Bilimsel gelişmelerle yapılan yorumlar, “Kur’an ve Hz. Rasulullah”a karşı hayranlığı arttıracaktır!...
Bu yorumları yaparken kullanılacak yöntem; eskiden yaşanmışların karşılığını bilimde aramak değil; “bilimsel gerçeklerin Kur’an ve hadislerde nasıl açıklandığını tespit etmek”le olacaktır!... İsabet; “bilimsel kavramların Kur’an ve hadislerde hangi kelimeler ile sembolize edildiğinin çözümlenmesi “ile sağlanacaktır!...
Örneğin bu surede; “eşler” ifadesini sadece “karı-koca, erkek-kadın” manasına kilitlediğimiz sürece,
bilimsel gelişmeleri kullanma şansına asla sahip olamayacağız!...
Bilimin günümüzde ulaştığı seviye ile bile, “Kur’an ve hadisleri” yorumlayabiliriz!... Elbette bilim sürekli gelişecektir; şu an dahi bilimsel gerçeklerle yorumlama yapılmaktadır, yapılmalıdır!... Her bilimsel gelişme ile yapılacak yeni yorumlar, bu işi daha güçlü ve zengin kılacaktır!...
”Hasan Güler Hocamız B-Meali” ile Kur’an-ı Kerimi orijinaline yakın meallendirerek,
“bilimsel gelişmeler ile yapılacak yorumların” önündeki kilitleri kırmakta, bizlere yeni yeni ufuklar açmaktadır!... ”ALLAH kendisinden razı olsun”!...
Hatalar bizden!... İsabet Kaynaktan!...
TAHRİM SURESİ’n ile, “evrensel bir kitapta”, “alemlerin Rabbi olan ALLAH”; sadece yaşanmış bir olayı mı duyuruyor(!?)... Kur’an-ı Kerim; eskide yaşananları anan, hatırlatan bir tarih kitabı mı(!?)... Bu ayette anlatılmak istenenler yalnızca “ailesel bir olay” mı(!?)... Yani Hz. Muhammed(as) vahiy adı altında; sadece “eşleriyle arasındaki bir durumdan” mı bahsediyor(!?)... Bu olayın çözümlenmesi bu kadar kolay mı(!?)... Kolaya kaçıp, diğer manaları tefekkür etmeyelim mi?...
Öyle ise, bu surede neden bir çok şey açıklanıyor da; “kendisine sebep olan olaya açık bir cümle ile” değinilmiyor?... Çünkü her surede, her ayette olduğu gibi; “burada da birçok gerçeğe atıf var”!... Ayetler içinde birçok gerçeği barındırdığı için, genel, yuvarlak ifadeler kullanır; yer, zaman, kişi isimlerine pek yer vermez!... Çünkü açıklananlar zamanlara, yerlere, insanlara, boyutlara vb. dönüktür!... Bunların da ismi yer yer, zaman zaman değişir!...
Bazılarının ise; “varlığı tarafımızdan bilinmediğinden, isimleri de henüz yoktur”!... Bu tarafımızdan bilinmeyenlerin, ayetlerde “özellikleri” açıklanmıştır!... İsim olarak bildiklerimiz bile, belli manaya işaret eden özeliklerdir!... Yani ALLAH tefekkür konusunda, anlamak konusunda bize zorluk çıkarmak istemiyor, aksine kolaylıklar sunuyor!... Sırlamıyor, bizim sırladıklarımızın, kapasitemizin üstündekilerin, bilmediklerimizin, bize gizli olanların, ismi koyulmamışların, gerçeğini açıklamak istiyor, ipuçları veriyor; bundan dolayı semboller, mecazlar kullanıyor!...
Açıklananı sadece 1400 küsür evvel yaşanmış bir olaya kilitlersek; diğer birçok manadan mahrum oluruz!...
Olayı “başka boyutlarda da değerlendirip”, değişik manalara erebiliriz!... Ayetlerde kullanılan kelimelere, değerlendireceğimiz boyuttaki anlamları yükleyip, yeni düşünce ufuklarına kanat açabiliriz!...
AYETLERİN MÂNÂSI
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
1-) Ya eyyühenNebîyyu lime tuharrimu ma ehallellahu leke tebteğıy merdate ezvacike, vAllahu Ğafurun Rahıym;
Ey O Nebî!... Allah’ın sana helal kıldığı şeyi, eşlerinin hoşnutluğunu talep ederek niçin haramlaştırıyorsun?... Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.
