1 – 70 - 80'li yıllarda Türkiye'nin en önemli starlarından biriydiniz. Gazino neonlarında isminiz en üst sıralarda yer alıyordu. Sonrasında bir suskunluk dönemine girdiniz ve ardından ''Tasavvuf Müziği'’nin önemli bir temsilcisi olarak hayranlarınızla buluştunuz. 70'li yıllardan bugünlere nasıl bir yolculukla geldiniz?
Meslek hayatımın profesyonellik dönemi 1968 senesinde başlar. 70’li yıllar Ahmet Özhan olarak Türkiye’de Türk Sanat Müziği konusunda yorumcu olarak ünlendiğim yıllardır. 70 yıllarda genç bir insanın mesleğinde iyi yerlere gelebilmesi için gereken her şeyi yaptım. Plaklar, filmler, fotoroman ve sonradan hayatımıza giren televizyon çalışmaları, konserler, dizi filmler… 80’li yıllara başladığımızda artık doygun bir sanatçı ve insandım. |
|
Doğaldır ki, yeni dönemler yeni fikirlerle ve yeni çalışmalarla belirlenir. Artık var olmuş bir insan olarak gerçek varlık sebebimin ne olduğunu ve neler yapmam gerektiğini daha içsel olarak düşünmeye başlamıştım. Genetik ve de örf, adet olarak zaten donanımımızda pratiği olan bu yoğunlaşmaların, yeteneklerim ve onlarla sürdürdüğüm mesleğimde nasıl yer almalı ve de insanlarla bu anlamda nerelerde ne şekilde buluşmalıydım.
İşte sizin suskunluk diye adlandırdığınız dönemim bunları düşünerek ve düşündüklerimi insanlarla paylaşmayı planlayarak, altyapılarını hazırladığım dönemlerdir. Yine sualinizdeki “sonradan Tasavvuf Müziği ile karşımıza çıktınız” sorunuzun cevabı, bu dönemde oluşan donanımların Şan Müzikholü’ndeki “Güldeste” konserleri ile sahnelendiği dönemlerdir.
2 - Bu hafta, içinde müzik CD'nizin de bulunduğu bir kitabınız çıktı. Yazar kimliği ile sevenlerinizle buluşmak nasıl duygu?
Düşünmeyi, öğrenmeyi ve bunları yaşamayı severken, her an yeni bir açılımla hayatı ve varlığı hissetmek, insanda bunları paylaşma duygusunu oluşturur. Yazmak bunun en pratik çözümüdür. Gazete ve dergi köşelerinde yayımlanan yazılarımın bir araya geldiği bu kitap, hayatı ve hayatın içindeki her şeye sevdalı bir insanın düşündükleridir. Bu duygu ve düşüncelerin kitap olarak ortaya çıktığını görmekte çok güzel bir duygu.
3 - Kitabınız; Shakspeare’in ''Olmak ya da olmamak ''dizesiyle başlıyor sonrasında Hz. Peygamber'den sıkça söz ediyorsunuz. Ardından, Mevlana ve Yunus Emre'nin dizelerinden alınmış örneklerle sürüyor kitap. Bu kitabı yazarken insanlara ne gibi mesajlar vermeyi amaçladınız?
Her birim hayatı ve kâinatı kendi donanım ve istidadı doğrultusunda gözler. Ben de, bu gözlemimin dayanakları olarak Resullah efendimiz ve onun yolundan giden Hz.Mevlana gibi kişileri gösterdim. Benim göstermem bir şeyi değiştirmez, onlar zaten öyledir. Bu kişiler Allah’ın varlığı yaratış amacını bilmişler, bulmuşlar ve de söylemişlerdir. Ben de istidadım ölçüsünde, bende açığa çıkan Allah’ın, bilinmek ve sevilmek muradını kavrayabildiğim kadar insanlarla paylaşmayı arzu ettim. Varlığımın sebebi de budur.
4 - Bir bölümünde '' Gönül tüccarlarına ihtiyaç var ''diyorsunuz. Bu konuyu biraz açar mısınız?
