Allah Sizin Mevlâ'nızdır !.. (2)
...Saim Yusuf - 27 Mayıs 2008

İkiniz” ifadesini “gözleyen ve gözlenen” olarak genel değerlendirdiğimizde; “gözleyen ve gözlenen
ikilemine dayanan “sınırlı kapasite” ürünü tüm tespitler, varlıklar(dalga ve parçacık da dahil)
ALLAH”ın varlığı ile yaratılmıştır…”ALLAH” ise; “gözleyen ve gözlenen” ikilemine dayanan
sınırlı kapasite” ile tespit edilecek bir varlık değildir…
ALLAH”; idrak edilemeyeceği idrak edilecek bir varlıktır… Kainat içinde yaratıcıyı arayan zihniyet, aradığını maddenin içinde de bulamayacaktır… Kainata bir sınır çizilemediği gibi, maddenin özüne de bir sınır çizilemeyecektir… Çünkü “ALLAH isminin işaret ettiği sınırsızlık-sonsuzluk manası”; bu çizgiyi çizdirtmeyecektir, bu işin sonu gelmeyecek, sınırı olmayacaktır… Örtme özelliği(Gafur) ile üretimin(Rahiym) sonu gelmeyecektir…
Her açılan örtü, başka bir örtülüyü üretecektir…
ALLAH; varlıkları özden gelir bir şekilde inzal ile var etse de; özde tespit edilebilecek bir varlık değildir…
Tespit eden ve tespit edilen” ikilemi ile ulaşılan varlık ise; bazılarının tanrı zannından öteye geçmeyecektir…
Çünkü “ALLAH sınırsız-sonsuz-tekdir” ve “AHAD olan ALLAH” ancak kendi kendini “HAK”kıyla bilebilir…

Hatalar bizden… İsabet kaynaktan…

4-) İn tetuba ilellahi fekad sağat kulubüküma* ve in tezahera `aleyhi feinnAllahe HUve Mevlahu ve Cibriylu ve salihul mu’miniyn* velMelaiketü ba`de zâlike zahiyr;

EĞER İKİNİZ ALLAH’A TEVBE EDERSENİZ, GERÇEKTEN KALBLERİNİZ MEYLETMİŞ/KAYMIŞ BULUNUYOR... EĞER O’NUN ALEYHİNE BİRBİRİNİZE YARDIM EDER/DESTEK OLURSANIZ, MUHAKKAK Kİ ALLAH, O’NUN MEVLASI’DIR, CİBRİYL DE, MÜ’MİNLERİN SALİHİ DE... VE ONDAN SONRA MELAİKE DE ZAHİYRDİR.

SAFİ YORUM:
<EĞER İKİNİZ ALLAH’A TEVBE EDERSENİZ, GERÇEKTEN KALBLERİNİZ MEYLETMİŞ/KAYMIŞ BULUNUYOR...>

İkiniz” sözü ile kastedileni “dalga ve parçacık” olarak değerlendirelim… ”Dalga ve parçacık” özelliği, “kuanta”nın iki durumudur… ”Kuanta” gözlemlenmediğinde “dalga”, gözlemlendiğinde “parçacık” olarak hallenmektedir…

Allah’a tövbe ederseniz” dediği; dalga ve parçacığın “ismi ALLAH olan ÖZ yapının özellikleri” ile var olduğunun açıklanmasıdır… Dalga ve parçacığın “ALLAH”ın varlığı dışında, kendilerine ait varlıkları yoktur… Gerçekte “dalga ve parçacık” yoktur; “ALLAH’ın yapısı” ve bu “yapının özellikleri” vardır… Tövbe; “ALLAH”a dönmektir, “ALLAH”la var olduğunu bilmektir…

Gerçekten kalpleriniz meyletmiş/kaymış bulunuyor” dediği “ismi ALLAH olan yapının”nın “sınırlı algı” dolayısıyla, “dalga ve parçacık” olarak algılanma halidir… ”Sınırlı algıya” işaret eder… ”Sınırlı algı” ise; “ALLAH’ın özellikleri” ile oluşur…