SAFİ YORUM:
<“EY O NEBİ!...” >
Seslendiği sadece Hz.Muhammed(as) olsaydı; “sen Nebi”, “Muhammed Nebi” derdi!...” Ey O Nebi” demiş!...”O” sözüyle başka, üçüncü bir şeye işaret var!... ”Ey O Nebi!...” sözü ile bizi, başka bir şeye yönlendirmek istemiş!...
Ayetin başındaki “Ey” diye çevrilen “Ya” ifadesi “O Nebinin varlıktaki derinliğine, ihatasının genişliğine” delalet eder!... ”Ey O Nebi” girişiyle bize “varlığı derin, ihatası geniş olan O Nebi” hakkında bilgi vereceğini duyuruyor!...Yani aslında; “Nebi’ye seslenme değil; Nebi denen hakkında bilgilendirme” var!...
Nebi denen, “yaratışta görevli, özümüzde çalışan, bir mekanizma” var; bu yaradılışa ait gerçek de ayet olarak bize duyuruluyor!... Hz.Muhammed(as) “özündeki ALLAH’a ait özelliklerle, ALLAH’ı görerek”, vahiy adı altında, bu içsel olayı kendine mal etmeden, bize duyuruyor!... Özündekinden inzal olan vahiyle, özünde olan bir gerçeği açıklıyor!...Yani haber özünden geliyor; haber özündekini anlatıyor; dışarıdan gelip, dışarıya dönük bir haber değil!...
O halde; “ALLAH” mı yaptı, Hz.Muhammed(as) mi yaptı; “ALLAH” mı duyurdu, Hz.Muhammed(as) mi duyurdu vb. tartışmalar abesle iştigaldir!... Eğer sen “ALLAH”ı görüyorsan “ALLAH yaptı”; Hz.Muhammed(as)’i görüyorsan “Hz.Muhammed(as) yaptı” dersin!... Ama yine de sen “Attığında sen atmadın, atan ALLAH’tı” uyarısını unutma!... Sistemi ve Hz.Muhammed(as)’i varlığı ve özellikleri ile var eden, “ismi ALLAH olanı” aklından çıkarma!...
< “EY O NEBÎ!... ALLAH’IN SANA HELAL KILDIĞI ŞEYİ, EŞLERİNİN HOŞNUTLUĞUNU TALEP EDEREK NİÇİN HARAMLAŞTIRIYORSUN?...”>
Sözüyle Hz. Muhammed(as)’in Nebilik görevine mi sesleniliyor?... ”Ölüm ötesi hayatın şartlarını ve ölüm ötesi hayata hazırlanma çalışmalarını“ öğretme görevi olan Nebilik, hiç helal olanı haramlaştırır mı?... Klasik manada anladığımız Nebilik; “helali helal, haramı haram” kabul etmez mi?... Seslenilen, sadece Nebilik görevi yapan Hz. Muhammed(as)’in “insani, kulluk yönü” olsa idi; “Muhammed ismi” ile seslenilmez miydi?...
“Ey O Nebî!... diye işaret edilen nedir?” şeklindeki sorumuza cevap ise, bir soruyla geliyor!... “ALLAH” sorularıyla bile, aslında bize cevap veriyor!... ”ALLAH” sorularıyla bile, bize yardımcı oluyor, açıklama yapıyor!... “ALLAH’ın sana helal kıldığı şeyi, eşlerinin hoşnutluğunu talep ederek niçin haramlaştırıyorsun?...” diye “O Nebi”nin ne olduğunu, işlevini açıklıyor!... Demek ki; “O Nebi” “ALLAH’ın kendisine helal kıldığı şeyi, eşlerinin hoşnutluğunu talep ederek haramlaştırıyor!...” ”O Nebi”nin işlevi, görevi bu!...
”O Nebi”nin bu işlevini anlamak için, öncelikle “bu işlevi nasıl yapıyor” diye sorduğumuz da; cevap ayetin devamında geliyor!... “ALLAH Gafur’dur, Rahıym’dir”!...”ALLAH” örtücüdür, üreten/var edendir; “ALLAH örterek üreten/var edendir”!... “ALLAH” sınırsız-sonsuz varlığını, özellikleriyle dilediği şekilde, dilediği kadarıyla örterek; sınırlı-sonlu varlıkları üretmiş/var etmiş oluyor!...Yani “örtme özelliği ile sınırsız-sonsuz-tek varlığını, sınırlı-sonlu-çokluk olarak algılatıyor”!...
