen; ben her türlü sınırı yıkıyorum demektir!...
Hala bedene ve şartlarına tabi isen; bu sendeki iman boş söz etmektir!...
Bil gaybına, bilmediklerine, seni sınırlayan bildiklerinin tersine şüphesiz inan!...
İşte o KİTAB!. Kendinde şüphe olmayan!.. Şüphe, kuşku kabul etmez iman!..
Şüphesiz ve kuşkusuz inandığı için beyin; tabidir yerçekimine beden!...
Şüphesiz olduğundan; su üstünde yürümüş, seyahat etmiştir EREN!...
İlmin gücünü göstermeye çalışırken EREN; ilmi nerden bilsin, onu YEREN!...
4- )Ve dahi onlar sana inzal olunana da senden önce inzal olunana da (B sırrıyla) iman edenlerdir... Ve onlar ahiret boyutuna da (B sırrınca) ikan halindedirler.
5-) İşte onlar rabblerinden olan bir HUDA (hidayet) üzerindedirler ve işte onlar muflihun’dur (hakiki kurtuluşa erenlerdir).
SAFİ YORUM:
O takva/kavi sahipleri sana inzal olana B sırrıyla; senden önce inzal olana da B sırrıyla iman ederler!... Yani onlar; senden açığa çıkanın da; açığa çıkamayanın da, kendi özlerinde saklı olduğuna inanırlar!... Onlar; seni ve sendekileri kendilerinden uzak görmez, B sırrıyla ahirleri/sonsuzları olan özlerine, özde birliğe yönelirler!...
Holografik gerçeklik/zerre küllün aynasıdır, gerçeği doğrultusunda; her şeyi özünde bulurlar, birliğe inanırlar!...Özdeki BİRliği, BİRlikteliği, BÜTÜNlüğü fark ederler; dışındakileri değil, içindekileri seyrettiklerini bilirler!...Bilmekle kalmaz; işte onlar Rablerinden olan bir Hüda üzerindedirler; yani Rabbani olarak, Rabbani kuvvelerle yaşarlar!...
Biz ise; sadece onarın lafını eder; lafta kalan imanımızla kendimizi oyalarız; haline eremez, Rabbani olarak yaşayamayız!... Dinin amacı; kişiyi Rabbani Hüda’ya ulaştırmaktır; ciğere ulaşamayan kedi gibi bu halleri kokuşmuş gösterip, lakırdıları ilim diye tekrarlatmak değil!.. Bazı insanlar var; bu tip olağanüstü halleri gösteren zatları ve hallerini küçümseyip, kuru bir ilim bize yeter demeye getiriyorlar!...
Halbuki; teorik bilgi uygulama için öğrenilir; yüzmeyecek birinin yüzme kitabını okuması boşa zaman kaybıdır!... Bu kişi denize düşerse ne olur?!... Kur’an-ı Kerim’in kişiye sağlamaya çalıştığı maddenin bağlarından kurtuluş gerçek kurtuluştur (muflihun)… İşte onlar muflihundur; hakiki kurtuluşa ermişlerdir; gerçek kurtuluşa ermişlerdir!...
Bedenin kısıtlamasından kurtulamayanlar, bu kurtuluşu dünyada gerçekleştiremeyenler, acaba hangi gerçek kuruluştan bahsediyorlar?!...
Onlar için ALLAH hayali bir kavram, kurtuluş da ötelerde bir senaryo, ya gerçekler, şu an yaşananlar, Rabbani kuvveler?!...
Nasibinde olan bu hallere (kendinden arınarak, böylelikle sınırlılığından bilinç düzeyinde kurtularak, sınırsıza yönelerek) dünyada kavuşur; bu hallerin ilmi kırıntıları olan ise ölüm ötesinde, defalarca cehennemi/azap-sıkıntı veren yaşamlardan geçip arınarak kavuşur!...
Namaz, oruç, zikir, tefekkür… gibi çalışmaların; amacı takva denen bu hale ulaşıp, Rabbani Hüda’ya ulaşmak, Rabbani kuvveleri açığa çıkarmaktır!... Bu çalışmaların içinde en önemlisi, kişiyi benliksizliğe ulaştıracak, renksizliğe (ALLAH’ın üzerindeki boyası renksizliktir) kavuşturacak tefekkür çalışmalarıdır!... Kişi her an tefekkürle yaşayarak; beynindeki bu düşünce dönüşümünü geçekleştirmelidir!...