Az önce söylediğim gibi, hayatı ve içindekileri doğru anlayan insanları gönüllere hizmet eden gönül tüccarları olarak adlandırdım. Zannediyorum ki, var oluş biçim ve sınırları içerisinde bundan daha güzel bir ticaret yoktur.
5 - Kitabın çarpıcı bölümlerinden biri de ''Ehli olsun olmasın, herkes ilk aklına geleni söylüyor. Tarikat, şeriat nedir? Sorusuna cevap bulmaya çalışıyorlar ''demişsiniz. Gerçekten bu konuda bizi bilgilendirir misiniz?
Şeriat, tarikat, hakikat, marifet, tüm varlığı algılama sürecinde sezgi katmanlarıdır. Bu şuursal kavrayış, Allahın iliminin hikmetlerle ve kudretiyle açığa çıkış sürecinde, insanların disiplin olarak uymaları ve bunun neticesinde kendi arınışları nispetinde gerçeği kavramalarıdır. İşte insanlara ömür, bunları akıl edebilmeleri için verilmiştir. Bunu söylemeye çalışıyorum.
6 - Tasavvuf Müziğin temsilcisi bir müzik adamı olarak; Tasavvuf musikisinin dinleyicileriniz üstündeki etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ben Türk müziği yorumcusuyum. Tasavvuf Müziği denilen müzik türü, Türk Müziği’nin bir versiyonu olarak kabul edilmelidir. Yani Türk Müziği sanatçısının yorumsal duyarlılığı içerisinde olması gereken bir tarzdır. Bu müziği icra ettiğim için de kendimi mutlu hissediyorum. Dinleyicilerin üzerindeki etkilerine gelirsek, Türk Tasavvuf Musikisi’nin Türkiye’de müzik sektörünün ciddi bir tüketim kulvarı omasında en büyük pay dinleyicinin konuya olan düşkünlüğüdür. Ben sadece onlara, onların içinde olan, duygu,düşünce ve genetik birikimlerini hatırlatmada öncülük ettim. Bunu da sanatçının, görevci sorumluluğu olarak görürüm ve buna köprü olduğum için de çok mutluyum.
7 - Size bende, ''Ne olacak şu Türk Sanat Müziğinin hali ?'' diye sorabilir miyim?
Sordunuz bile. Ama sizin bu soruyu ironik bir uslupla sorduğunuzun farkındayım. Kitabımda da belirttiğim gibi, bu sorunun sorulmasını bir aydın olarak yadırgarım. Çünkü ülkesinin sosyo-kültürel profilini takip eden bir yurttaş, bunu sormamalı diye düşünüyorum. Bir ülkede sanatı, o ülkenin genel profili belirler. Türkiye’yi gerçekçi bir gözle süzdüğümüzde, dönüşümlerin hangi seviyede olması gerektiği net bir biçimde ortaya çıkar. Bunu belirleyen de varlıktaki sistemdir. Yani ne ekerseniz onu biçersiniz.
 |
8 - Aşkı nasıl tanımlıyorsunuz?
Ne yaptınız? Ülke gerçeklerini konuşurken aşk gibi bütün varlığın özünü teşkil eden bir olguyu sordunuz. Dağıldım doğrusu. Bunu Hz. Mevlana’ya da sormuşlar:
“Ya Mevlana aşk nedir?”
Aşkın sultanı Hz. Mevlana bir müddet durmuş, bir ah çektikten sonra:
“Ben size ne diyeyim. Ben ol da bil” demiş. İşte aşk denilen şey anlatılmaz. Anlatılamaz. Onun için de anlatılmaya çalışılmamalı. Sadece o şans yakalanırsa yaşanılmalı.
Yalnız şunu şunu söyleyeyim ki, gazetede, TV’de, çarşıda, pazarda, aşk diye duyduğunuz ne varsa sakın inanmayın. Yaşadığımız dönemde aşka sadece iftira ediliyor. |
9 - TRT 1'de yayınlanan Türk Sanat Müziği yarışmasında Hülya Avşar'la birlikte jüri üyeliği yapmak size garip gelmedi mi? Bu program kış sezonunda yeniden başlayacak mı?