Bir kerede, bir anda olmuş irsali, “tek kare resmi”; “O Nebi” sürekli ve her an oluyormuş gibi, “çok boyutlu resimler” gibi algılatıyor!.. “ALLAH’ın sana helal kıldığı şey” dediğ “tek kare resim”in irsal olması; “eşlerinin hoşnutluğu” dediği “çok boyutlu resimler”in var sanılmasıdır!... ”Tek kare resmin, çok boyutlu resimler olarak değerlendirilmesi” ise “helal kılınan şeyin haramlaştırılması” olarak değerlendiriliyor!... Bir kerede inzal olan Melaike ve Ruh’un(enerji-mana), melekler ve ruhlar(enerjiler-manalar) olarak değerlendirilmesidir!... (Kadr Suresi’ne atıf yaptık)
“Eşler” ifadesi ile kastedilen; “tek kare resmin, çok boyutlu resimler olarak” algılanması ile oluşan, “çokluktur”!... Bu şekilde “çokluk/boyutlar” oluşuyor; bu durum “eşlerin hoşnutluğu” diye ifade ediliyor!... Yani çokluk algısı ile “çokluğun var olma halini/eşlerinin hoşnutluğunu” meydana getiriyor!... Çünkü “eşler/çokluk/boyutlar, evren içre evrenler ve canlıları” bu şekilde var oluyor!... Tüm bu varolanlar “birbirlerine bağlı olduğu, alakalı olduğu, birlikte olduğu” için eşler ifadesi kullanılmış!... ”Zerre küllün aynasıdır”!...Holografik gerçeklik!...
“Tek kare resim, çok boyutlu resimler” olarak nasıl değerlendiriliyor?... “ALLAH Gafur’dur, Rahıym’dir”!... Allah örtücüdür, üretkendir; “Allah örterek üretendir”!... “Sınırlı-sonlu-çokluk” bu şekilde yaratılmış olunuyor!... Rasul işlevi ile, ALLAH bir kerede irsal etmiş, tecelli etmiş, özellikleri bir kerede açığa çıkmış!... Nebi işlevi ile ALLAH sürekli irsal ediyormuş, tecelli ediyormuş, özellikleri sürekli açığa çıkıyormuş gibi algılanıyor!... ”Rasul işlevi” ile meydana gelen “tek irsal”, “Nebi işlevi” ile “çok irsal” olarak; “tek varlık”, “çok varlıklar” olarak algılanıyor!...Yani aslında; “OL” hükmü ile bir kerede olan şey; “Allah her an yeni bir şanda/işte/oluştadır” hükmü gereği, sürekli yenileniyor olarak algılanıyor!...
“ALLAH Gafur’un Rahıym” olduğundan; “Nebi”, “ALLAH”ın kendisine helal kıldığı şeyi, eşlerinin hoşnutluğu için haramlaştırıyor!... Yani; “Allah örterek üretme özelliği ile, teki çok olarak göstererek, çokluğu var etmiş”, bu Nebi işlevi ile helali haramlaştırmış oluyor!... Böylelikle eşlerinin hoşnutluğunu talep etmiş, “yani çokluğu var kılmış oluyor”!...
2-) Kad feradAllahu leküm tahıllete eymaniküm* vAllahu mevlaküm* ve HUvel`AliymulHakiym;
”Allah size, yeminlerinizi çözmeyi gerçekten farz kılmıştır... Allah sizin Mevla’nızdır... O, Aliym’dir, Hakiym’dir.”
SAFİ YORUM:
<“ALLAH SİZE, YEMİNLERİNİZİ ÇÖZMEYİ GERÇEKTEN FARZ KILMIŞTIR...”>
Yemin bağlılık demektir; yemin eden, yemin ettiğine bağlanır!... Bizler “çok boyutlu resimler” olarak algıladığımız çokluğa bağlanmışız!... Bu algıladığımız “çok boyutlu resimler” bizim eşlerimiz hükmünde!... ”Çok boyutlu resimler”le aramızda böyle bir “yemin/bağ” var!...Çünkü “birimsel, çokluğa dönük varlığımız bu bağla/yeminle var “ oluyor, var algılanıyor!... Kendimizi bu resimlerin birinde var sanıyoruz!... Gerçeğe ulaşmak istiyorsak; bize gerekli olan; “tek kare resim”i algılamak ve tüm bağlarımızdan kurtulmaktır!...