Toparlarsak “Eğer ikiniz Allah’a tevbe ederseniz,  gerçekten kalbleriniz meyletmiş/kaymış bulunuyor...” sözü ile; “sınırlı algılayıcılar ile dalga ve parçacık olarak algılananların; “ismi ALLAH olan ÖZ yapının özellikleri” ile var olduğu”  açıklanıyor…”Dalga ve parçacık” sınırlı algı ile, örtme özelliği(Gafur) ile var sanılıyor; gerçekte var olan “ALLAH’ın vücudu”dur…”Dalga ve parçacık” gerçekten var değildir, gerçek manada var olmamıştır…

Dalga ve parçacık” yaratılandır, yaratan değildir…”Dalga ve parçacık” varılacak son nokta değildir, varlığın başlangıç noktası değildir… “ALLAHın esmaları” boyutumuzda nasıl madde olarak algılanıyorsa, o boyutta da “dalga ve parçacık” olarak algılanmaktadır... “Boyutlar ve canlıları”n ise; ne başı, ne de sonu vardır…

İleride “bilim ve teknoloji”nin daha da gelişmesiyle; “dalga ötesi yapılar”ı tespit edecek cihazların bulunamayacağını kim söyleyebilir?!… Bakın şu an eskiden olmayan, bugün kullanılan, bir çok yapıyı tespit eden cihazlar var… ”Bilim ve teknoloji” ilerleyecek, yeni cihazlar üretilecek, o cihazlarla da yeni yapılar tespit edilecektir… Belki de bulunacak yeni bir cihazla “cinlerin varlığı” da tespit edilecektir…

Bu iş; “içinden çıkılmaz bir labirent, sonu gelmez fasık bir dairedir”…Bu halden kurtulmanın yolu ise tövbe; yani “ALLAH’a dönmek, sınırsız-sonsuz-tekliğe gelmektir”…

<EĞER O’NUN ALEYHİNE BİRBİRİNİZE YARDIM EDER/DESTEK OLURSANIZ,>

ALLAH’ın esması/isimleri/özellikleri bilinmeyip, dalga ve parçacık değerlendirmesi; “kuantanın dalga ve parçacık olarak var olması” ile dalga ve parçacığın birbirlerine destek olma görünümü; ALLAH’ın varlığının ve özelliklerinin hesaba katılmama hali… Halbuki kuanta da son durak değildir… Çünkü bu işin sonu yoktur… Kuanta da ALLAH’ın varlığının/yapısının esmalar ile işaret ettiği özellikler ile vardır…

 <MUHAKKAK Kİ ALLAH, O’NUN MEVLASI’DIR,>

Muhakkak ki, hakikatten, gerçekten, aslında ALLAH; kuantayı oluşturan esma terkibinin Mevlası’dır, bu esma(isimler ile işaret elden özellikler) terkibi(belli oranda birleşimi), varlığını ALLAH’ın varlığı ve özelliklerinden alır… Her şey “ALLAH’ın yapısal özellikleri”nin belli oranlarda birleşiminden açığa çıkıp, algılanır olmasıyla var olmuştur… Bu var olanlar oluyla ALLAH’ın özellikleri hakkında bilgi edilebilinir; ama ALLAH’ın yapısı hakkında bilgi edilinemez… ALLAH’ın yapısı/vücudu vardır; ama bizim tarafımızdan bilinmez… ALLAH’ın yapısı/vücudu bizim bildiğimiz yapılara/vücutlara benzemez… ALLAH ancak kendisi yapısını/vücudunu bilebilir…
ALLAHU LA İLAHE İLLAHU!!!” ALLAH kendisinden gayrı mevcut olmayan vücuttur…

<CİBRİYL DE, MÜ’MİNLERİN SALİHİ DE... VE ONDAN SONRA MELAİKE DE ZAHİYRDİR.>

Cibriyl” varlığını ALLAH’ın Cebbar isminden alır… Cebbar; hükmünü zorunlu olarak ister istemez kabul ettirendir… ALLAH’ın Cebbar ismi varlıkta kendini Cibriyl(Cebrail) kuvvesi olarak gösterir… ALLAH hükmünü; Cebbar isminin yansıması olan Cibriyl kuvvesi ile cebren, zorunlu olarak kabul ettirir…Hiçbir birim ALLAH’ın hükmünün dışına çıkamaz, özünden gelen Cibriyl kuvvesi ile ALLAH’ın hükmünü açığa çıkarır…

