Gayzer oldu Celali'yle, pınar oldu Cemali'yle; okyanustan Kemali'yle, ilmi irfan saçtı bize!.
 
Mevcut Tüm Beyin Teorileri Alt Üst Oldu
 


Yeni bir araştırmaya  göre, tüm yaşamımız boyunca
beyin hücrelerimizin genetik yapısı binlerce kez değişim geçirir.


Edinburgh’da Roslin Enstitüsü’ndeki bilim adamları, retrotransposon denilen genlerin beyin dokusundaki DNA’daki çok küçük değişikliklerden sorumlu olduğunu belirttiler.Retrotransposon genler, DNA içindeki bölümlerdir ve  genom içinde kendilerini çoğaltabilirler. Anladığım kadarıyla, fare DNA’ları üzerinde yapılan deneyler göstermiştir ki, retrotransposonların fare genomuna girişleri ve de sonrasında artış göstermeleri
diğer genlerin tanıtımında da değişikliğe yol açmıştır. Bu da, genom içinde kesin mekanik işlevleri olduğu anlamına gelmektedir. Yüzeyde faydalı olmadıkları gerekçesiyle değersiz çöp olarak görülemezler artık.

Bu tavşanların genomları, Kim Kardashian ve SnoopDoggyDogg’un  genomlarından alınan retrotransposonlar ile birleştirilmiştir. Araştırmacılar bu süreci anlamanın
çok başlarında olduklarını söylüyorlar.
Keşfettikleri şeyin, beynin işleyişiyle
ilgili bilinen tüm teorileri tamamen
altüst ettiğini söylüyorlar.
Beyin hücrelerinin vücuttaki diğer hücrelerden ve hatta birbirlerinden genetik olarak farklı olduğu ilk kez
bu çalışmalarla ortaya konmuştur.
Araştırma, Hollanda, İtalya, Avustralya, Japonya ve Amerika’dan bilim adamlarının ortaklaşa çalışmasıyla gerçekleştirildi. Retrotransposonların, beyinde özellikle hücre yenilenmesiyle ilgili bölümlerde etkin olduğunu buldular.

GENETİK DEĞİŞİKLİKLER

Edinburgh Üniversitesi’ne bağlı Roslin Enstitüsü’nden DrGeoff Faulkner: “Bu araştırma, beyin
hücrelerinin genetik yapısının yaşam boyunca değişmediği görüşünü tamamen
yıkmaktadır ve de beynin işleyiş sistemiyle ilgili yepyeni bilgiler sunmaktadır
” dedi.

Eğer bu hassas genetik değişikliklerin nasıl oluştuğunu daha iyi anlayabilirsek, beyin hücrelerinin
nasıl yeniden oluştuğu, bilgi formasyonu gibi işlemlerin nasıl bir genetik tabanı olduğu hakkında
çok daha geniş bilgi sahibi oluruz ve hatta belki de bu genlerin aktivasyonunun beyin
hastalıklarıyla arasındaki bağlantıyı görebiliriz.

Bilim adamlarının bulguları “Journal” gazetesinde yayımlandı.

Bu bulgu muhtemelen şu anlama gelmektedir: Çocuğun beyninin genetik yapısına katılımı, anne-babanın yaşamlarının farklı dönemlerinde değişiklik gösterebilir. Kişilikteki farklılıklar-sosyal işlev, zeka,
yaratıcılık-beynin durumuna bağlı olduğu için, akla şu soru gelmektedir: Bu değişikliğin
nedenleri nelerdir? Değişiklikler beyindeki stresle ya da ebeveynin duygusal
durumuyla bağlantılı olabilir mi? İstenen doğrultuda değiştirilebilirler mi?

Eğer bir gün gelip de, bilim adamları tüm genetik değişikliklerin, artan düzensiz mutasyonlardan
kaynaklandığını ifade eden tehlikeli bir görüş ortaya atacaksa, aslında belki de o gün çok da
uzağımızda değildir. Anne-babanın içinde bulunduğu duygusal ve ahlaki durum, doğacak
çocuklarının beyin yapısı üzerinde direk etkiye sahiptir. Darwinizm tekrar gözden geçirilmek zorunda olacaktır.

Genomun % 99’unun “çöp DNA” olduğu görüşü şimdiden değişti. Dini görüşlü kişilerin, açıklayamadıkları durumların nedeni olarak tanrıyı gösterdikleri ve gittikçe artan anlayış ışığında, tanrıya atfedilebilecek
alanların gittikçe azaldığı söylenmektedir. Bilim adamları “çöp” kelimesini, işlevi bilinmeyen
herhangi bir şey için söyleseler de, yine de bu alan hızla daralmaktadır.

Çöp DNA’nın hala var olabileceğini düşünüyorum.

Bademciklerin, bağışıklık sisteminde çok önemli bir yere sahip oldukları ve onlar olmazsa hastanın bademcik iltihabından çok daha kötü durumlarla karşılaşabileceği ispatlanana kadar, çok uzun bir süre gözden çıkarılabilir baş belası oldukları düşünülmekteydi.

Hala bademcik ameliyatları yapılıyorsa da, teşhis kriterleri eskiye göre daha sıkı olmaktadır.


Çöp DNA’nın yüksek kopyalama oranı ardındaki nedensel faktörler hala çok tartışılan bir konu.
Retinanın arka yüzeyi, Darwinistler tarafından uzun süre evrimin tesadüfi oluşunun kanıtı olarak gösterilmiştir. Aslında bu çok şaşırtıcıdır çünkü araştırma göstermektedir ki, bu mantığa aykırı oluşum, bu hassas aracın yıllarca gün ışığında son derece iyi bir şekilde işlevine devam edebildiği tek düzendir. Hatalı retina ön yüzeyinin milyonlarca yılda rastgele küçük mutasyonlar ile tamamen değişmesini, böyle bir optik hatalı yaşam formunun tüm bu süre boyunca hayatta kalmasını hayal etmek zordur. Bu yüzden varılabilecek tek sonuç, bu yapının başlangıçtan beri böyle olduğudur. Bu yapının şu özellikleri de başından beri aynıdır: optik güdümlü değişken bir ısı alıcısına sahip olması, kimyasal geri dönüşüm özelliği, özel bağışıklık sistemi, dahili gün ışığı tutucuların mevcut olması
ve her bir hücre çekirdeğinin kendini bölerek, bölümleri dikey istifli diskler halinde yeniden düzenlemesiyle oluşan yüksek hücre yoğunluğunu oluşturması.
Keşke Pasifik Okyanusundaki plastik çöp denizi de insan genomundaki
çöp” parçaları kadar hızlı azalsa…


3 milyar harften oluşan
insan genom haritasının bir bölümü



Gerhard Richter’in etkileyici 4096 rengi:
Tate Modern Londra’da Ocak 2012’ye
kadar gösterimde. 

Farklı miktarlarda 4 ana rengin karışımından
yapıldığını düşünüyorum.

İşte bu yüzden bunu sadece 4 ana
birimi olan insan genomu ile
karşılaştırmak çok ilginç.


Çeviren ; Sıdıka Özemre
Kaynak ; http://iaincarstairs.wordpress.com/2011/10/30/existing-brain-theories-completey-overturned/

 

 

 

|
murat@okyanusum.com