Yani, “yeminlerimizi bozmamız/bağlarımızı çözmemiz” gerekiyor!... Kendimizi birim sandıran tüm bağlardan; “benlik/nefs, tabiat/beden, şartlanmalar/değer yargıları/duygulardan” vb. kurtulmalıyız!... ALLAH’a ermek, gerçek varlığa kavuşmak; haram denen “çokluktan kurtulup”, helal denilen “tekliğe kavuşmak” istiyorsak; “yeminlerimizi çözmek/bağlarımızdan kurtulmak”, gerçekten gereklidir/zorunludur!... Farz denen ibadetlerin gerekliliği/zorunluluğu/farziyeti de buradan gelir!...”Çokluktan kurtulup tekliğe kavuşmak” dediğimiz “yemin çözme” denen bu olay; şuurda, bilinçte yaşanacak bir olaydır!... Tersine kendisinden gerçek manada kurtulacak olunan şey varlığımız, bedenimiz ve canımız değildir!... Asıl olan; “şuurumuzda yer alan çokluk var sayımından, bilincimizle TEK görerek kurtulmak ve gereğini yaşamaktır”!... Bu hale ulaşmak için, “bedenimizin ve ruhumuzun gıdasını vermeli”, onları ayakta tutmalıyız!...
<“ALLAH SİZİN MEVLA’NIZDIR...”>
Allah bizim Veli’mizdir…Velimiz olarak bizi açığa çıkaran, bize arka çıkandır!... Biz, açığa çıkaranımız “Veli olan ALLAH” ile varız; varlığımızın devamı da bize arka çıkan “Veli olan ALLAH” iledir!... “ALLAH Veli özelliği ile, bize arka çıkmakla, özden desteklemekle, varlığı ile bizi var eder”!...”ALLAH”ın bizim Veli’miz olması; özümüzde mevcut olması ve özden gelir bir şekilde bizi var etmesi dolayısıyladır!...”ALLAH” varlığı ile bize bu şekilde arka çıkar, dost ve yardımcımız olur; yani “ALLAH bizim Veli’mizdir”!...
<”O, ALİYM’DİR, HAKİYM’DİR.”>
“O Aliym’dir; mânâların oluşturduğu tüm kompozisyonların her hâlini bilendir…” Çünkü manaların oluşturduğu tüm kompozisyonlar, ilmiyle vardır, ilminde vardır, ilmi suretleridir!... “O Hakiym’dir; her fiilinde bir hikmet ,bir sebep,bir gerekçe yatandır…” Manalarının oluşturduğu tüm kompozisyonları hikmetiyle, sistemiyle, kanunlarıyla açığa çıkarır!... ”ALLAH” tüm varlığı ilmi ve sistemi üzerine dilediği şekilde yaratır!... ”ALLAH” ilmine, sistemine değil; ilmi de, sistemi de; “ALLAH”ın varlığına, iradesine bağlıdır!... O bizleri varlığı ve iradesi doğrultusunda; ilmiyle ve hikmetiyle yaratandır!.. ”O açığa çıkarmak istediği ilmindeki tüm manaları, hikmetli bir sistemle yaratandır”!...
3-) Ve iz eserrannNebîyyu ila ba`dı ezvacihi hadiysa* felemma nebbeet Bihi ve ezharehullahu `aleyhi `arrefe ba`dahu ve a`reda `an ba`d* felemma nebbeeha Bihi kalet men enbeeke hazâ* kale nebbeeniyel`AliymulHabiyr;
”Hani O Nebî, eşlerinden ba’zına sırren bir söz söylemişti... Vaktaki (Bi-) onu haber verip, Allah da onu O’na izhar edince, onun bir kısmını ta’rif etmiş ve bir kısmından vazgeçmişti... Nihayet (Bi-) onu ona haber verince dedi ki: “Bunu sana kim haber verdi?”... Dedi ki: “Aliym, Habiyr bana haber verdi”.
SAFİ YORUM:
“Bilinmez/hiçlik/yokluk” halindeki “Nokta/Hu/Zat”; esmasını sır halinde “DATA”sında(esma mertebesi/soyut bilgi hali/ilim olarak) saklar!... ALLAH’ın esma mertebesi”nin “DATA”daki bilinmez hali “Amaiyet” olarak bilinir!... ”Esma mertebesi”nin bilinmez olarak bulunduğu “DATA”’sı ile, “sıfat mertebesi”nin(Alim, Kadir, Mürid vb.) birlikte gizlendiği yer ise, “NOKTA” adıyla bilinir!...