Mü’minlerin salihi” dediği ise; diğer boyutların kendisinden yansıdığı, ilk yaratılmış boyut olan, TEK’in çokluğa yansıdığı ilk tekillik boyutu olan “Hakikat-i Muhammediye (İnsan-ı Kamil, Aklı Evvel, Nefsi Küll)’dir… ALLAH hükmünü Cibriyl ile Mü’minlerin salihinde “melekler olarak zahiyr” eder, görünür kılar, var eder…

ALLAH hükmünü “Cebbar ismi ile cebren”, varlıkta açığa çıkarır… ALLAH hükmünü “Cibriyl kuvvesi ile Hakikat-ı Muhammediye’de melekler olarak” açığa çıkarır… Mevla’mız olan ALLAH; Cibriyl kuvvesi, Hakikat-ı Muhammediye, sonrasında zahiyr olan melekler vardır… Yani; “melekleri zahiyr olan, dalga ve parçacık görünümü veren kuanta olarak alsak bile”, bunun bir de öncesi vardır…

Mü’minlerin salihi olan Hakikat-ı Muhammediye” vardır; “Cebbar isminden yansıyan Cibriyl kuvvesi” vardır; en önemlisi “Mevla’mız olan ALLAH” vardır… Hepsini varlığı ve özellikleri ile var eden, var ettiğinin Mevlası, dayanak noktası, arka çıkanı ALLAH vardır… ”ALLAH ise AHAD(sınırsız-sonsuz-tek)” olduğu için; idrak edilemeyeceği idrak edilecek varlıktır…

“Mevla, Cibriyl ve Mü’minlerin salihi” ifadeleri birlikte değerlendirildiğinde; “melekler olarak zahiyr olanların” ALLAH’ın hükmettiği şeyler olduğu sonucu çıkar… Melekler ve onlarla açığa çıkan tüm boyut ve canlıları bu şekilde var olur… ŞEY’lerin varlığı Mevlamız olan ALLAH’a dayanır… O halde Cibriyl kuvvesi ile kastedilen cebri bizim anladığımız beşer manada değil, evrensel manada değerlendirmek gerekir… Çünkü varlıkların; Mevla’sı olduğu ALLAH’ın varlığı dışında, kendilerine ait varlıkları, iradeleri yoktur ki; istememeye rağmen uygulanan cebir, zorluk olsun…

Buradaki cebirin manası; varlıkların kendilerine ait varlıkları ve iradeleri olmaması dolayısıyla; “Mevla’sı olan ALLAH”ın hükmünü açığa çıkarma mecburiyetleridir… Yani “özden gelen, evrensel manada, doğal teslimiyet, kulluk” halleridir… Bu manada “Hakikat-i Muhammediye Mü’minlerin salihidir”… Mevlası olan ALLAH’ın hükmettiği manaların kendisinde çıkma haliyle islah olan; varlığı çokluğa değil,”TEK’e bağlı olması, TEK’e mutlak teslimiyeti” ile Salih olan, sulh bulandır… Neticede; “Hakiym olan ALLAH’ın hükmü” melekler adı altında zahiyr olmaktadır…

5-) ‘Asa Rabbuhu in tallakakünne en yubdi lehu ezvacen hayren minkünne müslimatin mu’minatin kanitatin taibatin `abidatin saihatin seyyibatin ve ebkâra;

<EĞER SİZİ BOŞARSA, RABBİNİN O’NA SİZİN YERİNİZE SİZDEN DAHA HAYIRLI, MÜSLİME, MÜ’MİNE, KANİTE (İTAAT EDEN), TAİBE (TEVBE EDEN), ABİDE (İBADET EDEN), SAİHA (ALLAH İÇİN SEYAHAT EDEN), SEYYİBE (DUL) VE BAKİRE EŞLERİ VERMESİ UMULUR (MUHAKKAK BÖYLE OLUR).>