Hayır. Garip gelmedi. Üstelik Hülya Avşar’ın jüride olmasını ben çok arzu ettim. Türk Müziği için Hülya Hanım’dan daha güzel bir vitrin biliyorsanız siz söyleyin… Yarışmanın bu kış devam edeceğini zannetmiyorum.
10 - İzmir Fuarının en parlak günlerinde yaptığınız programlardan kalan bir anınızı bizimle paylaşımısınız?
İzmir çalışmaları özellikle fuar zamanı hayatımın en genç, en hoş, hatırlayınca içimin titrediği çok özel zamanlardır. Bu sorunuza İzmir’de bulunduğum her an diye cevap vermeliyim. Çünkü her an İzmir’de çok özeldir. 70’li yılların Fuarı ve de özellikle Efes Otel’i, şimdi bir kısmını yitirdiğimiz sevgili arkadaşlarım, hangi birinden bahsedeyim. Bu güzel anıların içinden birini seçip tercih etmek binlerce anıya haksızlık etmek olur. Bunu benden istemeyin. Ve de beni daha fazla söyletmeyin. Çünkü gönlüm Ege’de ve güzel İzmir’imdedir. Her zaman.
11 - Son projelerinizden bahseder misiniz?
Son projeleriniz sözünü “Bundan sonra size bahşedilmiş hayatı nasıl yaşayıp, nelerle değerlendireceksiniz?” demek olarak anlıyorum. Ne kadar önemli bir sual ve ne kadar mesuliyet isteyen bir cevap. Beni var eden bugüne kadar nasıl kullandıysa, bundan sonra da Ahmet kuluna verdiği ömür süresince bir takım roller vermiştir. Bunları bilmemiz mümkün değil. Ancak biz onun işaret ettiği yönde ve tarzda hayatımızı sürdürme gayreti içinde olmalıyız. Bugüne kadar olduğundan daha hassas, daha arınmış, daha farkında olarak. Yani varacağımız son noktaya yine onun bize gösterdiği şekilde varmaya çalışmalıyız. Dilerim ki bu Dünyada ürettiğimiz hiçbir şeye, BEN yaptım dememek nasip olur. Aslında neyi yapmaya kudretimiz var ve neye gücümüz yeter. Ama “O” nunla olursak, bizim elimizle “O” var eder. Gerçek iktidar ve gerçek hürriyette ancak”O” nunla olabilmekle elde edilir. Çünki ”O” ötelerde, uzaklarda değil, seninledir. Neyse anlayan anladı.” Anlayana sivri sinek saz, anlamayana, davul, zurna az”
12 - Türkiye zor günler geçiriyorken, pozitif bir insan olarak buradan okuyucularımıza neler söylemek istersiniz?
Doğrudur, ülkemiz zor günler geçiriyor. Ama bunun sorumlusu bu ülkenin sahipleri olan biziz. Ve bunu düzeltmekte bize düşer. Düzeltmenin ilk şartı hatayı tespittir. Doktorlar önce teşhis eder sonra tedavi eder. Biz bu teşhisi doğru ve yürekli bir biçimde yapmazsak hatalarımızı göremeyiz ve bu kısır döngüden kendimizi kurtaramayız.
13 - Mevlana'dan güzel bir dizeyle röportajımızı sonlandırmaya ne dersiniz?
Konuğum bu gece sana ey can cânımın cânı
Ey gül güzeller sultânı
Ne olur bu gece uyuma
Gönlümü alıp götürdün cânı da al götür amma
Sakın bu gece uyuma
Sen ey dilber ey güleç bahçe
Sen sarhoş gönlümde huzûr dilimde hece
Sensiz iki dünya zindandır bana yumma gözlerini Dur!
Sakın uyuma KADİR GECEMİZ bu gece |
 |
ana sayfa