“Esma mertebesi”nin açığa çıktığı, bilinir hale geldiği boyut “ARŞ”; bilinmez, sır olduğu, gizlendiği boyut ise ” DATA”dır!...Kürsi ise, esma terkiplerinin bulunduğu boyuttur!... ”KÜRSİ”de açığa çıkan esma tekipleri, “SEMA”ları aşarak(inzal yollu) “ARZ” denen boyutumuzda algılanır olur!... ”DATA”(gizli, sır, bilinmeyen esma mertebesi); “stringler boyutu”nda gizli “bilgi paketleri” olarak yer alır!...
Günümüzde bilimsel çevrelerde; “DATA”(esma mertebesi); “stringler boyutu”nda “enerji-bilinç(kudret-ilim)” olarak isimlendirilir!...Evren içre evrenler ve varlıkları “stringler boyutu”nda; “enerji dalgası ve bilgi paketleri”nden ibarettir!... (DATA konusunda bu yazdıklarımız, Üstad Ahmed Hulusi’nin eserlerinden yorumlanmıştır… Kendisinden ALLAH razı olsun…)
<“HANİ O NEBÎ, EŞLERİNDEN BA’ZINA SIRREN BİR SÖZ SÖYLEMİŞTİ...”>
Bilim çevreleri “atomaltı parçacıkların çift durumu söz konusu olduğu”nu dile getiriyorlar… Bir elektron gizli kısma geçerken; bir foton çözülüp, görünür hale gelip onun yerini alabiliyor. Bu da kuantanın “bazen parçacık, bazen dalga özelliği” göstermesinin sağlıyor.Bu atomaltı parçacıklar “gözlemlenmediklerinde dalga özelliği; gözlemlendiğinde parçacık” özelliği gösteriyorlar…
Yani bizler “enerji okyanuslu orijini; gözlemlediğimizde madde olarak algılıyoruz”!... Gözlemlenmediğinde sır halinde olan, ”strigler boyutu”nda “DATA”da(esma mertebesinin gizlendiği boyut) “enerji-bilgi” olarak var olan; gözlemlendiğinde “eşler denilen parçacıkları” (diğer boyutları ve varlıkları) oluşturuyor, var kılıyor!...
<”VAKTAKİ (Bİ-) ONU HABER VERİP, ALLAH DA ONU O’NA İZHAR EDİNCE, ONUN BİR KISMINI TA’RİF ETMİŞ VE BİR KISMINDAN VAZGEÇMİŞTİ...”>
Belli bir vakitte; özünden(B gerçeği) onu haber vermiş; yani ALLAH onu ona izhar etmiş!... ALLAH kudret ve ilmini; stringler boyutunda DATA’daki sır olan, saklı olan, gizli olan, bilinmez olan esma mertebelerini enerji-bilgi olarak haber vermiş, yani izhar etmiş, yani zahir-algılanır kılmış!... DATA’daki sır olan esma mertebesini, ARŞ’ında izhar etmiş!... DATA’daki sır olan esma mertebesinin hepsini mi ARŞ’ta izhar etmiş?... Hayır!... Çünkü esma mertebesi tüm halde bulunmasından dolayı DATA’da sır oluyor, bilinmez hale geliyor!...Ne zaman ki; “onun bir kısmını ta’rif etmiş/eksiltmiş ve bir kısmından vazgeçmiş” geri kalanlar ARŞ olarak, ARŞ’ta izhar olmuş!...Tabii ki; burada anlattıklarımız hep bize göre soyut olan haller, esmalar, manalar, özellikler!...
Gözlemlenmediğinde “stringler boyutu”ndaki sır olan “enerji-bilgi”; gözlemlendiğinde “parçacık” olarak izhar oluyor/zahir oluyor!... Atomaltı yapıların (elektron-kuant vb.) dünyası bu!... Gözlemlendiğinde “enerji-bilgi”yi değil, gözlemleyenin gözlem sınırları içinde “parçacık” olarak değerlendiriliyor!... Ayette “onun bir kısmını ta’rif etme ve bir kısmından vazgeçme” denen olay “gözlemcinin gözünün ve cihazının görme sınırlarının darlığına, yetersizliğine” işaret ediyor!... Yani “sınırlı kapasite” ile gözlemlendiğinden dolayı, “enerji-bilgi”, “parçacık” olarak algılanıyor!...