“Eğer sizi boşarsa” ifadesi; “varlığa madde boyutundan değil, maddenin de kendisinden var algılandığı meleki/enerji/dalga boyutundan bakarsan” anlamı taşır… İlk zahiyr olan meleki/dalga/enerji boyutu; yapısının tekliği ile; “kendisini, VAR’lığı ile zahiyr eden ALLAH’ın TEK’liğine işaret ettiği için”, daha hayırlıdır… Bu meleki boyut yapısının tekliği ile; “TEK olana teslimiyetini” açıklamış olur(Müslim)… Meleki boyutun yapısının tekliği;  “TEK olandan emin hali, kabul halini” duyurmuş olur(iman)… Meleki boyutun yapısının tekliği;  “TEK olana itaat ettiğinin” göstergesidir(kanite)… Meleki boyut yapısının tekliği ile; “TEK olandan var olduğunu, TEK’e dönmüş olduğunu” anlatır(tevbe)… Meleki boyut yapısının tekliği ile; “TEK’e boyun eğildiğini, kulluk edildiğini” açıklar(abide)… Meleki boyut yapısının tekliği ile;  “TEK olandan açığa çıktığını (Allah için seyahat ettiğini)” anlatır(saiha)

Zahiyr olan meleki/enerji boyutunun tekliği ile; “varlığın aslının TEK olduğu, TEK’e teslim olduğu, TEK ile var olduğu, gerçekte TEK’in var olduğu, TEK’e boyun eğildiği, TEK’in hükmünün açığa çıktığı” umulur, muhakkak böyle olduğu kabul edilir… TEK teki yansıtır; tek TEK ile var olur… Böylelikle ikilikle başlayan çokluktan kurtulunur, TEK’liğe dönülür, ayrı ayrı varlıkların ve iradelerin olmayıp; “TEK bir varlığın ve TEK bir iradenin” olduğu anlaşılır…
Bu meleki boyut dul(seyyibe) ve bakiredir… Yani bu meleki boyutun eşi yoktur, çifti yoktur, tektir; tekliği “TEK olan ALLAH”a işarettir…Tüm boyutlarda ikilik, çokluk söz konusu iken, bu ilk zahiyr olan meleki boyutta teklik vardır… Şimdi 4. ayetteki “eğer ikiniz ALLAH’a tövbe ederseniz…” ifadesi daha manidar olacaktır… ”Dalga ve parçacığı”  tek olan kuantanın çift görünümü olduğunu bilerek, her türlü ikilikten uzaklaşmak, TEK’liğe yüzümüzü dönmek, gerçek tövbeyi(nasuh tövbesi) gerçekleştirecektir…

6-) Ya eyyuhelleziyne amenu ku enfüseküm ve ehliyküm naren ve kudühenNasu velhıcaretu `aleyha Melaiketun ğılazun şidadün la ya`sunAllahe ma emerehüm ve yef`alune ma yu`merun;

EY İMAN EDENLER!... NEFSLERİNİZİ/KENDİNİZİ VE EHLİNİZİ, YAKITI İNSANLAR VE TAŞLAR OLAN NAR’DAN KORUYUN… ONUN ÜZERİNDE ÇOK KATI-KAVİ, ÇOK ŞİDDETLİ-SERT-ACIMASIZ, KENDİLERİNE EMRETİĞİ KONUDA ALLAH’A ASİ OLMAYAN VE EMREDİLDİKLERİNİ YAPAN MELEKLER VARDIR.

SAFİ YORUM:
Yakıtı “insanlar ve taşlar” olan nar!... Yakıt olmadan yanma olmaz!...Ateşi var kılan bir girdi de yakıttır… O halde insanlar ve taşlar olmazsa nar da olmaz!... Narın sebebi; insanlar ve taşlar… Narın sebebi; “çokluk algısı oluşturan madde alemi”… TEK’likte yakan da olmaz, yanan da olmaz… Tüm yanmalarımızın sebebi; “kendimizde bir varlık ve irade görmemiz; TEK’liği bu anlayışla, bilincimizde bölmemiz”… Halbuki gerçekte olan, farklı bir şekilde meleki boyutta oluyor, bize ise farklı olarak yansıyor…

Meleki boyutta olan bitenle var oluyor, olanı maddi boyutta farklı algılıyoruz… ”Meleki boyutun ürünüyüz”, kendimizi üreten sanıyoruz; bu yanlış bakışla maddeyi var sanıyor, sürekli yanıyoruz… Halbuki varlığımızı oluşturan melekler bizim değil; “ALLAH’ın emrettiğini yapıyorlar”… Madde boyutunu var sandıran bu melekler; insancıl duygulardan arı, katı ve acımasızlar; kendisine verilen görevi kavi ve şiddetle yerine getiriyorlar… Bu “sistemde mazerete ve değişime yer yok”… O zaman biz de kendimizi insancıl duygulardan arındırmalı, değişmez ve mazeret kabul etmez bu sisteme iman etmeli, teslim olmalı, “ALLAH’ın hükmünden razı olmalıyız”…

7-) Ya eyyuhelleziyne keferu la ta`tezirulyevm* innema tüczevne ma küntüm ta`melun;

EY KAFİR OLANLAR !... BUGÜN MAZERET BEYAN ETMEYİN!... SİZ ANCAK YAPTIKLARINIZ İLE CEZALANDIRILIYORSUNUZ!”.

