{ o k y a n u s  v i d e o }

 

Stephen Hawking ile Evrene
Bölüm 1
Uzaylılar

|

Çeviri: Burcu Karabağ
Hazırlayan: Ekrem Caner Tuna

Merhaba, Ben, Stephen Hawking. Fizikçi. Kozmolojist. Ve bir nevi hayalperest. Hareket edemediğim ve bir bilgisayar aracılığı ile konuşabildiğim halde, zihnimde ben özgürüm. Evreni keşfetmek için ve
“Uzaylılar mevcut mudur? Eğer öyle ise, nerede bulunabilirler? Neye benzerler?
Neyden meydana gelirler? Zeki midirler? Ve eğer biz onlarla karşılaşırsa idik,
bu insan ırkı için ne anlama gelirdi?” gibi soruları soracak kadar özgürüm. 

Dünyada her gittiğim yerde insanlar bana “Uzaylılar var mıdır?” diye soruyorlar Bu güzel bir soru çünkü evrendeki yerimizi nasıl gördüğümüz konusuna tam kalbinden giriyor. Küçük yuvarlak mavi topumuzda
yanlız mıyız? Bence, muhtemelen, yalnız değiliz çünkü bir hakikat var. Evren büyüktür.
Gerçekten büyüktür. Bizim gezegenimiz güneşin etrafındaki  8  yörüngeden  bir tanesinde dönmektedir. 

Kendisi uçsuz bucaksız uzayda, bizim galaksimizin , yani Saman Yolu’nun içinde,  200 milyar yıldızdan birisi olarak özel olmaktan uzaktır. Evren o kadar büyüktür ki, bazı zamanlar anlamakta güçlük çekiyorum.
Kozmik okyanusta Saman Yolu bile küçücük bir damladır. Her yöne doğru genleşen bir
evrende suret bulmuş 100 milyar galaksiden sadece bir tanesidir.

Bu açıdan, ışığın her noktası , bizim küçük dünyamızı bakış açımıza yerleştirmekle birlikte, aynı zamanda yalnız olduğumuza inanmayı da güçleştiren, başlı başına bir galaksidir. Yani benim matematiksel beynime göre, sayılar, tek başına uzaylıların varlığının çok mantıklı olduğunu düşünmeme yeterli geliyor.
Gerçek iddia, dünyadan uzakta bir yerlerde yaşama olasılığı olan uzaylıların 
ne durumda oldukları üzerine çalışmaktır.

Olasılıklar sonsuzdur ve sonsuz derecede yanıltıcıdır. Uzaylı yaşamı , basit ve yeşil balçıktan başlayarak daha gelişmiş, küçük de olsa daha kayda değer hayvanlara kadar çeşitlilik gösterebilir. Ancak tabii ki bu
daha dışarıda olan bitenin başlangıcıdır.  Böylesine muazzam bir evrende, zeki varlıkların varlığını
merak etmek gayet mantıklıdır. Hatta belki medeniyetler şu bilim kurgu tv şovlarındaki ve
filmlerdeki gibidir. Star Wars ve Star Track , ikisi de benim favorimdir,
bunlar gerçekliğe bizim düşündüğümüzden de yakın olabilirler.
Benzer senaryolar en azından makuldür. Ben bunun hakkında
daha çok düşünüyorum ve bu bile seçenekleri kısıtlıyor.

Öyle yaşam formları olabilir ki, biz onları yaşam formu olarak bile düşünemeyebiliriz. Belki de gerçekten öyle egzotik yaratıklar vardır ki yıldızların merkezindeki yaşamaktadır ve hatta kozmik toza benzeyen varlıklar muazzam mikroorganizma topluluklarıdır. Belki de uzaylılar o kadar hızlı yaşayıp ölmektedir ki bir
göz kırpması kadar sürede gelip gitmektedirler. Peki bu kadar çok olasılığın olduğu uçsuz
bucaksız evrende neyi arayacağımızı nasıl biliriz? Veya ona gelince, onu bulmak için
nereye bakacağımızı nasıl biliriz? Cevap tam da başladığımız noktadadır. İhtiyacımız
olan bilgi evdedir. İşte bu sebepten dolayı evimiz yaşamın sadece bilinen
örneklerini barındırır. Fiziğin kanunları her yerde aynı şekilde ortaya çıkar
ve  bundan dolayı detaylar farklı olsa dahi , o da yaşamın kanunlarının
da evrensel olması gerektiğine tabidir.

Biz dünyadaki yaşamı uzaylı avcısının el kitabı gibi kullanabiliriz. Yaşamın nerede oluştuğundan bağımsız olarak gerçekten ne olduğuna, nasıl çalıştığına ilişkin bir rehber gibi kullanabiliriz. Bu durumda, Bölüm 1 bizi
dünyanın oldukça genç olduğu 4,5 milyar yıl öncesine götürüyor. Oradaki yaşamın durumu
şu anda hala gizemini koruyor ancak çeşitli teoriler mevcut. En bilineni, yaşamın
aminoasit denilen kimyasallardan oluşan primordial havuzlarında sadece kazara
başladığıdır. Mükemmel kombinasyon oluşna kadar moleküller rastgele
milyonlarca yıl boyunca çarpışacaklardı. Son şanslı an, yaşam zincirini
başlattı. Yaşamın spontan bir şekilde yaratılmış olması son derece
düşük ihtimaldir. Bence bu, bu tero ile ilgili bir sorun değil.
Bu, son derece büyük garipliklerin ortasındayken piyangodan para çıkması gibi bir şey.

Çoğu haftalar birileri büyük ikramiyeyi kazanır. Fakat merak uyandıran Panspermi denilen denilen bir fikir vardır. Bu fikre göre, yaşam başka bir yerde yaratılabilirdi ve gezegenden gezegene asteroidler aracılığı
ile yayılmış olabilirdi. Bir kaya kütlesinin donmuş organizmaları içinde taşıması mümkün gözüküyor.
Eğer öyle ise, asteroidler hala diğer dünyalara yaşam trasnfer ediyor olabilirler.
Hangi teorinin doğru olduğundan bağımsız olarak, bir kere yaşam başladığında,
diğer bölüm de başlar. İşte bu yaşamın sürmesidir. Yaşamın süregelmesi,
seni , beni ve her şeyi birbirine bağlar ve kendi kendine
kurallar meydana getirir.