<”NİHAYET (Bİ-) ONU ONA HABER VERİNCE DEDİ Kİ: “BUNU SANA KİM HABER VERDİ?”... DEDİ Kİ: “ALİYM, HABİYR BANA HABER VERDİ”>
Sonuç olarak; ”Stringler boyutu”ndaki “enerji-bilgi”; “parçacık” olarak zahir oluyor!... Ya da; “esma mertebesi”ndeki “kudret-ilim”; varlıklar olarak zahir oluyor!... Varlık madde olarak parçalanma, birleştirme şeklinde değil; “özde yer alan bir ilim(ALİYM) ve onun gözlemlenmesiyle(Habiyr) varlıklar var oluyor, varlığı biliniyor(Aliym), varlığından haberdar olunuyor(Habiyr)”!... ALLAH parçalanması ile varlığı var etmeyen; varlıkların, parçaların birleşmesiyle var olmayan, “sınırsız-sonsuz-tek-bütün AHAD’dır”!... Algılanan varlıklar “ALLAH”ın varlığı ile varlar!...
Fakat ALLAH’ın varlığı parçalanıyor, değişiyor da varlıklar var oluyor değil!... ALLAH “AN” içinde “SINIRSIZ-SONSUZ-TEK-BÜTÜN” olandır, şu an dahi böyledir!... ”ALLAH vardır; ve O’nunla birlikte bir şey yoktur”!... Var algılanan mevcudat ise; bilimsel gerçekler paralelinde yaptığımız açıklamadan anlaşılacağı gibi; “ALLAH’ın ilmiyle vardır”!... Tasavvuf ehlinin dediği gibi; gerçek manada “mevcudat varlık kokusu almamıştır”!... Bilim de aynı gerçeği vurgulamaktadır!... Madde bize GÖRE, algılarımıza, kapasitemize GÖRE vardır, var olur, var sanılır!. ALLAH Aliym’dir, Habiyr’dir, Gafur’dur, Rahiym’dir, Mevla’mızdır!...
”Aliym olan ALLAH”’ın sergilediği bir ilim var!... “Habiyr olan ALLAH”; varlıklardan bu şekilde haberdar ediyor!... “ALLAH Gafur’un Rahiym”dir!... ALLAH Gafur’dur, örtücüdür, sınırlayıcıdır!... Allah Rahiym’dir, üretendir/var edendir!... ALLAH Gafur ile Rahiym’dir; ALLAH örtme/sınırlama özelliği ile üreten/var edendir!... ALLAH örtme/sınırlama özelliği ile sınırlı kapasite ile var edip, varlıkların varlığından haberdar edendir!... ”ALLAH Habiyr”dir, “varlıklardan haberdar olan ve haberdar eden”dir!...ALLAH bizim Mevla’mızdır; varlığı ile bize arka çıkan, bizi var eden, varlığımıza dost, yardımcı olandır!...
Biz insanlar ise; bu sistem üzere “madde alemini var algılıyoruz, kendimizi et-kemik beden sanıyoruz”!... Halbuki biz, “enerji-bilinç boyutuna ait ALLAH’ın kudret ve ilmiyle var olan varlıklarız”!... Kendimizi et-kemik beden boyutundan kurtarıp; kendimizi enerji-bilinç hatta kudret-ilim boyutunda bulmalıyız!... Aksi halde yanmalarımız kaçınılmaz olacaktır!... Bu surenin diğer ayetlerinden çıkarılacak ana fikir, kapasitemize göre özetle budur!... Bu surenin diğer ayetlerinde geçen “tevbe, mağfiret, boşanma, dul, bakire, nar, nur, cennet, cehennem, kafir, münafık vb.” ifadelere “madde-enerji-mana boyutları”nı dikkate alarak manalar yükleyelim!...
Elbette “ALLAH”ın her bir sözünde nice manalar vardır!...Biz sadece kapasitemiz kadar bize açılanları, yine kapasitemiz yettiği kadarı ile açıklamaya çalıştık!... Amacımız “bilimsel gelişmelerle yorumlar yapıp, Kur’an ve Hz. Rasulullah’a karşı hayranlığı arttırmaktır”!... Dinle bilimin çelişmeyip, aynı noktada buluştuğunu göstermek; “ALLAH’ın SİSTEM ve DÜZENİ”ne dikkati çekip, gereğinin yaşanmasına vesile olmaktır!...
“Doğrusunu ALLAH bilir; ALLAH Muinimiz Olsun!..”