“Herkesin hayatında Mevlana vardır; fakat belli bir zaman dilimi içerisinde onun farkına varır insan.
Mevlana bir kişi değildir, bir olgudur, bir düşünüş, bir yaşayış, bir inanıştır. Ben de yaratıldığımdan beri harcımda, çamurumda Mevlana’nın olduğunu hissettim hep. Kendimi hatırlamaya başladığım zamandan beri Mevlana’nın lezzeti vardır içimde” diyerek Mevlana’nın hayatındaki yerini ve önemini ifade eden ünlü sanatçımız Ahmet Özhan’ın Mevlana’yı küçük yaşlarından itibaren tanıması babası vesilesiyle olmuş.
Hz. Muhammed, Yunus Emre ve Mevlana gibi yüce şahsiyetleri ilk babasından tahsil etmiş. Beş yaşından itibaren babasıyla birlikte ilahiler söyleyen Özhan’ın Tasavvuf Musikisi’ne yönelmesinin nedeni de babasından dinlediği bu ilahiler. Konservatuardan mezun olduktan sonra ise hep hayatındaki o temeli işleyecek imkanları bulmuş.
“Türk Tasavvuf Müziği Vakfı’nı bulunca da bu yönde çalışmaya başladım. Bunda insanların tasavvuf müziğini çok tercih etmeleri de etkili oldu. Benim için çok büyük bir şans, talih, kader. Ben konuya çok sevgiyle yaklaşıyorum, anlamaya çalışıyorum, olabildiğince hayatıma aktarmaya çalışıyorum. İnsanımızda da Mevlana dokusu çokça bulunduğundan onlar da paylaşmaya bayılıyor”.
2007’nin Mevlana Yılı olması dolayısıyla gerçekleştirilen etkinliklerde yıl boyu görev alan Ahmet Özhan, “Bizim için hayat boyu, Mevlana doluluğuyla geçecek inşallah” diyor.
Mevlana’nın dünyada giderek artan bir şekilde sevilmesinin nedenini ise şöyle açıklıyor: “Mevlana’nın sevilme nedeni, insanları ayırt etmeksizin sevgi ve hoşgörüyle yaklaşması, insanın en büyük potansiyeli olan sevgiyi ön plana çıkarmasıdır; onu aşka doğru götürmesidir. İnsanlar bunun farkına varıyor, herkes kendi içinde var olan o özü, sevgiyi buluyor; kısaca insan kendini keşfediyor o zaman. Kendini keşfederken de Mevlana gibi bir rehberin önemini görüyor. Çünkü bir insan ancak kendi varlığındakini açığa çıkarabilir. Dışardan bir şey giyinmek söz konusu değildir. ”
Mevlana’nın aşkla, sevgiyle, doğrulukla, hoşgörüyle, tevazuuyla, üreticilikle, paylaşımla, sır saklamakla alakalı, insana dair ne varsa söylediğini belirten Özhan şundan yakınıyor:
“Günümüzde İslam olmadan Mevlevi olmak gibi birtakım lüks peşinde koşanlar var. Böyle bir şey söz konusu değildir. Hiçbir şey disiplinsiz, prensipsiz var olamaz, varlığını da devam ettiremez. Disiplin ve prensip haricinde bir çağrı da söz konusu olamaz. Bütün bu Hz. Mevlana’nın çağrılarının etiğini oluşturan şu sözü benim için çok önemlidir. ‘Ben yaşadıkça Kuran’ın kölesiyim. Ve ben yaşadıkça Ahmed-i Muhtar’ın ayağının tozunun zerresiyim. Kim benden bunun haricinde bir söz naklederse o sözden de nakledenden de bizarım (şikayetçiyim)”.
Hz. Mevlana’nın Mesnevi’siyle beraber zaman üstü bir duruşla her dönemde herkese hitab edeceğine dikkat çeken Ahmet Özhan şöyle noktalıyor sözlerini:
“Hayat çok kısa, bir bakıyorsunuz geçmiş. Onun için herkes kendi içindeki Mevlanası’nı ortaya çıkarmaya baksın. Hz. Mevlana’ya ‘aşk nedir’ diye soruluyor, o da ‘ben ol da bil’ diyor. Hiçbirimiz Mevlana olamayacağımıza göre kendi Mevlanamızın aşkı anladığı kadarıyla anlamaya çalışalım."