Etrafımızdan sürekli “sen bu bedensin gizli mesajını alırken, zerrelerimize kadar bu bilgi işlenmişken”, bu sınırlamadan kurtulup beynimizi Rabbani gerçeğe yöneltmek, bu gerçeği hissetmek, bu düşünceyi güçlendirip sürekli kılmak, çok zor bir çalışma olacaktır!... İşte en büyük cihad; bu benlik ile olan mücadeledir!... Bu tefekkür çalışması bir insan için en önemli konudur!... Bu konuyu küçümsemek, ihmal etmek, abartılı bulmak kişiye çok şey/belki de her şeyi kaybettirecektir!...
Düşündüğümüz kadarıyla varız; bizi her yönden kuşatmış sınırlayıcı düşünce batağındayız!... Bu kötülüğü ise; beynimizle biz kendi kendimize yapmaktayız… Günün her anı madde batağına batmışken, beynimiz sürekli maddi düşüncelerle bombalanırken, kendimizi genelde bir beden olarak düşünürken; zihnimizi bunlarla sınırlarken işimiz çok zor görünüyor!...
6-) Kesinlikle o kafirleri (gerçeği reddeden kilitlenmişleri; küfrü-perdeliliği ortaya koyanları) inzar etmiş olsan da olmasan da onlara müsavidir; iman etmezler.
7-) Allah, kalblerini, kulaklarını/işitmelerini mühürlemiş ve gözlerinin üzerinde de bir perde vardır... Ve onların müstahakkı’dır azıym azab.
8-) Ve minenNasi men yekulü amenna Billahî ve Bil yevmil âhıri ve ma hum Bimu’miniyn;
İnsanlar’dan bir kısmı “(B sırrınca) Allah’a ve ahir gün’e (sonsuzluğa) iman ettik” derler, (Bi-) mü’min olmadıkları halde.
SAFİ YORUM:
Kafir örten demek; örten gerçeği örttüğü kadarıyla sınırlar; sınırladığını kabul eder; örttüğünü reddeder!... Eğer beyin sadece kulak ve gözlerden gelen sınırlı bilgilerle kayıtlanıyorsa; bu sınırlı bilgilerden yola çıkıp, sınırsızlığı tefekkür edemiyorsa, şuur gerçeğe karşı kör ve sağır olmuştur; kendini beden olarak düşünür!... Beden batağına saplanır, kendini et-kemik içine hapseder; bedeni kontrolü altına alması gerekirken, o bedenin kontrolüne girer!... Beyindeki kafir/örtme mekanizması böyle çalışır; insanı perişan eder, sürekli azap eder!...
Nisa 136-) Ey (takliden) iman edenler!.. (B sırrıyla) iman edin Allah’a… ayetiyle Müslümanlardan dışarıdaki, gökteki bir ilaha/tanrıya değil; özlerindeki ALLAH’a iman etmeleri isteniyordu!... Ahmed HULUSİ eserlerinde(özellikle AKIL VE İMAN adlı kitabında) bu ayeti çok güzel açıklamış, biz de faydalanmıştık!...
Bakara 8-)“İnsanlar’dan bir kısmı “(B sırrınca) Allah’a ve ahir gün’e (sonsuzluğa) iman ettik” derler, (Bi-) mü’min olmadıkları halde.”
Ayetinde ise; durum daha vahim!...”B sırrıyla ALLAH’a ve B sırrıyla ahir güne (sonsuzluğa) iman ettik” diyenlerin bir kısmının (Bi)mü’min olmama durumu açıklanıyor!... ALLAH’a taklidi imandan, B sırrı ile ALLAH’a imana terfi ettiği halde, (Bi)mü’min olmayanlar uyarılıyor!...
İşin bilgisini edinip, uygulamaya dökemeyenler; dili söylerken kalbi/bilinci düzelmeyenler; hale, yaşantıya dökemeyenler; Rabbani olamayanlar dikkate sunuluyor!... (Bi)mümin; özündekine iman; özünden Rabbani kuvveleri açığa çıkaran iman; lafta iman değil, Rabbani bir hayatı YAŞAm!... Kim kime iman eder, yönelirse, O’ndan ona bir şeyler bulaşır!... Kim kimleyse O’nun huyundan kapar!... Birine benzemek, birazcık O olmak demektir; O olunmuyorsa da, O’ndan olmak gerektir!... Müslim olup, (Bİ)mü’min olamayanlardır; bilgiye teslim olup, B sırrıyla özlerindekini açığa çıkaramayanlar!... (Bi)mümin olamamış Müslümanlığımızla övünsek mi; yerinsek mi?...
ALLAH’ım bizleri de; (Bi)MÜ’MİNlerden eyle!..
Saim YUSUF
saimyusuf@hotmail.com
.. ana sayfa