{ o k y a n u s  v i d e o }

 

Duygusal Zeka ya da Davranışsal Kontrol
(2)


1. Bölüm
|

 

Çeviri: aylinER
Hazırlayan: Ekrem Caner Tuna

Duygusal Zeka 2
Ve her çocuk tek tek odaya getirilir ve aynı masaya oturtturulur ve her birinin önüne büyük ağız sulandırıcı bir şekerleme konur.Deneyi yapan kişi çocuklara :
“Bu şekerlemeyi isterseniz şimdi yiyebilirsiniz ama ben gelene kadar beklerseniz bir tane daha alabilirsiniz.”, der  ve  odayı terk eder.
Bu durum, aslında oldukça zor bir durum. 4 yaşındaki herhangi bir çocuğun gerçekten de ruhunu zorlayan bir şey!
Dinleyici: Bizler için de öyle!
Evet, hatta bizler için bile  bayağı zor bir durum. Komik bayağı...:)

Bazı çocuklar şekerlemeyi koklarlar, sanki tehlikeli bir şeymişcesine ondan uzaklaşırlar, bazı çocuklar bir kenara çekilip, o konu üzerindeki dikkatlerini dağıtmak için şarkı söyleyip, dans ederler... Çocukların yaklaşık üçte biri, bu sonsuz gibi gelen 4-5 dakikayı şekerlemelere dokunmadan bekleyerek geçirirler. Deneyi yapan kişi geri döner ve bekleyenlere iki tane şekerleme verir. Geri kalan çocukların yaklaşık üçte biri deneyi yapan dışarı çıkınca şekerlemeleri yalayıp yutmuşlardır.

Ancak bu çalışmayla ilgili asıl sonuç 14 yıl sonra ortaya çıkar. Aynı çocuklar liseden mezun olurken takip edilir ve 14 sene önce şekerlemeleri yemeden bekleyenlerle beklemeyenler karşılaştırılır.Çok ilginç bir sonuç,
ortaya çıkar; şekerlemeleri yemeden bekleyen çocuklar, yiyen çocuklara göre arkadaşlarıyla çok
daha iyi anlaşmakta,hala kendi zevklerini tatminden önce amaçlarını gerçekleştirebilme
becerilerini sürdürebilmektedirler.

 Ve ilginç olan bir şey de şudur:
Şekerlemeleri yemeden bekleyen çocuklar SAT (Başarı testi) sınavından 210 puan daha yüksek alırlar.
Bu 16 veya daha fazla standard sapmadır.

Bunu SAT sınavını hazırlayan Princeton’dakilere söyledim. Çok şaşırdılar.Bu iki grup arasındaki  fark,
ailesinde okumuş en az bir kişiye sahip olanla ailesinde hiç okuyan biri olmayan çocuklar
arasındaki kadar büyük bir fark olduğunu ifade ettiler.Fakat, bu çocukların hepsi Stanford
Üniversitesine bağlı, yüksek IQ’ya sahip olan kimselerin çocuklarıydı.

Öyleyse burada ne oluyordu?
Bence burada olan şey, dürtülerine hakim olamama, uyarılma-tahrik yani amigdalanın işaretleri, dürtülerini yeterince önleyememe. Ve amigdalalarını kontrol edemeyen ya da zorlu bir durum karşısında ne
yapacağını bilemeyen, sıkıntı çeken çocuklar...

Ve bu hatırlayın daha önce ne demiştim?Amigdala ateşlenir, dikkat- odak bizi ne rahatsız ediyorsa
o noktaya sabitlenir,

Bilirsiniz, “o kızlar benimle oynamıyor!.” İlkokul çağının sonlarındaki melodramlar her ne olabiliyorsa...
Bu  tarz şeyler olduğu zaman “çalışan hafıza” diye bir bölümü işgal eder. Çalışan hafıza dikkattir.
Bilişsel Bilimden biliyor olabilirsiniz; Çalışan hafızanın kapasitesi sihirli bir sayı yedi ya da
eksi-artı iki bit bilgidir. Eğer bu bilginin 6 biti, eğer o kızlarla çocukbahçesine giderse,
öğretmenin söylediği size bir bit bilgi olarak kalıyor.

Bir başka deyişle, SAT adlı sınav,bir başarı testidir. IQ testi değil.Okul süresince ne kadar öğrendiğine dair 
bir başarı testidir ve bu test göstermektedir ki; eğer bu konuda müzmin olarak bu beceriyi oratay
koymada yetersiz isen, öğrenmeyi beceremeyebilirsin. İşte bu çalışmadan çıkan sonuç budur.

Bence bu herhangi başka bir durum, herhangi bir iş durumunda da  böyledir.Neyi yapmayı deniyor olursan
ol farketmez. Zihnin sıkıntılı, ızdırap verici duygularla meşgul olması bilişsel kapasiteyi küçültecektir ve
yapmanız gerekeni yapmak daha da zorlaştıracaktır. Öte yandan siz şöyle de diyebilirsiniz; amigdaladan
gelen ızdırap verici duyguları bastırmak, bilişsel kapasitenin mümkün kıldığı şeydir, çünkü bilişsel
kapasite tüm o amigdalada odaklanmış dikkati oradan alıp uzaklaştırma yetisine de sahiptir.