SAFİ YORUM:
Ey kafir olanlar... Gerçeği örtenler... Varlığında; ALLAH’ın emrettiğini yerine getiren meleklerin olduğunu bilmeyenler... Bu meleklerle var olduğunu bilmeyenler... ”Meleki boyutu, kendi bilinçlerine örtenler”... Bu meleklerin sert-katı-şiddetli olup; ALLAH’ın emrini kavi olarak acımasızca yerine getirdiğini bilmeyenler... Bu sistem mazeret kabul etmez... ALLAH’ın dileği yerine gelmektedir…TEK’liğin bu değişmez(kavi) ve acımasız (şiddetli) sistemini görmemeniz sonucu, sizden açığa çıkanların, karşılığını alıyorsunuz… ”TEK’liği değil çokluğu görüyorsunuz... KADER’i değil, kederi görüyorsunuz”...Varlıklar ve iradeleri görüyor; suçluyor, kınıyor, kızıyor, yanlış, kusurlu, çirkin, noksan görüyor, hayatla kavga ediyor, barışmıyorsunuz... ”Sistemde mazeret kabul edilmez; ne ektiyseniz onu biçiyorsunuz; düşüncelerinizle ektiklerinizi hayatınız olarak yaşıyorsunuz...”

Bu yazımızı sıradaki müjdeleyici ayet ile, dua ederek tamamlıyoruz…
Allah Muinimiz Olsun…

8-) Ya eyyuhelleziyne amenu tubu ilellahi tevbeten nesuha* ‘asa Rabbuküm en yükeffire `anküm seyyiatiküm ve yudhıleküm cennatin tecriy min tahtihel`enharu, yevme la yuhzillahunNebîyye velleziyne amenu me`ahu, nuruhüm yes`a beyne eydiyhim ve Bieymanihim yekulune Rabbena etmim lena nurena vağfir lena, inneKE `alâ külli şey`in Kadiyr;

EY İMAN EDENLER!... ALLAH’A NASUH (
ÇOK NASİHATÇI, ÇOK HALİS) BİR TEVBE İLE TEVBE EDİN!... UMULUR Kİ RABBİNİZ KÖTÜLÜKLERİNİZİ SİZDEN KEFFARETLER VE SİZİ ALTINDAN NEHİRLER AKAN CENNETLERE DAHİL EDER... O GÜN ALLAH, O NEBÎ (HATEMÜNNEBÎ) İ VE O’NUNLA BERABER İMAN ETMİŞLERİ REZİL-RÜSVAY ETMEZ
(
BİRİMSELLİK ACİZLİĞİNE DÜŞÜRMEZ)... ONLARIN NURU, ÖNLERİNDEN VE (Bİ-) SAĞ TARAFLARINDA SA’YEDER
(
KOŞAR)... DERLER Kİ: “RABBİMİZ!... BİZİM İÇİN NURUMUZU TAMAMLA VE BİZİ MAĞFİRET EYLE... MUHAKKAK Kİ SEN HERŞEYE KADİYR’SİN”.



O'nadır Dönüş

Allah Sizin Mevlanızdır

Allah Sizin Mevlanızdır 2

Kapıyı Çalan Aşk

Sevelim Sevilelim

Titreyen Kalpler
Uzaklık O'na Uzak


Harıl Harıl Koşanlar

Yakında Bileceksiniz


Allahın Nuru

Muhammed Ümmeti

Yaşayan Ölüler


İçimizdeki Dost

Okumayı Okumak


Noktadan Nükteye

Noktadan Nükteye 2

Yadsınamaz Din Gerçeği

Seven Gelsin
Besmelesiz Tevbe

Şirk Görme Mertebesi


Çocuk Saflığı 1.bölüm

Çocuk Saflığı 2.bölüm
Çocuk Saflığı 3.bölüm